Maneviyat ve İmanın Gücü kaydında Nesini anlatayım? Üstadımızın bir komşuluk münasebetini anlatayım. Şimdi diyor ki bizim Hacca BÖBÜDEVİR Halat deniyor ya, o diyor ki bir gün diyor geldi diyor sizin eve diyor. Eskiden koşullar vardı. Poşuyu biliyorsunuz değil mi? İçinde bir keç oldu. Şöyle keserler alın kısmını, Safran değiller. Oraya az büyüdü altın inişi. Ondan sonra…
Nesini anlatayım? Üstadımızın bir komşuluk münasebetini anlatayım. Şimdi diyor ki bizim Hacca BÖBÜDEVİR Halat deniyor ya, o diyor ki bir gün diyor geldi diyor sizin eve diyor. Eskiden koşullar vardı. Poşuyu biliyorsunuz değil mi? İçinde bir keç oldu. Şöyle keserler alın kısmını, Safran değiller. Oraya az büyüdü altın inişi. Ondan sonra kenarına küçüklerini dizerler. Hep inlen. Buralarda inlen dolu. Şimdi oturmuşlar gidiyor. Efendimiz, meğer köyün bu kadınlarını toplamış. Onlara yemek vermiş. Bu bir kristalin bir tarafından süzülen böyle yemyeşil bir şey değil de nedir? Bizim amcamız vardı. Hayrullah amcamız. Efendimizden yaşı büyülüyordu. Şöyle amca olmazsa, Efendimiz amcasının o amcası Hafız Hasan var. Rahmetullahi aleyh. Onun oğlu. Şimdi Hafız Hasan vefat edince rahmetullahi aleyh, onun hanımı demişler, Mustafa evlendi. Bu sana yakışır. Dediler Mikailiymiş. Ondan olmuş.
Şimdi onlar olmuş. Evet, onlar olmuş. Anası da aynı, babası da aynı. Adamca dedi. Bir gün dedi ki, Yerim dedi. Hacı efendi bana eline vermedi. Vermiş de, öptürttürmemiş. Ona üzülüyor. Elini öpemedin diye, yaşı ney büyük? Efendimiz takdir ettiler mi? Şimdi Efendimiz bunları davet etmiş. Bak, akrabalı, kristalin başka tarafından süzülen ışığa bakın. Onun anlatırdı Hayrola amcamız, diyelim diyor, üye bir yemek verdi hacı efendi diyor. Efendim akrabasını nasıl bozdu? Oradan da bir ışık çaktı. Şimdi hocaları toplardı. Hocaları toplardı. Bayağı biraz gürültülü haller olurdu. Mesela atardı benim biz. Bir konu. Onu münakaşa ederlerdi. Konuşur, münakaşa ederler. Sonra onlara yemekliyoruz. Veriyor. Bizim burada şimdi ayna kapağına yakın patates bölümüne, arasındalar bastırma. Bastırma burada kimse bilmez. Evet, Allah bilir de herkesin ona imkanı ediyor.
Patates pastırma, patates veya sucuktan böyle. Yani bugün de en güzel ikram. Hocalara gidiyor. Bastırma dedi hocanın birisi, güçlü biri neydi? Efendimiz dedi ki müftüden bir pastırma diyorsun, bastırıyorsun. Diyor lokmaların neden böyle hoş geçiyor vakit. Sonra çiğner geldi her taraftan ışık süzülüyor. Bu bayilerin, müflülerin her ay bin yerde bilgiçeler toplantısı için doluyor mu bilmiyorum. Oluyor mu? Efendimiz onları eve misali. Halbuki üçlünün yapacağı şu: Sonra, Abdullah Baba var. El-Fi çeki. Hocalar yorulmasın diye efendimiz leğen hazırlattı. Ya bahset mi? Onlar genç gelmiş. Geldiler, efendimiz lavaboda ellerini yıkatmıyor, yoruldular diye. Yorulacak kimse de değiller. Şimdi leğen ellerine su döktürdü. Sünnet sen niye namaz şeyden, namaz demişsin, yemekten döndü. Emin olun biz de anamız rahmetullahi aleyh ha çok bir ceket. O kadar misafire kaldıran.
