Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Buradaki esaslar son kısmına baktığımız zaman hep Kuran Azimüşşan'dan ve ehadîsi Muhammediye'den alınmıştır diyor. Bize de gerekli olan bu. Bu. Şunu çok düşünürdüm. Sami Efendimiz, Kaddafi hazretleri ayet okurlar, Hadis-i Şerifler bildirildiğine göre en az bir sohbette kırk ayet okuduğu ifade edilir. Biz şimdi sohbetlerden o zamanda yaşlarımızla müsait değildi, pek anlayamazdık ama otururduk. Çocuk olmamıza rağmen o oturuşumuzda bir güzellik hasıl olurdu işte çocuk olduğumuzdan. Sonra, güzellik hasıl olurdu işte çocuk olduğumuzdan. Sonra dedim ki Efendimiz Hazretleri böyle güzel güzel menkıbelerden de anlatsa, misallerle nelerle, sonra öğrendim ki onların huzuru aynen meleklerin bir huzuru gibi, onlarla oturan şaki olmaz buyruluyor. Yani onlarla oturan cehennemlik olmaz. Meğer haz ve zevk oy imiş.
Bir gün Erenköy'de büyük de bir cemaat, yalnız bu kadar geniş değildi sohbet ettikleri mekan. Buranın yarısı kadar bir yer. Oturuyoruz, yalnız cemaatin çokluğundan dolayı mekanda pek muvafık olmayınca, dizlerimizi yere zor değdiriyoruz. Üstadı validemiz geldi, mürşidi kamilimiz. Ön taraflarda da sandalyelerde oturuyorlar. Sami Efendimiz için yer ayarlanmış. Mürşidimize bir yer verdiler, oturdular. Çok gerilerdeyim, yalnız böyle cemaatte bir değişme hasıl oldu. Hiçbir şey yok, konuşan yok, giden yok fakat bir yüzlerde neden nurlar peyda olur gibi, her tarafı bir ışık alır gibi bir hal zuhur etti. Sonra teşrif buyurdular. Cemaati selamlayarak girdiler. Yanında bulunan bir kimseye Hazreti Halid radıyallahu anh den oku buyurdu. Sonra Ebu Zerrir Nil Hıfarî radıyallahu anh, Sa'd ibn-i Muaz, bunlardan okuyun buyurdu, okudular. Ayrılacağı zaman selamlayarak ayrıldı.
Kendileri çıktıktan sonra üstazı adimiz kapıya döndü, bir dakika dedi. Biraz da sesini yükseltince herkes dikkat kesildi. Buyurdular, işte zamanın bir kutbuna samimiyetle, muhabbetle, kişi mübarek ellerini tutacak olursa Cenabı hak onun cesedini yakmaz deyince cemaatte bir çalkalanma oldu. Çalkalandı bir cemaat. Bu kimdir, bu kimdir derken üstadımız olduğunu ifade ettiler. Kendilerinin bir hususiyetini anlatıyorlar. O da son zamanlarda yetmiş dokuz yillarında bu yilları müteakip zaten bir rahatsızlık başlamıştı. Daha da ziyadeleşiyordu rahatsızlıkları. Böyle bir hastalıklarının da şiddetlendiği anda koyuyorlar ki beni Ravza ipaki Nebiye götürürüm efendimizin mescidi saadetine sallallahu aleyhi ve sellem orada namaz kılacağım. Hemen araba hazırlanıyor. En yakın kapıdan giydirmek istiyorlar.
