Kalbi Selim. En güzel tarif olarak Kuran-ı azimüşşan, ela inne ahsenelkelam. Kelamların en güzeli. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın hadis-i şeriflerine döndüğümüz zaman, iza eradallahu biabdin hayran Allah bir kuluna hayır murat ederse bu ne demek? Kamil müminler demek. İmanda olgunlaşan kimseler demektir. Anlatmakla bitiremem, üstadımızın yirmi dört saatine ben şahidim. Öyle bir edep sahibi ki bir burnunu temizleyeceği zaman ev halkını dışarı çıkarırdı. Edebi ilahi, edebinden dolayı. Bir defasında namaz kılınıyor, bizi önünden geçirdi, daha çocuğum ve sonra buyurdular ki seni arkadan geçirmeye utandım. Ben evladıyım ya hayatım. Bahçemizde çalışan işçileri utandırmamak için değişik yoldan gelirler. Sebebi, onlar mahcup olmasın, işte görünce bahçe sahibini daha çok çalışmayı arttırıp da yorulmasınlar diye.
Efendim, incelik var bunlarda bir incelik var, zarafet var, zarif olacaksın ki edep ve erkanda bahsedebilesin. Bir uyku halini anlatamam. Yatacağı zaman kelime-i şehadetler, Allahümme ente rabbiyle ilahe illa ente halakteni ila ahirüs sure, ila ahir-i dua bunu okurlar. Çünkü akşam da okunur sabahında ahirete göçmeyi Cenabı hak murat ederse imanla, sabah okunur akşama kadar ölüm vuku bulacak olursa imanla göçüleceğine işaret edildiği için Hadis-i Şeriflerde ve uyanırken bir gün biraz tebessümleri dışarı duyulacak şekilde uyanırlar. Sebebini de rüyamda ölüyormuşum, kelime-i şehadeti getirerek Cenabıhakk'a kavuşuyordum diye. Bir uyku halini anlatamam. Mübarek ayaklarının, dizlerinin ovalanması icap ediyordu bir evladına. Evladım, kardeşlerimizden birisi evrad ve ezkarını yapmadı, haydi gel o evladı biz okuyalım buyururlar.
Öyle bir şefkat ve merhamet ki madende çalışan evlatlarından biri nasılsa bir taş yerinden oynar, dizi kırılır, bir mübarek gecede ağlamaklı seslerle keşke benim evladım olmasaydı tahammül edemiyorum Allah'ım diye. Bütün dünya müminlerine de aynı şefkat ve merhamette günlerinde Bulgaristan'da camiler park haline getiriliyor, isimleri değiştiriliyordu görüşmelerinde Yunan mezalimini okuyor, ağlıyor, ağlatıyor, müminlere dua ediyordu. Sıkıntı çekenler için mübarek başları secdelerdeydi. Bir akşam namazını bitirir bitirmez un çuvalını alın şu komşuya götürün der. Ekmek için un çuvalının geldiğini duyan çocuklar sevinçlerinden gözyaşı dökerler. Hususi bir sandık kurdurmuştu. İnfak edebilecek insanlardan yardımlar almak suretiyle, eğer memleketimizde halı dokumak suretiyle geçimlerini temin ediyorlar, yününü alamamışsa o sandıktan ona yardım ediliyor.
Eğer hasta doktora gidecek ve ilaç alacak parası yoksa ona ödeniyor. Velhasıl ekmeği için eğer buğday alacak durumu yoksa, zahire diyoruz alacak durumu yoksa ona yardım ediliyordu. Velhasıl, Esad er birliği hazretlerinin buyurduğu gibi, nehyden karuban-ı vam, göçer olsa konar bende, bela rahında şimdi muayyen bir menzil oldum ben. Nereden bir sıkıntı duyulacak olsa onun üzerine konuyordu. Elbette bu doğuda birisi esir olsa Müslümanın batıdaki onun ızdırabını duyar, batıdaki esir olacak olsa doğudaki onun ızdırabına koşar anlayışı, onları dert ve bela içerisinde, nasıl ifade edeyim, edeyim şikayet şeklinde değil mübarek vücutlarını yorgun ve bitkin bir hale getirmişti. Ve insanları asla kötü görmez, isimlerin iyi kullanılmasını, rencide edilmemesini ifade buyururlar. Hakaret gören bir kimse halk nazarında rencide edilen bir amca der ki bana Hasan Efendi amca ifadesini kullanıyor.