Hususi ile mübarek şehri Ramazan'da kelime-i tevhid ile meşgul olmakta büyük fazilet vardır. O zaman biz ne yapalım? Zaten çok az bir gün kaldı. Kelime-i tevhidi de dilimizden eksik gitmeyelim. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, muhammeden resulullah, Lafzai Celal'de salatü selam, daha başka bildiğimiz ne dualar ve tesbihat varsa onları yaparız. Çünkü tam bir nimeti ilahiyi elde edeceğiniz zaman, bol bol ilahi lütfun olduğu gündeyiz. Çünkü sahil günlerde yapılan taatle Ramazan-ı Şerif'te yapılan taatler arasında hesap edilemeyecek şekilde bir fark var. Şimdi biz Ramazan-ı Şerif'in içerisinde olduğumuz için bilemiyoruz. Bittiği zaman Ramazan-ı Şerif'te zevk duyan, ilahi zevk duyan derhal anlar. Onun için buyruluyor ki eğer Ramazan-ı Şerif'in hacrı kıymetini bilseydiniz bütün senenin Ramazan-ı Şerif olmasını arzu ederdiniz diye. Ele geçecek gibi değil.
Ne gecesi ne de gündüzü. Çünkü her anında affı ilahi olan bir günlerdeyiz. Yatarken de ne kadar teravih namazında kıssak bile salat-ı vitir, eve vardığımızda alabilirsek yeniden bir abdest alırız, iki rekat namaz kılarız, seccadenin üzerinde bir kelimei tevhidle, salatu selamla, zikirle elimizden geldiği kadar meşgul oluruz. Bunu biz şöyle hesap edebiliriz, bu yaptığımız saatler ebedi bir aleme gireceğiz, oraya bir hazırlıktır bu. Oraya girerken şunu söyledim, bir eşyayı eline aldığında dedi ki kuş gibi. Biz de dedik ki keşke günahlarımız da kuş gibi olsa. Medine'de kıymetli bir zat geçen de iltiha ettiğini duydum, ruhu şad olsun. Onu Ravzai Pak'ı Nebiye almazlardı, üstü başı kirli diye. Halbuki Allah'ın sevgili dostlarından seçtiği kimselerden dolayı. Mescidi Saadet'in böyle kapılarının aralığında kalan kıymetli bir insandı. Bunu göremedim. Araştırdım bir otelin giriş yerinde.
Lobi kelimesini kullanmıyorum. Giriş bölümünde. Orada uyuyor. Aslında bize uyuyor gibi görünüyor fakat gözlerini açtı, şunu söyledi. Günah yüklerimizi hafifletelim, dedi. Şimdi bunu çok kimseden duyabiliriz. Hocalar anlatırlar, güzel güzel söylerler ama Ehlullahın söylediği söz insanın, çünkü ilden çıkan ancak kulağa isabet veriyor. Gönülden çıkarsa sözler kalbe işliyor. Bunun için demişler ki Hacacen Efendi hazretlerine, efendim öyle ağladım ki sizin sohbetinizde öyle ağladım ki neredeyse kafam kurudu demiş. Yaş kalmadı demiş. Ahrazın birisi de ağlarmış, kulağı duymuyor. Demişler ki bak sen duymuyorsun, konuşamıyorsun ama bu ağıt nereden zuhur ediyor deyince kalbini göstermiş. Efendi Hazretleri konuştuğunda benim kalbimin içine giriyor o sözler demiş. Onun gibi bu zatın söylediği sözdür yoksa Ebu Zer Radıyallahu Anh hazretlerine efendimiz bu beyanda bulunmuştur.