Duyuyorum kardeşlerimiz, Peygamberanı izamın, Evliyaullah'ın, Ashab-ı Müziği'nin ve hak dostlarının kabirlerini ziyaret ediyorlar. Yakınımızda olması hasebiyle Bayezîd-i Bistami, Kaddafi Allahü Sırrı hazretlerini ziyarete gidiyorlar. Evet, güzel. Yalnız ziyarete gideceğimiz, Allah'ın dostlarının hallerini bilmemiz icab eder. Neden hallerini öğreneceğiz sözlerinden öğreneceğiz. Mesela bir kimseye gelişigüzel gidiş var. Dediler ki haydi şöyle bir zata gireceğiz. Bir de onun evsafı anlatılır. İşte şu hususiyetlerdedir deyince gidişimiz daha bir farklı olur, istifademiz değişir. Aslında boş gideriz ama inşallah dolu döneriz. Bu çok mühim. Boş gideriz, ziyaretlerimiz de olsun, ibadetlerimiz de olsun, Kuran okurken olsun, gönlümüz tamamen boş olarak başlarız.
Kuran-ı Azimüşşan'ın her bir ayet-i celilesi sanki arının değişik çiçeklerden özü alıp peteğe bal olarak döktüğü gibi Ayet-i Celilelerden de gönlümüze mor olarak akmasını temin edebilirsek doldurmuş oluruz. Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin sünnet seniyyesi öyle, mübarek kenanlar öyle, ibadet ve saatler öyle. Şimdi bunu hesap edersek çok faydamız olacağına inanıyorum. Mesela biz ne diyelim, hacca gidiyoruz. Hacca giderken ki durumumuz, bir de dönüş halimiz çok önemli. Bu bizde mutlak bir farkın oluşturması icap eder. Neden derseniz bir kere yola çıkış sanki ahiret yolculuğu ağaçta. Çünkü her şeyinizi terk ediyorsunuz. Anne, baba, evlat vesair mal, mülk bırakıp sanki bir kefenle darı ahirete, habire giriyormuş gibi. Sonra istifadelerimiz çok önemli. Deniyor ki seviniyoruz biz abi, elli tavaf ettim, yüz tavaf yaptım, çok güzel.
Ama tavaf giderken biz şu anda Bayezid'di İslami Hazretleri'nden, Kaddesallahu Sırra anlatmak istiyoruz Rabbimizin izniyle. Buyuruyor ki ben Beytullah'ı tavaf ediyordum, baktım ki Beytullah beni tavaf ediyor diyor. Bu gibi bir istifadelerimiz var mı? Her dönüşte nefsin mertebesini geçebiliyor muyuz? Eğer bunlarda yoğunlaşırsak ibadet ve saatte, mesela zekat. Zekat saati ne yapar insanda? Sadaka da öyle, Allah için infak etmekte de öyle, gönülde bir temizlik hasıl olur. Ruhunda bir incelik, kalbinde bir paklik hasıl olur. Bu oluyor mu? Bunu düşüneceğiz. Bunları düşündüğümüzde bizim bir başkalarıyla hiç meşguliyetimiz kalmaz. Gönlümüzden bile geçirmeyiz. Deriz ki mahalli bir tabir olarak ben başımın harını eritemeden ki bir başkasıyla meşgul olabileyim diye. Bizim yapacağımız öyle vazifelerimiz var ki bunları bileceğiz. Mesela mümin olmanın, mümin olmanın gereği vazifelerimiz var.
