Maneviyatın Derinliği ve Ruhaniyetin Gücü kaydında Ve bütün geçmişlerinizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan tüm kardeşlerimizin ervahına bir Fatiha üç tanesi. Huzurlarınıza geldiğinde ki hatıra gönlüme düştü. Birisi bir restoranda ama meşru olan bir yerde otururken bir kardeşimiz, bir kardeşimiz dedi ki Sami Efendi Hazretleri ile katli…
Ve bütün geçmişlerinizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan tüm kardeşlerimizin ervahına bir Fatiha üç tanesi. Huzurlarınıza geldiğinde ki hatıra gönlüme düştü. Birisi bir restoranda ama meşru olan bir yerde otururken bir kardeşimiz, bir kardeşimiz dedi ki Sami Efendi Hazretleri ile katli sallallahu aleyhi ve sellem Hasan Efendi'nin Rahmetullahi ahir münasebetini anlatır mısınız? Biz de ondan anlatabilmek için bir usul abdesti almamız gerekir dedik. Şimdi şu hatırıma geliyor. Mevlana'mız Celaleddin-i Rumi Rumi hadde sallallahü sırra buyuruyor ki adesten taharet, necasetten taharet ve guslü icap eden bir halde tepeden tırnağa yıkamıyoruz. Ama bunun yanında bir de günahlarımızın guslü var. Günahlarımızın hata ve isyanımızın guslü nedir? O da tövbelerdir, istiğfarlardır, gözyaşlardır.
İkinci hatırıma düşen hatıra şu, cami kebirin hemen yanı başında bulunan, yanı başında bulunan orada oturuyor. Onlar otururken içeriye bir kimse girer, selam verir. Der ki, öl efendiler ben mürid Ali Efendi'yi bugün rüyamda gördüm. Şöyle diyor, hocalar, Hayser'de bulunan rema-yı kiram intisap etsinler. Allah'ın veli bir kuluna, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem işaret buyurduğu kimseye intisap etsinler. Eğer bu sözüme inanmayacak var. Birisi bilirsiniz delaili hayrat, o gün gün takip edilir. Faraza işte çarşamba gün, o günde kaldı benim okuma tarihim. Kuran-ı Azimüşşan'da da ikinci şahidim o. 0 da on yedi. Cüzde kaldı. Hemen delayin-i hayret ve Kuran-ı Azimüşşan'ı getirirler. Bakarlar Hakikaten aynen dediği günlerde kalmış. Dediği günlerde kalmış. O günkü vasıta tren. Pirene Hoca efendiler dolarlar Es'adi Erbili Hazretlerinin dergahına, Kelami dergahına gelirler.
Onları görünce tebessüm ederek buyururlar ki Ali Efendi'nin, Mürid Ali Efendi'nin KaddeSallahü sırra, rüyası mı sizi getirdi, der. Ve sonunda da Hayseri makarr-ı Ulema idi, makarr-ı evliya oldu der. İnşallah bu duaları, bu temennileri büyüklerimizin devam eder de velayet sırrına ermek için gayret ve çaba gösteririz. Yine sözü Kayseri'den açmışken Davud El Kaysari Katlesallahu Sırra Hazretleri'nden bir nakille devam etmek istiyorum. Velhamdülillah şu demektir Mevla-yı Zülcelal'e kalben, ruhen yakın olan kimse demektir. Bu yakınlığı öyle tefekkür edeceğiz ki gözümüzün ibretle bakması, kulağımızın hikmetli sözler dinlemesi, elimizin yolunda sarf etmesi, ayağımızın irşad ve ıslah için hak yolda yürümesi, gönlümüzün Mevla'mıza olan aşkı, muhabbeti, beynimizin, kafamızın ceb kudreti, tefekkürü diye düşüneceğiz. Daha da bunu genişletirsiniz.
