Manevi Yolculukta Yakin ve Takva kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin Aziz, Latif, Bak, Münevver, Mutahhar, Mücella, Ruhu ulvilerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç…
Manevi Yolculukta Yakin ve Takva kaydında Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin Aziz, Latif, Bak, Münevver, Mutahhar, Mücella, Ruhu ulvilerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimizin Aziz, Latif, Bak, Münevver, Mutahhar, Mücella, Ruhu ulvilerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizamın bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif, Allahü'l-arifin, ariflerin bile şahı ve melikü'l mürşidinel kamili, kamil mürşitlerin de üstazarı durumunda onların idarecisi, mal-ı har-ı ulum-it din, dini ilimlerde tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Beyan, Bedî, Mantık vesair bütün ilimlere ehil bir mürşid-i kamilimiz ve mal harıssırril hidayeti velyakin, öyle bir mürşid-i kamilimiz ki ve mal harıssırril hidayeti velyakin, bu imanın durulduğu nokta, Bu imanın kalbe tam yerleşmesi, imanın tasdik olduğu zamandır. Taklitten kurtulmuş, imanda hakikate girmiş. Bu çok mühim bir tabir.
Yaki zaten bu mübarek yola giriş sebeplerimizin en önemlilerinden biri budur yakine ermek. Yakin kesin inanç. Ya bu gönülle alakalı kalpteki bütün perdelerin, nefsin heva, arzu ve istek perdelerinin kalktığı nefret ediyor kötülüklerden. Mesela başta onlara çok tutkun iken son derece rabbımızın yasakladıklarından nefret eden bir hale gelmiş. Kendisini Mevla'ya yönlendirmiş, yönelmiş Mevla'ya. O hidayetin ve yakinin sırrına eren bir kimsedir. Telvin dediği daha yeni oluyor, böyle değişebiliyor. Temkin ise oturmuş, o telvini böyle değişme hali onu çok güzel bir şekilde idare ediyor ve temkin halinde oturmuş artık nefsi onun mukmaine, radıyye ve merdıyye haline, nefsi kamile haline gelmiş.
Şeyhu meşayık etdiyarilhindiyye, Hint diyarının şeyhlerinin de şeyhi olan mübarek bir sultanımızdır ve öyle ki devrinde İslam'ı tecdid eden, İslam'ı güçlendiren, kuvvetlendiren bütün esaslarıyla ortaya koyan marifet ehli yüce bir velidir. Evet, Utku't-Taraik tarikatlarda kutuptur, sadece bir nakşi yolu değil, bunun yanında Gadiriyye, Suhreverdi, Kubrebiyye, Geçtiyye, Nakşibendiye tarikat tariklarında bir öncüdür. Bütün velilerin kendisine bağlı olduğu merkez demek, kutu bu. Bütün veliler ona tabidir. Ve vavzuul halayıd, zaten kutbun bir tabiri de ravz olarak geçer ama kutbiyete bir makam vardır ve madenul hakkayit hakikatin madenidir, girişmiş artık. O Rabbımızla kendi arasında hiçbir perde yok, hiçbir engel yok.
O artık asfalta mı düşmüş diyelim, nasıl diyelim veya bir uçağın pistinden havalanıp ondan sonra kendini bulduktan sonra böyle artık kanatların nelerin hareketlerinin bitip, ondan sonra bir şeye takmışlar zaten onu, yerine göre otomatik olarak geliyorum veya idare ediyorlar. O yolunu bulmuş geliyorum, füze onun artık seyrine yetişmesi mümkün değildir. Göz açıp yumuncaya kadar ki bir zaman bile çok onlarda. Öylece Rabbimize kavuşmuş, öyle erimiş ama çalışmış tabi, çok çalışmış. Çok çalışmış derken bunu güzel ifade etmemiz lazım. İflasla başlamış, samimi olarak başlamış. Tabii nefis yol bulmak ister. Mesela Mevlana Halid efendimizde bile şeyhine ağlaya ağlaya gelmesine rağmen bir ara nefsi ayağa kalktı. Dedim bu kadar ilmin ne dedi, bir dervişin kapısında mutfağa su taşıyorsun vesaire temizlikleri yapıyorsun deyince, bakın azmine, cezmine ve gayretine. Böyle olmazsa zaten mümkün değil.
