E anladınız, üstadımızda Kayseri'ye gelince, Hacı Hüseyin Efendi Hoca bu aksakallı müftü diye, Hacı Hüseyin aksaklıkla misafir ol diyor ya misafir oluyor. Son dur efendim. Akşam Kayseri çok soğuk. Evleri de kötüydü o zaman. Variferi yokmuş, kömür de yok. Dağlarının çubuğünü yakarlardı. Her şeyi duyuyor diyorum da yani şey kalmasın. Efendimize bir soba yakacak ya sabahla erkenden varmış ki üst ağzımız, o Kayserinin şiddetli savununda kustletmiş, o gömleğini giymiş, ayağını giymiş, şey, Milton filan giyerken aman efendim bu ne böyle? Ne diyor haber bilmediğimiz? Daha deli andı efendimiz. Yani evlenmeye gidiyor. Ben su ısıtsaydım, Kayseri çok şiddetli soğuk, ne deyip öyle ettiniz? Hayır ben soğuk suya vücudumu alıştırdım. Her sabah dersimi kusluyla yaparım. Bir büyüğün büyüklük yeri var durmuş orada. Bir büyük büyük mü, onun senden fazla bir halk edilen yerleri var.
Bayezid I Bistami kudtisesse sirrahul Aziz, her gün diyor dersimde, usli der, edep risalesinde de var. Ağzını gül suyuyla yıkar da ondan sonra Mevlam'ı zikrederdim. Şu ağızla Allah zikredilmez derdim. Kokan ağızla, yani o da edeplerinden. Neyse sobayı yaktım diyor, dışarıya çıktım kapıyı bir vuran var. Daha sabaha bir iki saat, üç saat var. Bir ölen olmuş ölse diye vardır, ya kızım bir şey mi var bir kadın sesi. Hoca efendi, hoca efendi buyur yavrum, kimsin filan kadınıyım. Hoca efendi evimizde kim misafir? Hiç gözüm uyku tutmadı beni. Penceremiz evimize karşı geldi, odanın üstünden arşı ağızlama kadar bir dilek dikildi, böyle bir şey akıyor evimize. Üstadımız bu daha elli sene iptal. Şimdi ben nasıl tarif edeyim kalkayım da, duydum Hacı Seni Feneler. Allah ümmetinden ayırma ya.