Onu canman okuyun, girerken çıkaran okuyun anamıza. Anamız pek hizmet etti ihvanı. Biz bir gün fasulye topluyoruz. Memerreme ne diyor bak, ağlayacağım ağzımı evde. İhvanımı, ihvanımı, İhvanımıza topluyorum diyor. Ayağına sürükler vurdurmuş, sürükler tutturmuş. Havuz Harbi de o zaman çocuk, onu bir köşeye oturtturmuş. Yani bize bu tarikat-ı Ali'ye geldi ama çileler de geldi. Arkadaşlar, ondan dolayı rahatlık bizi değiştirmez. Daha bir canlanırsın. Bu bir köyden bilir kardeşiniz Ömer Gurhu. Ömer Gurhu var. Dedemin ihvanı. Bu ilk yıldi yaşlıdır. Ben dedi yaya dedi, eskiyi hatırlayacağım dedi. Bizde kargalı dediler burada. Hatırlanıyorsa bilirler, bizim bilmez başka. Karkallıyı bilen var mı? Neden bileceksin Selahattin? Şimdi çok gizli gelirlermiş. O zamanın Halk Partisi dedemin yıkmağında daya atanlarmış. O hepsi zahmet dedikleri, tarikatı aliye de ipek Ahmet olmuş.
Maneviyat ve İmanın Gücü kaydında Nesini anlatayım? Üstadımızın bir komşuluk münasebetini anlatayım. Şimdi diyor ki bizim Hacca BÖBÜDEVİR Halat deniyor ya, o diyor ki bir gün diyor geldi diyor sizin eve diyor. Eskiden koşullar vardı. Poşuyu biliyorsunuz değil mi? İçinde bir keç oldu. Şöyle keserler alın kısmını, Safran değiller. Oraya az büyüdü altın inişi. Ondan sonra…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hatta ricalihullah'tan olmuş manevi yerlerde. Buranın halk artıları çok az atıldığını duruyorlarmış. Halbuki o eşkıyalık ne yapan bir insan çok da güçlü gelmiş onu birbirine. Denirme kavurka getiriyor, hediye bir şey yok. Kavukayı alıyorlar, eller. Yani, öyle sıkıntılarına gelmiş. Dedi ki ben diyorum, bu dönem kargalıdan, oradan geleceğim dedi, eski hatırlıyorum dedi. İnan biz beni, Sami sultanımıza o yetişeyim, emin olun, o Haydarpaşa İstasyonundan şeye biniyoruz, trene. İbliyullah'ın hali çok baş burcuydu. Otobüste girerdik, o zaman sığarediceler, otobüste. İlmin olun. Şiye yaklaşırken hareme doğru şöyle, gelen köyün hizasına doğru, Yaşadığımı söylüyorum. Arabanın sesi diye şey. Sanki Sami Efendimiz kontrol altında bakıyor. Böyle bakıyormuş gibi. Bu yıkmanlar buraya böyle geldiler. Neyse yani bu muhabbetle geldiler. Aşla geldiler. Biz efendimiz bir ev yaptırmak istemiş.