O yalamaya var, oturmaz, Dedi ki: Ben seni İrşad ve ıslahidene kadar ne çektim? Bak bu kapı Hakk'ın kapısıdır, had'iyken bile fırsat vermem deyince, üstazı zaten yetişti ona, İcazetnamesinde verdiler. Bu şekilde hiçbir zaman azminden dönmeyecek. .Zaten uykusu pek o kadar olmaz. Bu Zariyat suresinde geçer ihsan'ı ve Galile-Mayeccau gecenin az bir kısmında. Şimdi mesela tanıdığım kimseler var. Yatsıdan sonra bir saat, ondan sonra sabaha kadar Kuran-ı Kerim, ifradı, ezkarı. Bir de şöyle düşünelim bak zor gelmez mi diyeceğiz. Çünkü gece çok uzun. O öyle bir nura ermiş ki o nura doyması mümkün değil o. Cenab-ı Hak ile hemhal olmuş, mümkün değil ayrılması Onun gece ne gündüz ne Onun için. Bundan dolayı bazı arifler diyorlar ki bu gece hıyam gecesi diyor, ayakta sabaha kadar duruyor da. Rüku gecesi, secde gecesi ve sonra Allah'ımıza ellerini açıp Celle Celalühü Ya Rabbi geceler ne tez geçiyor?
Bir başka erimiş o, boşuna değil o. Şimdi bizim uykumuzdan biraz eksilse gözlerimiz kırmızı oluyor, beynimiz dönüyor. Onlar ondan sonra biraz daha istirahatını yaparlar. Sünnet-i Seniyye'ye dikkat ederler. Mesela işrak namazını kılar, ondan sonra istirahat eder. Kaylole de yaparlar. Öğleden sonra da olur. Öğleye yakın bir zamanda da biraz istirahat ederler. Uyuyamasa bile şöyle sırtının üstüne mi artık sağ tarafına daha ziyade, Daha ziyade değil, sünnet olamıyor. İstirahatini yapar, o da gece ibadetine kolaylık sağlar. Gündüzkü biraz istirahati bak bunu batılılar bile yapıyor, işçilerine yapıyor. Bunların yaptırması şuursuz bir şekilde, bu şuurlu bir tarzda. Bu Ürgüp'de, Damla'da Üstad Azmist'in bir evladı vardı Ali Özcan diye. Nurlu bir veliydi bu. İnşallah daha etmeyiz, gelirdi efendimize anlatırdı manevi hallerinden konuşurdu.
Bir ziyaret ederdik bunu, ettiğimizde derdi ki böyle sabah kahvaltısından sonra böyle hadi değişirdi uyku basardı onu çünkü çok ibadette o. 0 kalkmasa bile kaldırırlar onu. Sanki bir telefonun sesi gibi veya hafifçe dokunarak kalkar o. Yatamaz o. Görevi var, vazifesi var onun. Manevi görevi var. Kalkacak, vazifesini yapacak derdi. Biraz istirahat edelim mi derdi. Yani istirahatle gece taatine akıllık verir. Hani gerçek dervişler böyle. Biz son zamanlarına yetiştik böyle Sami Efendimiz Hazretlerinin evlatlarına niye? Yalnız kaldıklarında bile çok huzurlu bunlar. Ellerini böyle dizlerinin üzerine koy, oyunlarını bükerler. İş sahipleri öne bir görseniz demir ticareti ne yapıyorlar? Telefonların biri iniyor biri kalkıyor fakat Allah'ın dostu Eli meşgul ama gönlüm Mevla ile. Bakın onlardan bir tanesinin üstadımızla görüşmesini anlatın. Konuşurken daha çok gençtim, çok.
Belki ilkokuldan sonra da olabilir. Konuşmalarından şahit olduklarım şu. Temiz et gönül evini dost gelecek, kondurmaya dost olan Mevla gelecek. Davud Aleyhisselam'a dindiği gibi Rabbimizin tahir kalbe en esüne, kalbini kalbini temizle kalbini temizle benim muhabbetimin benim muhabbetimin girmesi için. Allah'ımız böyle buyuruyor. Şimdi bir misafiriniz gelecek olsa diyorsunuz ama müsait değilim, şöyle bir vakit tanısın bize iki saat kadar bütün temizleniveriyor odalar neler, Tozu alınıyor, ondan sonra ne diyeyim, pas ve kirli ne varsa onlar yok ediliyor, çok güzel bir tanzim lideri buyursunlar diyoruz. Allah'ımız kalbimizin pak olmasını istiyor. Çünkü muhabbete girecek oraya. Ne güzel o muhabbetinin girdiği gönül gel sabaha kadar yatabilsin. Biraz istirahat eder ama duramaz, yatması mümkün değil onun. O geceyi zaten hasretle çekiyor, ah bir gelse diyor.
