Marifetullah ve Muhabbetullah'ın Maneviyatımız… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Marifetullah ve Muhabbetullah'ın Maneviyatımızdaki Önemi
Marifetullah ve Muhabbetullah'ın Maneviyatımızdaki Önemi kaydında Sıddık-ı Azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen Meşşa-i Kiram'ın bütün mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Rabbi Zülcelal'imiz mevcudatı halk etmiş ve her birine bir nasip takdir etmiştir. Burada mühim olan insanın nasibi ve hazzı, insanın nasibi. Bunu iki esasla ifade ediyorlar. İnsanın iki nasibi vardır, buyuruyor.…
Sıddık-ı Azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen Meşşa-i Kiram'ın bütün mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Rabbi Zülcelal'imiz mevcudatı halk etmiş ve her birine bir nasip takdir etmiştir. Burada mühim olan insanın nasibi ve hazzı, insanın nasibi. Bunu iki esasla ifade ediyorlar. İnsanın iki nasibi vardır, buyuruyor. İki. Birincisi marifetullah, Mevla-yı Zülcelal'i tanımak. Tabii bu tanıma hususunda Zat'ı hakkında katiyen mümkün değil. Çünkü o vasfa sığmaz. Nasıldır, nicedir, denemez. Bu mümkün değil zaten. Fakat onun isimleri hakkında o isimleri öğreniriz manasında talim etmeye çalışırız ve bunu hayatımıza geçirmeye gayret ederiz o isimlerden. Bir de sıfatlarıdır, ef'al-i ilahiyyesidir. Mesela bir eser bürür insan çok hoşuna gider, Acaba bunun mimari kimdir, der. Onun gibi. İşte ancak bu şekilde bir misal verilebiliyor anlayabilmemiz için.
Yani Rabbi Zülcelal'imizi tanımak o mümkün değil ama onun yüceliğini El-Musavvir sıfatından öğreniriz. Mesela Er Rezzak sıfatından bunun gibi ve muhabbetullah'tır, diyor. Her kim ki nasibinden kesilir. Bu muhabbetullah içimizde kalmazsa marifetullah'tan kişi yoksun olursa, bunlardan ayrı düşerse helak olur. Siz de Cenabıhakk'a muhabbet ve marifet nasiplerinize nail olmaya ve kazandıktan sonra elinizden çıkarmamaya gayret ediniz. Sevilmeyecek şeyleri sevmekle muhabbet hususunda Cenabı Hakk'a şerit koşmayınız. Yani Cenabı Hakk'ın sevdiklerini sevin, buyruluyor. Allah'ımız neyi seviyorsa bu Kuran-ı Kerim'de var, hadis şeritler de var. Malum bilirsiniz, bir de sevmediklerinden uzaklaşmak. Sevdiklerini sevmek sevmediklerinden uzaklaşmak. Kimi sever? Velileri sever Cenabı Hak.
Kimi sever Mevla Zülcelal tevekkül ehli kullarını sever bunun gibi işte şirk vadilerinde helak olursunuz ayeti celilede essair billah Ayet-i celile-i cemileden gördüğümüz, sevgimizde ne ölçüde olacağımız ifade ediliyor. İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allahü Zülcelal'den gayrı dostlar edinirler ve onları Allah'ın sevileceği şekilde severler. Rabbi Zülcelal'imiz hususunda sevgide bir sınır yoktur ama kişi Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'i sever ama ona ilahlık vermemek şartıyla. Ashab-ı Güzin sevilir, veliler sevilir, ulema-i Kiram övülür ama bunun yanında bir peygamber ifadesi kullanılmaz. Her şey ölçüler dahilinde. Bu kimseler hakikaten iman ve muhabbet etmiş kimseler değillerdir. Müminler ise onların en şiddetli muhabbet ettikleri ancak Allah-u Zülcelal'dir. Burada Ayet-i Celile'de endada diye geçiyor. Bu endat kelimesi Cenab-ı Hak'tan başka dostlardır.
Sonra Cenab-ı Allah iman ile birlikte sevgi hazzından ayrılmayanları da vasfediyor. İmanla birlikte muhabbetullaha erenleri, marifete nail olanları vasfen şöyle buyruluyor, es-Samre. Müminler ise en çok Allah'ı severler. Yani sevgi konusunda Allah'tan başka birtakım ilahlar edinenler iman ettiklerini zannetseler de gerçekten mümin değildirler. Binaenaleyh bu konuyu iyi anla ve öteden beri gelen taklidi imanla aldanma buyuruyor. Çünkü tahkiki iman yerini bulabilen imandır. Orada müminler için her türlü ezadan temizlenmiş zevceler vardır. Hayız, nifas, küçük ve büyük abdest ve burun ifrazatı gibi, boğaz ifrazatı gibi insana ve karşısındakine sıkıntı veren şeylerin cümlesinden kötü huyların kafesinden kocalarından gayrelerine meyil etme gibi istikametsiz vasıflarından temizlenmiş pak zevceler vardır. Ayet-ü Cellenin devamı bu Baguara suresinde müminler orada ebediyen kalıcıdırlar buyuruyor.
