Manevi Yolculuk ve Ruhani İlimlerin Sırları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Manevi Yolculuk ve Ruhani İlimlerin Sırları
Manevi Yolculuk ve Ruhani İlimlerin Sırları kaydında Ariflerin şahıdır. Kamil mürşitlerin de sanki bir padişahıdır. Din ilimlerine mazhar, aşinadır. Ve malharus sırrı hidayet il yatı, kesin inanç ve Rabbimize kavuşturmanın sırlarına da mazhardı. Yakinin ve hidayetin sırrına erişmiş bir veliydi. Aynı zamanda ve madenü hakaik, hakikatlerin de madenidir. İlahi ilimlere de nail olmuştur.…
Ariflerin şahıdır. Kamil mürşitlerin de sanki bir padişahıdır. Din ilimlerine mazhar, aşinadır. Ve malharus sırrı hidayet il yatı, kesin inanç ve Rabbimize kavuşturmanın sırlarına da mazhardı. Yakinin ve hidayetin sırrına erişmiş bir veliydi. Aynı zamanda ve madenü hakaik, hakikatlerin de madenidir. İlahi ilimlere de nail olmuştur. Abdullahi Dehlevi Hazretleri. Buyurdular ki Bu mübarek yol dört esasa dayanır. Ademü'l Haterat, bir kere yersiz düşünce diye bir şey kalmaz gönüllerde. Yersiz düşünce dünyevi kalmadığı gibi uhrevi düşünce de kalmaz. Uhrevi düşünce de kalmaz. Yani cennettir, hurisidir, ırmağıdır, nimetleridir, onlar da yok. Ve devamül Hudur, devamlı Rabbi Zülcelalimiz ile alaka içerisindedir. Bu yolun ikinci cezası de bu. Ve devamül Hudur yese de, gitse de, yatsa da, kalksa da insanların içine girse de, girmese de, pazarda da olsa, nerede olursa olsun huzur hali devam eder.
Kendisini dünyevi hiçbir hal meşgul etmez. Bu çok önemli bir sıfat tabi. Devamlı gönülleri Cenabı hak ile irtibat içerisindedir. Yani Rabbimize aşk ve muhabbet içerisindedir. Bunun tarifi yok. Yaşanan bir husus olduğu için tarif edemezsiniz. Gönülde hasıl olan bir iş. Gönülün Rabbimize çekilmesi veya Rabbimizin onu kendisine çekmesi diye de düşünebiliriz. Vel'varidat, şimdi bu sayılan hususların hepsi gerçekten bir veli hali. Böyle bir avam deriz, halk ile alakalı değil. Has deriz, seçkin insanlar daha da bir seçilmiş kimselerde olan bir durumdur. Dördüncüsü Vel varidat. Bu Allah'tan bir hediye diye Allah'tan bir lütuf kişi işverenine diyelim veya bir kimse, bir bakan diyelim başbakanı, Başbakan Reis-i Cumhurura, böyle yüksek makamlara kendisini kabul ettirmişse, gerçekten de riayet ediyor, vazifesini en güzel şekilde yapıyorsa, o da ona ikramını o tarzda yapar.
Bu bir misal bir teşvik, bir benzetme. Rabbimiz hiç buna benzer mi? Mümkün değil. O azametine göre kendisine canı gönülden bağlı olan kullarına vereceği ikramdır. Bunu anlatamazsınız. Anlatamayız. Gönlüne iner çünkü bu. Gözüne iner eşyanın esrarını görür. Kulağına iner eşyanın zikrini işitir. Daha bunu çözemeyiz. Biz burada bu alıcıları çalıştıramamanın ıstırabı içindeyiz. Yoksa bu Cenabı hakk'ın bir ikramıdır. Kulunu Cenabı Hak kendisine merbut, merbut ne demek? Kendisiyle alakalı yaratmıştır. Dağ değil, taş değil, hayvanat değil. Evet onlar Halid sıfatını eseri ama insanda Allah'ımızla devamlı münasebet kuracak esaslar var. Ne var? Bu devamlı anlatılıyor zaten. Ne olduğu Cenabı Hak'kın görünür. Başka denecek bir şey yok. Kalp, Allah'ımızın muhabbet yuvası. Bizim sıkıntımız bu yönde. Bunları hareket ittirememenin keşke sıkıntısını duyabilsek. İnsan o hallerde olmayınca bunu da bilemez.