Gelse de diyor, böyle her şeyin sükunete erdiği zaman da boynumuzu bir meblağa büksek diyor. Bulacağım madene erimiş o. Tarif edemeyiz. Şimdi aldıkları nuru hiç tarif edemeyiz. Tecelliyattır o. Allah'ımızın doksan dokuz ismi celali sıfatlarının zati tecelli anlatılır ki o artık dünyada yaşamıyor, dünyada yaşıyor görürsünüz, o ahirettedir. Dünyada bunu Esad el-Bini Hazretleri şiirinde de söylüyorum. Bir heyula var diyor. Yani bizim burada bulunmamız diyor, bir surettir. Kalpleri hep Rabbimizle alakalı, hep Rabbimizle alakalı. Onun için onların hayatta bulunmalarıyla ilki halleri arasında hiçbir fark yok. Bak diyoruz ya layık olmayarak, onlar ölmedi biz öldük diyoruz, biz öldük. Biz kendimize bakalım, onların ereceği yere daha dünyadayken yermiş ol, bulmuş. Bunlar şer'i vazifelerimize dikkat ederek dünyevi işlerini görürler.
Bak diyorum ya, işleri başlarından aşkın olmasına rağmen Mevla'dan bir an bile gafil değiller onlar. Onun için dünyayı biz gözümüzün önüne dayayarak işte şu işlerim olmasa iyice yöneleceğim. Bunlar boş sözdür. O işlerimizde mesela kişinin evi ile geçiminin güzel olması en güzel taattir. Sizin en hayırlınız ehline hayırlı olan buyuruyor. Mesela çocuklarımız sermaye olarak bize her şeyden üstün. Amel defterimizi kapatmıyor ve sonra mesela bahçemizde bazen ağaçlar yaşlanıyor. Yeni bir fidan dikmek istiyor insan. Yeni bir fidan diktiğin zaman onun meyvesi de çok tatlı oluyor, onun gibi işte. Yani biz zannetmeyelim dünyevi işlerimiz bizim uhrevi değil demeyelim. Çünkü Dünyada da iyilik, ahirette de iyilik bu şekilde buydu hiç. Bunlar bize mani olmamalı, kat'iyye mani olmamalı. Rabbi Zülcelal'imiz bize Kasas suresinde buyuruyor ya dünyadan da nasibini unutma buyuruyor Cenabı Hak.
Dünyadan da nasibini unutma. Bak Kuran-ı Kerim Onlar dünyayı bile ahiret etmiş. Çok çalışıyor, çalışması yoruluyor, yoruluyor. O yorulmasında akan terleri onlar için derece ve makam kazandırır. Bizim affımıza vesile olur inşallah ama onlar da derece ve makam. Şimdi iş sahiplerinden biri yine Sami efendimizin kıymetli evlatlarından yorulurdum diyor. Ben diyor pasta, börek hazırlardım, yorulurdum diyor. Allah'ın kullarına hizmet ediyorum diye çalışırdım diyor. O derece bir makam kazanır. Cidden uyuyamaz. Dedim ya onu bir el uyandırır görevini yerine getir, kalk, dedi. Uyuyanları da teheccüd namazına kaldırırmış Üstadımız Hazretleri. Haydi buyurun vazifelerimizi yapalım diye. Sadaka verir ama çok gizli verirmiş. Çok gizli verir, kimseye bildirmez Barrik efendimiz. Kimse bilemez. Anlatıyoruz ya bu yakın bir ilçemizde çok cimri olarak tanınan zenginlerden biri.
