Bu yol Akrep yani hedefe en çabuk ulaştıran yoldur. Kıymetli dostlarımız, Bugünkü manevi yolculuğumuza Mürşid-i Kamil'in vasıflarıyla inşallah devam ediyoruz. İlk vasıf istikamet. Bu yol keramet yolu değil, istikamet yoludur. Yunus Emre'nin Bu kapıdan odunun da eğrisi girmez düsturunca insanları eğiten bu mektebin mürebbilerinin bariz sıfatı istikamettir. Nebiyy-i Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem'in saç ve sakallarını ağartan namaz, oruç, hac ve zekat ayetlerinden ziyade o halde emrolunduğun gibi dosdoğru ol, Ayet-i Celilesi olmuştur. Bir kimsenin hayatı boyunca emri ilahiye aykırı bir davranışta bulunmadan takip ettiği yoldur istikamet. Ümmilerin intisabı kolay ama seyr ü süluku manen yükselmesi Allah'a vuslatı zordur. Alimlerin intisabı zor da olsa seyr ü süluku kolaydır. İlim nurdan bir perdedir. Nefsine tabi olanlar bu perdeyi zor yırtarlar.
Fakat teslim olunca da şer-i Mübin'e riayet ettikleri için kolayca mesafe kat edip Hakk'a ulaşırlar. Hace Muhammed Bahaüddin Nakşbend Bu yol Akrep yani hedefe en çabuk ulaştıran yoldur der. Allah üç, yedi nihayet kırk gün gibi kısa bir zamanda eriştirir. Gelibolu'da askerlik yapan Kadiri mensubu Kutbu-i Cihan, Yahyalı'yı irşad ve ıslahıyla yaşanacak bir belde haline getiren manevi mimar Yahya Efendi nefsini bir türlü ıslah edemez. Bu hale taaccüb eden üstazı murakabe halinde iken onun üzerinde bir kul hakkı olduğunu müşahede eder. Yahya Efendi, nefsinizi ne kadar ezmeye çalışsam muvaffak olamıyorum. Nefsiniz yılan gibi ayağa kalkıyor deyince Yahya Efendi Gelibolu'dan yola çıkar, memleketine gelir, üzerinde hakkı olan hanımıyla helalleşir ve nefsi kısa sürede ıslah olur.
Şeyh Mustafa Hulusi az bir zamanda terakki edip icazet alınca dergah-ı Es'ad'dan bu hale hayret edenlere üstadı şu cevabı verir. Evladımız emri ilahiye son derece riayetiyle öyle bir ocak kurmuş ki bir kibrite ihtiyacı var. Onu da yakmayalım mı? İrtihalinde radıye ve meldıye makamlarını kendileri Allah'tan, Allah'ın da kendilerinden hoşnut olduğu mertebeyi yani ve Cennet-i A'la'ya girişi beyan eden Fecr suresinin son ayetlerini okur. Kabre girince de melekler, biz bu zata ne sual sorabiliriz ki, bu ay Receb-i Şerif üstası başında, kendisi de ilmiyle amil biri deyip onu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sohbet halkasına, cennet ve cemale ısmarlayıp giderler. Kıymetli dostlarımız, yeri gelmişken sizlere nefsin basamakları hakkında da kısa bir bilgi aktarmak istiyorum.
Nefs-i emmare sahibi, işlediği hatayı günah saymayan, yaptığını hata olarak bilse bile korkusuzca hareket eden kişidir. İçtiği sigaraya nimet olarak verilen nefesleri heba ettiğine aldırış etmeyen kimsedir o. Allah korusun yüzde doksanı imansız giden bu insanlara ne kadar da nasihat edilse söylenilenin tesiri olmaz. Biz sigarayı misal olarak verdik. Bu husus diğer haramlarla kıyas edilebilir. Sigara müptelası yaptığı hatadan dolayı kendini ayıplarsa, bunlar nefsi levvame sıfatında olanlardır. Ne kadar fena bir adamım, bir türlü içkiden, kumardan, zinadan ve her türlü hayasızlıktan kurtulamıyorum diye yakınır durur. Tevbe ederse umulur ki Mevlamız af ve mağfiret eder. İçtiği sigaranın küllerini de yiyecek kadar sigaraya meyyal, ancak Allah korkusundan menhiyata meyil etmiyor. Ata ve kusur işlemiyorsa bu kişiler nefs-i mülhime sahipleridir.
Bu mertebede olan mülhime sahipleri günahından ağlar, sızlar. Bir de bakarsın gafletle güler eğlenir. Dün ağlayan kimdi, bugün eğlenen kim? Mülhime sahiplerinin kalbini bazen nur, bazen de zulmet kaplar. Bir kararda durmaz. Tevbe eder. Gönlünde tekrar isyana meyil başlar. Nefs-i mutmainne sahipleri Cenab-ı Hak Celle Celalühu'n Musa Aleyhisselam'a konuştuğu gibi Allah'tan gelen hitaba nail olan gönül erleri hakkın dostlarıdır. Günahlarından, hatalarından bile geçmişlerdir. Üst ağzımız Hacı Hasan Efendi kudesallahu Zerrahü Zerrahü'l azizin anneleri gibi müstakim olur onlar. Hamilelik devresinde ete ihtiyacım şiddetle muhabbetim olduğu anda deseler ki bana bu et haramdır. Helal et de olsa benim gözüme köpek eti gibi gelir. Tiksinirim o gıdadan der Aişe annemiz. Kader olduğundan akan, yılan veya akrep ne olursa olsun haktan, dosttan geldi der.
Lütfun da hoş, kahrın da hoş der nefsi radıya ashabı. Şikayet edip taşkınlık gösterip feryat etmez hiçbir zaman. Şikayet etmemek ona zevk olur bu makamda. Allah'tan gelene rıza gösteren salih kullardan Mevla razı olur, bu hali ile nefsi mardıyya sıfatına erişir sadık kul. Nefs-i radıyya ve mardıyya makamlarına gelen kişi bundan sonra ruhi olgunluğunu tamamlayarak nefsi kamile makamına erer.