Aziz efendimizin, bedenin icazet namasına ve mektubatına yazdığına göre, Vahdet dinin Razi hazretlerinin, Tefsiri kebirinden anlaşıldığına göre, evvela şeriat, merhamet tarikat, saniyen tarikatı, onlardan vacip ettim buyuruyor Ah Celle ve Ala Hazretleri. Minhac münevver bir yol demektir. Ya Ali, nam, ya Resulallah, fedakar, bir ve ümmi ve nefsi, annem babam tatlı canım kurban olsun. Buyur, Ya Ali, senin delaletin ve bir kimse hidayete girerse, dünya mafiha seni olmaklıktan daha hayırlıdır buyurdular. Çünkü Bir kimse bir kimseye hayra delalet verse, aynı o hayrı kendi işlemiş gibi sevaba nail olur. Mesela yüz kişiye delalet etse, yüz kişiye birer sevap verilmiş olsa delil kişiye birer sevap verilmiş olsa delil olana yüz sevap verilmiş olur. Yüz kişiye biner sevap verilmiş olsa delil olana yüz bin sevap verilmiş olur. Gayemiz sevap deyin, Allah'ın rızasıdır. İhlas, ancak.
Rıza, ancak ihlasla kazanılır. İhlas da kararsız, avassız sırf Mevla Rıza suyu çalışmakla olur. Bunun için kardeşlarımızdan, bizim meslekimize hava sevenlere, evladım şu şekilde hareket edin, evvela bunu tecrübe edin, vermeyin geri gönderin. Üstadınız üç defa duvara çarpmayınca kırılmayan destileri alın yolumuza. Kırılacak kimseleri acele alıp da yolumuzdan çıkıp da leke olacak. Kimseleri bizim meslekimize kabul etmeyin buyurdular. Onun için mutlaka mutlaka tecrübe edin. Mukaddime dersi zaten tecrübe dersi o. Yüz on bir Ali Şerif. Bir Allahümmeente rabbi, La ilahe illallah takalakteni, yüz on bir La ilahe illallah elvel kul Şerif Euzu Besmele ile. Birisinde Euzu okunur. İkisinde yalnız Besmele okunur. Bir, Efendimiz'den sultanımıza gelene kadar Piran nizam efendilerimizin ruhuna, heda eyledim, vasıl et Ya Rabbi, denilir. Bu dersiyle, bu tecrübe dersi, bir günlükte namazı verilir.
Kaza namazını eğer devam ederse, kaza namazını eğer devam ederse, bu evradı da hiçbir gün bırakmazsa odun ihlası belli olur. Yaz gününde geçirdim. İşim vardı, harbanım vardı, çobanıdım, çelteedim, tutmayıdım filandım. Bunlar olursa bu yüzden de geçerim derse ona büyük dersin tarifi verilmez. Tekrar çalışın evladım bu derse. İnan tazelen gene çalışır. Devam eder, devam eder. Devamdan sonra baktın ki, tam devam etmiş. Kaza namazını tam kılmış. Yedi gün istihhara verilir. Üstazımız kitabına da yazmış. İstihara verilirse, kalbi mutmain Nuh'sa verilir ya, O'ya ders. İstihara yaparsa nurun ala nur olur. Nur üzerine nur olur. Yedi gün istihkarası, muhaffak muhaffak şekilde çıkarsa ona ders verilir. Gördü iyi çıkar. Üçü bulanık olursa gene verilir. Lakin, dördü bulanık ilk üçü yapıyorsa verilmez. Gene o eski küçük dersine devam eder. Yok eğer ardı ardına istihhara birbirini belli eder.
