Mübarek sözlerinden nakledeceğimiz Es'ad-i Erbili Hazretleri'nin hayatını kendi mübarek dillerinden dinleyelim. Uzak beldelerde, beldelerde yerleşmiş oldukları için fakirin sohbetlerinde bulunamadıklarından dolayı haseben ve neseben mensup olduğum zevatı yani aba ve ecdadımı, soyumu, neslimi yazılı olarak anlatmamı isteyen manevi evlatlarıma arz olunur. Hicri bin iki yüz altmış dört, Miladi bin sekiz yüz kırk yedi senesinde Musul Vilayetine bağlı Erbil kasabasında doğdum. Babam Erbil'de bulunan Halid'i tekkesinde Postnişin Şeyh Muhammed Saiden Nakşbendi el-Halidî'dir. Babamın babası Hz. Halid efendimizin hulefasından Şeyh Hidayetullah en Nakşibendi el-Hali'dir. Zahiri ilimleri yirmi üç yaşında yani bin iki yüz seksen yedi, Hicri bin sekiz yüz yetmiş miladi tarihinde ikmal ederek Tarikat-ı Aliyye-i Nakşbendiyye'ye intisab ettim.
İntisabımın senesinde talibi tarikat olanları talime mezun ve beş sene sonra da Hz.imin makamında kulları İşa'da memur buyuruldum Memur buyuruldum. Tarikat-ı Aliyye-i Nakşibendiye'de seyr-i süluküm, babamın ve dedemin irşad zamanlarına rastlamadığından, o zamanın kutbu irşadı bulunan Ta'el Hariri en Nakşibendi el-Halidi hazretlerinin hizmetine girdim bin iki yüz doksan iki miladi bin sekiz yüz yetmiş beş senesine, yani vefatına kadar beş sene müddetle hizmetlerinde bulundun. Vefatlarından sonra emirleri gereği Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendi'ye mensup olan din kardeşlerime lazım gelen naçizane hizmetlerime başladım. Müceddid-i Elfi Sani İmam-ı Rabbani ve hususi ile Mevlana Halid Hazaratının tarikat-ı Aliye-i Kadiriye'den denizinli ve icazetli bulunduklarım ve menba-ı Risaletten cereyaniden o manevi hayatın suyundan içtikleri hatırıma geldikçe Tarikat-ı Aliye-i Kadiriye ve Hz.
Abdülkadir Geylaniye karşı arttıkça artan aşk ve muhabbetimin bir mükafatı olmalıdır ki Tarik-ı Kadiri'nin Mürşid-i Zamanı Seyyid Abdulhamid el-Rifkani Hazretlerinin icazetnamesi ile bin üç yüz üç hicri, bin sekiz yüz seksen üç miladi senesinde İrşad'da mezun ve icazet almış oldum. O tarihten itibaren Allah'a hamd olsun her iki tarikın hizmetinde bulunmaya, elimden geldiği kadar gayret etmeye çalıştım. Mevlam Hazretleri bütün kusurlarımızı bu iki Sinsile-i Zehebi yani bu altun silsileyi teşkil eyleyen sevgilileri hürmetine afv-ı mağfiret buyursun. Yapmış olduğu azıcık amel ve ibadetine güvenen kimselerden itmesin. Amin ve Elhamdülillahi rabbil alemin. Şimdi mübarek sözlerine geçiyoruz. Okumamızda icabiler Mektubat dedem Rahmetullahi Hazretleri, Esad Erbili Hazretleri'nin zaten halifelerinden buyuruyor ki Mektubat'ı okuyun, okuyun hem de diliniz düzelir buyurmuş.