Çünkü imanın, iman yetmiş küsur şubedir buyruluyor. En alt derecesi yolda insanlara eza veren bir engeli kaldırmak. O engeli kaldırmak nefsimizin önündeki Rabbimize kavuşmaktaki engelleri de kaldırmak demektir. Şeytanın kurmuş olduğu tuzağı da kaldırmak demektir. Dünyanın muhabbetini de kaldırmak demektir. Sonra Allah için beraber olmanın, Allah için müminlerin bir araya gelmelerine mani olan ne varsa onların hepsini kaldırmaktır. Yani yoldan bir engeli kaldırmak imanın en alt derecesi derken bu bizim Doğu Akdeniz'le de alakalıdır. Şu anda bütün dünyanın ahvali ile alakalıdır. Neyi kaldıracağız? Müminler kendi arasındaki engeli kaldıracak kardeşlik de birbirine, aynen Saf suresinde buyurulduğu gibi Esselamle, ke ennahüm bünyanün marsus, birbirini sımsıkı tutan tuğlalar gibi olacak. Efendimiz öyle bir söz söylüyor ki Sallallahu Aleyhi ve Sellem, o ne alakası var denebilir.
Bunun bizim işte Karadeniz'de çıkaracağımız petrolle ne alakası var? Ne alakası var diyemeyiz, bu da bir engeldir. Kurulan engelleri kaldırıp ülkemizin kalkınmasını sağlayarak sahil ülkelere de yardım etmek, fakirini, yoksununu gözetmek demektir. Mesela sayamayacağımız kadar İslam ülkesi, kırk altı İslam ülkesi. Kırk altı İslam ülkesinin kendi arasındaki engelleri de kaldırmak demektir. Birle beraber olmak, cihadın çok güzel bir tarifi var. Cihat anlaşılıyor ki kan dökmek. Aslında cihat kan dökülmesini önlemek demektir. Ah bil bilseler belki biliyor bu Gayrimüslimler ama hakkı ifade etmiyorlar. Müminlerdeki, Müslümanlardaki güzelliğin ne olduğunu bilmeleri icap eder. Fakat göz kırılunca, Kuran-ı Azimüşşan'a, bakayım daha bir olgun şekilde mana vermeye çalışalım. Cenabı Hak insanlardan çoğunu cehennem için biz hazırladık. Bu cehennem için hazırladık demek ne demektir?
İradelerini şerre kullanmak suretiyle ne yapmışlardır? Kendilerini ateşe atmışlardır. Eshabü'l-fe'l-ka zera nadi cehennemeki hiran minel cin, vel-dins, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için diyor, yarattık buyuruyor. Çünkü iradelerini şerre kullanıyorlar. Ve lehüm a'ynun lehuksirune bihha, onların, daha evveline bakacak olursak, lehüm gulugu'l layefahunebiha, onların öyle kalpleri vardır ki onlarla anlamazlar. Görüyoruz işte. Bir türlü memleketimizdeki şu sükuneti gelin anlaşmayla bu işi çözelim. Hak ve hukuk nedir ortaya koyalım. Gönlü yok ki anlayabilsin. Ve lehüm eaynunun la yuksirune bihha, gözleri bakar ama görmez. Gözleri vardır ama görmezler. Ve lehüm ezanun la esmaun nebiha, kulakları var ama duymazlar. Ulaike kel enan, bunlar hayvanlar gibidir. Berhu medal belki de daha aşağıdır. Işte onlar hep o gafillerdir buyuruyor Mevdai Zülcelal'imiz.
Müminler kendi arasındaki engelleri kaldıracak. Ne diyecek? Yahudi ve Hristiyanları dost kabul etmeyin. Yüreklerimiz yanmayacak gibi değil. İnşallah aramızdaki bu engeller Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem'nın imanın en alt derecesi, yoldaki engeli kaldırmak buyurduğu gibi müminlerin kendi arasındaki engelleri kaldırarak bir araya gelir ve müminler birlik ve beraberlik hususunda örnek olurlar. Alemin de kurtuluşuna vesile olur. İmanın gereği var elbette, yetmiş küsur şubesi var, yerine getirmemiz icab eder. Müslüman olmanın şartları var. Bir tarik ehli olmanın bir kuyumcu hassasiyeti ile Allah'ımızın emirlerini takva esasına göre yaşamamız icap eder. Artık Faezid-i Bistami denince, Kaddesallahu Sırra, onun hali bunu icap ettirir. Biz boş gideceğiz ama dolu döneceğiz. Vardığımız zaman ziyaretlerine, onların hali bize yansıyacak.
