Kafi olmaya, gizli olmaya ki ashabı batından, batın ashabından kutlu cihanlar'dan, belki ondan da büyük Enbiya Aleyhissalatü Vesselam hazretından asıl feyiz-i iktisap iki nesneye mevkuftur. Feyz alamıyorum, alıyorum iki şeye bağlıdır ve bazıları üç şeye menuptur, üç şey olursa feyiz alınır. Bazı kitaplar, bazı büyükler böyledir. Evvelkisi ihlas, Evvelkisi birincisi İhlas. Yani her işini Mevla rızası için yapar. Geldiğini, gittiğini, ibadetini, itaatını, verdiğini, aldığını, tuttuğunu, orucunu, namazını, bütün amelinde tek hedefi Allah'ın rızası. İkincisi edeptir. Edep. Edepsiz insan feyiz alamaz, ihlassız adam feyiz alamaz. Edep İbrahim ibn-i Ethem Kuddise sirraü'l Aziz Efendimiz efendisine demiş ki efendim bana himmet et. Bunun için üstazı kırılmışlar. Şöyle benzım bozulunca utandığından kalkmış, on sekiz senedir padişahlıktan sonra odun çeker.
Bana efendim himmet ettiği bir edepsizlik olmuş. Efendisi demiş ki ipi baltayı alın, depozsun Nereye efendim? Edepsizlik etti. Nedir? Himmet et. Himmet et deyince ne olur demiş. Bir bostancı, bostanının suyunu ve çapasını bilir. Sen bir şey bilmiyorsun, himmet etme zamanı geldi ama himmet etmiyorsun demek oluyor, bir. İkincisi ben hizmetten usandım, bana himmet et de kurtulayım demek oluyor. Çeşitli demiş böyle edepsizlik var bunda. Defolsun gitsin aramızdan. Yettin, sonra gene geldi. O kapının da Mürşid-i Kamili oldu. Allah şefaatlerine nail O kapının da Mürşid-i Kamili oldu. Allah şefaatlı nail etsin. Yani edep bu kadar ince, himmet ettiği lüzumsuz yerde onu demek bile edebe muhalif. Evvelkesi İhlas, ikincisi edep. Tekkelerin kapısının üstünde, ah edep hare veyahut evliyaullah hakkında mugayiri edep hareketi ola, Umaqula müridi Anların deruni feyizi meşokları meyil ve rupney eylemez.
Mürşini kamil'in kalbinden geliyor feyiz. Onun gönlünü rencide ettirdikten sonra, ihlas da olmadıktan sonra, imkanı yok ki feyiz alamaz. Ama üçüncü, Ehlullah'a muhabbet eylemektir. Ehlullah'ı gayet fazla sevmek. Zira muhabbet, fiğsin kesretine ve gayet de izdiadına sebeptir. Muhabbet, üçüncü Ehlullah'a muhabbet eylemektir. Zira muhabbet, fiğsin kesretine gayet de izdiadına sebeptir. Tir. Yani muhabbet kanını ne kadar çok açarsa feyiz o kadar çok gelir kalbine. Muhabbet kanalı kapandıktan sonra damla feyiz gelmenin imkanı olmaz. Bunun için muhakkak edepli ziya kendinin rabıtasızlığından, muhabbetsizliğinden oluyor. Anlaşıldı değil mi? Müjdat olacağı bilahare ve ümbiyyen Mahsumü ve mütekayindir. Bir dakika denildi ki aksi feyze sebep Şii vaatdir ki, Mürşi'de muhabbetten ibarettir. Yani, Mitecik Şiire feyiz çok gelir. Üçe çıkma diyor.
Lakin teklipsiz sıdk ve yakin üzere olmak lazımdır ve lağvuttu. Zira muhabbet-i derun-i müritten, batıl-ı mürşide cari olur. Muhabbet çoğalırsa, çoğalırsa müridin kalbine mürşidin kalbine girer. Mürşidin kalbi. O yavruyu hatırlamaya başlar. Peyir gelmeye başlar. Bir nehri manevîdir. Kitabı, zurafa, yılmaz kelime olur ya, dinlemede bir mani olmaz. Şimdi nehri manevi sebebiyle, batıni mürşidin aletle devam, incizab-ı feyiz hasıl olur. Mürşidin kalbinden, onun muhabbetinin nispetinde feyiz gelmeye başlar. Anlaşıldı efendim. Hasıl olur, bir nehr-i maneviydir. Üs'at-ı müritte olan muhabbetin kirlet bekirusletine göredir. Yani feyzin killeti, kesleti müridin kalbinde olan muhabbeti muhabbetsizliğine göredir. Muhabbetin ne kadar çok feyiz de o kadar çok gelir. Muhabbetin ne kadar az feyiz de o kadar az gelir. Yani derse oturur oyuklamaya başlar, can istemez. Çünkü rağmutası yok.