Dilleriniz düzelir, içerisi ayet ve hadis-i şerifler dolu. Çünkü nur olmuş bir kimse olduğu gibi aksediyor, gönlüne iniyor zaten, nur olarak iniyor. Biz onun mübarek kelamlarından görüşelim. İnşallah biz de istifade etmeye gayret ederiz Rabbimizin lütfuyla. Hayatımın her bir nefesimin, kendimin olmadığını, cümlelerinde öyle sırlar var ki, fenafillah, beka billahı konuşuyor. Biz bunlara girmeyeceğiz. Burada kelamlarından nakledelim. Cenabı hak idrakimizi açsın. Cenabı hak, anlayışlar lütfetsin bize, çok müstesna sözler ediyor. Hayatımın her bir nefesimin, kendimin olmadığını, bütün söz ve davranışlarımın Allah'tan bir emanet olduğunu devamlı kendisine anlatmaktan gafil bulunmuyorum. Şöyle söylüyor, nefsime diyor diyorum, bak aldığı nefeste, konuşman da, görüşmen de, malumatın, bilgin, malın mülkün ne varsa hepsi senin değil. Allah'ımızdan bir lütuftur, ihsandır diyorum.
Fakat diyor, nefsim diyemem, biz diyemeyiz, kendisi buyuruyor, Buna inandırmaya çalışıyorum. Çünkü Kutbu'l-azam'dır, Es'adi Erbili Hazretleri. Dikkat edilirse, ilk Evrad ve Ezkar aldığı tarihte diğer diyor kimselere ders vermekle görevlendirildim, kendi başına olmuyor. Bunu da bilvesile söylemeye çalışalım, izni ilahi ile. Beş sene sonra da diyor, yirmi üç yaşında intisap etmiş. Beş sene sonra da hazırımın makamına kaim oldum diyor. Ne demek o? Öyle bildiğimiz doçentlik, profilik bilmem filan değil bu. Bu kutbiyet makamı. Beş sene sonra diyor, hazretımın makamına geçtim, çok genç. Dergahta çok yaşlı hulefa da var. Bazılarının gönlüne gelmiş, dil ile ifade etmemişler de işte bu kadar genç yaşta nasıl bu kimse seçiliyor diye. Derhal his buyurmuşlar, Esad'ı ben seçmiyorum buyurmuş. Artık işaret edenler belli. Kim işaret ediyor? Es'amle.
Ve hüve yetevelle salihim, ila ahiril ayesakallahülazim ve o Cenabı Hak yetevelle salihin salihleri kendisine dost edinir. Bir, Rabbimize dost olanlar var, bir de Rabbimizin kendisine dost kıldığı kimseler var. Rabbimizin zatına dost kıldığı kimseler. Eshabne ici tebahu ve hedehu ila sıratun müstakim. Çünkü onda o kabiliyet var. Biz bazen böyle şekiller yapmak isteriz, böyle bir dekor olarak kullanacağımız malzeme çok önemli. Bir kavak ağacı kullanılmaz. Yakmaya bile yaramaz belki. Ama gürgen olursa onun üzerine işleme yapılır. Onda öyle bir kabiliyet var ki, mur-u İlahi ile Tahal Harivi Hazretleri bunu görüyor. Uzun izah etmeye gerek var mı? Levh-i Mahfuz'a bakıyor, söylüyor. Ahiret kurtuluşunun yegane sebebi, biz bunu dikkatle dinleyelim, şöyle dinleyelim acaba biz bu sözlerden nasıl istifade edebiliriz, nasıl faydalanırız?
Sami Efendi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Sırra bir söz söylüyor. Buyuruyor ki ibadetlerin aslı değil. Hakikat istenen şudur, ibadetteki keyfiyettir. Şimdi biz şöyle söyleyelim, evrad ezkarımızdan konuşalım. Biz aldığımız dersimiz malum, istiğfar okuyoruz, tevhid, salatü selam, ölüm tefekkürü, rabıta ve zikrullah yapıyoruz. Bu belli. Şimdi bizim istiğfardan nasibimiz ne olmalı? Bunu ifade ediyor. Hem de Afrulaziz Geylan efendimiz, bütün büyüklerimiz, bunları hemen hemen birbirleriyle aynı karakter, aynı özellikle mizaç farkları var. Onlar geldikleri devirlere göre vazifelerini icra ederler. O devrin ashable, hüvelledi Peygamberler gelirken o kavmin içinden geliyor. O kavmin bütün halini, tavrını, her şeyini biliyorlar. Ona göre Cenabı Hak hazırlıyor. O mübarek kimseleri Esali Erbili Hazretleri öyle bir anlayış var ki, öyle bir kavrayış var. Zaten kendisi dir diye bir kasaba var.