Manevi Yolculuk ve Ruhani İlimlerin Sırları ne anlatıyor?
Manevi Yolculuk ve Ruhani İlimlerin Sırları kaydında Ariflerin şahıdır. Kamil mürşitlerin de sanki bir padişahıdır. Din ilimlerine mazhar, aşinadır. Ve malharus sırrı hidayet il yatı, kesin inanç ve Rabbimize kavuşturmanın sırlarına da mazhardı. Yakinin ve hidayetin sırrına erişmiş bir veliydi. Aynı zamanda ve madenü hakaik, hakikatlerin de madenidir. İlahi ilimlere de nail olmuştur.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü Esanu fema billavehum minel bildiği odur. Mesela işin hakikatine erişemezsen ne olacaktır? O da bir insandır. Yani bir Veli'yi kamili de tanımak kolay değil. Ya ne olacak işte bizim gibi bir insan böyle namazımızı orucumuzu haber verir der geçer gider. Çünkü o bezle tarağımız olmayınca bu şekilde olur. Abdullahi Dehlevi Hazretleri çok gizli sadaka verirdi. Ve bunda da çok gayretliydi. Müslümanlara da, acıması pek çoktu. Acıması, Rabbimizin yolunu göstermesi. Ekseriya Allah'ımıza gece karanlığında diyor, tabii teheccüd anıdır o. 0 zaman da Rabbimize çok yalvarır, yakarırmış. Efendimize aşıktı Sallallahu Aleyhi ve onda yok olmuştu. Ne zamanki aleyhissalatu vesselam Efendimizin mübarek ismi saadetini duysa kendisinden geçerdi. Gerek sözleri olsun, gerekse davranışlarında olsun Efendimize tam bir bağlılık içindeydi sünnet-i seniyyeye bağlılığı çok kuvvetliydi.
Şimdi herkesin kendine göre bir zevki var, bir neşesi vardır. Abdullahideehlevi hazretleri Kuran-ı Mecide karşı çok büyük bir zevk. Onu okudukça şevke inerdi. Çünkü tadını almış. Lezzetini almış. İşte bu hastalık vesilesiyle diyorlar ya tat alınamıyor diye. Çünkü hasta gönüllerimiz hasta olduğu zaman ne Kuran-ı Kerim'den zevk alır ne namazdan zevk alır ne ibadetten ne taatten ne rabıtadan ne zikirden kalmaz tabi. Bu gönlün şifaya kavuşması ile erişilecek bir nimettir. KESİRÜT-İlah Kuran Azimüşşan'ı çok okurdu. Kuran azimüşşan'ı dinlemeyi de çok severdi. Böyle seçkin halifelerinden Kuran-ı Azimüşşan'ı dinlemeyi çok seviyordu. Burada kendisinin hususiyetlerinden anlatılmış daha çok ileriden ve gal Bir kere rızkımızı helalinden temin etmek hepimize nedir? Farzdır. İşte bura bizim anlamakta çok zorlandığımız hususlardan biridir. Ariflere gelince diyor helali de terk ederler.
Bu Ashabı Müziğinin harama düşeriz korkusuyla bunu ifade etmemiz lazım. Harama düşeriz korkusuyla helali de terk etmeleri gibi. Buyurdu ki, sufi Gerçek sufi gerçek derviş Dünyayı da Ahireti de Gerisine atan kimsedir Artık ona yönelince bunların hiçbirisine gerek yok. Allah'ımız lütfediyor zaten. Çünkü Rabbimize yönelmenin ilahi bir tadı var. Bir lezzeti var. Onun aşkı içerisinde. Mübarek üstadımızda cihat aşkı varmış. Cihat aşkı ve ibadet zevki. Bu nefsine yapılan darbelerde de çok sabırlı. Aç kalmak olsun ve diğer hususlerde ve gali. Şimdi fakir kelimesinin tek tek harfleri üzerinde duruyor. Buradaki fakir kelimesindeki fa, bu Allah'ımıza karşı bir yokluk diyebiliriz biz. Ancak bu kadar ifade edebiliyoruz. Vel gab lil kanaa, kanaattir, az ile de yetinmek. Velye lilyesimimim masi vel hakkü teala, Hak tealanın dışındakilerine katiyen bel bağlamamaktır.