Mesela duyuyorum, Hukkkaşe Hazretleri'ne gidiliyor, biz de ziyaret ettik. Vardığımızda ne yapacağız? Hukkkaşe Hazretleri'nin Aleyhissalatü Vesselam Efendimize bağlılığı bizim gönlümüzde zahir olacak. Daha başka kim olursa olsun, mesela Eyyub Aleyhisselam. Eyyub Aleyhisselam'ı ziyaret etmek bizde sabır duygusunu hasıl edecek ve daha birçok, böyle istifade ederek döneceğiz. Yaptığımız saatlerde öyle. Mesela istiğfarımızı okurken bağışlanmakla, tevhidi okurken, tevhidin esasına gelmekle, şuhuda, şuhuda kavuşmak suretiyle sadece dil ile değil, gönlümüzün de imanın tat ve lezzetini duymasıdır. Mühim olan bu. Evet, faydalanırız ama asıl faydalanma bu yöndedir. Onların bize vereceği peygamberler buyruluyor, altın ve gümüş miras bırakmazlar. Onlar dilim bırakırlar. Biz onların ruhani güzelliklerini kapacağız. Bir çocuk annesini ne yapıyor? Emmet suretiyle hayatını devam ettiriyor.
O emmiş olduğu sütün içerisinde yetişmesi için her türlü gıda var. Biz bir rabıta-ı Şerife dendiği zaman Evliyaullah'ın gönlündeki varidat-ı ilahiye, ilhamat-ı İlahi vesair sıfatlarından, fiillerinden, esmasındaki tecelliyatından istifade etmek suretiyle ruhen gelişeceğiz. Murakabe ne demek? Murakabe yedi kat semayı yok bilip kalbimizi arşı azama açmak demek. Allah'ımızın lütuf ve keremi sayılamaz. Allah'ın nimetini bir bil değil toplu olarak bile saymaya kalkarsanız sayamazsınız, bitiremezsiniz ki Rabbimizin manevi nimetleri mümkün değildir bitmesi. Bir Ayet-i Cenile'yi okuyorum, hatta hutbede de bu hafta okundu. Onu özellikle, özellikle ifade ediyorum, özellikle ifade ediyorum, biz Cenabı Hakk'a dönersek, imanımızı kamil bir hale getirmeye çalışırsak Rabbimiz semavat ve arzın nimetlerini bize lütfediyor, ihsan ediyor.
Yeter ki biz ona tam manasıyla dönmeye gayret edelim, veriyor Cenabı Hak, verdikçe veriyoruz. İhsan ediyor. Semavatın ve arzın bütün nimetlerini bahşediyor. İman ve takva hususuna riayet ettiğimiz zaman. Demek ki biz istemesini bileceğiz. O Ayet-i Celileyi, Muhitede okunmuştu, arz etmeye çalışayım. Esselamle. Esselamüve, enne ehlül gura, menu ve tekav. Eğer o memleketlerin halkı iman edip, ama gerçek bir iman, Haklı bulup hakikate eren bir iman. Allah'tan da korksaydılar. Elbette üzerlerine yerden, gökten bereketler açardık. Şimdi bu Ayet-i Celile'yi Es'adi Elbili Hazretleri de Mektubat'ında ele alıyor. Semavat ve As, işte semadan yağmurdur, ışığımızdır, ışığımızdır, ısımızdır, istifade ediyoruz. Bunun yanında yerden sayamayacağımız kadar nimetler. Sadece bu değil, Allah'ımızın lütf edeceği manevi nimetler de yağıyor. Arşın ötesinden bile yağıyor.
