Üstaz-ı Ali'mizin dokuz yüz altmış dokuzda yazmış olduğu bize bir şiiri var. Bu karşılıklı söylenmiş ama ona karşı hicap ederim. Nasıl biz bir söz söyleyebiliriz ki onun da lütfuyla, keremiyle, ihsanıyla ancak ifade edebilirim? Orada gördüğüm birçok hakikatleri siz, kardeşlerimizle paylaşmak istiyorum. Çünkü zamanın bir kutbu, cihana hükmeden Allah'ın bir sevgilisi, bizi irşad için, ıslah için şiirler yazıyor. Bunun yanında şunu görüyordum daha ilkokul devresi ilk senelerdi Bize demek ki o zaman matbu eserler de yok ki bunun da sıkıntısı var. Bir deftere yazıyordu Bunu şu vakte kadar ezberle gel. Onu ezberleyip geliyorduk. Böylece bizim namaz dualarımızı bu şekilde üretti. Bunun yanında soframız aynen bir okul gibiydi. Mesela dini meselelerimizi, insanlar arası münasebetimizi, nasıl davranmamız gerektiğini İslami kurallara riayet etmemizi, biz sofrada öğrendik.
Evet okuduk biiznillahi Teala talimde bulunduk. Yalnız onlar bizim gönlümüze tamamen oturdu. Bir de Allah'ın velisi konuşunca, Allah'ın velisi konuştuğu zaman onun her bir kelimesi gönlüne işliyor. Hala biz onları unutamıyoruz. Bunun yanında çok güzel hatıralardan veriyordu. Daha ziyade gördüğüm kadarıyla kendisinde zuhur eden o güzellikleri bir başkasından gibi gösteriyordu. İşte birileri şöyle bir hal yaşamış. Mesela Sami Efendi Hazretlerinin Katdesallahu anh sırra hane-i saadetlerinin üstünde misafir olarak kalmışlar, bir türlü uyumamışlar. Efendimin üstünde ben nasıl gözümü yumaabilirim diye, Fatih'ın da ricalullah'tan da kimseler varmış. Onlardan bir tanesi demiş ki Hasan Efendi sizi uyutmaya çalıştım ama uyumadınız. Birkaç defa gözünüz aldı benim çünkü görevlerim vardı.
Artık nereyle alakalıysa Arakan'la mı alakalı, ne bileyim Filistin'le mi alakalı, Keşmir'le mi alakalı, görevlerim vardı, bir türlü gidemedim diye. Bunları mübarek dilinden tatlı tatlı dinliyorduk. Velhasıl onun bir sofra halkası füyuzat-ı ilahiyenin de coştuğu bir yerdi. Mesela Konya'da iki saat kadar sürmüş, yemek yiyorlar ama yemek yerken gönüllerine inan Nur tarif edilemez ve kimin verdiğini düşünerek yiyorlar. Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Adana'da yemek yerken huzurla yiyelim buyurmuş ve gönüllere biiznillahi teala nazar ederek, gönüllerin, kalplerin çalışmasını temin etmişler her bir lokmada. Rabbi Zülcelal'imizin verdiğini hatırlatarak ve zikrederek yiyorlar. O zaman buyurmuştu üstadımız, kalbin genişliğini o zamanda gördüm. Dedem buyuruyor ya, vasi olmuş kalbi anın vasfedemem ey yaren. Yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem.
Esad El-Bili Hazretleri için diyor, bütün dünyalar diyor, onun kalbinde bir buğday tanesi kadar dahi yer işgal etmez diye. Çünkü Cenab-ı Hak beni ne yer aldı, nesemi aldı, kamil müminin kalbi aldı diye buyuruyor. Onun için bu azalarımızı kirletmemeyi Rabbamızdan diliyoruz. Elimizden geldiği kadar gayret gösterip çünkü büyük bir emanettir. Cenabı Hak emanetlerinde insana yüklüyor. Bakın paramızı harcayamıyoruz boş yere. Diyoruz ki ya nasıl harcayabiliriz diyoruz. Şimdi azalarımızınsuna ne kadar dikkat etmemiz gerektiğini anlıyoruz. Üstazımız bir sofrada yemek yerken gönüllere de Allah'ın nuru iniyor, iki saat kadar sürmüş. Tabi uzun sürer bu. O mecliste bulunanlardan bir tanesi bayılma halleri geçiriyorlar. Sami Efendi Hazretleri de buyurmuşlar ki Hasan Efendi Konya'ya davet ediyorlar üstadımızı. Üsteazımız da izinsiz gitmiyor.