Verrau, fakir kelimesinin rassı, livriyada nefse yapılan darbelerdir, Daha da izalar var tabii. Eğer bu kelimedeki harflerin bizzat yaşanmasını temin ederse, hakkın fazlına nail olur ve Allah'a yakınlığı sağlar. Berekete girer ve rahmetehu, rahmetine erişir. Burada ancak Abdullah-ı Dehlevi ve emsalinin yaşayacağı bir husus. Bunlar hiç garibimize gelmesin. Bu onların hal ve ahvali oraya erişmedikçe mümkün değil anlamamız ve galip. Bizim diyor aç kaldığımız gece, Miraç gecemizdir. Bu yolda dört şeye dikkat edeceksiniz buyuruyor. Dinin selim dinimizi böyle gerçekten dini esasları bilen kimselerden öğreneceğiz. Eser olarak onların eserlerini takip edeceğiz. Hakikat ehellerinin, ulemai amilin ve kamilinin eserlerinden talim ile dinimizi öğreneceğiz. Öyle yarım yamalak öğrenme değil.
Mesela son devrin seçkin insanlarından Hasan Basri çantayı hocamız gibi bunun yanında büyük İslam ilmi halinin yazarı gibi, İbni Abidin hazretleri gibi böyle seçkin kimselerden dinimizi öğreneceğiz. Ömer Nasuh'u bilmem hocamız gibi. Dinin selim gerçek olarak öğreneceğiz. Bu yakin kesin inanç demek. Bu bir gayret ister. Bu bir çaba ister. Bu büyüklerimizin buyurduğu gibi rabıtasının en az yirmi dakika olması gerekir. Ve bunu da devamlı ileriye götürecek. Artık bundan neyi kastediyor onu bilemiyoruz biz. Elinin ve ayağının Allah'ın yolunda hiçbir şeye atmaması diye biz izah edebiliriz. İnşallah hata etmeyiz. Ve galip bey'at, en bey'atu ala selaseti evcuhin, bey'at ne demektir? Sözleşme, anlaşma üç şekildedir. Beyatün leecili tevassuri ile meşayikil kira. Böyle ikrama layık, fazilete erimiş, meşayiyi izam vasıtasıyla mevlamıza kavuşmayı kastetmektir.
Yani gelip evrak ve ezkar alırken şu aldı, bu aldı, ben de alayım değil. Aldığım evrak ve o kimse vasıtasıyla Mevla'ya kavuşmaktır. İşin esası bu. Ve öyle bir ahit, öyle bir gayret, öyle bir çaba var ki işlemiş olduğu günahtan tam manasıyla terk edip Allah'a dönüyor celle celaluhu. Öyle bayağı basit değil. Zaten bizim geri kalmamızın sebebi beni hafif tutmuşlar. Hafif. Ve ne olur? Bu kadarı da olur. Ne diye diye. Gece gözyaşlarımız yok. Zikirlerde ağıtlar yok. Hep konuşmalar, konuşmalarımız dünyevi. Hiç uhrevi olan yok. Tabii onların arasına da gire gire gire bizim gibi insanları bize döndü. Halbuki rabıtamızla, Mürşidimizle Rabıta öyle bir vazife ki efendimizle müşerref olur. Sandall-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Teala-ü Allah'ımız kendi bilir. Ve beyatü li ecri kesbin min yye. Bir kere niyetinde kavil ve samimi.