Marifetullah ve Muhabbetullah'ın Maneviyatımızdaki Önemi ne anlatıyor?
Marifetullah ve Muhabbetullah'ın Maneviyatımızdaki Önemi kaydında Sıddık-ı Azam'dan üstadımıza kadar gelip geçen Meşşa-i Kiram'ın bütün mümin ve müminatın ervahına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Rabbi Zülcelal'imiz mevcudatı halk etmiş ve her birine bir nasip takdir etmiştir. Burada mühim olan insanın nasibi ve hazzı, insanın nasibi. Bunu iki esasla ifade ediyorlar. İnsanın iki nasibi vardır, buyuruyor.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Müminler orada ebediyen kalıcıdırlar. Daima berhayat olarak ölmeksin ve oradan çıkarılmak ihtimali olmaksızın kalacaklardır. Ehli dünyanın nasıl dünyada durdukça ihtiyarlığı, yorgunluğu ve bitkinliği artıyorsa ehli cennetin de cennette durdukça güzelliği artar. Zindeliği artar, neşesi artar, gençlikleri tükenmez ve elbiseleri de eskimez. Arifler bu Ayet-i Celile'nin tefsirinde şöyle demişlerdir. İman edip de salih ameller işleyenlere yalnız tekrarlamakta fayda var. Salih amel Kuran-ı Azimüşşan'a uygun amel demek. En güzel tarifi bu. Biz Kitabı Kerim'in de Rabbi Zülcelal'imizi ne görürüz? Es'amne ve la yüşrik bir aybadeti rabbihi ehadda. Burada şirkin iki şekli ifade edilir. Birisi şirki şeli, açık. Putlara tapmak gibi. Bunun yanında bir de hafi olanı riyadır. Bunlardan uzak bir amel iman edip de salih ameller işleyenlere altlarından ırmaklar akan cennetlerin onlar için olduğunu müjdele.
Yani hakiki iman tohumlarından ve kalbi, ruhi, sırrı amellerinden amelleri nasıl ifade etti? Sadece beden olarak demedi. Amelleri haber verirken kalbi, kalbin de nasıl ki şu içtiğimiz suda su olduğunu biliyor ve hazzını duyuyoruz. Yani yapılan taatlerden de bir haz ve nasip alabilmek, mühim olan bu, hakiki iman tohumlarından kalbi, daha öte ruhi, sırrı amellerinden, Bunları nasıl yaşayacağız derseniz soruluyor, daha ziyade geliyor sorular. Bunu ancak Mevlana'mızın bir sözü var. Ona aşkı sormuşlar, Efendim, aşk nedir deyince benim gibi olursanız anlarsınız, buyurmuş. Bu hali elde edeceğiz ki o zaman anlayabilelim. Onun onun yolu da gösterilmiştir, gösterilmemiş değil. Gösterilmiştir. Bir salikin almış olduğu evrad ve ezkarda varu. Yani ipin ucundan tutturuyorlar, yolu da gösteriyorlar. Allah'ımız, Kitabı Kerim'inde buyuruyor. İki yola kılavuzlamadık mı buyuruyor.
Biri hak biri batıl, gösteriyor Cenabı Hak. İnşallah bu hak yolda takva üzere devam edersek elde ederiz. Öyle bakıyoruz. Aslında insanın göstergesi namazdır. Namazda belki hatırımızdan çıkabilir. Bir kere okuduklarımızı kulağımız duyacak en mühim taattir. Bir kimsenin kemali namazdadır. Namazdaki huzurundan belli olur. Görünmüyor tabii. Hallerimiz belli. Bu hakiki iman tohumlarından kalbi, ruhi, sırrı amellerinden salih fiillerinden dolayı bu dünyada da bir cennete kavuşurlar. Buyuruyor ki Hacasın Efendi Hazretleri bir de şu yanlış anlaşılmasın. Bunu ancak Hacasan Efendi yaşar, emsali yaşar. Allah'ımız Kitabı Kerim'inde ya eyyuhellezine amenu derken umum ifade ediyor. Sadece belli bir grubu ifade etmiyor. Bak kıldığı bir namaz Sami Efendi Hazretleri'nin kıldırdığı bir namaz ömrüme yeter diyor. Neden böyle söylüyor? Mesela bir sofrada bulunmuşlar.