Gayet de güzel çıkmış. Abdest alıyor, canlı namaz kılıyor, sohbete oturuyor, yeşillikli yerlerden sular veya sular kaynıyor. Fahri Kainat Muhammed Aleyhissalatü Vesselam'ı görüyor. Bu yolun yolcuları, efendileriyle sohbette bulunuyor. Bunlara ders verilebilir. O zaman ders, yeniden başlar, Bunlara ders verilebilir. O zaman ders yeniden başlar. Baştan, Euzu Besmele yazdıktan sonra, remzettikten sonra, Silsileyi Okur. Silsile. Cihani manevi bulduğu baka. Hazreti Ahmed Müceddid ülvetü'l nüska olup, Şeyh-ı Seyfettin ve Seyyit Nuren Nuriyillah. Şah-ı Mazhar, Şah-ı Ruhu şerifler için Riza Lillahi Tealel Fatiha. Bir Asalli bir Elham ruhlarını ihta ettikten sonra temiz seccadeye oturur. Gözlerini yumar. Abdestle alırken, dışını abdest ile içini tövbe ve istiğfarla yıkadıktan sonra, yıkadıktan sonra bir gül yağı sürünür. Kaza namazı varsa kılar. Kaza namazı yoksa şey kılar.
Hatırıma gelsin diye yani abdestte ait iki rekat hak rızası için namaz kılar. Namazı bittikten sonra karanlık yerde yalınız yemi olursa daha iyi. Varsa gözlerinden döker. Estağfurullahi azim, Estağfurullahi azim. Yüz on bir defa okur. Ondan sonra bir defa Allah'ım Mente Rabbi okur. Bayağı evvelki dediğim gibi. Ondan sonra yüz bir defa La ilahe illallah el-Melikul-Habkul-Mübbin yüz on birinci de Muhammedün Resulullah, Sa'd kul vaadül Emin. Bayağı söylemelimizde aynı şeyi söyleyecek burada. Ondan sonra yüz on bir defa Salavatı Şerife, ondan sonra bir Elham, bir Elham, Dedim, Allah'ım salli ile Elham okur. Hası olan sevabı, evvelki gibi Peygamberi Zişan efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin ruhuna, eline, ashabına, Sıddık-ı Azam efendimizden üstadımıza gelene kadar ahirete iftihar eden Piran-ı Azam efendilerimizin ruhuna. İda eyledim. Rabbim, vasıl et Ya Rabbi!
Dedikten sonra tefekkürü mevt yapar. Ölüm tefekkürü. Ölürken imam nasıl bulacak, bu olmayacak mı, Ya Rabbi! Onun kaytaracaktan sonra. Kabe'ye geldiği zaman sual melekleri gelir. İki melek gelir, çinarlar gibi. Gözleri yalburdar, şimşaklar gibi. Biri sual sorar, gök gürler gibi. Dünya döner, bir gün Adem Pan olur. Münker, Nekir gelir, çok değil, lal olur. Bunu da iyice düşünür. Suana an cevap vermiş gibi bulunur. Kabirden kalkar kana, kabirden undürlü kalkar insan kimin maymun sıfatını dayalaman dediği gibi Serendiaman'ın. Hadislerde de on dört ve on iki suratta bakar. En güzeli ayın on dördü gibi müminler ayın on dördü gibi parlayarak bakar. Allah bizi böyle kaldırmayı nasip etsin. Kitaplar semadan karlar gibi yağar. İyilerin sağına verilir. Kötülerin soluna verilir. Kafirlerin adı sırtından kakılır döşen. Hacı ben ne taraftan gelir ola. Surat ne surata döner ola. Mizan-ı adalet durulur.
Peygamberimiz sağ tarafında oturur. Sevap günah da atılır. Bütün annen, baban, bütün peygamber-i zan melekler Allah'ın huzurunda sevabın ağır gelirse Cennet-i Ala, günahın ağır gelirse Cehennem. Elaman Ya Rabbi, sen bildin. Orayı da düşünceyi geçirdikten sonra Feriha bunu filcenne ve Feriha bunu bize ayır. Ancak cennet fırkasına mı ayrılacağım, cehennem fırkasına mı? Bunu da gelince düşündükten sonra rabıta-i Şerife, rabıta-i Şerife. Yani, yarım ay gibi Fahri Kainat Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem. Mihrabında oturuyor gibi. Sıddık-ı Azam efendimiz sağından başlamış. Kırran-ı kıyran'ın soluğundan da Hacı Esselam efendimiz gelmiş. Peygamberimizin mühunde de üstadımız oturuyor. Füyuz altı ilahiye Allah'ın Feyzi. Peygamber efendimize dökülüyor. Paullardan geçe geçe efendimizin depoyu olan kalbine birikiyor. Oradan da benim kalbime diye bir musluğun, kalbine birikiyor.