Öyle bir sene iki sene çok güzel. Ondan sonra da biz işte evvel dikkat ederdik. Şimdi yapamıyoruz. Bu değil. Bunlarla da alakası yok zaten. O zaman niye büyüklerimiz bunu dememiş? Üç şekilde idare etmiş. Günaha ve isyana gitmesin diye şefkat ve merhamet göstermiş. Zararı dokunmasın diye. Çünkü ilgilenmese daha bir asaca daha bir kötüye gidecek. Halbuki burada kötüye gidecek bir şey yok. Şu beyat hususunu bilse tamam. Bir de hususen yetiştirmiş olduğu kimseler. Terk etse isyana gidecek. Bir bakıyor tehlikeler doğacak. Bu şekilde bir idare tarzına girmişler. Mesela kamil evlatları için buna razı olmazlar. Onlar özel yetiştirdiği Elbedü'r-Rahman geçiyor. Zaten Kuran-ı Kerim'de pek zor. Rahay-ı kiramın has evlatları. Ben bilirim efendimizin huzurunda bulunduğundan Allah'ın izniyle. Rahatsız olmam dediklerine. Mesela fetva verilirdi.
Fakat öyle bir evladım ki bu kimseye takva üzere fetva verirsin diyordu. O kendilerine mahsus çok önem verirler dikkat ederler bilirler tabii bunu. Şimdi bizi kısımlarına ayırıyor dört şekilde. Leysu bir ricalin vehun talibüddin ya rical deyince rical rical kelimesi seçkin kimseler demek. Mesela ricalü'l-olay ve ebdazi Burada geliş hücreler kimseler anlamına değil sufilerin dilinde Nedir? Bize anlatıyor artık. Neysu biri celil. Nerede diyor o kamil insanlar? Vehum talibi dünya. Ancak kafasında dünya var. O oldu mu rahatlığı bildiği gibi değil. Yani uhrevi işlerimizdeki eksiklikten sıkıntı duymuyoruz ama dünyevi bir sıkıntı oldu mu feryadı filanı basıyor. Çünkü soğanın, patatesin hesabı yapıldı. Bir kardeşimiz demiş ki çok hoşuma gider o. Bağlar, bahçeler kurudu demiş. Tabii o iyi bir niyetle demiştir Allahu Teala.
Bu da demiş ki Dinimiz, imanımız vuruyor demiş ya bunu niye düşünüyorsun demiş. Fatih etsin, su varın. Allah zalimlerden muhafaza buyursun. Tez unutuyor. İnsanlarımız tez unutuyor. O kuyrukları, o sıkıntıları, o meşakkatleri, o fincanla gaz dağılılmalarını Neler neler. Tabii hesap etmek lazım. Bak kurtuldu. Bu dersini zamanında yaptı. Rahmutasını yaptı. Zikrini yaptı. Pelhizlerine tarikat-ı aliyedeki riayet etti. Salih insanlarla beraber olmaya çalıştı. Biz keyfimizdeyken onlar ruhlarının huzurunu istedi. Mevla ile bulamıyorum demenin büyük bir mahzuniyeti içindeydi bunlar. Bunlar ahireti isteyen kimselerdir. Vesace? Ahireti ve bununla birlikte sadece cennet değil Mevla'yı da talep ediyorlar Vel Rabbi efradun ve hun talibul Mevla. Efrad dendiği zaman bu Allah'ın dışında her şeyi terk ettiği buna tecrittir. Tevhidi var, tecridi var, tefridi var. Tefrit, nerede olursa olsun Mevla'yı görür.
Hiç bunlar da biz olabilir miyiz? Nerede olursa olsun? Semaya baksa da mevlamızın büyük bir kudreti yere vara baksa her şeyle onu müşahede eden kimse demektir. Efrad dine öyle bayağı basit bir ifade değil. Bu efrad zümresi var. Efrad zümresi bunlar aşkı ilahi ile yananlar veleh ifadesi gelecek zaten Allah'ın aşkıyla yanmış kimseler Burada velileri bir kısımlarını ayırmış Erbabu Keşf Bu gönülleri açılmış. Artık bunlar için kapalılık yok. Bunu anlatırlardı işte Konya'dan Dişçi babamızın Rahmetullah Ali Sami Hand hazretlerine geldiğinde on kişi selam göndermiş. Keşfi de açı olduğu için iç gözleri dişçi babamızın her birilerini ameliyat masası gibi getiriyorlar. Sami bendimiz onları kalplerindeki biiznillahi teala uygunsuz halleri kaldırıp nur ile dolduruyormuş. Koyunya gelmiş ki hepsi başkalaşmış. Bu olmaz mı bize Elbette olur Ama o hal dayadık gözümüzü dünyaya. Tabii olmaz.