Orada atalarının talim gördüğü medreseden çok kısa zamanda icazet alın. Altı ayda okunacak kitabı diyor, iki ayda bitiriyordum Rabbimizin izniyle. O Cenabı hakk'ın seçtiği, sevdiği kimseler, ashab-ı hak onları seçiyor ve hidayette kılıyor ve üzere devam ediyorlar. İstikamet üzere devam ediyorlar. Yine Sami Efendi hazretlerine gelecek söz, Yunus Emre sıralar ya şeriat, tarikat, marifet, hakikat buyuruyor ki Efendi hazretlerimiz, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, tarikatte de şer'i esaslara öyle yapışacaksınız ki zerre kadar ayrılmayacaksınız. Marifette de öyle, hakikatte de öyle. Bu birbirlerinden ayrı değil. Şeriat onun esasıdır zaten. Hep şeri esasa dayanarak marifetullah haber verilir, hakikat haber verilir, cem'ul cem haber verilir, likaullah haber verilir, fena hali de şerri şerife dayanır, beka hali de şerri şerife dayanır, esas budur.
Efendi Hazretleri bunun üzerinde duruyor zaten. Cenabı hakk'ın seçtiği kimseler, onda bir kabiliyet görüyor. Dediğimiz gibi kavak ağacına işlemiyor ama yapısı müsait olan, biz burgen dedik ya buna münasil, ağaçlar da olabilir, ona işleme yapılıyor. Cenabı hak kimde nur tecelli edecek hiç bilmez mi Mevla-yı Zülcelal'miz? Habibi Kibriya, Allah'ın dostları, elbette kendi başlarına bir iş yapmazlar. Es'ad-ı Elbili Hazretleri böylece kısa bir zamanda bu göreve Cenabı Hak lütfetmiş, ihsan etmiş. Çünkü bu görev kutsi bir görevdir. Ahiret kurtuluşunun yegane sebebi, gönül neşesi ve dünyevi huzurun temini için ilahi bir bağış olan yakin duygusu ve imandır. Üretimiyetimizde hastalıklar çoğaldı. Bunu haber veriyorlar, diyorlar ki psikolojikte çok rahatsızlık var, o stresler, buna benzer hastalıklar, evdeki geçimsizlikler, cemiyetteki huzursuzluklar pek çok. Bu huzursuzluğun sebebini neye bağlıyor?
Esad Elbili Hazretleri, bu diyor yakin duygusu ve imandır diyor. Buna sahip olmayışımız. Yakindiri kesin bir inanç. Biz dedik ki ibadetten Efendi Hazretleri buyuruyor, samimi Hazretleri, nasibimiz olacak. İstiğfardan öyle bir nasibimiz olacak ki bakın okuduğumuz estağfurullah lazım derken Cenabı Hakk'ın üç tane ismi celili var bunda. Bir nasibimiz olacak. En azından bir pişmanlık duygusu içimizde. Rabbimizin istediği de bu zaten. Böyle bir pişmanlık, neden yaptın deyip dinleyebilmek, tevhitte şuhuda ermek, işte devam eder, gider. İman ve yakindir diyor. Yakin, kesin inanç. Kesin. İman lügatta yalnız inanmaktan ibaret ise de dünya ve ahiretle ilgili bütün faziletleri bir araya getiren ve bunların kefili olan iman, amelle birlikte olan imandır. Hadis-i Şerif'te amelsiz imanı ve imansız ameli Cenabı Hak kabul etmez buyrulmuştur. Dikkatle böyle okuyacak olursak, kaynağını veriyoruz.
Mektubat'ı alalım, her gün bir bölüm okuruz. Bir bölüm okur ama düşüne düşüne, tefekkür ede ede öyle bir söz söyledi ki Efendi Hazretleri, dünya ve ahiretle ilgili bütün faziletleri diyor. Dünya ve ahiretle ilgili bütün faziletleri bir araya getiren ve bunların kefili olan iman. Demek ki iman, iman bizim yaptığımız ibadetlerle, taatlerle güç ve kuvvet buluyor ve inanarak yapmak. Anlamı çok derin. Cenabı Hak Celle ve Ala Hazretlerinin evvela imanı böyle maddeler halinde de sıralıyor. Başta iman. İkinci olarak akıl ve irfan. Üçüncü olarak da bedeni güç ve manevi kuvvetler gibi bedeni güç ve manevi kuvvetler gibi değeri her türlü takdirin çok üstünde bulunan ilahi ve yüce nimetlerine mukabil gerekli teşekkürü ifadan aciz hem de kusurlu olan bir insan kendisini oldukça günahkar, gayet hatalı, isyankar ve pek suçlu görmedikçe aferin alamaz.