Mürşid-i kamilen muhabbeti çok has bizim gibi olmuş. Onun için feyiz kesilmiş. Zira bazen indel gayenil muhakke nehyi manevi bahrim salih olup müridin kalbi mürşidin tarafına teveccüh eder. Belki gayet muhabbet sebebiyle mürid, fenapişik olup mürşidin cemi ahval, def'a cemi ahvali def'a-ı vahidede bir anda ulub-u müride münakis olur. Yani nasıl aynayı güneşe tutan da insanın gözüne tutan da kamaştırın, Mürşid-i Kamil'in kalbine, aksiden Allah'tan feyiz, senin kalbine dönüp kamaştıracak şekilde böyle yakmaya, kavurmaya başlar. Efendimiz bir ulemaya haber verir mi rabıtayı? Çünkü biliyoruz ya bir perdesiz var. Perdesiz diyor şöyle güneşe tuttun mu, önündeki kağıtları cayır cayır yakar, ununla yemeğini pişirmeyeni, bazı lazım olan ataşı perdesiz ile elde edebiliyorlar. Mürşid-i Kamil'in kutlayacağının kalbi perdevsiz oluyor.
Allah'a çok yakın olduğundan, çok yakın olduğundan böyle kim kalbine Mürşid-i Kamil'ini çok yakın tutarsa, içerisini cayır cayır yakmaya başlıyor. Başlıyor Lapaif, yani çalışmaya. Eskiden kardeşlarımızdan vardı. Şimdiki kardeşlerimiz direkt öyle varlıklarımızda lapaif yok. Ramutaları az. Mürşid-i Kamil'in, Mürşid-i Kamil'in muhabbeti mabutu ile çoğalır ve kalbini senin kalbine yakın tuttun mu bir gün tutan, iki gün tutan, üç gün tutan, dördüncü gün başladın cayır yanmaya. Bu yakıcı olan şey onu yakın bilme ile olur. Efendimiz onu misalında, perdelersizdir diyor Mürşidi Kamil'in kalbi. Allahu Zülcelal Hazretlerinin füyuzatına perdersiz. Füyuzat'ı aldın mı mürid, daima kalbini efendisinin kalbiyle tutarına mutarken, yine tutarsa oranın refahife çalışmaya başlar bir iznle. Yadigar olsun diye. Belki galebe-i muhabbet sebebiyle mürid, fenapişrik olur.
Mürşidin cemi ahvali def'ayı bakdede kalbi müride münakisi oluverir. Annem hiç durmadan ağlar rahmetlik, babam sordu niye ağlıyor. Sonra bize haber verdi. Efendimizin rabıtasını yapa yapa açıktan Hacı Hasan efendimiz gelip oturuyor yanıma, E, Taşra'ya giderken hani inerken de ben niye diyeyim? Haya ediyorum. Hiç gözümden kayıp olmaz. Fena fiş yok oldun mu? Hiç kaybedemiyorum. Haşa de. Taşra'ya giderken de kayıp olur. Hakikaten güneşine kayıp olmuş. Geldi oturdum mu seccadeye, geliyor. Bunu diyorlar fena fişşyak diye. Şiığın muhafdinden kalbi fenaya gitti ama bu fena fişşyak sebebiyle defayı vahidede, minicik anda vahide, defayı vahidede, şeyhin mürşidin cemi ahvali, mürşidde olan celvi-i halle, ahlak-ı amidede defayı vahidede müridin kalbine münakis oluverir. Yani nasıl güneşe aynayı tutunca bir anda semalaı güneş aynanın içinde iri verir, kalp. Efendimizin huyu, her huyu ona benzer.