Hem yaşı itibariyle hem de rahatsızlıkları olunca kendileri ise en uzak kapıdan girildiği zaman efendimizin huzuruna bir hayli mesafe olan yerden giriyor. Ama bu tür sualileri de titriyor böyle. Böyle cemaatin arasında dolaşıyor. Kendisiyle bulunanlardan birisi diyor ki efendim vücudu aliniz çok rahatsız. Şimdi bir yere geçsek otursak kulağına hafifçe eğilerek buyuruyorlar ki bugün Rabbimden bir müjde aldım. Kim bizi görürse, biz de kime bakarsak Allah'ımız ona nimetler ihsan buyuracak. Bunu demeden önce de bir kısım hal ehli olanlar durumu fark etmişler. Onlar bu Allah'ımızın sevgili kulları. Bir defasında da kelime-i muhteremeleri odalarına girer. Tabii kelime-i muhteremesi rahat girebilir babasının huzuruna girer fakat Sami Efendimiz hazretlerinde bir değişiklik var. Vechi saadetleri çok tebessümlü, neşe var belli. Müstesna bir neşe var kendilerinde.
Baba herhalde misafirleriniz var dedi. O da evet kızım, İbrahim aleyhisselam ile oğlu İsmail aleyhisselam geldi, çok tatlı bir sohbet oldu dedi. Kendileri tabi hiç kimse görmemiş ki sırtını yere koyup otursun. Son hastalıkları müstesna ayaklarını uzatmamış. Ayakları devamlı toplu vaziyette olunca teçhiz ve tekvin işleri yapılacak. Yıkanır. Ravzai Paki Nebiye gelir sallallahu aleyhi ve sellem. Orada kendiliğinden mübarek ayakları uzanıverir. Yemek yerken de öyle, her halinde de. Bunu anlatmakla bitirmek mümkün değil. Velhasıl Kuran'ın ruhuna, Efendimizin mübarek sünnetine tamamen aşina olmuş. Muhyiddin Arabi Hazretlerinin bir sözü var. Buyuruyor ki Kuran'la insan ikizdir. Kuran'ın zahiri insanın bedeni. Kuran'ın batını insanın ruhudur der. O zaman biz burada çabamız, gayretimiz ne olacak? Kuran'la özdeşleşeceğiz. Allah'ımızın Kitabı Kerim'i ile. Nasıl olacak?
Baktığımız zaman Kuran'la bakacağız. Nasıl olur bakınca insan Kuran'la, Rabbimiz geçmiş kavimlerden haber verirken ibret almaz mısınız buyuruyor. Buyuruyor. Biz şimdi o kavimlerin helak olduğu, yok olduğu yerleri de bilmiyoruz. En azından gezip dolaştığımız yerlerden anam da geçmişti, babam da geçmişti, kardeşlerim de geçmişti. Birçok insanlar buradan seyr ü sefer etti ve ahirete göçtüler deyip bu gözle bakmak. Mesela bir dağa bakıyoruz. Bu Kuran'la bakış. Çünkü ibretle bakmak. Baktığımız zaman dağ biraz şekilsiz gibi görünecek. Ama o dağın içerisinde maden var. O dağın altından sular kaynıyor. O dağda ormanlar hasıl oluyor ve o dağı vesilesiyle arzın sükuneti temin ediliyor. Mesela Mekke-i Mükerreme'de deprem riskinin çok az olduğu söyleyen neden dağlarından dolayı. Allah'ımız, Raşiye suresinde ve boşuna zikretmiyor. Dağı birbirine nasıl yaslamış.
Bundan ne ders çıkarırız biz Kuran'la baktığımız zaman Kuran-ı Azimüşşan'la bir insan şekilsiz görünebilir. Gençliği ile yaşlanması bir değildir onun. İşte bir gence çok iltifat edip yaşlı mı ya nereden bu aramıza girdi demememizi sağlar. Bu ibretle bakış. Deriz ki daha böyle şekilsiz görünüyor ama ne nimetler var. Bunun da o dağın içinde maden olduğu gibi kalbinde iman madeni var. Kalbinde takva madeni var. Kalbinde haşyet madeni var. Kalbinde münip olma Allah'a dönüş madeni var. Kalbinde tevvab oluş sayamayacağımız madenler var kalbinde diyeceğiz. Daha sonra o da nasıl ağaçları vesair nimetleri üzerinde bulunduruyorsa biz de diyeceğiz ki güzel ahlak ve hususiyetleri, güzel ahlak ve edebi şahsında barındırıyor diyeceğiz. Tevazusu var. Alçak gönüllülüğü, cömertliği var. Hilmiye sıfatı var vesaire. Bakış bu olacak. Kulağımız Kuran'la dinlerse bunu Kasas suresinde görürsünüz.