Cenabı hakk'ın vahdaniyet katında makbul bir kişi olamaz. Ne sıraladı burada? Burada şunları sıraladı. Buyuruyor ki kusurlu olan bir insan, kendisini oldukça günahkar, gayet hatalı, isyankar ve pek suçlu görmedikçe o diyor, Rabbimiz katında kıymeti haiz olamaz. Diyelim ki hiç hata işlemedik. Hata işlemedik. İbadet ve taatteki gaflet. Cenabı hakk'ın vahdaniyet katında makbul bir kişi olamaz. Cenabı hakk'ın bütün varlığını, bir emaneti olduğunu bilmedikçe Vacibü'l Vücud Hazretlerini birleyemez. Küçük şirklerden kurtulamaz. Senin kendinde varlık görmen, diğer hiçbir günahla ölçülmeyecek kadar büyük günahtır. Kendinde bir fazilet görmek buyuruyor. Cenabı Allah size hakiki iman ve hakiki tevhidi ihsan buyursun, şekli imandan büsbütün kurtarsın. Gaye bu zaten. Taklitden tahkike geçebilmek. Tasdike geçebilmek.
Ben insanları ve cinleri yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım ayeti celile, ashable ve ma halaktu cinne vel inse illa l ya vudun. Ayet-i celilesi gereğince bir kul, bir mahluk, amel ve ibadetleri sayesinde ancak nefsini isyandan kurtarmış olur. Fazlaca bir fazilet iddiasında bulunamaz ve her zaman feyiz, bereket ve yükselişini, hayır duaları ve Allah'ın veli kullarının kalbi teveccühleri gibi vasıtalardan bekler. Şimdi buyuruyor biz yapmış olduğumuz taatlerle kendimizi isyandan diyor kurtarmış oluruz ama derece ve makamlar kazanmak bir evliyaullahın himmetiyle olur. Bu nasıl olacak? Bu rabıta var. Zaten izah edecek, buraya gelebilirsek, rabıtanın ne olduğunu anlatacak bize. O rabıta da meşay-ı izamın biliyorsunuz kişi huzurunda olduğunu düşünüyor ki her birinin himmetine nail olabilmek. Bir gam ve kederden kurtulup rahatlamayı arzu edenler ölümü tercih etmelidirler.
Halbuki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ölümü tercih etmeyin buyuruyor. Neyi izah edecek bir bakalım. Koskoca bir kutbu azam. Ölümü tercihi şu Hadis-i Şerifle bildiriyor. Ölmeden evvel ölünüz makamına girmelidirler. Tarikatı aliyede seyr ü süluke giren müritlerin gayret ve çalışmalarına ve özellikle kabiliyetlerine ve mürşitlerinin de dostluk ve sevgisi ilave edilirse, makamlarının yükseleceği tabiidir. Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretlerinin lütuf ve ihsanıyla bir salik ölüm makamına kavuşursa her türlü gam ve sıkıntıdan kurtulur. Nasıl kurtulur dersek, şimdi ölmeden evvel ölmek, şimdi ölü yalan söyleyebilir mi? Gıybet edemez, dedikodu yapamaz, hasetlik bilmem filan hırsızlıktır vesaire hiçbir şey yapamaz. Eğer nefsi aslında öldürmek değil, oldurmaktır o. Esad Erbili Hazretleri yine kendisi şiirlerinde oldur şu nefsi serkeş, serkeşi öğren tarikın varlığın buyuruyor.