Doğru Doğru söylemişimdir, direkt öyle hamdımızın huyu Efendimizin huyumüne benzer. Hiçbirimiz ki benzemez. Çünkü tutamıyoruz, yapamıyoruz da ondan oluyor. Bir dahaki muhabbet, diğer iki emri, yani edep ve ihlası müstelzim olur. Yani feyiz gelmeye sebep üç şeyi devirlerken birisi ihlas, her şeyi Allah rızası için yapmaya ihlas denir. Birisi de edep devirdi, çok edepli. Birisi de devirduk mürşide muhabbet. Bir mürşide muhabbet yalınız olursa feyiz gelir. Öteki ikisini mıknatıs gibi o çeker. Zira muhabbet olan kimse mahbubu hakkında edeberi ad ve ihlasa mubadret ile gelmiştir. Nitekim denildi. İnsan bir kimseyi severse onun için kulağı sağır olur, gözü kör olurmuş. Anlamalı. Anlatırım ben, direkteye göre anlatırım usulsun. Sevdiğim bir dostun usulunu söylerlerse, geliniyle şöyle etmiş Mustafa Hanım'ısınız. Deht, Hiç duymaz onu. Vallahi billahi zerre kadar yaklaştırmam olur.
Efendim de şöyle şöyle kusur gördüm. Delirt. O kulağı sağır gözü de kır. Ben onu bize imtihan için yaptı. Ben de gördüm mü, ay size serüvaydı. Yani ne pusuğunu görebilir sevdiğini, ne de suçunu duyabilir hiçbir şeyini. Kulağı sağır, gözü kör. Yani kulağı sırp iyiliğini duyar, gözü de sırp iyiliğini görür. Bunun için ihlasla edep de kendi kendine gelir. O adamı terakkiye sebep olan hal, onda zuhur eder. Yerini okumaya imkanım olmayacak bazı yerlerden size okuyayım yerlerden size okuyayım inşallah ama edep, rabıta edebi, kamali oldu ki hazineyi hayal ki iki gözün mabeynidir. Mürşid-i kamilin filiz gelen yeri iki karşının arası. Vesvese ne geldi orayı tutuverdi mi? Geldi geldi cehenneme vesvese. Fatma da Zühre validemiz ya Muhammed, ben senin iki kaşığın arasına baktım mı oradan nur geliyor kalbime. Akıl vakit da ümmetlerimde kutlu cihanları'nın burasına baktın mı böyle nur gelecek.
Oradan fışkırılmış, biz kalpten zannediyorduk ya iki kaşının arasından oradan akar, nal akarmış bütün dünyaya yetecek kadar büyük depoymuş arşı, ağızdan gibi gitmiş. El kalbi arşonla, efendimiz geçen bizi şöyle kucakladı dünyanda Gül diyor şimdi döşmem bir et. El kalbi arşutla. Kalbim arşurrahman iyi istifade edin diye şöyle sürtüyor. Dünyada gördüğümden dedim. Rüyada gördüğüm daha iyi oldu ya. Yani, öyle isterlerse isterse, dünyalık evvel yıllar. Onların kalbi Arşazam gibi hif tarafından pis fışkırıyor. Nasıl tutarsan öyle geliyor yani kalbini tuttuğu müddetçe. İyice uzatmayalım dilimizle de kitabı çok okuyunca. Mabeynidir. İki gözünün mabeyni iki kaşının arasıdır. Hanımla mürşidin vechi ruhaniyetine, içine belki iki gözü mabeynine nazar eylesin. Zira orası menbaı feyizdir. Feyz kaynağı ora. Allah ayırmamız ya. Vade mürşide meyil ve tebessüm ettiğin halde ruhaniyeti mürşidi gitmeyesin.
O oradan dökülen feyiz içerine kızlanıyor. Zaman zaman tutup kendinden gayb hali zuhuriyle na'na, gayb. Yani kendinden kendini gayb gidecek vaziyette yenir insan. O zaman mürşide dönermiş bazısı, Şahin Nakşibend'e dönme, ben Allah'a götürüyorum sizi. Rahatta yaklaşıyor Kağan, Allah'a döndü diyorum, geriye dönme. Birisi Efendimiz Erşiir'in rivayet gibi hal oluyor böyle gayb, o gayb haline. Gayb olduğun yere böyle. Öyle camiye diye korkma nefesini keser ya dönmez. Yedi gün ne böyle ses çağda kalanlar olur Böyle baskı ateistler aykırı. Ayıkacak şekilde olmalı diyor efendimiz. Pek ilerisine gitmemeli, ayıkmalı. Rabıta da böyle şey var kardeşlerim var biz gafil olduğumuzdan. Yapamadığımızdan azıcık su görmemiş kıraç tarlaya dönmüşüz. Yani sonra üf böyle rabıtayı çok ister. Efendim, buraya gelmiştik. Aynı hayalinden kaybetmeyesiniz, hatta nefsinden kayb olasın. Bunu diyordum o.