Yok, eve bir ilave bu da, bu Dereköy'den Salep Usta, İsmini bilebilir miyiz? Belki bizim Hacer. Bilmesem işin çok tehlikeli. Ama Efendimiz usta olduğu için bir olay çıkarmış. Çıkarmış efendimize bir şey dememişse, gerekli gelmiş. Kaç tane buğday yıkan var demiş. Acaba otuz tane. Kaç tane usta var? Ya biz ne duruyoruz demiş. Bir oda demiş onu oturtturacak. Baktım ettim. Ne düşünüyorsun? Baktım ettim demiş. Elini bir bakacak demiş. Yani karar diyorum. Haydi bir taş çekelim. Öteki ihvanlarda demiş ki, Hacah dediğin doğru. Kafamız şu kar topundan bir kurtulsun demişler. Yani ne kadar kar top atıyorlarsa gelenlere, gelmem, peygambere mi geliyorsunuz diye? Ondan sonra şeyden gelmeye başlarlar. Yukarı, mahrap deriz biz. Mendebur ne biliyor musunuz? Oradan aşağıdan buraları görmeyecekler. Görmeyecekler. İhvanlar çok gizli geliyor. Arkadan, arkadan yoldan şu havuz kaderi gibi deriz.
O aşağıdan UFO'lar ne var? Orada anca gelebilir. Veliot, Şimdi akşam gelirlerini hıfmanlar mümkün değil gündüz. Akşam gelirler, o da biz küçülttü efendimizin odası. Araya bir şöyle ip çekilir, şu şey var ya nevresim diye, onlar o atılır. Arka tarafta Meryem Baalidemiz. O gelen İhvan bacımız. Ondan sonra diğer İhvanlar öyle yerine otururlar böyle efendimizin sohbetine. O mutdili diye şeyde bir kardeşimiz vardı, Kirazlı. Dış gününde diyor dağlar kurtlarla dolu, efendime dayanamadım üç defa gelişimdi. Sonra efendimiz sohbet buyururlar. Sohbet itti mi, cebilerinden çıkarırlar. Elma minderin kenar. Ceblerinden çay armut ceviz bilmem filan. Onu alırlar. Dolap, eski evler de oturulan gelip arkasına bir dolap bas. Biz de bunu bildiğimiz için efendimiz camiye gelenlerdir. Biz ev halkı olarak o dolaba yükleniriz. Ne diyorsun? Bu ihvanlar büyüğüne geldik. Bilsem bir şey olur mu?
Gelen arabaların, lastikleri şu silgeç var ya, onların hepsi şifanı diyeyim size. Hep ağlarlar orada zikirde, meğer o ağlarlar. Niye biz böyle yaptık? Sonra hep iyi oldular, onu değilmiş. Pişman etme, şükür, pek kimselere gelsin. Sonra hep iyi oldular, muhabbetli oldular. Zaten pek kimse kalmadı hep bağları var ki değilim. Yani tarikata ait, dinimiz nasıl milyonlarca şehidin kanıyla bize emanet edilmişse, tarikat imanı da böyle geldi bize. Ondan dolayı efendimizin ihvanları çok sağlam. Şimdi, Efendimize bazı işlerde oluyor tabii. Halbuki onu hürmetle giyiniyor için diyor. Akdissak, bu halefat gibi bir şey olmuş. Dere Küsne, Kerem Memnet var dedi. Bir Kerem Hacı var, bir de Kerem Memnet diyor ki ya Sen yetişsen, biliyorum herkes. Bu taban çayı şuradan çıkarıvermiş, altmış kişiyiz demiş. Efendim, üçüncü hanımı feda ederiz, canlarımız, yap benim için. Yani bir böyle bir hayat geçti.
Bak şimdi, elhamdülillah rahat. Bak bu rahatlık bizi nefsani hale götürmeme. Şunu düşüneceğiz Allah'ım böyle bir nimet verdi. Bu nimetin şükrünü nasıl eda ederiz? Bugün anlattım Hafız Abi, bugün anlattım. Nerede bir rahat olsun? Nerede? Diyelim ki efendimiz derler. Bu İstanbul'da Elif ve Ben Dilaha var. Bir odayı efendimize ayarlar. Hacı seneten bir odasın. Bir odayı. Sağım sultan diyoruz. Hayalliyoruz öyle. Efendimizi şöyle bir yürütsek, şöyle bir otursaydık, şurada bulunsaydık. İnanın övünmek için değil Allah'a hamd için söylüyorum. Kayseri'de Alparslan'da oturuyoruz. Bizim dairenin ismi Mahmut Sami Ramazanoğlu. Dedim kendi ismini yazamam. Onların hürmetine biz bu dünyada yaşıyoruz. Odası ona ait. Üstazımıza ait pis böyle. O Kova'lı alamca diye birisi vardı. Burayı ukidir mı? Çok uzun sürdü. O Vakfı Alaamca diye Konya'da ziyaretine gittik. Eski insanların, yüzleri, ileri.
