Utkucı Hanımız Efendimizin Hacı Efe'l-Arabî İ'l-Arabî İ'l-Veli Efendimizin yerine geçme hali olmuş. Etrafta böyle halita olan yerleri geziyormuş. İçmeyeceği var şu orada dönüverecek bu yana. Orada içmeciye gelmiş, ederim o mektup yazmış, buradayım, Sultan'tan gelir misiniz, diye. Vehbihi ecmain olmamış. Vermediklerinizi de bilmiş. Şimdi gelir demiş. Bir şey aramaya başlamış efendim bir, kiliseyle beni bir götüren olur mu? Danyaliye gireceğim diyoruz. Bir Kibar efendi, Uzan'ın Eşkiler Köyü'ne eşk-i Ali adiller ve adam demiş ki ben götüreyim Hoca Efendi seni. Teresine verir misin bir atın var, bir de merk evim var. İsmi ne? Peki alem güzel. Ne zaman çıkalım? Yani öğlene kadar içeceğim ben içmeye. Öğleden sonra gidelim Yahya'ya yetiştirdim seni inşallah. Peki hanım Hocam. Ama ben Ata bineceğim, sen de merkebe bineceğiz demiş efendimiz. Peki nasıl dersen öyle olsun demiş.
Geldik diyor köprünün başına diyor. Ala amcadan alıyorum ben ifadeyi şimdi. Efendimiz haber vermez bunları. Geldik diyor atı çarptım diyor. Üzengisini tuttum diyor. Nereye hanımefendi biz Mekke'e mi neciyorduk ya? Yoo. Seni Mekke'e bindirip de ben şeye bilmeyen haya ederim. Sen herhalde bir ulemadan kimsesin. Bilmiyorumdur. İsminiz ne? Sami. Kanalımız Sami Efendi misiniz? Evet. O diyor. Yani az biliyor adamcağız. Şıhhün duymaktan neye aç biliyor. Lakin biraz kafa çalışan adam, tepemizi ata bindiriyor. Devam ediyorlar şimdi. Yola devam. Amca benim. Bizim deyip baktım Hacı Mustafa Hoca ve karşıdaki caminin birinde imam. Geliyor diyor. Şimdi at. Ben de geliyorlar. Toz biraz bastırıyor beni. Hoca bende buyur hala diyor. Arkadaş diyorum. Diyor. Yolculukta usul atlı geriden gelir merkepli ileriden girer. Çünkü merkebin tozu yukarıya kalkmaz hayvanın, bacağını arasından geçer.
Ama atın saldırdığı tuz merkeplinin üzerini bastırır. Hani efendim bunları bilmem böyle fazla yolculuk yapmadın. Ben geriden geleyim, sen de ileriden git buyur, diril. Yooo. Kasit hiç konuşmuyorsun da bir konuşsun diye öyle sükrut'i geliyorsun da senin attığın ayağından gelen tozlar benim için şeref demiş. Yine de çok ısrar etti diyor, şöyle yan yana girdik. Haydi gelmişler, Kalbimden geçti diyor. Kabir haline bunun gibi zatlar vakıf olurmuş. Ben duyduğuma nazaran diyelim diyor. Hal efendi kabir haline en küçük bir veli bile vakıf olur diyor. Öyleyse bu çok büyük dedim diyor. Bu sonra diyor Nereye Yavuz efendi misafir olacaksın diyor. Yahyalı'ya hiç gelmedim ya misafir olacak yeri gösteririm sana. Ben Hamza Ali'nin en iyi biliyorum hep Şahin'nin en iyi bilirim diyor. Böyle bir yeri indireyim diye gördüm diyor. Kendi yok ben istediğim yere inerim. Sen kenara etme.