Nefsinden kaybınız zira, kare kalbe nihayet yoktur. Mürşid-i Kamil'in kalbinin gerimliğine nihayet yoktur. Onun nihayeti bulunmaz. Yani Vesiri ilallah kalpten hasıl olur. Allah'ı görmek de kalpten hasıl olur. Onlar Mevla ile alakalı onların kalbi. Her cemi hukuk bu rabıta ile olsa güzün yönünden esrartır yani tarikattan, letaitler çatır çatır gider yani. Her şeyden daha süratli, faydalı rabıtadır. İyi dinleyelim kardeşim. Ben de Allah'ı size vereceğim. Şöyle yapacağız inşallah. Zira mahsup zattır, Allah'tır mahsup. Rabıta ise hemen senin için Sihirli İllallah'a vesiledir. Maksadım sırf rızayı bulmak. Rızaya götürmen için anca rabıta götürür. Mahalle şerefli hatırlar ya, hatırlar, hatırlar, hatırlar, şimdi sen yani mahalle şöyle, sen Allah'a laf ol. Allah'a ol. Eğer Allah'a olamıyorsan, zurna Allah'a olamıyorsa Allah'a olan kutlu cihanları ile ol.
Onlar sizi Allah'a ishal etsin, Allah'a kavuştursun. Bu mana yani şehir manası buyuna. Eğer cemi vukuf bu rabıta ile olsa yüzüm yönünden esrardır, zira mahsur zattır. Rabıta 7 senin için seyr-i illallah'a vesiledir. Eğer dirilsek ki rabıtaya delil sabit var mıdır? Efendim rabıta için itiraz ediyor Hocalar Nebi delil var mı? Biz deriz ki, evet kitap ve sünnet ve kıyasla delil sabittir. Kıyasıla da, sünnet ile de. Kuran ile de, sapma amma, kitapla Hacı Zühtü Efendi hocam burada diyeyim, Hafız Ali Hoca vardı ya, Müslüman'da. Geldi dedi ki, ah şu rabıtayı koyması lazım tarikatları. Neden sana Hafız Ali Efendi dedi. Neden sen dedi böyle ahmakça konuşun dedi. Hoca çok büyük azametlı. Rabıta olmasa bir adım atamaz insan tarikatta. Bütün tarikatın zirvesi, en yükseği rabıtadır dedi.
Ben sana soruyorum dedi, bir yeri kilimize kazık çubuk dikmesen, çıbığa gitmesen, bakmasan, kılamasan Allah, üzülme. O dedi ki, mürşidin bana ver demeden Allah verdiysem ne olur dedi. Neri üzümü isteyince vermiyor, onu da Allah verecek, feyzini Allah verecek. Allah, yaş üzüm verdi, yiyelim şurada. Yok, illa bağa geleceğiz, keseceksin, şunu oraya bakmışsın, o çubuk üzümün diyor sebebi, vesilesi, Allah öyle halk etmiş, fiğizin vesilesi de evvel katkarane ve ni adem çubuğığı olan hukbu cihan diyor. Onun çubuğığı da oluyor. Ona iyi bakar, ona iyi rabıta eder, onun yolunda yuvarlanırsan o üzümü feyiz üzümünü feyiz şerbetini feyiz nurunu öyle içmiş olacaksın dedi. Yazıklar olsun. Sizin gibi kısaka, kafalı insanlara ilmi bilmeden böyle hareket ediyorsunuz diye çok ağır söylerler.