Yerden dendiği zaman yer ibretle yürüdüğümüzde bize birçok hakikatleri gösteriyor. Sadece dünya taamı ve yiyeceği, içeceği değil, İbrahim Bin Ethem'in katesallahu ve sure buyurduğu gibi marifetullah da anlarından da Cenabı Hak lütfediyor, ihsan ediyor. Çok hoşuma gitti. Bu Ayet-i Cedile'yi okuyunca üzerinde gerçekten durmamız icap eder. Buyuruyor, Bayezid-i İslami Hazretleri, alametü'l arif, arifin alameti nedir? Zaten kendisi Arif-i billahtır. Ariflerin sultanıdır, Sultanul Arifi. Burada inşallah ulaşabilirsek onun manevi birçok bereketlere erişiver. İlmini soruyorlar, ilmini. Hocalardan bir tanesi diyor efendim bu filme siz nasıl nail oldunuz diyor. Biz diyor sizi böyle medreselerden ele okumuş birisi olarak görmüyoruz diyor. Ve gale lehu faki, fil mükehhe ve ahaltehu anmen, nereden aldın bu ilmi? Ve mimmen, ve mimeyle nereden aldın? Benim ilmim Allah'tandır diyor Celle Celalühü.
Hatta bir sözü daha var, hocalara ifade ediyor. Diyor ki hoca efendiler fanilerden ilim alıyorsunuz, bu biter, baki olan Allah'tan almamız gerekir diyor. Çünkü diyor Resulullah buyuruyor Sagllahu ve sellem, menamile bir mealime evratehuzlahu ilme meadem ya'lem. Eğer siz bildiğinizi amel ederseniz bilmediğinizi Cenabı hak malum eder. O zaman diyor, o alimim diyen kimse sükut etti kaldı. Evet efendim, sizin ilminiz müstesna demek mecburiyetinde kaldı Ve sorulmaz, bunlar çünkü sıfatlarından bir istifade etme var, biz de zatından istifade etmemiz var. Burada mühim olan zatinden istifade etmektir. Gizli ödenek deniyor ya, artık büyüklüğüne göre ikamda bulunuyor. Allah'ımız bu Celle Celaluhu. Habibine seltuta, iste verilecek buyuruyor. Allah sana verecek, sen de razı olacaksın. Allah sana verecek, sen de razı olacaksın. Artık o vereceği nimeti tarif mümkün değildir.
Efendimizin bakın bir hadis-i şerifini izah etmekte çok aciz kalıyoruz. Öyle mübarek bir söz söylüyor ki yolda insanlara mani olan engeli kaldırmak, insanların diyelim ki iman noktasındaki engellerini kaldırmak, sahih bir itikada erişmesine gayret göstermek, ibadet ve saatte riyaları, kibirleri, ucupleri, benlikleri kaldırmak, kötü ahlakı kaldırmak, bir hadis-i şerifindeki esrar bitmiyor. Halbuki ümmi bir peygamber, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ümmi, okumamış ama Allah'ımız ve lesefe yuğtike rabbüke fetar'da, Allah sana verecek, sen de razı olacaksın. Daha çok, Ala suresinde var. Bunun yanında Kıyame suresinde var. Diğer surelerde mevcut habibine ikramı tarif edilemez. Habibim diyor sonra. İzahına uzun boylu gerek yok ki. Habibim insan bir kimseyi severse, mesela Sıddıyı Azam Radıyallahu Anh ben üç şeyi severim diyor.