Bu Ankara'da Kadir Gecesi'nde ithal etti. Öyle de bir nimete mazhar oldu son nefesinde. Sonra anlaşılıyor onun yapmış olduğu iyilikler. En çok fakirlerin evlerine gider. O işte bize bu zat geldi diye bir çayına, kahvesine artık neyse hizmetine çıktığı zaman minderin altına onları memnun edecek şekilde bir ikramda bulunuyor. O gittikten sonra belki günler geçiyor, belki evi temizlemek için minderleri kaldırdıktan bakıyorlar ki orada kentlerine ihtiyaçlarını giderecek şekilde ihsanda bulunulmuş, ikramda bulunulmuş izni, sağ elinin verdiğini, sor eli bilmeyecek şekilde Allah'ın yolunda fakir ve yoksulu gözetenler arş-ı Azamın gölgesi altında buyruluyor. Müslümanlara çok şefkat, onların feryadı, fihanları ondan sonra yapmayın deyip feryadı hep şefkatlerinden olun. Hani siz tam Allah korusun düşecek bir yere gelmiş aşağısı çok derin, düşse parçası bulunmaz.
Böyle bir kimseye şöyle hafifçe aman ha düşmem mi dersin yoksa feryadı figan koparırsın aman diye bağırırız. Şimdi araba çarpacak neredeyse Allah korusun ne yaparsın? Olanca sesinin sonuna kadar bağırır, çekil, kurtuluş. Aman ha arabaya çarpılma diye, onun gibi. Onlar ölürken Allah korusun imanın tehlikeye girmesin, imanımız tehlikeye girmesin, bu çok önemli. Sufyani Sevri hazretleri Allahu alem, inşallah daha olmaz. Geniken beli bükülmüş, Demişler efendim, daha çok gençsin, ne böyle yaşlılık. Demiş benim bir hocam vardı, çok kıymetlimiz adama. Son nefeste demiş kelime-i tevhidi okuyamadı demiş. Bunu görenin beli bükülmez mi demiş. Ben neme güveneyim demiş. Esad Elbili Hazretleri'ne iki ay oldu diyor, iman korkusu içime girdi, aman ha imanıma dua edin. Bak efendimiz kutlu yeterildi, görüyor musun? Bütün veliler ona bağlı, yani kutlu cihan ne demek? Cihana hükmediyor o.
Böyle olmasına rağmen ziyaretine gelen hayırlı bir kimseye imanıma dua et diyor. Hala unutamıyorum diyor. Vücudum diyor titredi diyor böyle deyince diyor. Görüyor musunuz? Hiçbir emniyet yok. Devamlı, corte ile ümit arasında olacağız. Yani şefkatlerinden, onların feryadı figanları, yoksa niçin? Bir kimsenin sözünü, acı sözlerini duymayı ister mi? İstemez ama kurtulsunlar diye bütün her türlü sıkıntıya kendilerini atarlar. Yeter ki müminlere bir hesabı, bir sıkıntı olmasını görüyor çünkü. Işin ne olduğundan haberdar onlar. Efendimize aşık böyle olan kimse ne olur? O aşkından efendimiz de yok olmuş sallallahu aleyhi ve sellem. Ve efendimiz onlara bağrına açmış, yakın bir memleketimizden anlatayım size. Kıymetli, üstadımız severdi onu, demek ki boşuna sevmezmiş. Ben diyor babüsselamdan içerek Resulullah efendimiz ayağa kalktı diyor sallallahu aleyhi ve sellem geliyor. Buna ilişmiş ol.
Bir kardeşimiz daha bize anlatırlardı. İsminiz Abdullah değil mi? Buyurmuş. Biz Molla Abdullah I Dibo var. Bu Erdiş'in İrşad diye bir mahalli var. Orada hatta yetkililerden birisi ona medrese yaptıralım diyordu. Çok büyük ilim sahibi Ramazan El-Boti ile beraber okumuş Rahmetullahani, böyle bir ilim sahibi, muazzam bir ilim sahibi. Bir ziyaretini yaptı, Türkiye'deki siyaseti anlattı. Yani bu yaşlı zat onu ne biliyor? Hiçbirimizin aklının yetmeyeceği şekilde günün siyasetini o gün anlattı. Dedi ki bize, ben de dedi, Uzay Mutahhar'ye girdim sallallahu aleyhi ve sellem. Dedi pek bir şey yemiyordum, sadece çay içiyordum, yiyemiyordum dedi. Belki bir simit, simit demeyeyim, böyle oranın ekmekleri bile katık istemeyecek şekilde çok güzel yapılır. Çünkü simide belki başka maddeler girer mi diye endişe ederek söyledim. Çünkü çok hassassan onları görürüm iznnayda.