Tam kendimizi vermedikçe olmaz. Biz bir Arapça okurduk da hocanın birisi derdi ki eksene söylerlerdi Küllünü vermezsen cüzüne erişemezsin. Yani tam gayret edeceksin ki az cine olsun nail olabilesin. Yalnız burada şu var. Bak, şu okudukları heceli büyüklerimizin Yanlış mı okudun acaba? Hem de bütün te'kidler değil. Ben bizzat mübarek dilimden zamanın kutbu aktabının buldu. Üstadımız dedi. Sübül ne manaya gelir? Yollarımız lazım efendim. Bir gayret, bir çaba olsa Allah açıla bilmez. Rabbimiz zaten gelin diyor. Onun aşkı ile yanan Mevlana'mız ne olursan ol yine gel demesi bu nurun tecelliyatındandır. Gelin, diyor. Bak, efendimizi unuttuk mu biz? Pazarımı açtın, dediği. O pazarını açtı, dediği üzerine maddi olan kıymetler değildi. Allah'ımızın manevi nimetleriydi. Diyoruz ya yanımızdan iki tane derya geçti de bir tasosunu doldurup içemedik.
Bir hoca kurdu kürsüde konuşan bir hoca değildi Onun mübarek ve ki saadeti Allah'ımızın Allah'ımızın zatını hatırlatır Emrine riayet hatırlatır Sözleri öyle benim, bizim gibi, şunun gibi, bunun gibi kelam değil, gönüllerin içine işleyen kelam. Çünkü biz bu mekanizmaları çalıştırmadık. Normal. Bizim gibi insanlar için normal. Buyurmuş ya Mevlana Halid kalpte Sallallahü's-ırra çok halifeleri var bir İsmail yetiştirdim o da yarım buyurmuş. Evet efendim çok olur ama yerine gelecek insanın yetişmesi öyle basit değil. Siz rical tarifesini bilirsiniz eğer rical tarifesini biri zaten ebdalin dinmesinin sebebi de bu. Biri gittiği zaman diğeri tamamlıyor. Fakat bunlarda yok. Diyelim ki Sami Efendi hazretleri ahirete yürüdü yürüdü. Ora açıktır. Hacı Hasan efendi hazretleri başka bir eksikliği doldurur. Esadi Elbili hazretlerinin koyduğu yerden değildir. O da başka bir yeri doldurdu.
O devrinde yapılacak vazifelere hazır bir şekilde donatılmış ve düzeltilmiş. O şekilde teçhiz edilmiştir. Mesela Musa aleyhisselam devri, İsa aleyhisselam devri, efendimizin devri hep zamanına göre. Meşayı zandır. Efendim onlardan neler görürdük şimdi göremiyoruz bu anlayışla alakalı. Erbab-ı keşif. Aşağı değil bu. Şimdi bu olsun bizim imanımızın tadı da değişir. İbadetimizdeki zevk de değişir. Ahlaki durumumuz da çok farklı olur. Erbabı keşif. Hazreti Ömer namazda orduya komuta vermesi gibi. Ve erbab-ı idrak. Şimdi konuşuyorduk da beynin yüzde ikisi çalışıyor. Şu beyin bir çalışsa O zaman ne yapacağımızı biliriz. Çünkü rabıta, hüsün ve kubuhu bildirir buyuruyor. Yani iyi olanla iyi olmayanı biz gönlümüzü mevlaya verdiğimiz zaman Allah'ımıza, bize malum olur o. İlla bir hocadan duyacağız, kitaplardan okuyacağız. Buna gerek kalmaz. Allah'ımız gönlüne verir onu.
Ya böyle deniyor ama işte fetvalar da verilmiş diş hakkında bilmem filan. Gönlüm bir türlü rahat etmiyor. Bu iş benim kalbimi tırmalıyor. Hadis-i şeriflerde var zaten. O gönlün tırmalanması mutmainne sıfatında olmadıkça da mümkün değil. Bana bir acayip bölün, sana bir acayip bölünmesin. Mutmainne sıfatındaysan olur. Bazı tek tük arada zuhur edebilir ama asıl bunun zuhuru efendimizin bir ömür yetmiş iki sene çırpındığı o halde işte. Yetmiş iki sene çırpındı. Geceleri ağladı bizim efendimiz. Sözlerimi tesir ettiremiyorum diyor. Çırpında mı? Ne demek bizim gibi insanların ayaklarına tura bulmak? Tab buraya kadar geldi. İnşallah dikkatiniz. Efendim idrak dindiği zaman bu artık zaten dereke fiilinden bu derine dalmak demek. Onlar işi. Mesela derine nasıl dalıyor dersek insanız değil mi? İnsan fanidir. Bunu anlıyor. İnsanın görevinin Mevla'ya taat olduğunu biliniyor.