Haşim kıvırcık karanlığı oldu diyor namaz baktı, hızlıca camine çıkacak gibi. Şu eve tevazulu bir evi bitecik kat bir ev o da bahçe evi şu eve inelim diyor. Eskiden gelmemişsin o evi alır yarılmaz bir çünkü yer, kalplerine itiraz geliyor ya demedim diyor. Ev sahibi misafir gelince çıkıver diyor. Sami Efendimiz misin diyor. Hiç büyük görmemiş daha. Hiç görmedim. Ben de Sami'yim ben. Allah. Yani Eba İlibi'l-Ansariye Peygamberimizin indiği neş'eli olduysa öyle bir pervane kızlanmış babamın en salihtir dervişlerinden Hacı Mustafa'dan'ı Mahtun'un kayınpederi İncede Hafız Abdullah Efendi. Hemen kıl çuluğu varmış, selde başka bir şey yok, namaz rahatsız sermiş altına. Oturtturmuş. Olmadı, gitmiş bir buçuk minder bulmuş gelmiş. Efendim şunu, şunun, şunun üstüne otur. Oturdu mu abla efendim, talaş etmeyin dedi. O da içine sinmemiş gibi oturttuktan sonra yatağını kaldırmış gelmiş. Yattı.
Efendim, ellerin ayaklarını hazır parçalar kardeşim. Yapmayın muyum ama rahat edemiyor. Her parçalanacak çünkü pek muhabbetimiz var bizim. Sami Efendi Hazretleri demiyor zaten millet. Ben evvel görmüştüm, babam daha hiç görmemişti. Adım ile gittim görüştüğümüzü. Bir daha orada yapmışlar. Sabahleyin bir müjdeci yapmış, Hacı Abdullah'ya söylemiş demiş ki, sahabe efendilerimiz gelmiş, Üveri Savasıyla. Abi diyor, müjdemi midir? Dedim. Şimdi kime attılar. Abdullah ben dedim, dünya için müjdemi etmem. Seni verdiler desen de vermem, padişahın kızını aldılar, bir sene vermem filan. Şu kadar milyon lira vermişler, bir sene vermem. O zaman daha çok çeyrek, şehir, başka dönüm. Hemen limanda olduk, günahkar olduk, elimizden kalkamaz olduk. Ne bileyim ahiret için bir müjdenin varsa başüstüne Sami Efendimiz gelmiş dedi. Ne diye dememişsin ben, daha dere kıyiyyesine mi, şu dağa doğru hoşmuşsun diye.
Diyor. Genç çıktı ama ikimiz de geriye bir daha geldin yanına. Ne oldu Muhsin efendim dediler. Benim hastaymış dedim, anonsu şaşkınlıkla kafam böyle de siyasepli yani Sami Efendi'nin ismi anılmaz ha. Ha. Dedim: Kara sen ne diyorsun yahu dedim lisan mı giyiniyorsun bana? Müvensafı'nın evinde efendimiz gelmiş diyorum dedim. Anladım yahu dedim ben oraya geliyorum sen de babamgile git. Dereköyünde babam orada. Hükümetin korkusundan diyerek Dereköy'de Allah rızası için imamlı geliyor diye etmeye yok. Uzak düşsün biraz bir. Onun çok da maksulu var şimdi orada. Sevten kadar bir şey var bir İzmir ihvanları var. Ağzımız çoğaldı sonra vaaz bir yerde. Ali Ramazan oraya gitti vaaz bir yerde. Senesene çok kıymetliyız yani gelenler orayı ziyaret ettiler, girerler. Kızlar Çölü'de hep gittiler geldiler. Eyvallahları inşallah bir yerlere Allah'ı indirdik.
Bir daha efendim Baba, sana Efendimiz geldiğinde la olsa beni ayağa akmışlar. Anlıyorum ne asli haberi abim getirecek. O gitti. Ben müjdeye geldim. Ben ki oğlum müjdeye ben mi olur? Aman aklın bir kucaklayım de. Hiç kucaklamazdı bizi, dünyevi evladı diye. Efendimiz'le görünce hepimizi kucakladı bir el dakika. Allah olsun. Ben çok pür hiddet geliyorum ve kopuyorum. Benim Sa'd'ına Abdullah benim yanımızdakiler hep yıkmam değil. Dışardan Mustafa Efendi'nin mahtiması Efendi geliyor, peki heyecanlı geliyor, dışarıya çıkıp da heyecanını al, şöyle ağır ha gitsin. Pencerenin yok lan bu taraftan geçmiş de şu taraftan. Göründüğü ne yok? Efendimizin gözlerini delip görüyor orayı. Bismillah. Çünkü şöyle yeni verdim baktım ki köşelerde oturuyor. Hoş geldiniz. Safağa geldiniz, safağa getirdiniz. Hoş bulduk, Safa çöktü ben açık meşlayınız diyor. Nasılsınız, iyi misiniz? Elimdeki neydi diyor.