Ve Rabbimizin kendisine yaklaştırmış olduğu kimse demektir. Yalnız velayetin bir umumi olanı var. Nedir bu, Rabbi celalimize kesin olarak tam inanmış ve salih amel işleyen kimsedir. Diyeceksiniz ki hepimiz ibadette, saatte bunu fazla fazla da yapıyoruz. Bu değil işte. Salih amel dendiği zaman, ashabünulevvel la yüşrik bir aybadeti rabbihi ahada. Riyası yok, kibri yok, ucubu yok, benliği yok. Sırf Mevla için yapmaktır. Salih amel dendiği zaman Kuran Azimüşşan'a uygun bir taattir. Yine burada anlatıldı bu. Velhassa biz burada Allah'ın bir veli kulunun hatıralarını yad etmek, onların şefaatine mazhar olmak için bir araya geldik. Onların özelliği şu. Onlar bugün anılması için bir araya geldiğimiz üstadlarımız Mevla-yı Zülcelal'de, zatında, sıfatında, fiillerinde, her şeyinde yok olan kimsedir.
Maneviyatın Derinliği ve Ruhaniyetin Gücü ne anlatıyor?
Maneviyatın Derinliği ve Ruhaniyetin Gücü kaydında Ve bütün geçmişlerinizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan tüm kardeşlerimizin ervahına bir Fatiha üç tanesi. Huzurlarınıza geldiğinde ki hatıra gönlüme düştü. Birisi bir restoranda ama meşru olan bir yerde otururken bir kardeşimiz, bir kardeşimiz dedi ki Sami Efendi Hazretleri ile katli…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kardeşimizin okumuş olduğu Halil İbrahim Efendi'nin okuduğu Kuran-ı Azimüşşan'ın Allahu zülcelal'in dışında her şey bitecektir. Ve bu onlarda artık ahlak olmuş, huy olmuştur. Mevla'dan başka gönüllerinde hiçbir şey yok. De kendi arasında dereceleri var. Kamil bir velayete vermek için kul ne yapacak? İşin asıl sırrı burada. Aklını kullanacak. Akıl salim olacak. Akıl şer'i şerifin emri doğrultusunda olacak. Vahyin ışıklarıyla yürüyecek. Aklını kullanan kimseler Mesela Es'ad eyl-Binbini hazretleri buyuruyor ki bana akıllı Esad derler. Ama akıllı olmam için ne yapmam gerekir düşündüm. Bir istihareye yaptım. İstikaremde ta'al Haribi hazretleri beni çağırdı. Bana Evrad ve Ezkarımı tarif buyurdu. Sabah uyandım. Uyandığımda vücudumda bir sütreme, bir heyecan, bir ateş, böyle bir hal müşahede ettim. Benim vücudum titriyordu. İkincisi, rüyamın sahih oluşuna işaret olarak, yattığım yer karanlıktı.
Fakat benim odam apaydınlık oldu. Sonra da kendisine müracaat ettim. Aynen rüyamda tarih buyurduğu Evrad ve Ezkarı verdiler. Ders aldığım olarak tayin buyurdular. Beş sene sonra da hazretimin makamına geçtim buyuruyor. Aklını kullanmış. Hepimize Allah celle celalü bu aklı vermiştir. Aklımızı çalıştıracağız. Durağan olan aklı Allah istemiyor celle celalü. Çalışan bir akıl. Iki günü denk olan zarardadır demek aynı zamanda haklı içerisine alın. Akıl devamlı hareket edecek. Devamlı Mevla-yı Zülcelal'in yüce kudretini seyredecek bir noktaya gelir. Akıl bir nurdur. Evliya dediğiniz zaman evliya, zeka umumidir. Herkes doğru zeka. Ama akıl onda bir hususiyet vardır. Allah'ı celle celaluhu ve resulünü bilen bir akıldır. Onu tanıyan bir akıldır. Bu öyle bir sırdır ki Allah'ı tanımak, celle celaluhu. Habibini tanımak, öyle kolay bir iş değil. Sadece zahirini bilmekle kalmaz, batımına ayırmektir.