Bu rical taifesinden bir tanesi Haydarpaşa İstasyonu'nda izliyor. İnşallah unutmam bu noktayı da anlatırım inşallah. Çocuklar, baba gazoz aldım işte. Bize bir gazoz aldın, diyor. Ben diyor, ağzıma götüreceğim zaman velinin bir hali de hafiyizdır, muhafaza edilir, korunur veli ile. Arkadan diyor, şu dirseğime diyor, biri öyle bir dokundu diyor, içirmedi diyor, bakıyorum yok diyor. Hep korunur, muhafaza edilir diyor Rabbimizin izniyle. Bu nasıl olur derseniz: Sen Allah'ın emrini koru ki Allah da seni korusun. Bak, yediğimiz içtiğimiz belirsiz olduğundan tatsızlık oluyor. İbadette tat yok, tatte zevk yok. Böyle bir hoş bunalıyor, daralıyor, sıkı diyoruz. Hep bunlar bizim yiyeceklerimizle de alakalı korunuyor. Bu Molla Abdullah I Divan Hazretleri ben diyor sadece çay içiyordum, bir hisse çıkageldi diyor.
Dedim ki diyor ilk anda herhalde bu Pakistan devleti ismi ne dedim diyor bilemiyorum diyor. İsmi Ka'bılullah dedi diyor. İsmi iz Abdullah meğer peygamberimizmiş diyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ağlıyor kendisi zaten neden eline yapışmadın diyor. Ne mübarek bir insanmış. Kendinden geçermiş. Peygamberimizin ismini duydu mu sallallahu teala aleyhi ve sellem. Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bu mübarek zat efendimize, onun sünnet-i seniyyesine, mübarek sözlerine, tavırlarına son derece bağlı riayet eder. Kuran-ı azimüşşan hemen bu söze geçmeden bir şey söyleyeyim. İnsan bir kişiyi sevse seviyor mesela. Böyle aşık gibi olmuş. Onun sevdiklerini de sever. Hep o neyi sever? Onu araştırmaya başlar. Ya neyi? Şunu sever dedi, ona muhabbet eder. Çünkü o aşık, Mecnun'nun, Leyla'nın köyünün köpeklerini sevmiyor, köyünün köpeklerini sevmiyor. Leyla'mın köyünün köpekleri diye.
Allah'ımıza aşık olunca onun değer verdiği ne varsa ona tamamen tutulur. Onun sikimu. Siz onu efendim bir ikram edeceğiz, şöyle bir rahat edin, ne diye hiç sevilmez onu. Evet gelir oturur ama orada sevineceği, eğer bir kimse böyle ibadet, taatli, güzel sözler söyleniyor. Hayırlı kelamları idi, o zaman dinlerler. Bizim dergahta bir hal yaşadı. Nadikli Ahmet babamızla alakalı olan bizzat alakalı, Hiç sohbet dinlemez. Orada görüşmeye başlanır. Görüşmeye başlandı mı o hemen benim yatma saatim geldi, gireceğimdir. Böyle bir türlü dinlemiyor. Bir gün düşündüm dedim ki buna velilerimizin sözlerinden bir okuyup dedim. Şimdi oturuyor belli müsaade isteyecek. Ayakları hareket etmeye başladı, girecek. Dedim amca şöyle bir şey var bunu. Nedir o dedi. Girecek zaten belli.
Kim Allahü Zülcelal'i tanırsa gönül olarak tabi Men arefe, Arapallah, Allah'ı sevdiğini iddia ediyor ama kalbinde onun dışında bir sevgi varsa onun secde ettiği secde de değildir. Ve men'alaallah kim Allah'ı tanırsa ve fi kalbi şey ünsivalla ama sevdiğini ifade ediyor ama sevginin dışında bir arzu olursa Felem yaku lillah O Allah dememiş olur. Buna benzer sözler naklediliyordu tabi. Mesela Men erradene eratnahu Kim Rabbimizi murad ederse o bizi bulur buyuruyor. Böyle kalkacak kimse kalkmadı. Böyle on dakika ne geçti kalkmıyor. Amca istirahat edeceksin, Hukuk dedi. Okuyorum şimdi Kim bizden bir şey isterse biz ona veririz. Bizi severse biz de onu severiz. Dedi ki Bunu bana dedi telefonuma atabilir misin dedi. Şimdi bak neyi istiyorlar. Seviyesi o, istemiyor. Şunu dünyaya anlat, bilmem filan anlat. O daralıyor. Cennete anlatsan da dinlemiyor.