Bak Kuran-ı Kerim de vebteu leylvesile kavli Şerifidir veya dinlensin ki burada vesileden murat rabıtanın gayridir diyen hocalar olsa biz deriz ki mefhum andır, umuma aittir Kuran-ı Kerim'in şeyi, talebi vesile ile emri sabit olduysa rabıta vesairilin efsalıdır. Zira Vesile-i Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem yahut naibidir. Kuran-ı Kerim'de de bu. Kavr-i şerifi, un bir habibim sen, benim tarafımdan vekil oldu, söyle onlara. Allah'a muhabbet ediyorum iddiasında bulunanlara, bir ki, bana tabi olursanız Allah size muhabbet eder, yoksa size muhabbet etmez. Siz Yahudi Nasramı olarak kalırsınız. Onlar iyi oldular. Yani peygambere hacet yok, İsa bizim peygamberimiz dediler. Diyor ki Allah'ımız diyorlardı, şimdi anladı bütün dünya ilim ile karıma karış olduğu olan pervasullenin, et anadan doğan, Allah olmaz dediler. O bir peygamber, o da bir peygamberdi.
Buna inandı şimdi, Hristiyanlık ne inandılar. Allah diyemezler. Buraya bizim peygamberimiz ayrı, o peygamber ayrı. Allahü Teala Hazretleri peygamberimiz gelince o peygamberin hukukunu kaldırıverdi. Eğer Musa benim günümde olsaydı bana ümmet olmaya mecburdu diyor. İsa Aleyhisselam gelecek, diyecek ben peygamber olarak gelmedim mi, hakikaten peygamberin ümmeti olarak geldim diyecek. Nihihihihi Ali Resul imam olacak, kendi arkasında namaz kılacak. Yok Muhammed Aleyhisselam'ın evladını evine düşürüp imam olamam ben diyecek İsa Aleyhisselam. Ne diyorsun sen ya böyle? Lakin peygamberler aptal tabi, aptal yönünden. Velilerden aptal. Rabıtaya işarettir bunlar. Zira ittiba yuhiyetini veyahut tahayyünü iktiza eder. Eğer öyle olmasa ittiba addolunmazdı, tabi olunmaz, addolunmazdı. Ama sünnet ile subutu İmamı Buhari'nin zikrettiği vesile.
Hazreti Ebu Hanife Radıyallahu Anh bir gün Hazreti Rasul-ü Ekrem Sallevin hazretlarına şikayet ve bilhassa ruhaniye. Ya Muhammed dedi, hala'da bile hayalimden münfekk olmuyorsunuz ya Muhammed dedi. Şikayet ediyorum. Yani halaya giriyorum. Affedersiniz abdesthaneye, tuvalete yine benden kayıp olmayalım, ben şaştım dedi. Hayanımda münfekk olmuyorsunuz diye hikaye, hikaye etmişlerdir. Hazreti Sıddık Ekber bu sebeple Hazreti Fahri Alem Sallallahü'l-Arabîlarından gayetle haya ederdi, ben utanırdı. Esail-i mahsuda bizzat, vesail-i mahsuda muayyen olduğu için hasiyetle tahayyül etmek la beyistir. Ancak memnu olan nefis vesail-i mahsu bizzat kılmaktır lakin hal böyle değildir. Münkir ise emrin beynini fark edemezler de onun için rabıtaya mana kurmuşlardır ama müşirin hizmetine gelmek edebi birkaç nevi üzeredir.
Rabıta'yı anladık efendim rabıta Halık-ı Zülcelal'ın Kuran-ı Kerim'de ve kun-ü maassalikin, saadetinle beraber olun emri kafi geliyor. Yani Saadet'in hutbe cihanlarmış onlar. Yanında oturmanın imkanı yok. Yanında otursak işimiz var, gücümüz var, samanımız var, zahramız var, çocuklarımız beslenince de imkanı yok. Samanında da zahranı çekerken de, bahçeni de teperken de daimi evliyaullah'ı ne oldu mu bu letaif boş yerine çalışmazmış meğerime. Pederim ben Close House babamı diyemedim, utanıyor insan kendi babasına. Ali Ramazan dersine top baştan danışır. Ben de danışmam. Baba azıcık ağır gelir. Onu ona tanıştırırım. Bazısını ben şöyle düzlerim şüpheli yerine. Ona danışır, gene ona danışmış. Evet. Glovans Abıza danıştım da Glovans Abız dedi ki, kardeşim üç gün dedi Hacı Esan Efendimiz'i hiç gözünden kaybetme yürürken camiye gidip üç günde bütün vücut kendi kendine harekete gelir.
