Bir İnsan Bir Hatıra. Ariflerin Sultanı Mahmud Sami Ramazanoğlu. Hilye ve Şemaili. Üstadım Mahmut Sami hazretleri, uzuna yakın orta boylu, buğday tenli, çukurca ela gözlü, hilal kaşlı, seyrek sakallı, kıvırcık saçlı, bedenleri zayıf ve naif olmasına rağmen mütenasip vücutluydu. O nurani siması daima değişirdi. Şeklini çizmek tespit etmek güçleşirdi. Gül yüzünü görenler meftun ve aşık olur. Yanından ayrılmak istemezlerdi. Orta boylu olmasına rağmen yanında bulunanlardan daima uzun ve heybetli görünürlerdi. Yürürken daima sağa takip eder, sühuletle ağır ağır yürürler fakat çok yol kat ederlerdi. Yanında yürüyenler ona yetişmek için adeta koşmak zorunda kalırlardı. Ahlaken gayet halim, selim, mütevazı, yumuşak huylu ve melek sıfatlıydı.
Mahviyetin son zirvesine çıkmış olup Üstadı Muhammed Esad Hazretleri onun hakkında bütün evliyaullahın hasretle gıpta ettiği mahviyet hali evladımız Sami Efendi de mevcuttur buyurmuşlardı. Yeri geldikçe gayet şeci ve cesurdu. Müminlere ve evlatlarına karşı daima tebessüm olur, kendi hallerindeyken de daima hüzünlü ve düşünceli bulunurlardı. Vakur, itidal ve temkin ehliydi. Temiz, sade ve düzgün giyinir, beyaz giymekten hoşlanırdı. Giydiği elbiselerinde daima sağ solun üzerine kapanır, üzerindeki düğmelerinin adedi destek olurdu. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Kıvırcık olan saçlarını bazen kulaklarının memelerine kadar uzatırdı. Gayet az yer içerler ve az uyurlardı. Daima sükutu ihtiyar ederler, zaruret olmadıkça konuşmazlardı. Konuştukları zaman da pek kısa kelimelerle yavaş yavaş, tane tane muhataplarının seviyesine göre konuşurlar, mühim olanları da üçer kere tekrar ederlerdi.
Oturuşların en güzeli kıbleye karşı oturmaktır, hadisi şerifi gereğince daima kıbleye karşı iki dizi üzerine otururlardı. Ayağını uzattığını, bağdaş kurup oturduğunu gören olmamıştır. Hiçbir kimseden incinmemişler ve hiçbir kimseyi de incitmemişlerdi. Dergaha ilk geldikleri sırada Alibaba ismindeki bir ihtiyar oğlum, sana bir şey tavsiye edeyim de hayatın boyunca bunu kendine düstur eyle. Hiçbir kimseyi incitme, hiçbir kimseden de incinme, demiştir. İşte Üstadım Hazretleri bu sözü kendisine düstur etmiş ve hayatı boyunca da tatbik etmişlerdi. Bir şey için kendisiyle istişare edenlere gayet nezaketle büyükler şöyle yaparlarmış veya biz sizin yerinizde olsak şöyle yaparız diyerek cevap verirler, emir vermekten haya ederlerdi. Kapısına gelen herkesi kabul ederler. Onlarla görüşür, onlara iltifat eder, ikramda bulunurlardı.
Bir gün yakınlarından biri ziyarete gelen ivanlara sert davranmış, efendi hazretlerinin istirahate ihtiyacı olduğunu bildirmiş. Onları ziyarete almamıştı. Bu hale vakıf olan Üstadım hazretleri o yakına oğlum, bu kapı hak kapısıdır. Buraya gelenleri boş çevirme. Bak, onlar niye geliyorlar? İstirahatlarını, ticaret ve meşgalelerini, çoluk çocuklarını terk edip birçok sıkıntılara katlanıyorlar. İhvanın kötüsü olmaz. Onlar bizim makbulümüz olduğu gibi çocukları da bizim makbulümüzdür. Hemen git, onlardan özür dile, gönüllerini al ve hem de ziyarete getir buyurmuşlardı. İşte Üstadım hazretleri herkese karşı şefkat ve merhamet sahibi, iyiliklerin kaynağı, vefanın ocağa, bütün güzelliklerin kendisinde toplandığı bir veli-i ali-i Kadir'di. Hayatı belli bir düzen, nizam ve intizam içindeydi.
Nitekim Erenköy'deki evinden Tahtakale'deki iş yerine gidiş gelişlerinde vapur ve trene aynı saatlerde biner, gişe memurlarını meşgul etmemek, yolcuları bekletmemek için de bilet ve jeton paralarını devamlı surette bozuk olarak verirlerdi. Ariflerin Sultanı Mahmud Sami Ramazanoğlu. Bir İNSAN, BİR HATIRA.