Niye çok konuştun diyor. Allah Allah çok konuşayım diyor. Hoşla diyor diyor. Dizinin dibinden kalkmıyor böyle dizimi dizinden dayarım. Efendim, burada kafan çıkma annemiz var. Kader Derek Köyü'nde. Derek Köyü'nde de evimiz var. Buraya mı teşrif geleceksiniz? Aşağı da geldik. Buraya Derek Köyü'ye geleceğim. Ben oraya müjde ileteyim, bir vasait mi bulacaksın? Ala'm derim ki, ben direkt Kuran'a götüreceğim. Eslalah, direkt Kuran'a götüreceğim, Şamuslar'dan direkt göreceğim ben. Bu sehim benim elime açtırdı. Adam işlenmiş. Şey ey dedik. Oradan babam ile müjde geliyor onlar bir çıkacağız sildir. Sen git babama. O Yukaş'a girerken iniş aşağıya giriyor gibi geliyor. Kopuştuğumdan böyle iniş aşağıya gitmiş gibi resmen. Yani bana o kadar pelerin oradan inmesinin altına aldım. Üstad da buradan iki motorunu trene döndüm ve orada çekiyor, gerisi de itiyor. Yine de item daha güzel.
Yine evden de peder çekiyor. Şuradan geçtin mi Mustafa Amca oranın yokuşu böyle ağzına beraber yokuş. Bir atlı ibiş Ağa geliyor arkamdan Hasan Efendi kimse kıyamaz bana annemin bir oğluyum nazikim Efanın dersine bakarım nazlıyım daha doğrusu bin gadab binersem ölürüm Binersem hiç gitmiyorum zannederim. At böyle geliyor diyor işte bin yahu. Yok, ben komşum. O yokuş böyle çok yani yarım saatlıktan fazla belki. Koşan boşa boşa boşa gecenin başına çıktın. Babamgil Hacı Abdullah işte böyle kılı olsak'ın bir kitle halinde o yerin başına, uyuyor kuşun zirvesine bakıyorlarmış. Uyandığı da iniş böyle. Usu'l-Yüsra. Tabii tepenin başına. Hazar Efendi çıktı demiş bu olsa. Aç. O çıkan parlar demiş. O'na HHA Sadı demiş. Ben Yusufköy'e gelip kopuştum. Kazaneye basmaya lüzum yok benzinleyip kestim kendi kendine ayak geliyor. Allah. Bir dakika.
Kılavuze şöyle bir dakikaya bakmıyormuş, şöyle o tepeden çıkışla o yarım saatlik tam iki dakikada varmış. Allah Allah, efendim iki dakika kadar geldi. Babam Hasan, oğlum efendimizi gördün mü dedim, götüreceğim bak. Uzatma işte böyle. Ne? Böyle muvaffak Ayşe Efendimiz taa bundan otuz, otuz beş de otuz dört de otuz beş de o sıralar işte. He, ta o gün Efendimiz'in şeyi yani bu. Vay. Şimdi yahu dedi, garaja lüzum yok dedi. Camiyi o attıralım, söktürelim, oralara sulattıralım, Eyüp düzeldi. Gittiler onları yaptık. Karşı gidelim. Karşı gidene hükumet çok tehlikeli. Bir Rusçavuş'un evine secdeden bakıyor, namus kal deliğinden bakar gibi yahu çok zor. Şu günümüze yüz bin milyar gelir. Yani çok zordu çok. Efendi Hazretleri o alamcanın atının üstünde göründü. Görünce babam diyor ki, dayanamadım dedi. Yine hapse girersem geleyim dedi. Geliyor. Arkasına düştük, Sen kavuştuğumu nasıl ona hazırlarsın.