Bir Efendimiz'i tanımak hadis-i şerifine denizin damlalarına kadar, son damlasına kadar mana vermektir. Derinleştikçe derinleşmektir. Hayat-ı ilahiyyelerde de hiç yüzünde kalmamak, akillarını çalıştırmışlar, Akilları kamil. Ve aletimimetün. Gayeleri de çok yüksek. Üstatlarımızın gayeleri çok yüksek. Rıza-yı ilahi. Başka bir şey istemiyor da. Sadece Mevlana'nın rızası. Sadakatleri bambaşka, tam bir bağlılık var. Allah'ımıza tam bir bağlıdır, habibine tam bir bağlıdır, yolundan gidenlere tam bir teslimiyet içerisindedirler. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin mübarek sözlerine de hareketlerine de her türlü yaşantılarına uygundurlar. İşte asıl velayet budur diyor. Yine tarif edilirken, hüm envarullahi fil ar. Yeryüzünde Allah'ın onlar nurlarıdır. Onlarla aydınlanır. Onların tavsiyeleriyle aydınlanır. Ticari hususta yol gösterir. Nikahımızda yol gösterir.
Evimizde, barkımızda, yememizde, içmemizde, insanlar ile münasebetimizde, her türlü yaşantımızda bize yol gösterir. Bir nurdur, bir ışıktır onlar. Elveli. Aynı zamanda bu manasını verdiğimiz, anlatmaya çalıştığımız hususları ifade eden aynı zamanda müfessirin ve izamdır. Ulema-yı kiramdan. Mesela Abdurrahman es-Sülemi Gatisallahu sırri. Men yaspiru alel bela, belaya sabırlı ve yarda bil gada, Allah'tan gelene razı ve yeşkuranen nüama, Allah'ın verdiği nimetlere de şükreden kimselerdir. Eğer okuyabilirsem böyle taziyelerde Mürşid-i Kamilimiz iki Hadis-i Kudsi okurlardı. Bunu devamlı düşünüyordur. Acaba bu nasıldı diye bir kısmını söylüyorum, bir kısmını bir türlü tamamlayamadım. Cami-i Sagir'de Rabbi Zülcelal'imiz denk getirdi gördü. Okudukları Hadis-i Şerif'in sırrına mazhar olan kimselerdir.
Allah'ımız bir kulundan razı olduğu zaman, o kuluna ilahi ikramlarda bulunacağı zaman, onun vücuduna bir hastalık verir. Çeker de çeker yillarca. Eğer hastalık vermezse çocuğunun başına bir musibet verir. Eğer onda da bir hastalık olmazsa, malında bir sıkıntı meydana gelir. Eğer bunları güzel bir sabırla karşılayacak olursa, Allah'ımız onun için mizan terazisini kurmaya ve defterini açmaya haya muamelesi eder. Okudukları bir Hadis-i Kudsi'de de Kim benim hükmüme razı olmazsa, kim benim belama sabretmezse verdiğim bir belaya, verdiğim nimete şükretmezse benden başka Allah Abdulkadir Geylani Efendimiz asıl onları bunlardan dinleyeceğiz biz nasıl anlatalım, nasıl edelim? Neden anlatamayız? Çünkü bir sonra almış olduğu nefes diğerinden çok farklıdır onların. Bir önce bakışından ikinci bakışı çok farklıdır. Ne farklı olacak aynı. Biz de görüyoruz, o da görüyor. Hayır.
Görüyor ama onun görmesi şu şekilde oluyor. Duyması da şu şekilde oluyor. Nefesi de şu şekilde. Ne nefesi aynı. Alıp veriyoruz nefesi. Hayır öyle değil. Onda öyle bir hal var ki bizi de ulaştırmak istedikleri o. En karlı işe talip olmuşlar, en karlı. Gönlü Mevla'ya aşık olan bir kimsenin alıp vermiş olduğu bir nefes insanların ve cinlerin ameline denk. Şimdi bunu nasıl anlatacağız? Böyle bir kimseyi ancak ehlinden anlatacağız. Buyuruyor ki Abdülkadir Geylani Efendimiz, yeryüzünde Allah'ın çiçeğidir onlar. Onu ancak sadıklar tadar, sadıklar koklar onun. Ve onu kokladığı zaman hangi makam ve mertebe olursa olsun o mertebelerde Mevla-yı Zülcelal'e aşk ile muhabbetle devam ederler. O koku Mevla'nın aşkını meydana getirir. Bunun için rabıta yapıyoruz zaten. Fakat doya doya yapmamız lazım. Doya doya yapmamız lazım. Şimdi oturuyoruz bir uykular geliyor, namaz sonunda devam ederiz.