O sofrada gönüller zikre geçmeden başlanmamış. Bu hepimiz için mukadder, olması gerekir. Biz bu hali yaşayacağız ki kalbi ameli bilelim, ruhi, sırrı amelleri bilelim. Salih fiillerden dolayı bu dünyada da bir cennete kavuşurlar. Tarif edilmez o. Cennetlerin üstünde bir cennet o. Bunu biz yaşayabilir miyiz? İstiğfarımızı okurken yaşarız. Eğer nedametle gözümüzden yaş akarsa bu cennet demek ve diğerlerini buna kıyas ederiz. Tevhid, tecrit, tefrit bu terimler çok önemli. Çok mühim terimler bu tevhit de tecrit de tefrit de olabilirsem göstereyim ama çok müstesna tarifler bunlar. O tefridi, tevhidi çok müstesna. Ondan sonra tecrit, sadece günümüzde Cenab-ı Hakk'ın kalması, onun dışındaki hallerden kurtulabilme müstesna burada tevhid ikrar manasınadır. La ilahe illallah Muhammedur resulullah tecrit ne demektir? Bak burada okuduk geçti.
Ama öyle bir yere temas ediyor ki şimdi bunu müellif hazretleri yazarken zaten okuyanlar buna aşina diye yazıyor. Aşina nedir? Bunu biliyor diye. Yani bunlara garip kalmayacağız. Bunları öğreneceğiz. Bunlar bizim asıl hayatımız. Bize gerçek hayatı yaşamamıza vesile olan terimler geçti. Tevhid ikrar. Tecrit, ihlas demektir. Tefrit her halinde ona bağlanmaktır. Bunu Bayezid İslami Hazretleri ifade ediyor. Ben diyor otuz yıl ibadet ettim. İbadetimde bir haz duymadım diyor. Ama diyor tam bir gönülden kalbimde Rabbi Zülcelal'imizin dışında hiçbir şey kalmayınca diyor, muradıma irdim diyor. Onun için önemli bir tabir kullandı. Sonra Tevhidin iki basamağı, Hakk'a yapılacağı vehmedilen her çeşit şirki bırakmaktır. Ne demek istiyor burada? Bayezid İslami hazretleri akşam bir süt içmiş. Sabah da karınlarında bir ağrı meydana gelmiş. Bu süt benim karnımı ağrıttı, demiş.
Mevla-yı Zülcelal, buyuruyor. O süt ağrıtmaz. Cenabı Hak'ta göreceksin her şeyi. O vesile olmuştur. Mesela şirk anlatılırken şirk bazı sıfatlardan olur. Mesela doktora gitmiş, cehalet kurtarıyor. İşte burada cehalet kurtarıyor. Bir ilaç aldım, şifa buldum, diyor. İlaç bana şifa oldu. Mesela kıymetli bir insandan evrad almış, ezker almış. Bu diyor beni hidayet etti. Hidayete vesile oldu denir. Hidayet Allah'a ait. Eğer okursak Kasas suresinde geçer habibim, biz hidayet etmedikçe sen hidayet edemezsin, buyruluyor. İtikad önemli. Önemli binaen söylüyorum. Tefriidin ilk basamağı, tecridin ilk basamağı bilcümle sebeplerden kesilmektir. Nifak sıfatı olur. İşte şu sebep oldu. Şundan dolayı oldu. Bu münafıklık sıfat Allah korusun. Bundan çok çekinirler. Efendim bunları biz ne kadar anlatsak orada kalmaması için talimimiz olacak. Biz de bizzat kendimiz böyle bir programımız olur.
Deriz ki bir yerde bulundum, bir hocanın yanında sözü yarım bıraktığım yanlayalım diye söylüyorum baştan nefsimiz. Sizi tenzih ediyorum yerine göre. Bak hepimizin hali bu. Ne kadar size laf dokundurmuyorum, kendime ne desem dahi halimiz ortada. Şöyle bir programı yazmış oraya. Şu saat Kuran-ı Kerim, şu saat tefsir, Şu saat işte fıkha dair konular. Bu kimsenin işi yok mu? Elbette işi de var gücü de var ama hayatını öyle tanzim etmiş ki aslında vaktimiz var. Bak geceler uzun geçiremiyoruz diyoruz. Kalkıp da şöyle bir dolaştığınızda neredeyse saat birden evvel yakılmıyor gibi bir durum var. Yani o zamana kadar ne talim etmeyiz ki biz neler öğreniriz? Eskiden kitap bulunmazdı. Kitap bulunmaz birbirlerinden almaya çalışırlardı. Şimdi kitaplar her taraf kitap buldu. Tevhidin iki basamağı Hakk'a yapılacağı vehmedilen her çeşit şirki bırakmaktır.