Üç şeyden birisi malımı, mülkümü, canımı, her şeyimi Resulullah'ın yolunda feda etmektir. Allah'ımız onu seviyor, Habib kılıyor. Halil değil, Kerim değil, Ruhullah değil, o Habibullah dostu Allah'ımızın sevgilisi, sevgilisine neler bahşetmez ki? İnşallah sahip olalım biz elimizden geldiği kadar sünnet-i seniyyeye ibadet ve taatle gafleti terk ederim böyle bir peygamberimiz varken, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ve bak, alametü'l arif, Arif'in alameti nedir? En yekune taamuhuma ve ced. Nereden yiyeceğiz? Nereden içeceğiz? Acaba yediğimiz, içtiğimiz helal mi? Bunu düşünelim biz. Üstadımızın bir Konya seyahati var, bir tane sabah erkenden gelir dostlarından biri, istirahattedir deyince kalktığı zaman görüşürüz. Belki efendim sizin bir yere davet olunduğunuzu duydum, ora faizle meşgul. Nasıl kayıyorlar birbirlerine? Zaten yiyemez o.
Efendimizin o kuzunun zehirlenmiş Yahudi karısı bir kuzu getirmişti ya zehirli, ne diyordu o kuzu? Beni yeme Ya Resulallah, ben zehirliyim diyordu. Onlara da taamlar bunu söyler. Haram olursa onlar açıkça bunu gönül olarak duyarlar, yiyemez. Elini bir türlü uzatamaz. Sami Efendi Hazretleri'nin Hadisallahu Sırra bir rızkın helal olup olmayışını önüne yiyecekler konuyor. Hangisinden yerse o helal. Bir tane taam demeyeceğim ismini, bir firmadır nihayet. Onların taamlarından yiyor, ürettiklerinden yiyorlar. Biz de bakıyorlar ki o yediği, o üretilen taamdan yemez oluyor. Öğrenmişler ki faizle alakalı. Bunun için ölmeyecek kadar yiyordu. Bütün yediği bir cevizin içi kadar diye konuşuluyordu. Yiyemezsin. Onların dostlarından birisi ricalüolayıp o anlattı bize. Dedi ki beni davet ettiler, gelin dedim, davet etmeyin, beni içinizde kabul edin. Yok amca, mutlak geleceksin.
Vardım güya yiyecek seçtim diyor. Daha öteleri var da anlatamam. Daha ötesi ne var? Anlatamam, anlatamam. Sıddıyı Azam gibi radiyallahu anh. Kendisine hizmetçisi bir süt getirdiğinde bunu ne ile elde ettin? İşte ben kehanetle meşgulüm, ondan elde ettiğim parayla deyince elini boğazına atar, onu çıkarmaya çalışır. Sonunda da Ya Rab, eğer damarlarıma karışmışsa beni bağışla diye Cenabıhakk'a yalvarır. Diyeceğim bu işte. Nereye yetişirse orada istirahat ediyor. Meşguliyetleri hep Rabbimizdır. Yetmez mi bu? Her şeyde Halıkımızı Celle Celalühü, gözetliyorlar. Diyorlar, mavacettel marife hilla bibadmin calin ve bedenin arin. Efendim diyorlar, bu marifete nasıl nail oldunuz, giriştiniz? İlla bir bakn in carein, karnımı doyurmadım. Bedenim de öyle şu elbise, bu elbise demedim. Yine bir söz söylüyor, çok sözleri çok fazla. Talak tutdun ya se lazım, dünyanın muhabbetini biz üç talakla boşadı.
Mesela üç talak artık nikah bitmiş olur. Ben diyor dünya muhabbetini üç talakla boşadım, benim gönlüme katiyen girmez. Zaten girmez. Nur ile dolu olan bir kalpte o zuhur etmez. Bir de dünyanın geçiciliği onların gönlüne malum olur. Efendimizin cife gibi tarif buyurduğu Sallallahu Aleyhi ve Sellem mübarek gözlerine görülür. Cenabı hakk'ın meta, çok değersiz olarak haber verişi onlar da tamamen zuhur eder. Çünkü gönülleri tamamen ona dönmüştür. Diyorlar ki metayekunur racul mütevavial, kişi nasıl tevazu sahibi olabilir? Nefsin için Ben şu haldeyim, şu makamdayım, benim intisabım şu kadar sene olmuş, bilmem falan, bunlardan tamamen geçmiştir. Hiçbir kimseden sıkıntı görmez. Hepsinin Rabb'ımıza olduğunu bilirler. Öyle güzel haller var ki. Eşhedü'l Mahtubinanillahi Teala, insanı Allahu Zülcelal'den alıkoyan nedir? Şimdi bak biz bunları anlatınca imrenmiyor değiliz, imreniyoruz.