Oradan da benim kalbime değil bir musluğun düğmesini nasıl kırlanınca şak şak şak şak şak akarsa kalbini bu dünyanın yarısı kadar geniş tutup içine dökülüyor olduğunu zanneden Ben, oğlumun zannindiyim. Şarıltısını dahi duyanlar var böyle gırgır gırgır gırgır. Mesela ölüm tefekkürü beş dakika olduysa bu da on dakika böyle mest olmuş gibi dinlen. Duyan lezzetini alın. O zaman. Bu da bittikten sonra dilin ile Allah, Allah, Allah, Celle Celalühü, Allah, beş yüz dilin ile beş yüz de kalbin ile Önce buna de kalbinle. Önce buna çalıştın mı? Bin dilinle, bin kalbinle solülemeyen altı sıcaklaşmaya başlar. Ondan sonra gırp gırp gırp atmaya başlar. O gırp fültü ilk iki heyecanlı olur. Bir yerden kopuştuğunda bir yere cin kopuştuğunda bir yere dineli verince nasıl oraya dinalince kalp çarpar da gırt gırt gırt gırt gırt gırt atar öyle duyarsın. Ondan sonra biraz sakinleşir. Lakin kökleşir.
Bu kalbin ile zikrederken elini damağına yapıştırır. Dişlerini yuman, dolağını da. Ora, avalların yanına baksan da sönmez. Yatsan, uyansan, yine baksan ki böyle tık tık tık tık, seyahat gibi çalışıyor. O zaman bilin ki, tamamlaşmış. Üst ağzına danışın, efendim. Kalbim kökleşti, daima çalışıyor. O bin Lapsay Celal orada beş yüz kalsın ruhuna, usül memenin iki varmak altıydı kalp. Şimdi, ruhta sağ memenin iki varmak altına ikisini terazi gözükür ve rabıta açık bulundur. Ruhu olan da. Allah! Dilili gıdama yapıştıru düşün. Hemen avamın yanında da geçmez. Uyum uyanınca gene devam ediyorsa sol memenin iki varmak üstünde sır var. Sırra beş yüz kalp kalsın, beş yüzde ruh kalsın, bin de sırra devam et yavrum der.
Koray'la devam eden hiç dilin ile söylemem, dilin adamına yapıştır, dişlerini yumar, dişlerini yumar, dola mimar, kolay aynı anda tefekkür eder, tefekkür ederken, ederken orada Allah, Allah, Allah demeye başlar. Biraz o gül kültü hafifleşir, kökleşir. Uyum oyanınkine devam ediyor. Uyukta da kaybolmamış. Ona da takriben bunlara birer ay, on beşer gün birer ay kadar devam ettikten varır ders tarif eden zaten deyin ki efendim sırrımda ikisine benzedi. O zaman hafi derler sağ memenin iki varmak üstü onun makamı da ora. Üçünde beşer yüz kalır, bin de oraya verir. Dilini damağına yapıştırın dördünü bir düşünmeye başla. Kalbinle düşünün beş yüz ruhunla, beş yüzde sırınla, bin de katinle yani sağın ve men'in üstü, iki parmağın üstündeki makamda düşünün orada Allah'a, Allah'a, gök, gök, gök, gök, gök, gök, gök, gök, gök, o gök, örtü azalır, temkinleşir, kökleşir.
Uyuyun, oyanın gine dördü birden devam ediyor. O zaman efendim aç, filan on beş, yirmi, otuz gün sonra deyin ki böyle oldu, orada tamamlaştı. Dedim mi tam sadrayın, sadırrayın, döşe derler. Döşüğün tam ortasında Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin, kademe şerifinin altında olan haffi ehfa'ya geçer. Ahfa'ya geçtim mi yeşil nurlarına görünmeye başlar bazı ahkam yiyenlere. Halen yiyemeyenlere görünmez ama gök, gök, gök, gök, atmaya başlar. Sol bümenin altı beş yüz kalır. Sağ bümenin altı beş yüz kalır. Sır, sol bümenin üstü beş yüz kalır. Hafi, sol, sağ mümenin üstü beşiği kalır. Ahva bin olur. Kuran'da devam ederken, eylerken bir dahaki karıştırın. Beş pili bir cereyana bağlayınca hepsi birden çalıştığı gibi. Göğşünde beş biri ile kur da daima kalbinden kur da. Hurdala değer kur da. Saat kurar gibi. Çok durdukça şifa der de temel muhkem olmak lazım diye.