Tecidin ilk basamağı bilcümle sebeplerden kesilmektir. Tefridin ilk basamağı yersiz şekilsiz nispetsiz olarak Allah'a bağlanmaktır. Ona mal olmaktır. Bak nasıl bir ifadede bulundu? Ona mal olmak ne demek ona mal olmak? Essavna inna lillah ve inna aleyhi raciun. Ne diyoruz biz buna? Bir kere bu mübarek yol, hacegan ilim ehillerinin yolu Üstadımız kitaplığı gösterir. Bunun tozlarını silkeleyelim diye hocaları davet eder, anlatırdı. Öğrenmemizde çok büyük fayda var. Bunları bileceğiz biz. Allah'tan geldik, Allah'a gireceğiz. Yanlış. Bu mana yanlış. Ashable inna lillah. Biz Allah'a aidiz burada. Şeytana ait değiliz. Nefse ait değiliz. Şehevi, hayvani duygulara ait değiliz. Gözümüz başkasının namusuna bakmakla alakalı değildir. İbretle bakmaya, kulağımız hikmetli sözler dinlemeye, bunun gibi. Biz Allah'a aidiz. Dünyaya ait değiliz.
Dünya geçinebileceğimiz kadar rızkımızı helalinden temin etmek. Dünyaları bizim olmasın mı? Olsun. Kendimiz bize yetecek kadar diğerini de Allah yolunda infak etmektir. Al işte görüyoruz. Yanımızda Gazze. Açlıktan ölmeye başladılar. Bu hal en ağır olanıdır. Buna ermek için şunlar lazımdır. Gizlide açıkta Allah'tan korkmak, Celle Celalü, her çeşit kulluk vazifelerini yerine getirmek, her bakımdan ilahi emirler önünde boyun eğmek, iflas sahibi olmak, bu iflasın işte ve niyette olması şarttır. Herhalde ve her işte daima Allah'a Celle Celalühu yakın olduğunu Allah'ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu murakabe etmektir. Daha murakabe-i Ahadiyette Ahadiyet sırrını anlamadıkça geçilmez. Samediyet sırrı, yanıyorum, nurlar akıyor, bunlarla olmaz. Yaşantımız bunun en güzel örneğidir. O ehadiyet sırrı Fahreddin I Razi Hazretleri'ne baktığımız zaman görürüz.
Birinci hali mukarrebin halidir. Cenabı Hak'ın dışında gönlünde bir şey kalmaz. Bak üstadımızın evlatlarından Hacı Mehmet herhalde Kalkan'dı onun soy ismi. Borazan Efendi derlerdi. Soy ismini hatırlar mısınız? Hatırlamamız lazım. Üstteazımızın eski evlatlarından bilmemek suç bizim için. Allah'ın dostlarından biri. Nefsin üzerine silah atılmaz, diyordu. Böyle yüksek hallerde olduğumuzu söyleriz ama şöyle bir nefse dokunulduğu zaman her şey değişiyor. İşte diyoruz ya, ya eli öpülen insanlardı bunlar. Mezaligil akdam var. Ayakların kayma yeri var. İşte bunu bakıyoruz. Hacı Hasan Efendi geçmiş. Nasıl geçmiş? Ben hasetlik nedir bilmem diyor. Sonra öyle bir geçmiş ki o geçitleri kendisine görev verilmiş. Üç beş tane isimle tekrar Sami Efendi Hazretlerine varmış. Bunları görevlendirin, biz hizmet edelim diye. Böyle bir edebe gelişmemiz gerekir.
Herhalde ve her işte daima Allah'a yakın olduğunu, Allah'ın kendisine şah damarından daha yakın olduğunu murakabe etmek. Çok güzel burada bir kıta gördüm. Bunca yıldır bir hiçliğe gittim sana geliyorum. Böyle bir tövbe edeceğiz. Diyeceğiz ki bir şey yapamamışız. Ümitsizliğe de düşmeden çünkü olayı olmaz. Korku ile ümit arasında olacağız. Fakat bunu diyeceğiz. Bunca yıldır bir hiçliğe Gittim sana geliyorum. Yeter artık döne döne bıktım sana geliyor. Bunu altmışından sonra demeyeceğiz. On altısından sonra da diyeceğiz. Yani öyle fikirler yerleştirilmiş ki oğlum şimdiden başlarsan bitiremezsin de. Bize İpek Hocamız, o naklettiği için rahat söyleyebiliyorum Rahmetullahi Muhammed masum Hazretleri'nin, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a on iki yaşında kutbiyete erdiğini söylüyordu. Bize üstadımız çok söyledi.
