Alemdarın Kaleminden yansımalar. Manevi yolda olanların mutlu sonları. Cenabı Mevla nasıl ki cemadat, nebatat ve hayvanat içinde bir derecelendirmeye gitmişse, insanlar arasında da salih amel işleyip kendisine itaat edenleri bir derecelendirmeye tabi tutmuştur. O derecelenmeyi makamı Mevlamız Fatır suresinin otuz ikinci ayet-i celilesinde sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras kıldık buyuruyor. Bu ayetin devamında onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte büyük lütuf onlaradır, buyrulur. Ve siz üç sınıf olduğunuz zaman. Bu üç grup, Vakıa suresinde şöyle bildirilir. O vaka koptuğu zaman onun meydana gelişini yalanlayacak olan bir kimse yoktur. O kimini alçaltıcıdır, kimini yükselticidir. Ey insanlar.
Yer şiddetli bir şekilde sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp yayılmış toz toprak haline geldiği zaman ve siz üç sınıf olduğunuz zaman artık bir kısmınız Ashab-ı Meymen'e, kurtulduğuna alamet olarak amel defterleri sağ eline verilenler ki ne mutlu Ashab-ı Meymene'ye ve bir kısmınız Ashab-ı Meş'eme, amel defterleri sol eline verilenler ki ne bedbaht insanlardır Ashab-ı Meş'e ve üçüncü kısmınız da sabıkun olup hayırda öne geçenlerinizdir ki onlar mükafatta öne geçenlerdir. Biz nefsimize zulmettik. Sen bize merhamet et. Zalim lafzının birçok anlamı vardır. İtikadi anlamda zalim, Hakk'a şirk koşan kimsedir. Allah'a ortak koşmak en büyük zulümdür. Lokman suresi on üçüncü ayeti kerimede Allah'a ortak koşmak en büyük zulümdür, buyrulur. Şirkin en büyük zulüm olmasının sebebi yaratana eş koşuyor olmaktır ve bu da nefsimize uymamızdan zuhur etmektedir.
Mesela Kuran-ı Kerim'de geçer, Adem peygamberimiz yasaklanan meyveden yiyince nefsine zulmetti denildi. Hem Adem peygamber hem de Havva annemiz, Ya Rabbi biz nefsimize zulmettik. Sen bizi bağışlamazsan rahmet ve mağfirette bulunmazsan, sen bize acımazsan biz helaka gidenlerden oluruz dediler. Öncü olanlar taatlarıyla hakkı memnun edenlerdir. Sabikun taatlarıyla hakkı memnun edenlerdir. Onlar öncü olanlar, ileride olanlar, nefsinin mertebelerini geçenlerdir. Onlar Allah'ın dilediği kullarından seçilmiştir. Razı olunan bu kulların ahirette bekleyişleri ancak bir namaz vakti kadardır. Ulemamız şu izahı yapıyorlar. Onların öldükten sonra Allah'ın huzuruna varmaları bir göz açıp yumuncaya kadardır. Sabikun olan kimseler için Kuran-ı Kerim'de onlar istikamet üzere oldular diye ifade edilmektedir. Onlar dünyadayken müjdeyi alanlardır. Onlara korku da yok, mahzuniyet de.
Direkt olarak sorgusuz sualsiz cennete girerler. Bunlar peygamberler, Ashab-ı Kiram, zamanın kutbul aktab'ı, kutb-i azamı ve gavs-u sakaleynidir. Öncü olanlar hesapsız cennete gireceklerdir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ayet-i kerimelerde bildirilen sabık, muktesit ve zalimi şöyle tefsir ediyor bizlere. İleride olan sabıkun ileridedir. Bunlar öncüdürler. Hayrı şerre galip olanlar da şefaatle kurtulmuşturlar. Zalim de Allah'ın mağfiretiyle şefaatle kurtulacaklardır. Yine buyuruyor efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Sabikun öncü olanlar hesapsız cennete gireceklerdir. Muktesit olanlar bu da hesabı görülecek, sonra cennete gireceklerdir. Zalimler de affolunacaklardır. Cezasını çektikten sonra gireceklerdir. Daha kolay anlaşılması için sabıkun ve diğer zümrelerin durumlarını bir örnekle izah edebiliriz.
Cumhurbaşkanı herhangi bir ülkeye giriş yaptığında pasaport işleminde uzun uzadıya kontrolden geçmez. İlgililerden hiç kimse protokol gereği Reis-i Cumhur'a müdahale etmez. Ayrıca yanında kendi erkanıyla belki özel uçaklarla geçer ve gider. Devlet erkanı dışında olanlar, şayet muamelelerini düzgün bir şekilde yaptırmışlarsa onların pasaportlarının sayfalarına da süratli süratli bakarlar, tamam hiçbir eksik yok derler, mühürler basılır ve kolayca geçerler. Evraklarında problemler olanlar, noksan olanlar kontrol noktalarında bekletilirler, belki alınmazlar, sıkıntı yaşarlar. Alemdarın kaleminden yansımalar.