Yatarken kendilerindeki edep şu, ben üstadım yatmadan önce yatmazdım. Tarih buyurdukları mübarek ayaklarının altına başımı kor öne yatardı diye. Halleri bu. Onların durumlarını ifade etmek bize çok zor. Veliyullah ve El alimi billahi Teala. Rabbimizi tanıyan kimselerdir. Mevla'yı tanımış ve tanıdığı ölçüde de saygısı var, sevgisi var, muhabbeti var. Öyle olan kimseler. İbadet ve taatte çok riayetken İbadetlerinde hadistirlar. Biraz konuyu değiştirmek istedim. Kardeşlerimizi bunlarla yormayın diye bunlar saatler alır sürebilirler. Biz onun hayatından bazı misaller vermek istiyorum. Yoksa bitmez, onları nasıl anlatırsın mümkün değil. Buraya gelirken bir kardeşimiz dedi ki efendim notlar güzel bir kitap gibi notlar hazırlamışsın dedi. Böyle konuştuk. Dedi ki bir kitap kadar var notlarım. Gel efendim bize dedi sen ondaki güzelliklerden bilebildiğinden anlat dedi.
Bize Sami Ramazanoğlu, Hadisallahu sırra müstazimizin damatları, yazmış eserler vesairelerle sohbet odasına geldi. Biliyorum, o fiyeca vurdu. Dedim ki bize üstadımız Hazretleri ile olan münasebetinizden ve hatıralardan nakletseniz, başta da anlatmayalım. Kayseri Teşvik buyurmuşlar. Daha akrabalık yönleri yok. Anası demiş ki, evladım Efendi Hazretlerinin ayakkabısına bulaşan karlardan bana getir, getirdiniz. Anam da diyor evliya aşığı. Babası da öyle. Sami Efendimiz de tanımlarken aynen diyor Hazreti Yusuf gibi de güzeldi diyor, tarif ediyor. Şunlardan bahsetti, bilebildiğim kadarıyla. Rasathaneye gitmek istemiş Üstadımız Hazretleri. Müsaade alınmış. Yanında birkaç kişiyle beraber Rasathaneye varmışlar ve vefat etmişler demişler mübarek bir zattır. Ramazan oğullarına hakikaten seçkin bir insan sizin yerinizi gezmek istiyor, bir görmek istiyor, müsaade etmişler.
Onlar da o anda yıldızları seyrediyorlar, O makinelerle, o aletler de kendilerini huysuz Türk cisimlerini araştıran aletler. Bakıyorlar fakat Zuhal yıldızını arıyorlarmış. Bir türlü de bulamamışlar. Makinaları gönderiyorlar görünmüyor, gönderiyorlar görünmüyor. Sami Efendimiz Hazretleri işte şurada buyurmuş. O asistanlar gülüşmüş. Biz hassas aletlerle bakıyoruz bulamadık, çıplak gözle nasıl bulacak diye. Hatırı kalmasın diye bir döndürmişler gök çişimlerini araştıran aleti bulmuşlar orada. Tek tek anlatmış. İşte şu ayda şuradan doğar, bu ay buradan doğar. Bunu derken Yeşillisara çok geldikleri malumunuzdur. Oradaki şifalı usullara bu besin neyle bizim gibi Allah'ın aciz kullarını irşad için ıslah için teşrif buyuruyorlardı. Böyle semavattan anlatmışlar. Ve buyurmuşlar ki bir veli semavatı adım adım bilir. Dokuz altmış dokuzdu. Ay'a yeni çıkılıyor. Bunun itirazlarda çoğaldı.