Işım saçıyor böyle, ışın saçardı. O hem Esad El-Dili Hazretleri'nin hem de Sami efendimizin halifelerinden Dişçi Baba demiş ki bir Kavaklı Hale kadar durma, olamadı. Bunun bir geçimi yüz bin lira alırdı. O kavruk zaten. Yok yok kavruk değil. Şey, fıstık. Onun şeyine geçimi bakın yaptığı işe. Şimdi oturuyoruz, çay ikram ediyor. Bir bardağa boş koydu. İşte onu doldurmuyor Ama o kadar samimi söylüyor ki, bu bardak efendimim Sami efendinin bu iç işitiyor. Sami benim zorda yok ama aşık muhabbeti bu. Sonra oturuyoruz. Yukarıda bir minderler oturtmadı bizi. Biz neyim dedik, gelin dedik orada efendim oturuyor. Nasıl oturacaksınız? Böyle rabıta değil mi? Halleri başkalaşıyor. Siz bakmayın. Biz onun mücadelesini yapıyoruz. O şimdi nasıl anlatayım? Sahabe zamanında çıkan Haruriler var ya, şimdiki adıyla mealciler onun mücadelesini bilir kardeşlerimiz. Biz dişe diş elhamdülillah mücadeledeyiz.
Onları hiç yapmayız. Hiç endişe etme. Biz onu biliyoruz, o belaları, o sıkıntıları, safsata, boş, yaptıkları iş. Boş, tasnak gibi dönüyorlar. Ama bizim yolumuz elhamdülillah, fahri kainatın nurundan geliyoruz. Şimdi biz görüşmelerde gündem oluştururuz da, bir gün bugünün gündemi yok. Bugünün gündemi aşk ve muhabbet olacak. İhvanımız birbirlerini sevecek, sayacak, muhabbetten kucaklayacak, daha bir dinimiz nasıl hali olacak, yola çalışacak. Şu misal hatırıma gelir. O delistler bitmez. Anlattıysa anlatayım. Onların delistler gibi her tarafından nur attığını, Efendimizin ticaretinden de nur attım. Şimdi, geçimi nedir diye söylerler. Küçük yıl olduğu için işte canım, Mehmet Efendi veriyor, şu kader Kazım Efendi veriyor, Durmuş Efendi veriyor, Sabahattin veriyor, Mehmet Efendi veriyor, geriye ne olduğunu bilemedik. Şimdi, böyle zayıcıyı çıkıyor. Şu dişlerin çürüdüdür efendimiz bize.
O levhaları yaza yaza, bugünkü şeyler yok, imkanları yok. Atlat, şık bulundurarak onu da merkebe, ondan sonra heybeye dolduruyor, köylerde satıyor efendimiz onu. Geçimini öyle sağlamıyor. Bağlanır, bahçesini öyle almış efendimiz. Bir gün birisi gelmiş. Efendim? Geçiminiz nasıl? Hocam. Efendimiz nasıl geçiniyor? Efendimizin orada da bir pantolonu aslıymış nasılsa. Oradan tık diye bir ses çıkmış. On kuruş. Yirmi beş kuruş. Düşüyorum senin. Adam. Utanmış yani para düşmeye başlamış. Allah'ımız daha efendim şöyle geçiniyoruz değil mi? Bakın, Abdurrahman bin Avuf var. Bunlar için değil. Malum, Sa'd ibn-i Rebia ile kardeştir. Sa'd ibn-i Rebi'dir. Efendimiz bunu anlatmışlar dedikodu meydana geldi. Ah, kustaydı burada. O dedikodu yaptırdı. Abdest saldırısı okumuşlerdir. Bizim ifvanımız şimdi çelikti beni. Siz sahip olun, sahip olun çok iyi bir acil olacak Allah'ın izniyle.