Bir evvelki dediğim göz hususunda gözlerin hain bakışından Allah'a sığınır. Sonra Kasas suresinde bir lağ boş söz olduğu zaman ayrılın buyruluyor. Bu ne demek? Kuran'la dinlemek demek. Şu Kuran-ı Azimüşşan'la dinliyoruz. Kuran'la dinlediğimizde lağ, boş sözleri dinlemiyoruz. Diyoruz ki ha konuşuyorsun ama bunu aslı yok, astarı yok deyip bak kendimizi nasıl koruyoruz, kardeşlerimizi nasıl muhafaza ediyoruz, hayırlı kelamları dinliyoruz, daha ötesine geçecek olursak Kuran'la dinlemeye, eşyanın zikrine kadar gider bu. Ağır gelir diye de endişe ediyorum. Çünkü ölçülere göre görüşmemiz lazım. Muhammed İkbal'e babasının dediği gibi Kuran'ı Rabbımızdan Celle Celalühu dinliyor gibi oku diyor. Bu şekle döner. Diğer azalarımızı artık buna kıyas edelim. Şimdi Sami ben Azalarımızı artık buna kıyas edelim. Şimdi Sami Efendi hazretleri, haddesallahu Sırrı deniliyorken, onu anlatmak mümkün değil.
Sadece zahiren görünen, onun iç alemi bilinmez, onların ve emsali olan Allah dostlarının artık gönlü Cenabı Hak'tan müncezip olan, müncezip çekilmiş demek. Gönlü Rabbimize Celle Celalühü çekilen insanların bir önceki nefesiyle ikinci nefesinin arasındaki farkı da ölçemeyiz. Ondan ne diyeceğiz? Ancak hadis-i şeriflere bakacağız. Hadis-i şeriflerde la ya arikuhu mugayri, bizden başkası bilmez. O zaman biz buradan bazı ifadelerde bulunalım. Hayırlı insanlar anlatılırken, dünyası pek çok da olsa Süleyman Aleyhisselam gibi malı mülkü de olsa, diğerini demiyorum, Karun hiç demem, çünkü müminlere böyle bir misal veremem. O Karun gibi olanlar da diyemem, Allah o sıfattan muhafaza etsin deriz. Çok olabilir ama yetinecek kadar. Yetinecek kadar. İşte bu elbise bana yeter.
Işte bu ayakkabım yeter bana, bu yiyeceklerim yeter bana, bu evin ihtiyaçları kafi deyip geri yanını Allah'ımızın yolunda sarf etmek. Mesela yolunda cihad edenlere zekatlar verilirken zekatın verileceği yerlerinden birisi de cihadtır. Mevla yolunda cihad ediyor. İlla elimize silahı alıp da düşmanın karşısında durmak değildir bu. Efendimizin hadis-i şeriflerine bakarsak Malımızla, canımızla, dilimizle cihat etmektir. Malıyla cihat ediyor. Ne yapıyor? Diyor ki bu hayat belli değil. Eldede mi gideriz, altmışta mı gideriz, genciyken, yaşlıyken mi bu belirsiz.