Aman dikkat edin, aman çalışın, böyle bir tanesi gencim ifadesini kullanınca Es'ad-i Erbili Hazretleri buyurdu, yirmi üç yaşında intisab etti. Üsdüazı tahıl hariri onu hilafete, hem de baş halife, ser halife onu seçti. Beş sene sonra da diyor, hazıratımın makamına kaim oldum. Şöyle bir düşünelim. Evrad ezker aldığımız zamanı bir de hangi haldeyiz bunları okuyarak düşünürsek herhalde faydamız olur. Herhalde değil, faydamız olur. Üstadımızın bir yıl dönüm programında böyle parlamenterlerdendir herhalde. Birisi bir söz söyledi ama çok güzel söyledi. Dedi ki Hacı Hasan Efendi dedi, sizin kafanızı yarıp içine ilim koyan bir insan değil dedi. Kalbinizi yarıp içine feyiz dolduran da değil. İlmin yolunu, feyzin yolunu, aşkın yolunu Cenabıhakk'a başta istikametin, ondan sonra basiretin, hikmetin ve vuslatın yolunu gösteren bir kimse demek istedi.
Size dedi bak kitaplarınızın tozlarını silkeleyin demesin. Bu hayatınızı şöyle bir programlayın. Buyuruluyor ki hadis-i şeriflerde, geceler uzundur, müminler bundan istifade eder. Gece namaz kılar, gündüz de oruç tutar. Bak ne kadar güzel öğrenirsek bunlar hadisi şerifler, bir de insan seviniyor. Aleyhissalatü vesselam efendimizin o mübarek sözleri ne kadar taze, ne kadar taze insan ona feda olmaz mı? Sahabe-i güzinin dediğini takliden de olsa diyoruz, fedakar, ebî ve ümmi ve nefsi ya Resulallah ne bir peygamber böyle bir şanlı peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Buraya çok söylüyorum aynı sözü. Biraz daha iyi anlayalım diye ifade ediyorum. Doksanın üzerinde bir zat geldi ama aklı bildiğiniz gibi değil. On altı yaşındakinden aklı daha elhamdülillah güçlü. Burada konuşuyorduk. O da böyle duvara yastı vaziyette yaşlı zaten. Meğer dinlermiş.
İşte şu şu peygamberler aleyhissalatu vesselam efendimize ümmet olmak istedi deyince demek ki o iman tellerine dokundu onun. Peygamberimize muhabbet tellerine sallallahu teala aleyhi ve sellem dokundu. Dedi ki, efendim bir dakika dedi, bütün peygamberler ona ümmet olmaya aşıktı, dedi. Allah lütfetmiş, Kadirini bildirsin ama bunun da bir vebali var. Mevla, kulunun gelmesini istiyor, nefs. Gelmesini istiyor zatına bir hadis-i şerif almışız. Anin Nebi sallallahu aleyhi ve sellem. Bu nur verir insana. İster anlamını bilelim, ister bilmeyelim. Bu peygamberimizin sözü ya sallallahu aleyhi ve sellem. O insana huzur verir. Bir tefsirle meşgul olan hocamız şunu anlattı bize. Benim dedi, çok zeki öğrencilerim var. Böyle üniversiteden neden çok zeki seçilmiş. Bir öğrencim daha var, onlardan daha iyi anlıyor dedi. O da dedi yaşlı, belki Elif'i göstersen bilmez. B'yi göstersen bilmez.
Fakat dedi gönlüme öyle geliyor. O öğrencilerden daha iyi kalbi anlıyor dedi. Oturuyor orada ama gönlü anlıyor dedi. Buraya kıymetli bir zat geldi. Öğrencileri de var. Talebeleri var. Kendisine muhabbet edenler var. Dedi ki onlar güzel ibadet ve taatlerini yapsınlar. Topluca zikirlerin neyse yapsınlar. Sizinle dedi bir oturalım dedi. Oturduk. Ben dedi, defterecek pek kimse bulamıyorum. Dertleşelim dedi. Tabii dedik saygıyla bunun yanında bir zat daha. O da şunu anlattın. Ben dedi ayet bilmem. Hadis bilmem. Anlamlarında bilmem dedi. Ama ne kadar bir samimi ise, ne kadar ihlaslı ise bu anlattığımız tevhit, tefrit ve tecrit esasını yaşıyorsa şöyle söyledi. Ben dedi namaza duruyorum. Bir gün dedi Fatiha'yı okuyorum. Fatiha'nın anlamlarını Cenabı hak gönlüme olduğu gibi indirdi, dedi. Sonra esrarını da indirdi, dedi. Biz bunu biraz perçinlesek iyi olacak. Es'amri, senu giriu kefele tensa.