Mesela idrak varsa Cenabı Hakk'ı da tanınmaya başlıyor. O benim rabbimdı. Mutlak itaat etmem lazım. İdraki açılırsa dünyanın geçici olduğunu biliyor. Ondan dolayı şu dünyada diyor öbür kilometremizi tamamlayacağız. Acaba hayırla mı tamamlayacağız, şerle mi, nasıl Rabbimize kavuşacağız diye bunun hesabını yapılıyor. Eğer idrakiniz açılırsa ahiretin ebedi olduğu gönlümüze tam yerleşir. Şimdi yerleşmedi mi? Şimdi siz değil de kendimi söyleyin yüzeysel yüzeyse. Onlarda tam derin öyle bir idrak var ki, öyle bir anlayış var ki sonra bu mübarek zat dördüncü olarak ve erbabı cehil buyurmuş. Allah muhafaza buyursun. Siz kardeşlerimizi tenzih ederiz. İnşallah çalışır, gayret gösteririz. Ve bak yen bağiyeli talip gayesi ve maksadı Rabbimiz olan Halık ve Zülcelal'den bir an bile uzak olmaz. Bir an bile. Her an Rabbi Zülcelal'imizle birlikte irtibat olmuş. Ne güzel ona erişin ne kadarmış.
Ve şu Hadis-i Şerif'i de almış. Mübarek Evliyaullah. Ben duyardım efendimizden hatiyedir. Düşünürdüm Allah'ım. Yok itiraz şeklinde olmazdı tabii. Hadis-i şeriflere baktım Hatiyye diye de geçiyor. Bazı ayet okuyor araya kelamlar giriyor Görüyorum, tefsiriyle bir. Okutulmuş, okutulmuş başka bir şey değil ki. Ve rasülu hataya el küfür. Allah muhafaza buyursun. Hataların başı küfürdür diye geçiyor. Burada daha çok güzel halleri var. Mesela şunu diyeyim de geçeyim. Bir defasında diyor peygamberimizi gördü sallallahu teala bizi. Beni gören, gerçekten beni görmüş. Her gören değil bak ahiyyen. Onu görenin bütün azası değişir. Öyle gördüm şu şekilde. Değil. Nurdur o. Nurdur ve gören kimsenin bütün uzuvları değişir. Bütün uzuvları değişir. Bambaşka bir hale erişir. Hayatında değişmeler başlar. Yani tembellikler saatte tamamen geçer, ahiret başlar. Başlar. Çaba başlar.
Dedik ki ya Rasulallah sizin böyle bir sözünüzü duyuyorum. Bu çok uzun. Devam ediyor. Kendimi alamıyorum ki ya. Çok güzel. Abdul, bu Dehlevi hazretlerine efendimiz çok iltifat buyurmuş. Bir defasında daha gördüm diyor. O kadar yakın. Peygamberimize ne kadar yakın. Tabi nefsimize yakın oldukça şeytanın aldatmasını, şehevi arzu olarak böyle kalıyoruz. Bunları bir ayağımızın altına alabilsek, alabilsek bakın efendimiz kendisine Abdullah ismini veriyor. Ve Abdülmeyim'in bulunur. Demek ki husussel ilgileniyorlar. Şimdi burada, akşamdı görüşmede büyüklerimiz her şeyiyle göçüp gelmez. Hadis-i şerife var. Kuşların, yeşil kuşların kursaklarında diye yine alakası olur evlatlarıyla. Niye bilemiyoruz? Çünkü alıcı vericiler inşallah yok. Ne diyeyim? Hep Menfi tablo çizip durmayalım. Mümin kullardan kıldığına hamdolsun, El Fatiha.