O çünkü Cennetü'l maarifi istiyor, Allah'ımızın cemalini istiyor o. İşte Yunus Emre'nin de sözü var ya amca kalkmadı gayrı, oturdu kaldı. Hep bunlar istediler. Ondan haber veren oldu mu Ahmet bin Hanbel Hazretleri, bakın yüce bir veli, mezhep imamı ama çok yüksek müstesna bir hali var. Bişr-i Hafi gerçekten ilim sahibi. Bir ara baktım Bişr-i Hafi Hazretleri kimdir diye müstesna bir ilim. Ona varıyor, diyor ki bana Allah'tan haber ver. Bak, istediğine bak. Rabbımızdan konuşulmasını istiyor. Mesela insan Allah'ımız lütfeder cennete girerse oradaki sohbetler bu olacak. Bir tanesi diyor ki orada diyor bir sohbet olacaktı. Ben de Acasın efendimizin sohbetine katılayım dedim diyor. Baktım diyor, çok güzel bir kubbe, her tarafından ışıklar saçılıyor, orada sohbet ediyor diyor. Yani bunları siz dünyada nasıl tutacaksınız ki? Ki? Sadece bizim gibi gafiller uyansın diye bulunurlar.
Yoksa onların burayla bir alakası yok. Kuran azimüşşan onların büyük bir zevkidir. Çokça okuyorlar. Anlatamıyorum ki. Buraya gelirdi, buraya gelirdi kıymetli bir zat idi ama çekmediği sıkıntı da yoktu. Başkasının evlerinde kalıyor, ev bark yoktu. Ondan sonra buna zulmediyorlar, bunu soğuk odalara bırakıyorlar. Bir gün ziyaretine vardım, elleri buz buz hiç şikayet etmiyor. Yaşlı zaten. Üç güne bir Kuran-ı Kerim'i atfediyorum, üç güne bir Kuran-ı Kerim'i atfediyorum. Zevki o. Bakmayın siz, arabaların içine oturup da seyir düşen seyre dalan ellerinde içki şişeleriyle müziği de son artı noktaya kadar açıp da eğlenenlere bakmayın. Allah'ımız hidayet sesi, acır insan. Bak, o dünyada azıcık bir neşelenmek sonu hüsran zaten o. Kalbin dar onu, sıkıntının içerisinde. Zaten öbür alem diye bir şey yok. Allah korusun, bunların ilahi sebepleri bununla neyle tarif edilecek gibi değil. Bu ne ki?
Zaten ondan nefret ederler. Kuran-ı Azimüşşan'ı çok da okurlar. Kuran-ı Kerim'i duymaya da çok arzuludurlar. Böyle bazen insanın hatırına geliyor. Diyoruz ki Kuran-ı Kerim okunuyor, bunlar Kuran-ı Kerim dinliyorlar. Acaba başka sada da duyuyorlar mı? Şimdi evet okunuyor Kuran-ı Kerim, bunların başka duyduğu bir sada acaba var mı diyor insan. Başka sesler duyuyorlar mı? Böyle anlatıyor yani bir kimse anlatmıştı da aleyhissalatu vesselam efendimizin okuduğu Kuran'a hayran kaldı. Bu kadar diyebilir. Şimdi birçok tarikatların de aynı zamanda üstazı mübarek, üstazı, üstazı, Geçtiyye tarikatında diyor öyle bir manevi sarhoşlukları vardır ki biraz yanlış anlaşılmasa çok şey diyeceğim. Ne içtiği ilahi zevk diyelim şarabı tükendi ne de veren ondan usandı. Ben de bu kadar ifade edebiliyorum, yanlış anlaşılmasından çok endişe. Yani bunlar bize benzeyen bir kimse değil ki. Bakın.