Siz küçük görmeyin Yahya. Emin olun, bir Almanya'dan Alibostan, ismini de veriyorum size Manisa. Benim kız diyor, şeyi çok güzel resim yapar diyor. Bu caminin resmini yaptı diyor. Çok güzel çizmiş. Kız bilmez diyor. Ne bilirsin Hacer sen efendimizi? İki gün ağladı kız diyor. Baba demiş, orada bir mübarek zat var. Ben bilmiyorum ama bölünüyor, ben dayanamıyorum hakem. Hristiyan efendimizin her şeyinden bakan Hristiyan, efendim, Meşşaiyi ziyaretinden tutun. Yerine göre fakirlerinde yoksullarla iş ve güç itibariyle işte Abdurrahman bin Avf'la Sa'd Bin Rebi var ya, Sa'd Bin Rebi diyor ki, Abdurrahman bin Avf'u kardeşim, benim iki hanımım var. Yani dedikodu olmuş, dedikodu bir şey yok. İslam tarihinde var. Hangisini istersen onu taklit edeceğim. Birisi diyor yaşlı. Ev işlerini güzel yapar ama öteki diyor genç, bu işleri pek bilmez. Hangisini istiyor diyor. Boş işler.
Ondan sonra bahçesini gösteriyor. Bunu da diyor ikiye ayırınca. Abdurrahman bin Avuk hazretleri diyor ki Allah malını da aileni de salamullah alakası var. Bana çarşıyı gösteriyor. Biraz kep almış, biraz yoğurt atmış, şeyler almış, yağ almış, pazarlanmaya başlamış. Allah'ım diyor Abdurrahman bin Avuk Hazretleri radıyallahu anh, şöyle, unu diyor avuçlasam ah, altın oluyordu diyor. Bana hatim sebebiyle diyor. Onun için Evliyaullah bu gibi insanlar haller bizim gibi insana beyaz edilmez. Onlar Rabbımızla münasebetin içerisinde, bakın efendimizin bir hac çetenin anlat bir süre. Dört yıl, yanıyor efendimiz. Bir gün Allah'ımıza niyazta bulun, kendici ya. Allah'ım, beni bu kadar yakıyorsun ki götüreceksin, diyor. Yanardım diyor. Beni diyor, Beytullah'ın ölçülerine sararlardı diyor. Sonra o zaman yüz elli elliye bizim boyacılığın kardeşimiz varsa, cini poğaça. Çok şükür.
Bu hikayesi de var ya uzun süre. Şimdi Kini Paca kaçak gitmiş. Yüz elli lira para demiş. O zaman gelip gelen yok, ceza yapıyor. Hacca gidiyor? Hacca gittiği için para. Şimdi, Hacı Ali Yahya'yı yalamış. Beytullah'ı gördün mü? Hacana atıyorlarmış, kucaklıyorlarmış. Şimdi bir tanesi dedim ki baktım ben sizlerden bari gelmiyorum dedim. Niye gelmiyorum dedim. Dedim İstanbul'a girer gibi geliyor mu? Biz dedim ömürde ya, Bekir yok değil ki. Beni de ifade etti. Şimdi biraz öyle. O zaman gidelim girememiştir. Efendimizin şunu giyeceği. O zaman parası neyi yok edelim. Karanlık dedi kimin ödendiğini bilmem dedi. Size rical taifesinden birisi, Abdullah'ımız mahrum etmesin, bunlar mübarek insanlardır. Bu rical dediğimiz şu olur. Şimdi rical taifesi, anlatamayın, onların yüzü suyu hürmetine yağmur yağar.