Allah seni okutacak, sen de unutmayacaksın. Demek ki Rabbimizin talim ettiği kimseler de var, şüphesiz. Yunus Emre nereden aldın sen bu ilmi dediler, bir mürşid-i kamile varmayınca olmaz diye ne güzel söylüyor. Bak, ipek hocamızdan söyledik, ipek hocamızın. Hocamız çok zeki. Yalnız ilim hususunda biraz yaşlandıktan sonra başlamış. Fatih zeki olduğu için hocaları da okurken sorular sorarmış, hocam bu neden böyle? Şu konu neden bu tarzda? Hocalar hiç işin içinden çıkamamış. Okutmamışlar. Birine varmış. Çok soru sorduğu için altından kalkamıyorlar. Zeki çünkü. Bir diğerine sonra son çare Hacı Hasan Efendi demiş. Kaddesallahu sırra geldim diyor. Efendim beni kimse okutmuyor. Hasan Hoca seni de Allah okutsun buyurmuş. Celle Celalü Fahreddin-i Razi Hazretleri'nin tefsirinden başlamış. Öyle ki görürsünüz, böyle bir müpteda, onun haberi bayağı bir cümlelerden sonra gelir.
Onunla başlamış ve çözmediğim eşar yok, derdi. Böyle Arapça ibareler çözülebilir belki de. Şiirler biraz zordur. Onları bile bu Allah tarafından ihlasına göre lütfedilmiş, ihsan edilmiştir. Hiç şüphesiz. Biz burada demek ki hakiki iman tohumlarından kalbi, ruhi, sırrı amellere erişebilirsek sonra salih fiillerinden dolayı bu dünyada da bu cennete kavuşurlar. Nereye kavuşuyor? İlim cennetine kavuşuyor. İlim halkası nedir? Cennet bahçesidir. Bak okuyoruz. Biz büyüklerimizden duyduğumuz Hacı Hasan Efendi, KaddeSallallahu sırra bize ilim halkasını anlattı. Hazin tefsirini okuyorlar. Müderris bir zattan hazin tefsiri. Bazen diyordu o tefsirleri okurken hüngür hüngür hep birden ağlıyorduk öğrenciler diye. Cennet bahçesi ora.
Tevhid, tecrit, tefrit, zühd, takva, sıdk, ihlas, hidayet, kanaat, dikvet, mürüvvet, fütahede murakabe, şevk, zevk, rağbet, reh, haşyet, reca, safa, vefa, talep, irade, muhabbet, haya, kerem, sehavet, şecaat, ilim, marifet, izzet, rifat, kudret, hilm, af, rahmet gibi amelleri yüksek himmet ve diğer yüce makamat ve ahlaka nailiye sebebiyle atlarından tevhid, ref'et ve muhabbet ve fazilet nehirlerinden aktığı cennetlere, bahçelere nail olurlar. Bunların her birinin meyvesini tattıkları müddetçe müşahede mükaşefe muayenelere nail olurlar. Erbab-ı müşahede mücahedelerinin semeresi olarak bir suret içinde pek çok haller ve manalar müşahede ederler. Bak hiç duymadık gibi oldu. Bu eseri hazırlayalı elli yılı geçti Sami Efendi Hazretlerinin eserinden bu. Hakikatte ermemiş olanlar şimdi gördükleri bir şeyi eskiden gördüklerinin aynısı zannederler.
Burada yirmi beşinci ayet celleye, Magara suresinde, bu da başından bir kısmını okuyun. Yalnız bu mürşid-i kamiller sadat-ı kiram hazeratından didik bıraktı. O şuydu. Bana diyor işte burada anlattı. Kalbin, ruhun, sırrın bu nimetlere mazhariyetle elde edilen ilim, irfan, marifet, hakikat. Bana diyor, o huruf-u mukattaa onun diyor bir sırrı göründü, altında deryalar yatıyor, haber veremem diyor. Tabi bunları zahiri ilmi elde etmedikçe olmaz. Cenabı hak ilim vermediğine velayet de vermez. Bak bunu bizim kitaplarımızda söylüyor. Yani tavsiye ediyor üstazarımız. Aman itikadınız düzgün olsun. Tarzı vacibi sünneti müstahabı öğrenin, gereğiyle amel edin. Bazen de öyle kullar olur ki okumadığı halde okutulur o müstesna. Eshabuve Habibim iman eden ve her türlü temiz ameller işleyen kimselere müjdele ki altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır diyor, devam ediyor.