Babama dedim havuz böyle olur mu canım diye. Sucuk daha genç. Oğlum ara sıra yap dedi, kalbinle çalışsın. Öyle işte diğer köydeki hallerim oydu. Kime değdi mi o cezbelenirdi böyle. Böyle vaziyetiniz var. Şimdi hepsini kaybettik ama limanda olduk. Onun için rabıtaya kardeşim çok devam edeceğiz inşallah. Derslerini arkadaşlarım, birer birer soracağız. Yine de diyeceğim. Çok şükür bankadan yiyin. E, öylesine rahat fazlalıklık var, başka bir şey değil. Şimdi, orayı bitirdik de, mürşidin hizmetine gelmek eden bir birkaç nevi özel, evvelki abdestli olmalı. İkincisi, cem-i zünup ve kusuruna, kusurundan gafletinden on beş kere yahut yirmi beş kere istiğfar etmektir. Üçüncü, Fatiha ve İhlas-ı Şerif kıraat Mürşid'in ruhaniyetine ihdaili meli ve bütün Mürşid-i Kamil'in ruhaniyetine ihda ilelim Rabbim vasıl ettiği meli.
Bir ihvanın yanına Mevla Rıza sizi ziyarete gitsen bunları abdestli olmalı, istiğfar okumalı. Üç İhlas bir Fatiha ile ruhaniyete göndermeli, öyle gitmeli. Feyz bir ihvandan da gelir bir izninde insana. Bu üç şey kable şürüyordur. Daha gitmeden, yola çıkmadan bu üç şey yapılması lazım. Efendim yeniden tekrarle neymiş? Birincisi abdestli olmak. İkincisi, cemi züğürt ve kuşundan ve gafletinden on beş yahut yirmi beş defa istiğfar etmeli, istiğfar etmeli. Üçüncü, bir Fatiha üçü klas-ı şerifi kıraatla mürşidin ruhanine ihya eylemeli. Üç böyle bitti. Bu üç şey en evvel olmalı. Aynı mescide diye ecir istifaza, kalbini mürşidin kalbine tamam rabt eyleye. Eğer elime vardığı kutbu cihan ise yolda kalbini mürşidin kalbine raht eder, bağlayan. Hiç başka havatır gelmemenin için. Lakin ihlas ve muhabbet ve çözere. Gayet ihlas. Barı gibi.
Belki mürşidin ruhaniyeti, kendisiyle ruhaniyeti beraber, niye de olursa nazarında olduğunu cezim ve irfaniye. Yani mürşidin ruhaniyeti seninle beraber İstanbul'dan buraya mı geliyor? Yo. Onun indinde bütün dünya bir tabak kadar geliyor. Sen nereye gitsen o tabağın içine dönüyorsun gözünün önünde. Bunların hikayesi var ya, çekmeyeceğim. Üzüm yok. Şeyimizi, pantolosu hikayelerle doldurmayalım, esasları alalım. Zira ruhaniyet için hicap, ruhaniyet için perde, baid uzaklık, grup yakınlık, madde dünyevi bir şey müddet yoktur. Onların gözü açılmış. Vallahi diyor Ömer Bey geçen konuşuyordu şeyde, İstanbul'da vallahi diyor İhvanlardan, birçoğu İhvan diyor Efendimiz'in içinde görmüş, ayrı ayrı teveccüh buyurduğunu yıkılmışlar hep. Vallahi diyor o saatte efendimiz uykudaydı diyor. Uykuda böyle yaparsa uyanırsa ne yapıyor diyor. Onların uykusu da mani değilmiş yani. Onların uykusunu korkmaz.
Herhalde beraber mürid ile beraber. Biz buna ait çok şeyler hatırını da doldurmayacağız onu. Binaenaleyh ruhaniyetin huzuru, huzuru kalp mürid ile beraberdir. Kalpten çıkarmadığımı kalbindeyiz. Kalbin içinde sende var gibi durur yadır. Zira ruhaniyet lemaal basardan esrardır. Yumuşak çakmadan daha yakındır. Belki Doğru, çok anlaşıldı bu iş. Doğulucık okuyamadım net değil mi? O kadar şey benim ve mürşidin mahsuuda vesile olduğu sebepten, Allah'a kavuşmaya vesile olduğunun sebebiyle mürid mülkdini Tatun ayn miktarı. Yani gözünü açıp yumacak kadar mürşitini kayıp gitmeyecek ve mürşit seni tarpatul ayn unuttuğun yok diyor. Yani ve sen onu bula olursan. Gayb eylesen mürit olamaz, onu. İşte bu pepuzo kardeşim. Bir mürit mürşitini tarpatullı.