Ondan sonra Efendimiz babamı şöyle bir görünce, şu vakıf görünce Hemen attan aşağıya sıyırdı birden. Birbirlerine geldiler, geldiler, geldiler, geldiler. Bir kucaklaştılar O yandan, o yandan ve efendimiz da yaramadı babam nasıl hasretliyse. Daha cismen hiç görüşmüş değerler. Efendim babam gittiğinde o adaya evlenmeye gitmiş efendimiz. Onun için tekkede yokmuşmuş lakin orada ismine aşık olmuşmuş. Serhali de Halis Ahmet Efendi Hazretleri deniyormuş. Çok ayıp ettin. Ellerinden birbirini tuttuğu eve geldik. Büyük bir ayran ezerim. Tabii büyük pasıla şöyle şaptasıyla verdim efendimiz işte evlad mısın dedi, niyeyse dedi. O artık ne içsinler diyor diyor dedi. Ne bileyim attığımı güneş şifa, sürülme güneş şifa, niçin içti böyle. Ben bir yer çekildiğinden tabyet-i şerriye varmış de hemen bir şey yazdım. Ne yazmışsın Nuh oğlu? Kavuştu birbirine şems ile kamer Mevla'yı zikretti hep büsbütün damar.
Şehrimize kuruldu bir azim fener, teveccüh isterim Sami Sultan'ım. Nur oldu girince memleket çarşı, hürmetle gidildi üstaza karşı, gözleri seyreder baktıkça arşı teveccüh isterim Sami Sultan'ım. Biiznillah durgun kalbi işletti. Latait dersine hemen başlattı. Zahiri işleri bütün başlattı teveccüh isterim Sami Sultan'ın. Cem oldu ulema buyurdu sohbet, ilmi amaline ettiler hayret. Herkese halince geldi bir gayret, teveccüh isterim Sami Sultan'ım. Vasfını söylemekte kasırdır dilim, Ancak sen gösterin hazratım yolum, girdaba düşüyorum, tutuverelim teveccüh isterim Sami Sultanım. Pederim, kılavuz, bütün dervişan, mestu hayran oldu sizle görüşen huzuruna geldi, aciz perişan teveccüh isterim Sami Sultanım. Kalem der köleniz diliyor dilek. Ziyarete geldi cin ile melek. Bırakman bizleri, kapında ölek. Teveccüh isterim Sami Sultanım. Sonra koyduma koydum bunu. Kendisise görmüş de. Kader'im geldi.
Dedi ki: Efendimizin hakkında yazdığı şeyi verdi. Ne yazmışsın ya? İmam hiç haber yok kimsenin. Ne dedi oğlum sen yalan söyleme dedi. Niye efendim dedi. Senin nazın geçer. Kılavuz da yazar. Biz de yazarız ya dedi. Daha üstün yazar da senin nazın geçer efendiye dedi. Teveccüh ister Sami Efendi'nin deliyim dedi. Teveccühe belki Mazhar olur. Ver oğlum dedi. Meğerdim bir ev yazıyla yazdığımda Kılavuz havuz çınırdı, sülüs yazıya çevirip. Ben kaçtım, hiç görünmüyorum tabii, haya ediyorum. Efendim bizim için baktım, senin Hasan size şey yazmış. Akılda, akılda, akılda, akılda. Para cüzdanini çıkardı içine koydu. Bana cüzdanini içine koydu. Burada da sorun mührünü. Serumser midede halife vardı diye sordum sonra çıkarmış okumuş. Bak demiş Babası, lavabo sarsın falan fazlalığı çok var yeridir. İndik ki bir mahkumlerim bu demiş onu yazmış bize Demiş. Bir daha babama emretmiş. Şu oğlunu hızla geldim.