Kötü arzu ve isteklerin tamamen bitmesidir. O zaman gam ve kederden kurtulur. Asıl gamımız, kederimiz nedir? Ölüm anı, kabir, kabirden kalkışımız, defterlerimize alışımız, mizan, sırat, Hasan-ı Basri Hazretleri'nin Rabiatü'l Adeviyye ile evlenme teklifinde ne demiştir? Hastalıklarım var ya Hasan, evlenemem. Tedavi ettiririz deyince haydi diyor, buyurun tedavi ettirin. Nedir hastalığın? Birincisi diyor, bu Rabia iman-ı kamille Cenabıhakk'a kavuşacak mı, kavuşmayacak mı? Sonra sıralıyor. O zaman Hasan-ı Basri Hazretleri ağlamaya başlıyor, ya Rabbi, bu büyük bir def diyor. Ölmeden evvel ölür, kötü ahlakımız yok olur, güzel ahlak zuhur edecek olursa, bak bağ bahçe sahipleriyiz. Biz ekim dikim işleriyle meşgul oluruz ama eğer bakımı olmayacak olursa o bahçenin ekmiş olduğumuz, o diyelim fasulyedir, nohuttur, öyle yabani otlar etrafından çıkar ki onlar yok edilmezse onu katiyen büyütmez.
Devamlı bir mücadele içerisinde olacağız. Gönlümüze atılan mişkat-ı nübüvvetten, aleyhissalatü vesselam Efendimizin nurundan atılan o evrad ve ezkarımız var ya, onu büyütmeyen kötü huylarımızdır. Onları yok etmedikçe, ölmeden evvel ölüm zuhur etmez. İşte onlar kötü ahlakı tamamen yok ediyor. Kötülükleri tamamen bitiriyor. O zaman gam ve kederleri kalmıyor. Ashab-ı ne? Ela inne evliya aleyhi lillahi la havfun aleyhim ve lehum yahzenun ellezine amenu ve kanu yettegun sakallavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavlavla Allah'ın dostları için korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir, sırrına mazhar olur. Yine öyle misaller veriyor ki bu misal misal ledünni ilimdir. Mevlana'mızdan daha çok nakledilir. Mesela acayip hayvanlardan neden misal verir?
Kurttan misal verir, tilkiden misal verir, daha acayip misaller verir. Bu Cenabı Hak'tan gönüllerine indirmiş olduğu nurdan hasıl olur. Buyuruyor ki, bir misal veriyor ama biz bunları hep gördük, geçirdik. Burada müşahede edersiniz inşallah. Biz de lütfuyla öğrenmeye çalışırız. Kötü havadan, şimdi bak öksürükler neler, camilerde neler çoğaldı. Neden? Havanın olumsuz şartlarından dolayı hastalıklar meydana geliyor. Hele bir mikrop Rabbimiz göstermesin, bulunacak olursa o tamamen her tarafı sarıyor. Kötü havadan, hatta bu hastalıkları doktorlar haber verirken havadan da kapabiliyor diyor. Eğer hava mikroplu olacak olursa kötü havadan vücut sağlığı zarar göreceği gibi kalp ve gaflet ve kasvet ehli ile bir arada bulunmak ve onlarla görüşüp konuşmaktan müteessir olur. Gönüller diyor bundan tesirlenir. İtikadı bozuk, niyeti bozuk, ahlakı bozuk, insanlarla beraber olunacak olursa.
Zamanımızda ise bunların tamamıyla kurtulmak mümkün olamayacağından, vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır. Hacı Hasan Efendi, KaddeSallallahu Sırrı Hazretleri bize neyi anlatıyor? Bu mübarek yolun dört esasını anlatıyor. Mutlaka bunu okuyorsunuz, görüyorsunuz. Biliyoruz bunları, öyle itikat ediyorum. Birincisi rabıta. Rabıta buyuruyor dersin rüknü azamı olmazsa şeytan nefis bir adım dahi attırmaz. Öyle bir güçlü ki o şeytan dediğimiz, o nefis öyle bir güçlü ki ama onun gücünü kıracak, Cenabı hak bize malzemeleri lütfetmiş, ihsan etmiş. Böyle güneşin karşısında karın buzun eridiği gibi eriyor. Eğer bu esaslara dikkat edersek, eğer buyuruyor rabıta dersin rüknü azamı, dersimiz diyelim yarım saat. Eğer bunun yarısından fazla olmayacak olursa bunun için Hacı Hasan Efendi Hazretleri tarif ederken derslerimizi yirmi dakika rabıta buyuruyor.
