Şahü'l arifin ve Melikü'l Mürşidin I kamilin. Ariflerin Şahı, Mürşid-i Kamillerin meliki, Malhar-ı Ulum-üddin, din ilimlerine vakıf, Malhar-ı Sırr-ı hidayetin esrarına ermiş, yakine varmış, El-Muhabbi-i Kudbi makam-ı telvini fit temkin, hem telvin böyle geçici hal şeklinde temkin oturmuş makamda Şeyhu Meşayih-i Diyaril Hindiyye, Hindistan diyarının şeyhının da şeyhi, varidat-il maarifi vel-esraril-müceddidiyye, ilahi sırların ve marifeti ilahiyenin varisi, Sibahu Bihhar-ı Tevhid, Tevhid Denizi'nin adeta yüzücüsü cidden gerçekten gece fazla uyumazdı. Ey ve game ile teheccüd, ey gala navam! Teheccüd namazına kalktığı zaman uyuyanları da kaldırırdı. Ve murakabe ehli olduğu için murakabesine devam ederdi. Ve Yedlum min Kelamillahi Teala maşa Dilediği kadar Allah'ımızın lütfu, ihsanı kadar ilahi kelamdan okurdu.
Yirmi sekiz Kehf, yüz yirmi bir günde on cüz Kuran-ı Azimüşşan'dan okumak onun bir virdiydi. Şöyle vakit gelinceye kadar ortalık biraz aydınlanıp işte şeri ölçüler içerisinde cemaatle sabah namazını kılardı. Şöyle güneşin biraz doğup da kerahat vakti geçinceye kadar zikir halkası oluştururlar ve murakabeye devam ederdi. Sonra oturur, Hadis-i Şeriflerle, tefsirlerle meşgul olur ta ki güneş zevale yani öğle vaktine yaklaşıncaya kadar ve o zamanda da kahvaltısını yapardı. Böyle zenginlerden çok güzel mükellef sofra derler, hazırlarlar ama yemezdi. Müridlerinin yemesine de müsaade etmezdi. Bu üstadımız ve gal, Leyletu'l cüu indena leyletü'l Miraç aç geçirdiği geceleri bu gece Miraç gecesidirdi. Lebutte fihele tarik min erbaati eşya. Bu yolda şu esaslara dikkat etmemiz gerekir, dört husus. Dinin salimun, dini Aliye kuvvetli bir şekilde sarılmak zaten din alidir, yücedir.
O dine bağlı oluşumuzla selamete ermek ama dinin selimun dininde çok kavi, dindar adam ve yakînun selimun ve yakin hali kesin inanç demek kalpten perdelerin kalktığı. Sonra mübarek elleri hayra uzanır, şerden kaçardı. Ayakları da şerre bulaşmaz, hep Hayır işlerinde olurdu. Müminler üzerine rızkını helalinden temin etmek farzdır. Kede, Terkul halali pardon halel arifin ama ariflere helali bile terk etme farzdır. Yeyip içmiyor mu? Size bu düzeyde olan kimseden misal vereyim. Bir tanesi Medine'de, Mübarek beldede bunu davet ediyorlar. Hiçbir davete gitmiyor ama öyle bir davet yapmışlar ki zorluyorlar. İlla geleceksin. Sen gelmezsen olmaz. İki ayağı bir pabuçta mutlak gitmiş. Şöyle dedi, yemeği gözetledi. Bir baktım bir meyve olarak üzüm, bir de balıktan aldım dedi. Her şeyden de yemiyor. Daha üstadımıza dönsem bunları konuşamam. Orada saat sol elimdeydi.
Hemen baktı dedi niye sol eline taktın? Burada da Ala vardı. Şu anda yok Elhamdülillah. Sedeften dolayı saat de oraya saatin kolu dokundukça kaşıntı meydana geliyor. Bunu deyince tamam dedi. Böyle çok dikkatliler. Mürşid-i Kamil'imize dediğim gibi helalde bile azami gayret içerisinde. O şu anda yaşadığım bir kimseyi söyleyeyim, onun da duasını talep etme niyeti ile bizden helal. Sofradan bir tane meyve aldı. Helal, o haram ne? Değil. Şöyle bir vakit geçtikten sonra telefon geldi. Efendim o meyveden aldım helal ediyor musunuz? Tabii, helaldir. Daha çok. Onların bu dikkati nereden ileri geliyor? Allah'ımıza yakınlıktan. Adam merkepten düşer de pek bir şey olmaz. Üzeri tozlarını, topraklarını şöyle bir silkeler geçer ama uçaktan düşmek ona benzemez.