Epyat kalıplarımızda döktüğümüz gibi beş tane böyle döşeğin devam etti mi? Efendimiz o döşe beş tane elektrik takmış gibi olur. İçerisinde Riya, Suma, bir şey görünmez bir hane gelir. Ondan sonra zikrini böyle haber verdim ve efendinin o beş La Taifi ile beraber iki kaşığın arası, aninin çatı, aklın maaşinin, nefsinin yeri olur oraya çıkarır dersini. Alnım böyle toplanmaya başlar. Şu toptan ortadan. Başka bir ahır verir. Zikir o kadar gürk gürk gürk gürk gürk başlar. Oraya bin verin o zaman hep yüz kalır o beşine. O bini de orda devam ettirdin mi? Onu evladımıza ağlar veriyorum. Size bellesin birader. Orda bin devam ederken çatlamaya gelir, ağrır, niğver sonra geçer, gayet tatlı olur. Çünkü nefisle Allah dedim mi vücudu bütün Kıbrıs'ı nasıl Müslümanlar tüm fetihseydi daha iyi olurdu, onun gibi vücutta nefsi de fetih etsin. Daha çok tatlı bir alem olur.
Ondan sonra, bunu ona da devam ettin mi o da tamam olur. O arada gece yatsan, o yansan, sabahla yine öyle devam ettin mi Efendime barın danışın. Efendim mesele böyle böyle deyin. O zaman der ki bir ceviz gibi yahut da portakal gibi ve bozlak gibi halde tepeden tırnağını düşünürsün. Yani onun içinde vücut dönüyor gibi zikri kül derler buna Allah Allah diye el parmaklarına gelir ilki sok sok sok sok sonra sok, sonra birlerinden ayaklarını ada biner. Her yer Allah der. Nasıl gül yaprağının her yerinde gül suyu olduğu gibi zikir bütün vücudun her yerinde olur. Bütün vücut bin olur. Bunu da o kadar devam ederken bir kemiklerin kütür kütür bütün kemiklerin içerisinde zikir belli olur. Her yerin kütür kütür ettikten sonra lebet nef-i ispata gelir. Nef-i ispat, işte el-mi tarifi, karşımda oturup en aşağı yarım saat, bir saat kadar, ulvi insanlara bir saat kadar uğraşıyoruz.
Bazı alan okumuşlara yarım saat kadar okumuş malumatlı insanlara bir çeyrekten aşağı belletilmez. O tevhid-i Şerif nefis batla ilahe illallah. Muhammedun Resulullah. Bunun dokuz tane şer'a ayeti var. Nefesini çeken içe içe varın üçe ne diye, ne fiyatımızda vardı. Nefesini içeriye çıkan göbeğin altına emdiren, gözlerini yuman. İyi şöyle sav omuzundan alın. Kalbi ve o hissinin içine koyan, kanlından çıkan şöyle koynulan şöyle çenağa yazan, İllallah'ı da hikayesine yazaraktan, kalbini, İllallah'ın, Allah'ın on yedi, ya yirmi bir. Yirmi birden fazla gitmesin. Hem içerin tesbihini sayar, hem onun nurunu örür, hem de La İllAllah diye illa Allah var ki manasında mülahaza eden, bunlar bu şeraitler hep yerine geldin mi? Yine mesela soluk, solukdan aldı. Soluk alacağın zaman Muhammedün Resulullah diye vereceksin. Ya kalbinden düşüneceksin, ilimden de söylersen o konu, kalbinle de düşünürsün.