Efendim, bir türlü oturtamıyoruz o da gelecek inşallah burada. Eğer diyor, rabıtanız dersinizin yarısından fazla olmayacak olursa, şeytan ve nefis size bir adım dahi attırmaz. Ne güzel izah hitdama. O mikroplu bir havada insanın tesirlendiği gibi kalbi bozuk insanlarla bir araya gelmenin de bizde meydana getireceği zararları ifade ediyor. Bundan kurtulmak için vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır. Bir defa da yalnız konu değişiyor olsun. Sözlerinden alıntılar bunlar, mübarek sözlerinden alıntılar. O sözler bu dilden çıkmıyor. Allah'ımızdan ilhamen gelen sözler o. Bir defa da güzel ve zarif sesli, tatlı nameli bülbülcüklere dikkat ediniz. Efendi Hazretleri bülbülü öterken nasıl dinliyor? Bir bizim dinleyiş şeklimiz var, bir de Esad Erbili Hazretleri'nin. Bakın dinleyişine. Bir defa da güzel ve zarif sesli tatlı nağmeli bülbülcuklere dikkat ediniz.
Bahar mevsimi gelince birden dayanamıyor. Feryat ve figana başlıyorlar. Güllerin yaratıcısına nasıl izah etti ama. Bak güllere vurgunluğundan değil, bülbülün güle olan aşkını nasıl ifade etti? Güllerin yaratıcısına yalvarıyorlar. Kim bilir neler düşünüyor, neler söylüyorlar. Ne dua ve ne niyazda bulunuyorlar. Neticede elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Nihayet küçük bülbüller arzusuna kavuşuyorlar. Siz de buyuruyor, seherlerde bülbüller gibi istiğfarınızı tevhidimizi, salatü selamıı, zikrullahı, rabıtamızı, murakebemizi yaparsak Rabbi izzete kavuşmaya vesile olur demek istiyor. Gerçek fakirlik benim övündüğüm bir şeydir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, El Papru pakri, gerçek fakirlik benim övündüğüm bir şeydir.
Hadis-i şerifine uyarak hal, söz, beden, mal ve bütün insanoğluna emanet verilen eşyayı Cenabı hakk'ın bilip kendimizi fakir ve muhtaç hissettiğimiz zaman nefsini bilen Rabbini bilir, hadisine göre Cenabı Hak'ı bilmiş oluruz. Bu sözler Rabbamızdan nur olarak kalbine inen söz değil de nedir? Hak mütalaa eden kimselersiniz. Hiç böyle bir söz duyduk mu? Onun için evliyaullah kelamından buyruluyor, en az günde sekiz sahife olsun okuyun, kalpleriniz ölmesin buyuruyorlar. Allah'ın Celle Celalü kulları için kararlaştırdığı rızıklar o kadar bir vurgu yapıyor ki hakikate, burada göreceğiz. Yalnız kaynak verdi, Es'adi Erbili Hazretleri'nin Mektubat'ında bunları buluruz. Allah'ın Celle Celalü kulları için kararlaştırdığı rızıklar, madde aleminin arşına emanet edildiği gibi, madde aleminin arşı nedir o?
Yedi kat semadan sonra Cenabı hakk'ın muradı olmuş bir kimse için, bakın ne ifade etti, Allah'ımızın murat ettiği kimseler, seçtiği kimseleri diyor. Seçmedi mi Cenabı Hak bizi? Bak hayvan yaratmadı. İnsan yarattı, bu şükrü icap ettirmez mi? Hayvanın yediği belirsiz, içtiği belirsiz, şekli, şemaili, endamı belli. Sonra halıkımız, inşallah layık olmaya çalışırız, mühim olan onların kabul etmesi. Bir kere kendimizi evliyaullah'a ispat ettirmemiz gerekir. Edevimizle. Allah'ın resulüne sallallahu teala aleyhi ve sellem sünneti Muhammediye ile kendimizi ispat ettireceğiz ki ümmetim diyebilsin. Emri ilahiyeye dikkatle de Cenabı hak bize kulum sadasını duyurabilsin. Cenabı hakk'ın muradı olmuş bir kimse için takdir edilmiş olan manevi ve ruhani feyizler de kamil müminin kalbinden ibaret bulunan manevi arşa tevdi edilmiştir.