Ay bir nurdur, nasıl çıkılır, nasıl edilir? Mürşidimizde öyle sırrını veren bir kimse değildir. Buyurdu ki yüksek yaylalardan birisi, biz sırt moluyoruz. Şöyle dayandılar, buyurdular ki şimdi dedikodusunu aliyi devamlı yapıyorlar. Ne ki bu buyurdu. Evliya her zaman bunu görüyor mü biliyor. Onlar için bir sıkıntı yok. Allah'ımız gönül gözlerini açmış. Şu dünya onların harplerinde bir buğday tanesi kadar yer işgal etmez. Gelen bunu ifade ediyor, Es'adi Erbili Hazretleri'nin hulahasında. Zaten ondan bahsetmek istiyordum. Burada aldığım kayıt şeyh ne demektir. Hacı Ahmet Atasayer Allah'ımız Rahmeti Rahmana gark eylesin bize şunu anlattı. Dedi ki üç kimsenin icazetinde bizzat şeyh tabiri var. Birisi Cide Müftüsü Hüseyin Efendi. Bir diğeri Sami Ramazanoğlu Katdesallahu Sırra, bir diğeri de Şeyh Mustafa Hulusi Katdesallahu Sırra, dedi. İşte dergahtan ayrılıyor.
Ayrılırken diyorlar ki sen şiir söyleme de kabiliyetin var. Bir şiir söyle de dergahı hatıra olarak kazsın. O şiirden bir beyit şu, yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem. Vası olmuş kalbi anın yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem. Ne ki diyor. Bunu nasıl bileceğiz? Hani Rabbi zülcelalimiz benini yer aldı, ne sema aldı ancak kamil müminin kalbi aldı buyuruyor ya. Bu şekilde düşüneceğiz. İşte böyle bir kalbi biz harap etmeyeceğiz. Böyle bir nimet vermiş Cenabı Hak bize. O yeşilsel'e teşrif buyurduklarında semavatı anlatıyorlar. Orada kulefasında Ahmet Efendi, Bakkal Ahmet Efendi, latifeci de bir zat. Gönül zengin, hayırlı bir kimse, nur gibi bir kişi. Sami Efendimiz semavatı anlatırken orada da kovak ağaçları da çok. Zaten ağaçlıklı bir mevki. Ta kovak ağaçlarının üzerine kadar demiş semavat geldi ben baktım demiş. Gelmez de gönlü artık yakın olarak biliyor.
Bunlar onlar için hiçbir şey ifade etmez. Bunlara değer de bilmez. İkinci olarak şunu bize bahsettiler, rasathane'ye gittiklerini ve bir de, bir de üstadımız hazretleri Beylerbeyi'nde Muhammed Naci isminde bir zatın evine gelirler. Hafız Tahir Efendi diye bizzat. Medine-i Münevvere'de mücavir. Buraya gelmiş Sami Efendimiz de onu ziyaret maksadıyla gelirler, cemaat yine beraber otururlar. Kuran Azimüşşan'ı Hafız Tahir Efendi okumaya başlar, işaret buyururlar. Yalnız Kuran okunurken ev sahibi bakar ki evin damı yok, tavan yok, Yıldızlar görülür. Semavat görülür. Allah Allah der. Bu nedir? Bak cemaatte de bir başkalık, bir ağıt başlar. Meğer diyor iki cihan güneşi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem teşrif buyurmuş. Onlar bu. Her an beraber görüşen kimseler. Biz ise, işte asıl yarışanlar bu iş için yarışın buyuruluyor. Biz buna çok gayret ediyoruz.
Bunların o güzel halleriyle hallenmeye, bizi kılavuzladıkları yollara yürümeye çok gayret edeceğiz. Cenabı Hak şefaatleri namaz kılsın.
Kaynak: Genel
Maneviyatın Derinliği ve Ruhaniyetin Gücü | Mihmandar