Gitmeden önce benden sonra da bir kimsenin benim namıma iş yapacağını beklemeden, onlardan sevap umma gibi bir hale düşmeden şimdiden ve ma tugaddi mi li enfüsiküm min hayrın tecidu ha imdalallahe aleyhi ve sellem feneri önümde götüreyim, ışığı önümde götüreyim deyip hayatımızda bir Kuran kursun, bir kreş, bir anaokulu, daha başka hizmet yuvaları, insanlığın kurtuluşu için buna birçok imkanlar sağlanıyor zaten. Ne yaparız? Bunu ben kendi başıma yapamam. Ama arkadaşlarla bir araya gelip istişare edelim. Biz ne yapabiliriz? Öleceğiz ölmeye. Ama öldükten sonra bize gelir getirecek bir iş düşünelim diyeceğiz. Kişinin kendisine faiz olması Efendimizin hadis-i şerifleri ile budur. Mürşidimiz bize şu anlattı, Anter diye birisini anlatırdı. Bu zengin de birisiymiş. Bir karpuz almış Emre çıkmış demiş ki bunu akşam çocuklarımızla beraber yeriz. Ne oldu karpuz? Yedik demiş.
Bundan ibret almış Kuran'a bakınca demiş ki bunlar ben öldükten sonra da kuruş vermezler demiş. Koskoca bir araziyi burayı kabristanlık olarak veriyorum, şurayı hizmet yuvalarına veriyorum. Tabii şerri ölçüler içerisinde de düşünmek bizim dinimizin gereğidir. Böyle kafayı çalıştırmamız gerekiyor. Bir araya geliriz ne yapabiliriz, ne edebiliriz deyip fikirlerle bir araya gelince daha sağlıklı olacaktır. Çünkü Kuran-ı Kerim'de her bilenin üstünde bilen vardı. El-Alîm deyince burada lam takısı ile geliyor ya ondan Rabb-i Zülcelal'imize de verirler. Her bilen üzerinde bir bilen vardır. Mesela biz biliyoruz deriz ama bir başkası da bize yol gösterir, şöyle yaparsak daha iyi olur, böyle yaparsak daha iyi olur. Bunun için Rabbimiz ve şavirum planir, bir iş hususunda müşavere edin buyuruyor. Müşavere ederiz.
Yalnız müşavere edeceğimiz insanların ki birli olmaması, haset olmaması, cimri olmaması gerekir. Eğer cimri olursa ne diyecek? Yahu senin daha çoluğun çocuğun var ne evlendi, ne yaptı, ne yapıyorsun sen? Manevi olur. Halbuki verdikçe de Allah'ımızın vereceğini celle celalühü söylese coşarız. Bizden sonra artık amelimiz, sevabımız devam eder. Şimdi çok seviniyor insanlar. Niye seviniyor? Kısım kimseler ben diyor artık yaşlılığa doğru gittim, çalışmıştım, işte ondan da ben sigortadan emekli oldum. İşte Bağkur'dan emekli oldum veya bir memuriyette bulunmuş, bundan sonra da pek iş yapacak durumum yok. Bana diyor ayda da olabilir, üç ayda da olabilir, artık değişmiştir şekiller usuller geliyor diyor. Aynen bunun gibi. Biz öldükten sonra gelir getirecek işlem bu. Biz o sıkıntıyı görmediğimiz için bilemiyoruz.
Dedem Rahmetullah Ali hazretlerine evlatlarından birisi gelir, çok gözyaşlarıyla gelir. Diyor ki neden ağlıyorsun? Hazretlerini. Göründü, dayanamadım efendim diyor. Şimdi görecek olsa hakikaten halimiz çok değişecektir. Şunda da sizin görüşleriniz nasıldır bilmiyorum, Tanıyanlar için Sami Efendi hazretlerine, hadiste sallallahu aleyhi sırrın doktorlar diyor ki Efendi hazretleri çok görüşmeyin. Sizin sıhhi durumunuz buna muvafık gelir. Denir. Görüşecekseniz yarım saat. Bir defasında mani olamamışlar. İki saat sohbet etmiş o mübarek dilleri. O mübarek gönülleriyle, o mübarek halleriyle, o bütün tecellilerin içerisinde sonra rahatsızlığın da söylemiyor anlaşılmış. Doktor gelince demiş ki eğer bir başkasına böyle hastalık olsun, başını bir o duvara vurur, bir bu duvara vurur demiş.