Bu söylenmez ama söylüyorum, arşın üzerinde namtenahi bir alemden, bu artık la mekan aleminden inen aşk-ı ilahidir. Bak bize neler sunulmuş. Diyelim ki biz bir dağ var, o dağda, dağı sürüyoruz biz, sürüyoruz. Ekin ekiyoruz, onu kaldırıyoruz. Rabbimizin nutuyla nimetlerden istifade ediyoruz. Fakat o dağın altında maden var. İşletsek öyle madenler var ki, osmiyum diye maden türü, bir gramı bir trilyon dolar diyelim böyle bir maden var. Biz ise onun üstünde ne yapıyoruz, ekin ekiyoruz. Tellerin içerisinde zorluklarla rızkımızı temine çalışıyoruz. Ya onun altında ne var? Derininde madenler var. Kalp herhalde vücudumuzun zahirinde değil, bak yerindedir, iştedir. O kanı pompalayan et parçası da değil. İmanın yazıldığı bir noktadır. Rabbi Zülcelal'imizin kendine mahsus kıldığı mekandır. Böyle bir nimet varken, herhalde ruh da vücudumuzun dışında değil, iştedir. Sır zaten isminden belli.
Hep bunlar esma-i ilahinin tecellilerinin eseri ve yukarıya doğru gider. Bunlardan mahrum olmamız inşallah mahrum olmayız, inşallah. Bunun için Efendi Hazretleri'miz, Acasın Efendimiz, Sam Efendimiz buyuruyor, ayda bir derslerini görüşsünler. Allah'ın Celle Celalü kulları için kararlaştırdığı rızıklar, madde aleminin arşına emanet edildiği gibi Cenabı hakk'ın muradı olmuş bir kimse için takdir edilmiş olan manevi ve ruhani feyizler de kamil müminin kalbinden ibaret bulunan manevi arşa tevdi edilmiştir. Hakkın sadık kullarının kalbine aktarılmış bulunan manevi lezzet ve veledünni faydaların hepsi bir akit suretiyle şerefli bir kalp ve latif bir nurun dostluğunun eseridir. Bir kutbu-u azam söylüyor bu sözü. Devam edecek bir hayrımız kalmadı. Eğer bir hayrımız varsa bunlara sımsıkı tutunmak kaldı. Artık oyalanmanın, boyalanmanın zamanı değil. İşte görüyoruz dünyanın ahvalini.
Müptedi müritler rabıta da ruhsatlı olanlar ise murakebede ihmal ve dikkatsizlik göstermemelidirler. Ne diyelim? Bu gibi güzellikler de, hakikatler de hep büyüklerimiz kendisini gösteriyor mübarek sözleri. Bazıları insanın şahsı ile alakalı olduğu için konuşmaktan edep duyuyor. Sizin de bildiğiniz gibi, bakın şimdi ibadetten nasip almak üç ayları geliyor. Üç ayların içerisinde Revaib gecesi var. Miraç gecesi var. Beraat gecesi var. Kadir gecesi var. Ehlullah için her gece kadirdir o. İlla senenin içindeki bir geceyi seçmez. Ehlince ehli tahkike göre bu ifade edilir. Sizin de bildiğiniz gibi bunu şunun için söylüyoruz, üç ayları geliyor. Bu zamana kadar Allah'ımız ömür lütfederse çok üç ayları geçirdik, çok. Ne kadar nasibimiz oldu? Tabi tefekkür edeceğiz. Sizin de bildiğiniz gibi seyr ü sülukten gaye muhabbet ve huzur devletine nail olmaktır.
Bu şerefe erişenler için bundan baş daha aşağı bir derece olan zikre ihtiyaç hissedilmez. Neyi söyledi? Öyle bir hakikati ifade edecek ki zikir bir noktadadır, huzur ise bütün vücudun henüz zerresini kuşatıp ihya ediyor. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.