Gelin, bu efendim üç köşeye oturmuş. Şöyle çevirdim vahim başıma. O mektubu alınca tek küçük vereceğim, vardım oturdum böyle. O zaman bunlar şahitli yazılıma yani ecinniden tuttu efendi babamla ikimizin arasına oturdu. Ben de bilirdim. Babam da bilirdi. Annem açık görürdü. Kız kardeşim tabii tüm açık görürdü. Biz de onun gelişinden o tarafa ağırdı vücudumuz yani bir teveccüh olunca belli olur ya şöyle koyanlar Fatıma babama baktı. Babam Fatıma'ya baktı. Efendimize diyelim dedi ki efendim, tevetüyumuza mazhar olmanı için, ciddi efendiye de teşrif ettiler buradalar. Çıktı. Bir müddet doğduktan sonra bir hafızma hali olduk kalktık. Doktor Dursun Bey, böyle gene demiş orada, gene diyor, o 0. TAHAL HADİS Efendimiz haber verildi mi? Yine diyor. Efendim. Bir Hacı Hasan Abinin valısıyla görüştüğümüzden başka görüşmeniz mi? Demiş. Süpuldedmiyor. Hiç sesler.
Her zaman görüşüyormuş ya yerli demiyormuş, tam o daha görüştüğümüzü dermiş, o her zaman görüşüyormuş. Ondan sonra üstadımızı Derek Köyü'nde çok büyük iltifatlar, ihvanlar, tecelnunlar Validem üstadımız mı şimdi gelirdi? E ahret irtihal etti. Efendimizi bir kabrinin başına getirttiremezsem ben evlat değil misin demektir diyor. Dedim ki Efendimiz'i annemin kabrine mi vereceğim? Hasan ben diyemem oğlum. Klaus ben diyemem dedim ikisi de. Her dedim olayına bakacağım. Böyle uzun bir ev, ayakkabıda içeriye çıkar eski usul, bir kendi evvel sonra, hatırımda mübarek ayakkabılarını çevirdim. Hiç seslenmedi. Ben her tabiyi çevirdim. Yalımız oturuyor, o evde. Efendimiz istirahat etsin değil, babam bir fenalık bir yalnız bırakıyor. Annemizin haline mi gireceğiz diyor. Efendim dedi. Efendim girelim derse gireceğiz. Ama ben emrivazı karşısında koydum. Efendimizin ayakkabısını çeviriliyor.
İstesen git, istesen gitmeye. Diyemiyorum tabi. Sen benim diyor ki: Ben buyur dedim. İkimiz bir gittik. Kimse yok. Ben de beni aldı. O yanlış yanalak caddesi sokaklardan Efendimiz önde geliyor. Biliyor. Eskiden oralara gelmiş. Koluna düştü, ben de gerisinden geliyorum, devlet biliyorum. Diğer oğlum işte ölüm benim misafirliğim gibi. Ölüm yarın dururum, Ölüm'ün kolları giderim. Biz bu dünyanın bir oyun yarın dururuz, Ölüm geçer. Hepimiz gideriz o yüzden. Değil mi? Evet. Ölüm, ölüm aynı şuna benzer ta o günleri biliyor. Bir insan suya girer kafası gözü hep bastırılır. Ne kadar durabilir? Boynundan, kulağından, ağzından su gitmesin diye hemen çıkıverir. Bu dünya zindandır suyun içidir. Hemen çıkıverdiğimizde ahiret olacak. İşte o suyun içinde kaldığımız kadar kalacağız bu dünyada. Kaldığımız o kadar belli olacak ancak. Köylü gözün ağıyla karası kadar yakın.
Validemizin gittiği gibi hepimiz gideceğiz. Böyle bu iyiliklerle beraber validenin kabri buna mı diyor? Babam kabri mezarın duvarı söktürdü, duvarın içine gömdürdü. Mektep ne oluyor öte yanlarına belki sökülürse duvarın içinde olsun kalsın da çıyınanmasın kemikleri diye. O düşünceyle kimse bilemez, kabir niye dolduğu saklı. Valide çok rica etti beni gece defnettir, ben hayatta hiç görünmemiş, Çağrı görünürse ağlardı üstüne çul giyerdi. Yani bambaşka bir hanımdı. Yani gideceksin şu Hasan kapıyı örttüm bir dahaki unutmuşuk bir oğlan girdi. Bu çocuk kadar yok. Son dokuz-on yaşında hüngür hüngür ağaları sonra o akıl baliğ olunca benim simamı düşünürse Ne yapayım Ya Rabbi ben? Diye. Çok kıymetli bir sultanıdır. Bir fıkraya geçeyim. Baştan adıyla Kadri halifesi babama mektup yazıyor diyor ki Hocam Sun Usta Efendi Hanşah Hanım isminde bir ailen var mıydı? İki ay evvel vefat etti mi?