Bizim diyor Miraç gecemiz aç kaldığımız gecedir. Aç mı kalıyor? Hiç aç değilim diyor. Allah'ımız katından yedirilip içirilen insanlardır onlar. Ne açılıyor? İlahi füyuzatla açlık diye bir şey hissetmez o zaten, yediremezsiniz. Bu, dedemin hayatında bile mevcut. Bize mürşidimizi anlattılar, on beş gün hiçbir şey yiyesimiz gelmedi diyor. Yiyemiyorduk ilahi zevkten diyor. Öyle insanlar vardır ki diyor, bir kısmı dünya aşığım. Ya dünya işini yapmayın demiyor ya üstadlarımız, çalışın diyorlar ama kalbinize koymam, onun muhabbetini kalbinize koymam, koyarsanız bir geminin delinip de içine su almasına benzer batar gidersiniz. Nefsin arzularında aman ha batmayın diyor. Onlar ahiret talipleri öğrencileridir diyor. Yani gönüllerini o tarafa çevirmişler, düşünüyor, bakıyor yakında bir kardeşimiz bu rahatsızlıktan vefat etti, acaba ne oldu? Bizim gibi aynen yaşıyordu.
Onun da arzu ve istekleri vardı, gitti. Ah, ne yaptıysak bu. Vesselis vehum talibü'l-ahira ve'l-mevle. Onlar ahirete yönelmişler ve Mevla'yı da istiyorlar. Ve rabi, Talibü'l-Mevla, onlar sırf Mevla. Çünkü bu karşılıklı bir iletişim var. Allah'ımız onu istiyor zaten o kulunu istiyor. Hadis-i Şerif'ten kul Allah'ımıza aşk ve muhabbet duyarsa Allah'ımız da ona sevgi ve muhabbet Uzatmayalım işte ihsanı. Allah onları sever, sevgi zaten büyükten gelir Celle Celalühü. Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Velayette en üstün derecedir. Allah onları seviyor, onlar da Allah'ı seviyor. Düşünün şimdi bu Mevla başka bir izah mümkün değil yani, edemeyiz zaten. Mevla-yı Zülcelal'i diyor talepten dolayı, onun muhabbeti aşkı şevki zevkinden dolayı göz açıp yumuncaya kadar bir zaman dahi ondan gafil değildir. Ölüm onun için.
Diyorlar ki bir an Allah'ımızdan Celle Celalühu, gafil olmaktansa ateşte yanmak bize ondan daha üstün diyor. Yerin inşallah. Cenab-ı Hak. Allah'ımız bu. Allah korusun. Hatanın en büyüğü inkardır. Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır. Hiç değeri olmayan dünya. Mübarek efendimizin bir güzel hali, her hali güzel. Onu da okumaya çalışayım. Bir gün buyuruyor. Ben yatsı namazından önce şöyle bir başımı yastığa koymuş, uyumuştum. Efendimiz aleyhissalatu vesselam Efendimiz aleyhissalatu vesselam hazır oldular. Beni bu halden men ettiler. İşte yatsıdan önce uyuma diye. Meryem otuz bir defa daha rüyada gördüm. Meryem otuz bir Buyuruyorsun ki beni gören hakkı görmüştür. Yani hakikaten beni müşahede etmiştir. Fakat buyurdular ki nea. Şimdi bu kimsenin mekteptir, medresedir, kitaptır, bilmem falandır, Hacı Hasan Efendi'nin Arapçası o kadar yoktur demenin hiç manası var mı?
Onu kıymetli bizzat Sami sultanımızın, o kadar zekisin ki hemen öğretirim diyor, mani olanlar var ona. Allah'ın manevi erleri, Hasan Efendi senin okuyacağın yer nasıl ki emir Buhari hazretlerine bu ilmi nereden aldın deyince babam diyor bir kimsenin medresesi arşı azam, hocası fahri alem olursa diyor ona güç yetebilir mi demek istiyor. Bu cehalet başka bir şey değildir. Bana buyurdular ki ne kadar büyük bir alaka var. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem ümmetiyle bu hayatında da ne kadar alakalı? Demek ki kendisine muvafık kişiler istiyorlar. O hale gelince derhal mücadele buyuruyorlar, halkası içerisine alıyor, tanıyorum metini. Bu uzun efendimizi müşahede ediyor, Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, Burada şunu ifade ediyor, bu mübarek yolda buyuruyor, en büyük keramet ve havarip kul adet muhabbetullahi teala