Cenabı hak celle ve ala cenneti içindeki güzellikleri ve nimetleri ile zikretmiştir. Cennetteki nehirler ham, içki vasfını ve tesirini Allah'ın bildiği bir içecek izah etmemize gerek kalmadı. Vasfını ve teksirini Allah'ın bildirdiği bir içecek. Süt, bal ve sudur. Su nehrinden içtikleri vakit berhayat olurlar ve ölmezler artık. Süt nehrinden, süt nehrinden içtikleri vakit berhayat bulurlar, ölmezler. Süt nehrinden o su nehrinden. Bu süt nehrinden içtikleri zaman vücutları ölçülü bir şekilde beslenirler. Ondan sonra herhangi bir noksanlaşmaya maruz kalmazlar. Bal nehrinden içtikleri zaman bir şifa ve sıhhat bulurlar. Artık ondan sonra hasta olmazlar. Hamr nehrinden içtikleri zaman ifade etmekten haya ediyorum, anlarsınız. Tarabu ferah, yani tarifi mümkün olmayan büyük bir hazza neşeye nail olurlar.
Hakikate erimemiş olanlar şimdi gördükleri bir şeyi eskiden gördüklerinin aynısını zannederler. Hakikate ermiş bulunanlar ise her an başka bir tecelliye nail olurlar. Bu da onların kalp safhalarının meyvesidir. Çünkü Allah'ın ve resulünün yoluna süluk ederek ahirette nail olacakları cennetin benzerine burada nail olmuşlardır. Cennet de kendilerine bir nimet takdim edildiği zaman ya Rabbi bu bizim bundan evvel de meczup kalındığımız tattığımız şehidi derler. Orada onlar için temizlenmiş zevceler vardır. Yani kurbiyet, Cenabıhakk'a yakınlık, cennetlerinde ebkarı-ı gaybdan zevceler, bunlar erbab-ı müşahedeye aittirler. O zevcelerin ne sahiplerinden başkasına gözleri değmiş ne de başkalarının onlara gözleri değmiştir. Onlar bu saadet içinde orada ebediyen kalıcıdırlar. Bunları hakkıyla anlamak erbabı müşahedeye ve ashabı mükaşefeye mahsustur. Yani anlaşılmadığını hissediyorum biiznne.
Bu gönül gözleri açılmış, bu dış azaları değil, iç azaları artık harekete geçen kimselerdir. Nitekim Nebiye Ekrem ve Resulü muhterem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz öyle ilim vardır ki gizlenmiş inci gibidir. Onu ancak Allah'ı bilen alimler bilirler. Onu söyledikleri zaman Allah'a karşı mağrur ve muber olanlardan başka inkar etmez, buyrulmuştur. İlmek lazımdır ki şehadet aleminde müşahede edilen her suretin hakikati ve manası gayb alemindedir. Bu sebeple Efendimiz Aleyhisselam Allah'ım bize eşyayı hakikatiyle göster diye dua buyurmuşlardır. Dünyada suretlerini gördüğümüz eşya ahirette hem suret hem hakikatiyle görünecektir. Ayet-i cellenin başında ya eyyuhellezine amenu derken bu hitab üzerinde duruyorlar. Şöyle buyuruyorlar. Ey müminler derken buradaki nida gafilleri uyarmak, gaipleri huzura getirmek, sakinlere hareket ettirmek, cahillere marifet vermek içindir.
Masiva ile yani Cenabı hakk'ın dışındakilerle meşgul olanları meşguliyetlerinden fari kılıp Hakk'a döndürmek, Allah'a kulluktan yüz çevirenlere istikamet vermek, aşıklara heyecan, sadıkların şevkine şevk katmak içindir. Burada bazı arifani ilahi şöyle bir izahta bulunuyor. İnsan düşünmelidir ki Cenabı Hak ona ibadeti esnasında eğer kulun ibadeti külfet olmaktan çıkıp böyle zorlanmıyor ibadette ne evradında ne ezkarında ne taatinde böyle zevk haline gelmişse her ibadetinde şuna benzer şeyler söylemektedir. Ey bunca merhalelerden sonra! Bana kulluğa ünsiyet etmiş kulum. Doğmadan evvel benimle olan ünsiyetini unutma. Ey çok çok unutan kulum. Hatırla ki sen hiç anılacak dile gelecek bir şey değilken, ben seni halk ettim. Evvela topraktan, sonra nutfe, sonra kan, sonra kan pıhtısı, sonra bir çiğnem et olarak halk ettim, sonra damarlar deriler sinirler nice hastalar verdim.