Ne olduğunu bilemedi babam aynı deli gibi oldu. Babam Allah rızası için bu sırrı ifşa edin ailem vefat etti iki ay evveli ahirete iftihar etti. İsmi de Aişe eve. Ne demek istiyorum? Oradan yeniden mektup yazıyor. Fahri Kainat Muhammed 'ı rüyamda gördüm. Yanında bir hanım var Bir hanım da mütemadiyen hizmetine dönüyor. Hizmet ediyor Peygamberimize. Bu kim ya Resulullah Fatıma ta Zuhra dedi. Şu kim Ya Rasulallah dedim. Yahyalı Şeyh Mustafa Efendi'nin hanımla, Ayşe Hanım iki aydır benim hizmetime verildi. O hizmetimi gider. Gören böyle görüyor bari de. Allah. Babam kimin kalbi çalışmazsa letaifle Annenizin oraya gidin, o hukun böyle murakabı halinde durun, çalışır. Çokları Adana'dan gelir, orada letaifi çalışır giderdi. Aferin nerede? Gerek Köyü'nde. Uzak değil mi? Gerek Köyü'nde. O gün geldiğimizde inşallah. Recep kiraz olacak.
Kiraz olacak inşallah orada çok çok otur numaralarımız var orada. Onlar da inşallah oraya gideceğiz Allah izin verirse. Efendimiz sağ tarafından maarttı. O okulda dedi ki: On bir İhlas-ı şerif okuyalım dedi. Bir Fatiha dedi. Hidayetel Kürsi on bir İhlas-ı şerif. Velilerin kabrine öyle okunurmuş. Onu okuttuk. Okumamız devam oldu Fatiha çekti. Kaldı ki. Cüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüdhüd Hasan'dan Allah razı olsun. Kutlu cihanı benim başıma getirdi. Ben kalben bir daralma geçirirdim bazı. Şimdi okumayacağım kabrime geleliden beri hiçbir şeyim kalmadı, sıkıldım. Hasan'dan Allah razı olsun diye. Anam dua ediyor gibi. Bunu da selamını aldım.
Efendimiz babamız dedi ki Şahmustafare Yahya'nın içinden girip, Dereköy'e çıkana kadar ne kadar kabilde olanlar varsa, Azebi kalktı. Efendi Hazretleri o kabirlere okuyup git, onların geçtiği yerden Azap Bahar gidermiş Allah'ın bu defteri. O okuyor, oraya gönderiyor ruhlarla. Böyle de peder müjdeleri. Ondan sonra buraya izni ilildi. Davacıyı da, bu adam dedi. Elimizin neyi bir oturtacağım, gösterteceğim dedi. Efendim Hackamül Celal müretken, Büyük hocalar var kurtar o zaman Hackamül Hoca, Hacı Hafız Hoca, Habız Ali Hoca, Salim Hoca, Ali Hoca, Didem Hacı Mehmet Hoca Birçok varlarca, odur. Birçok varlar. Yüz seksen kadar olmuşlar ulema, Hafız. Odanın için böyle don. Biz dize otur diyor. Bu yahyarı yerinden böyle oynadı. Helikopeti neyi tanımayacak bir belediye reisimiz var? Babamın akrabası Hamza. Birisi ne diyor?
Babam der ki, babama diyor ki: ' Memleketun' dedi, büyük adamlarından böyle reisle geldi, babamın Kuran'ı demiş. Babam dışarı istedi. Efendi Hazretleri senin geldiğini görüyordur dedi.