Allah'ımıza olan aşkı, sevgisi, muhabbeti insanlara Allah için tazim din, Allah için tazim, mahlukata da şefkat, mahlukata bizim gibi insanlar aman ha yanmasın, aman ha zemheri cehenneminde donmasın, sıkıntı görmesin diye bu on yedi tane kitap daha fazladır. Gündüz hazırlık yapıyor geceleri yazıyor. Gündüz hazırlık yapıyor geceleri yazıyor. Burada bir mahalde üstadını bize okuttu, mukaddimesinden okudun, tahammül edemeyi verdim. Onun huzurundan gelir bu Ebu Zev, bu gözyaşı. Biiznillahi Teala dedi oğlumun genç kalbi dayanamadı, dayanamadım. Sekseni mütecaviz yaşı, üstadımız gündüz hazırlık yapıyor. Gece devamlı sabahlara kadar yazıyor. Bunu niçin yaptı? Gördüğü için yapıyor. Harri de görüyor, mizanı da görüyor, sıratı da görüyor. Bir sohbet buyurmuşlardı da hissetmem biz ne olacağım ki. Fakat şöyle bir duygu geldi gönlüme.
Sanki dedim Sami Efendimiz hazretleri konuşurken konuştuğu hadiseyi yaşatıyor gibi bir duygu geldi. Gördüğüm neden değil. Üstadımız dedi ki oğlum dedi Sami Efendimiz eğer kabri anlatsa, mahşeri anlatsa insanın gözünün önüne gelir dedi. Bir mizanı anlattı. Etrafında bulunanlar hulefasında ve seçkin kimseler şöyle anlattılar. İşte bir kul Allah'ımızın huzuruna geliyor amelleri veznoluyor. Bir sevaba ihtiyacı var bildiğiniz hadise. Rabbimiz bir sevap, bir ecir bulursan kurtulursun buyuruyor. O anasına varıyor, babasına varıyor, kardeşine varıyor, ablasına varıyor. Hiçbirisi yardımda bulunmuyor. Hepimizin kendine yeter bir derdi var. Rabbimizin huzuruna geliyor, Halıkımız senin Allah için bir dostun da mı yok deyince, üstadımız hazretleri hadisami efendimizin, abdest Allah'ın ve sırra mübarek sesi değişti.
Senin Allah için bir dostun da mı yok deyince sadık bir dostunu hatırlıyor dedi ama o anı hatırlayamıyor. Oradaki cemaat ayağa kalktı, üstadımız duvara yaslandı. Nasıl ferya bir figan koptu, meğer teveccühten buyurmuş. Efendim bunlar gördüğü için biiznillahi Teala bildiği için çırpınıyor. Gece gündüz durmuyor. Bu insanlık nasıl kurtulacak? Peygamberler durdu mu? Nuh aleyhisselam, ya Rab, Nuh suresinde geçer. Gece gündüz ben bunları davet ediyorum. Ancak davetin bunların uzaklaşması ancak uzaklaşıyorlar. Uzaklaşmaktan başka bir şey olmuyor. Gece ve gündüz davet ediyor. Kolay mı Efendimiz'in mübarek vücudu alilerine yapılan bu darbeler? O taşları üzerine hazırlayıp da ya Muhammed biz iman edeceğiz gel deyip hazırladıkları o taşı Cebrail aleyhisselama haber vermesek üzerine indirecekler. Ebu Cehil benim gönlüm yumuşadı diyor. Yumuşadı da neden değil.
Gel biraz İslam'ı anlar belki Müslüman olurum. Allah'ımıza olan aşkından, şevkinden, muhabbetinden bir fert kurtulur diye hareket ediyor. Meğer çok büyük bir kuyu kazmış üzerinde hafif örtülerine tam yaklaşınca o zaman Cebrail aleyhisselam gelme diyor, gelme. Gel diyor heyecanla derken kendisi düşünür. Hep bunlara rağmen ne yapmış? Gece gündüz durmamış. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.