Onun yüzü suyu hürmetine onların, Allah'ımız rızık üf eder, onların yüzü suyu hürmetine yer ve içeriz. Onların hürmetine. Onlar diyor elini kandırsa da Allah'ım dese Cenabı Hak yağdır. Bir misal istiyorsunuz belli. Bir gün Sami Vel'imiz bir grup cemaate böyle ehli sesini giymiş. Vapur bir şekilde giymiş. Bir Vakful bir şekilde giymiş. Bir o çalın, buyurun. Kesin fakirlere dağıtın bela Yani bunlar bela dafiası. Allah bunların hürmetine memleketimiz oluyor. Geçen bir tanesi görülür. Bu Abdurhamil efendimiz ne biliyorsunuz has odalarda ne de bu yeşil yeşil elbiseden. Hani hayret ettim. Onlara kadar gösteriyordur. Çok güzel bir şey. Yani onlar olmasa o labirentler giydikleri girdiler ellerinde haritalar neler, bak görüyorsunuz bir türlü bulamıyorlar. Onlara buldurmayan kim bir kere? Hep bu rical taifesi geliyor işin içine. Içine.
Yani işin hallolmadığı zaman da şimdi burada bir kardeşimiz vardı vefat etti. Ben diyor nasıl olsa diyor, Ravzai muhtaarı'da kalmışım diyor. Eskiden kilitlendiler ve kapıları kalmış. Kapıyı kilitlerden diyor, sağa gittim bakıp döndüm, sola gittim, oturun dedi. Oturdum ama diyor, oraya bir kimseler geldi diyor. Neyi konuşuyorlarmış biliyor musunuz? Bizim Türkiye'deki o zaman ismini şurada veremem. Haksız değil onun hakkı değillerdir. Bilmem de o has bir Müslümanlar. Şimdi onu konuşuyorlarmış. Türkiye'nin siyasi meselelerinin Rokza-i Hakim Nebi'de Ehlullah buyurur. Emin ol, onlar olmasın biz. Allah'ımız korusun, muhafaza Bak şimdi, değil mi? Efendim, nasıl ki Abdülhamit sultanlığımıza, büyüyle marırsa, bu dua ordusu denir ona. Dua ordusu, onlar da yardım Akşener. Asıl hikmetli de onlar zaten.
Şunu diyeyim Çanakkale zaferinde dedem dört sene bulundu ya, Rahmetinde, bir sene orada cihad etmiş. Şimdi tam küfür cephesi hallettik için diyorlar. Hallettik. Niye? Tankları olduğu gibi dizmişler. Bir basmada Müslümanları yok edecek. Ayardı her şeyi. Tabii basmışlar gece yarısı. Bakmışlar bir kendilerini vurmuşlar her şeyi. Abdülhamid sultanımız diyor ya bak, öldürdünüz diyor. Beş altı kişi öldü, kendi alanlarınızı öldürdünüz diyor. Ne? Allah'ın dostları tankları küfre doğru çevirmeyecek. Onlar için bir zorluk yok. Kardeşimize bakıyorum da maddi dinleyin Nazi. Onlar da şifre de istemez bir şey demiştir. Muhyiddin Arabi Hazretleri diyor ki, ben diyor bir gün evimde oturuyorum, içeriye birisi geliyor. Nereden geri gidelim diyor. Kalk pencere örtün. Ben böyle endişelenerken altında diyor, seccade vardı ondan. Tabii endişelendim diyor. Siz ricalruyu ayıp mısınız, dedim. Evet.
İstediğin yerde öyle bir adım olarak da değil yerine göre, tayin mekan olur. Düşündüğü zaman da olabilir. Mesela nerede olmak istiyor? Arjantin'de. Komor Adaları'nda olmak istiyor. Brezilya'da olmak istiyor. Orayı şöyle gözüne kestir bir an yok. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.