Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi vahte. Resulullahü vesselamu ala menla nebiyyebade. Bağdat Neşayiğinden olduğu da söyleniyor. Bu Niğde tarafında Siirtli. Tabii zaman çok geçti. Tam bir ifade yok. İnsan bundan dolayı çekiniyor. Allahu alem. Dedemime çok güzel bir şiir yazmış. Demişler efendim buna karşı ne cevap vereceksiniz? Çok vasıflı yazmış. Yavrum ben kendimi biliyorum. Kendisi İstanbul'da Esali Elbili Hazretleri ile sırra oluşmuş ve orada müşahede etmiş. Böyle ah buyurun. Lağım temizlikleri varmış temizlikçileri. Lağım temizliyorlar. Tabii üsleri başları o temizlikten dolayı kirleniyor. O temizlikçilere deseler ki o kanalizasyon temizlikçilerine nezafetli efendim temiz efendim, pak efendim deseler nedir? Zaten üstü başı bütün kilin içerisinde. Buyurmuş ki yavrum benim içimde öyle kanalizasyonlar var ki kibir kanalizasyon var. Hasetlik var. Gıybet var. Şu var. Bu var.
Hep ben bunları temizlemekle meşgulüm. Bana ne kadar vasıf da övgü de yapsalar hiç bunları duymam bile demiş. Ve sonra bir izah daha getirmiş. Bir kimseyi demiş övseler. Öğdükleri kimse nedir? Onu o vasfa, o haline büründüren kimsedir. Mesela bir halı çok güzel dokunmuyor. Ne kadar vasf ederse etsin kişi, nedir o? 0 vasıf onu dokayanadır. Şimdi şu aleme bakıyoruz biz. Sevgi de şuur çok önemli. Sevgi de şuur da önemli. Yani aklımız başımızda olarak bir iş yapmak önemli. İşte bahar geliyor. Bir kimseydi. O güzelliği görünce artık sular çağlıyor. Her taraf yemyeşil. Dedi ki şu insan istiyor ki şu bahar hiç geçmesin. O suları çağlatan, ortalığı böyle pırıl pırıl parlatan, arzı yemyeşil bir hale getiren, kuşların cıvıl cıvıl ötmesine sebep olan, daha başka bütün güzelliklerin zuhuruna sebep nedir? Allah'tır Celle Celalühü. Bundan dolayı sevgide şu huzursuzluk bu.
Ne kadar güzel şu dağlar yemyeşil bir gömlek giymiş gibi oldu. Sonra sular akıyor. Görsen dayanacak gibi değil. Şimdi suların başında ne var? Birer kutuları var. İçki şişeleri var. Nerede güzel bir tabiat var. Nerede güzel güzel su başları var. Onlarda gülüp eğlenmeler, bilmem falanlar, bilmem İşte şuursuz sevgi diye buna derler. Akılsız sevgi derler buna. Ama Rabbimizin ne yüce kudreti diye mesela üstadımız gelirlermiş. Kılavuz hafızla beraber Bu küçük şelale diyoruz. Küçük şelalenin her tarafına bakın. Bütün içki şişeleriyle doluydu bir ara. Şimdi bilmiyorum belki temizlikleri artık götürüyordu. İyi bura değil de başka yeri düşünelim. Ne olursa olsun. Böyle bir seccadesinizlerim. İki rekat Allah rızası için şükür namazı kılan, tesbihat yapan nerede? Bir de şu husus sevgi bu ama sevgi bile değil. Gelirlermiş. Hiç gördünüz mü bilmiyorum belki tesadüf.
Yine bilirsiniz böyle ağlayan kimseleri. İkisi de ağlarmış. Yani niçin ağlıyorsunuz? Es'alimle. Sakınmazlar. Sizin kalpleriniz taşlar gibi oldu. Taştan da daha sertleşti. Taşların öylesi var ki içerisinden sular fışkırır. Ünesi var ki akışlarıyla, neleriyle bambaşka bir akış. Taşları yarar yarar akarlar. Öyleleri var ki Allah korkusundan, dağlardan aşağı yuvarlanırlar. Cenabı hak yaptıklarınızdan gafil değildir. Şu sert taşın içerisinden yaşlar akıyor da bizim şu et olan et olan yumuşak gözlerimizle yaş niye akmıyor diye ağlarlarmış. İşte şu vurdu sevgi diye buna dediler. Taş niye ağlıyor? Taştan sular çıkıyor. Niye çıkıyor sular? Bir hikmeti şudur. Biz emanetleri yüklenmedik. Ayeti Celal'in son kısmında buyuruyor. Eğer kendi kadr-ı kıymetinizi bilmezseniz nefsinize zulmetmiş olursunuz. Size verilen şu nimete bakın da cahillik yapmayın buyuruyor Cenabı hak.