Biz nasıl olacağız, biz nasıl bu gibi güzelliğe erişeceğiz. Ez zühtü bizuuhdihin, zahit zühtü ile eğer övünecek olursa bu Allah ile kendi arasında büyük bir perdedir, engeldir, manadır. Ve la abidü bir abadeti, abid ibadetiyle övünmeye başlarsa ve la-alimi ve ilmihi, alim de ilmi ile. Bir hadise anlatırlardı, onu size söylemek istiyorum. Böyle hocalardan bir tanesi konuşur. Konuşurken Ehlullah'tan biri onu dinler, kalp gönlünde bir gurur ve kibir olduğunu müşahede eder. Ayağa kalkar, o Arifi Billah'tan mübarek zat, kendisine bazı hususlar söyleyecek. O hoca da onu bildiği için, onun kemalatını otur der ama ifadesi düzgün değil, bir kelime daha kullanır, halifesi billahtan bir kimse nefsine mal eder. Nefsim daha azgındır der, sükutiler. Sonra ayağa kalkar, mecburen evet demek, hasıl olur, bir dosya kağıdı alır, dosya kağıdı, onun ortasına bir nokta kur.
Desene ve ma mülti pim minel ilmi illa galila, Allah'ımızın vermiş olduğu ilimden size çok az verilmiştir. Der ki bu dosya kağıdını Cenabı hakk'ın ilmi olarak kabul edelim. Olmaz da bir misal verir, kabul edelim. Bu Allah'ımızın ilmi desek, şimdi ortasındaki nokta da, nokta da bu ilmin insanlara verilişi, bundan yüz yirmi dört bin, ala rivayetin iki yüz yirmi dört bin Enbiya ilimden nasibini alsa, veliler nasibini alsa, mezhep imamları alsa, mezhepten müçtehid olanlar alsa size ne kadardır? Tabii derhal tevazu görünür. Allah'ımızın ilminin karşısında ne ifade edebiliriz ki? Ilmi her şeyi kuşatmıştır, bitmez. Burada buyuruyor ki bir kimsenin eğer sırf endişesi Mevla olursa ona ne mutlu. O zaman onun kalbini hiçbir şey meşgul etmez, Gözünün gördüğü kulağının duyduğu ona katiyen mani değildir. Gaul. Allahü Zülcelal'e en yakın olan kimdir?
Allahü Zülcelal'e en yakın olan kimse mahlukatına acıyıp da onlara öğüt ve nasihatle, istihhah ve irşadına meşgul olan kimselerdir. Arif hiçbir zaman bir kezden uzak olamaz. Gönlünü halka çeviremez. Allah'tan gayrisiyle de en iyi olamaz. Şu mübarek sözüyle tamamlanmaya çalışalım, çok uzun çünkü, el-cü'rehadul, açlık sanki bir buluttur. Eğer kişi açılığı tercih edecek olursa kalbine hikmet yağmurları biner demiştir. Biz bunu Sami Efendi Hazretlerinin, Hades Allahü sırra sohbetlerinde de her zaman işitiyoruz. Beş tane esas, birincisi halevul bat, mideyi fazla doyurmamak. Fazla doyduğu zaman zaten, mesela Evrat-ı Ezkar'ımızda nefhi ispat yapılamaz. Açmaz. Nefesini, bebeğinin altına alıp, la ilahe illallah deyip, imanın durulmuş olduğu bir Evrad-ı Ezkardır. Cenabı Hak yolundan ayırmasın, Mevlamız müminler arasına şefkat ve merhamet lütfetsin, birlik ve beraberliğimizi bozmasın.
Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.