Evvela ceninidin, sonra tıfıl, sonra sabi, sonra genç, sonra olgun, sonra ihtiyar oldun. Bütün bu ömür boyu her nefes benim nimetimle yaşadığın halde benden gayrilerin hizmetine koşmaktasın. Nefis ve hevana kulluk ediyorsun ve dünya karşılığında dini satıyorsun. Seni böylece yarattığımı, ilim verdiğimi, kuvvet verdiğimi ve mükerrem kıldığımı unutma. Buradaki hitap hem ruha hem de bedenedir. Bunun üzerine Muaz bin Cebel radıyallahu anh diyor ki ya Resulallah dedim, peki ben nasıl kurtulacağım ve ihlasa ereceğim? Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki bana iktida et. Resul-i Ekrem Efendimiz bana uy. Sözlerime de uy. Fiillerime de uy. Her türlü hareketime uy. Yakine erimeye çalış. İmanda onun tadını hissetardım. Hayatin her anını iman işgal etsin de ticarette yanlışa gitme. Her hususta amelinde kusur olsa bile lisanına sahip ol. Yani gıybetten vesair hallerden sakın.
Amele-i Kuran'dan olan kardeşlerini gıybet etme. Kendini onlardan üstün görme. Ahiret amelinin içine dünya ameli katma. İnsanların arasını açıp darmadağın etme. Kıyamet gününde ateşin köpekleri de seni darmadağın ederler. Amelinle insanlara gösterişte bulunma. Riyadan sakın. Sonra burada şu hakikati de vurguladıktan sonra geçelim Rabbimizin izniyle. Eshamra. Cenabı hak semadan yağmur yağdırıyor ayeti celilesinin tefsiri hakkında Cenabı hak semadan mümin kulunun kalp toprağına Kuran indirmiş ve kulun bundan istifadesi neticesi şu meyveleri vermiştir. Hidayet, takva, nur, rahmet, şifa, bereket, yum, saadet, kurbiyet, hak, yakin, necat, rifat, salah, felah, hikmet, ilim, ilim, adap, ahlak, kafirlere karşı izzet, ehli dünyaya karşı gına, Kuran-ı Hakim'e tam teslim olma nimetleri indirmiştir. Cenabı hak Kuran suyuyla kullarının kalpleri arazisinden bu gibi mübarek meyveleri çıkartır.
Kuran-ı Azimüşşan okumuyor değiliz, okuyoruz ama bu nimetlere irerek okuyabilmek. Bak ne bereketleri var Kuran-ı Azimüşşan'ın. Cenabı hak Kuran suyuyla kullarının kalpleri arazisinden bu gibi mübarek meyveleri çıkartır. Bunlardan nasıl insanların nasibi varsa hayvanların bile istifadesi vardır, buyrulmuştur. Sonra şu gördüğünüz semavat ve arz ile onlardakiler size namütenahi nimetler olarak halk olunmuş ve size müsahhar kılınmıştır. Bunu Allah'tan başkası yapamaz. Bunu bilip durduğunuz halde başkalarına kulluk ederek Allah'a şerikler tutmayın. Muakkis kakki semavat, arz, güneş, ay ve nam, mütenahi yıldızlar sizin maddi manevi rızıklarınıza esbab olarak bir nizam içinde halk olmak öyle bir ifade kullandı ki bu diyor sizin şeri emirlere dikkatiniz için, takvaya ulaşmanız için, bu sizin marifete ermeniz için, hakikati bulmanız için çok düzenli bir şekilde verilmiş.
Bak güneş, nasıl bir itaat ediyor Rabbimizin emrine doğuşu, ondan sonra ibadet ve taatin vaktini de göstermiş oluyor bu vesileyle. Her tarafı aydınlatıyor. Ay öyle, yıldızları öyle, hep bizim kulluk vazifemizi yerine getirmemiz için gerçek Rezzak benim, siz güneş ve yıldızları tanrılar edinerek onlara tapmak suretiyle yoldan çıkmayın. Yine muhakkak ki Cenab-ı Hak mevcudatı halk etmiş, her birine de müstesna nimetler lutt etmiştir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.