Onun ardına düşer de, yillarına muhabbetle ocaklar öpmeye başlar ilerse, Allah'ın gayrısını matlup edindiğinden, zikirler sönmeye başlar. Ey O ilahi ente mahsuudi. Ey benim İlahim ente hemen ancak, ente mahsuudi mahsuun hemen ancak sensin. Yeniden soruyu topla, göbeğin altına indirin nefesini. Nefesini demiyorum bak. Nefesini. Bu nefesi hiç nefes almaz. Yine yeniden başlar. Yedi defa daha okudun mu? Bak bir gün soruyu daha sıkacak Muhammedün resulullah Sol devam edilir. Hiç nefes almadan niye bire varıyor. Vücuttan başka bir hal olur o zaman. Vücudun hali deveşir. Yan vaziyetim değişti. Ne oluyor? Ta kalktan başlayacaksın yavrum. Kalbimi, ruhumu, sırrını, hatimi, ehkanını, nefsini, zikri, kulumu düşündükten sonra bu nefis patlar yapıyor mu? Yapıyorum efendim. Yalnız beşer yüz ne olduğunu bilmiyorum. İstemez.
Baktın ki kalp çalışıyor, ruh çalışıyor, sır çalışıyor, kafiye çalışıyor, ahba çalışıyor, nefis çalışıyor, bütün vücut da çalışıyor nefis bata devam edersin. Şimdi nefis bata devam ederken de bir açılma oluyor mu? Evet. Öyleyse rabıtayı burada bırakırsın kalbini, kalbini, yeni semaya kaldırır. Kalbini, Kalbini, çarşıdan alınmış beyaz bir taş şeklinde, beyaz bir taş şeklinde rutunyanın yarısı katar olan kalbini, aşçı ağzıma yapıştırırsın. Füyozatı ilahiye doğrudan doğruya Mevla'mızdan gelir rabıta yapılmaz. Rabıta yapılırsa iyi olmaz. Mur, murakımın gaym olursa ravtaya döner. Gayim olmazsa ravtaya döner. Gayim içinde kalır. İhlas-ı Şerif'i düşünün. Çünkü Mansuru hallet gibi olma ihtimali var insanın. Allah'ın Vahbaniyetini, birliğini düşünün. Manasını mı? Allah değil de. Yahudina Nasrağını diyor ki bizim Putuz, sana aramızda İrade Allah'ındır. İradeyi yüziyen var diyorsun ya.
İradeyi külliyen Allah'ındır. Sen illa ben sağ kalacağım diye çalışsan, son nefese geldin mi öl diye emrettin mi derhal görürsün. İrade et, kudret! Kudret bütün Allah'ın! Sende bir kudret yok! Allah söyler. Lakin bizim söylediğimiz gibi söylemez. Kuran-ı Kerim Allah kelamı. Hiç kimse onun gibi söyleyemez. O Kelam. Allah'a mahsus bir kelam. Ayet Alim, Semih Basarak, İran et, Kuniret Kelam. Tekvin sıfatı da Allah'a mahsustur. Bütün bu sıfatlarla beraber İhlas-ı Şerifi düşünür. O murakaba halinde İhlas-ı şerifi düşündün mü biraz devam ederken, kalbini arşı ağzımı açarken da Sin'i gibi yazdırdım. Umrakaba denir buna. Sonra Ayet-i Celile-i cemile ile bu teman oldun mu? Bunda İhlas-ı Şerifi Kul Allah birdir. Allah Allah doğurmadı. Yani Meryem Allah'ın ailesi İsa oğlu diyen, Yahudilerin dediği gibi Allah'ın aileye, çocuğa, akrabaya, neye hiç ihtiyacı yok diye.
Burada böyle devam ederken, tevhitden de bin defa. La ilahe illallah sallanaraktan, böyle vücut sallanacak. La ilahe illallah nefis battaki olduğu gibi onu nefis bata uydurursun tevhidi. Onu da yaptıktan sonra. Estağfirullah Bismillahirrahmanirrahim. Siz neredeyseniz ben Uhuddayım. Buyuruyor Allahü Teala, hazırlıkları. Postun üstünde Allah'ım beni görüyor. Oturdun mu başka bir hal gelir, kalbini gene aşağı ağzıma açarsın. İçerisine füyun zat-ı ilahiyeyi Rab saçar, umumanda bir müddet oturduktan sonra dersin, işte zikirleri bunun yerine, buna havai zikir yerine tutun diyor. Zikrin neyin hep temam olmuş oluyor. Bir tevhidin kalıyor tevhide çekersin. Bu zikir de demem oldu mu? Üstadından haber verdin mi? Eshabu billah bismillah. Allah'ımız, hapli verit damarınızdan size daha yakınım. Hapli verit damarı kalbin yanımdan geçen, alçı ağzama sikilen telsiz direği gibi.
Huzat-ı ilahiyeyi indiren bir direktir. Hatta efendimiz bunu birer birer bize haber verdi. Ve bunu sormuştum. Hapli verit damarı diyor. Boynumuz lafı şah damarlarına diyor hocalar. Hayır, hayır dedi. Onlar bilmezler dedi. Kalbin yanından geçen damar dedi. Damadı, alilere deve keserim. Nereye benim yanımda böyle sualları sormayın? Neler söylemiş efendimiz, iç aleminden dedi. Her zaman tabi herkese söylemiyor. Bize birebir söyledi. Takriben! Takriben! Yedi yaşında babam İstanbul'dan geldiyse ondan böyle zikre oturur. On On yaşında annemden intisaplayayım. On dört yaşında, Pederim dedi oğlum derse uyuyor mu? Annem verdi de o da halifeydi kadınların, kadınların halifesi oğlum dedi. Benden not. On dört yaşında Taha Hali'ye efendimiz intisap etmiş, sen de intisab et. Yani İntisab ettim. Lehvle hamd ve minne. Allah'a hamd olsun.
Yani noksan, kör sakat şimdiye kadar Allah'ımızın yolunda yuvarlanıyor. Allah rızasına muvaffak etsin. Şöyle bir böyle demeye de kendine bir varlık getiriyor zannetmeyin. Çünkü pederin hem babası hem annesi tarafında emirlerden yani seyyidlerden. Onun oğlu olmakla da iyi olmanın imkanı yok. Hepinizin ayağının durabilim. Benden daha alçak kimseyi göremiyorum. Sizin dualarınız hürmetine Allahü Teala hazretleri bizi de iyilerle beraber haşracağım etsin. Kişi sevdikleriyle beraber haşrecem olur. Onu ölmeden evvel-i teypime söyleyeyim de Ali Ramazan'ımız arkadaşlarına haber verir diye söyledim. Allah rızası için sizin dualarınıza muhtacım. Ondan sonra murakabayın muhabbet gelir. O da zamanı gelince haber verilir. Böylelikle derslere: Efdalü'l Amelel etve muha. Amelin ziyade efdalı devam edileninin de. Bazı bırakıp bazı devam etmede bir faide temin edemezsiniz.
Bütün ömrümüz sona erene kadar aldığınız evrada nasıl beş vakit namaz farzsa, buna farz demiyorum, buna da vacip diyorum. Buna da böyle devam edersen bir faidesini görürüm, devam etmez de. Benim gibi avara olursan az istifade edin, iden. Yok eğer iyi devam edersen daha çok faydam olur ve semeran olur. Semere demek meyvan olur. Meyvan demek mıntıkan'da adamları teşvik ederek onlara da bu yola delalet eden. Ta Ümmü'nun de derim ya Süleyman'ın başlangıcında. Ya Ali, senin delaletinle gibi sevaba nail olur. Ötekinin de sevabından küçük bir gerdik eksilmez. Allah ona bir hediyenin bir misli de o yolu gösterene verir. Bunun için, hani etrafınızda meyveleriniz, yalnız kendinizin için mi çalışırsınız nefsinizin için? Böyle arkadaşlarımızın için de çalışalım inşallah. Onu başa getirelim. Böyle ötekinin velakin'in sözüne bakmayalım. Allah rızası için bize mektup yazanlar da var.
Gömülden düşürdün mü efendi? Yok! Birinci kusurda, ikinci kusurda, üçüncü kusurda kalbimizden tat yiyen düşürmek. Dördüncü güne aynı inatlaşır da yaparsa, o zaman kendi kendine kalbimizden düşüyor. Allah böyle düşürmesin kardeşim, şaşırmasın. Şöyle bir daha