Kıymetli dostlarımız, bugünkü manevi yolculuğumuza mürşid-i kamilin vasıflarından irşad edici bilgiye sahip olması konusuyla devam ediyoruz. Düşmanını cezalandırmaya muktedir isen o nimetin şükrünü af ile yerine getir. Cenabı Hak ilim sahibi olmayan kimseye velayet de lütfetmez. Talut'u Cenabı Hak hükümdar olarak gönderdiğinde o bize nasıl hükümdar olabilir diye itiraz edenlere Rabbimiz tarafından onu Allah size hükümdar seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç bir genişlik vermiştir ayetiyle cevap verilmiştir. Zahiren bir hocanın eğitiminden geçmeyenler ise biz ona katımızdan bir ilim öğretmiştik buyurulan ilmi ledünle yani aracısız Hak'tan gelen ilimle marifetle mükafatlandırılırlar.
Abdest azalarını yıkarken birinci yıkayışta emareden yani nefsin bütün arzularından ikinci yıkayışta levvam eden kurtularak yani nurla zulmetin karmakarışık olduğu halden kurtularak son defasında da mülhimeden arınıp yani nurun zulmete galip olduğu makamdan ayrılıp mutmainneye, iradeyi tamamen Allah'a teslim etme makamına erişerek zahiri ve batıni temizliği yapmayı hiçbir hocadan kitap görmedik ama üstazımızın mübarek dillerinden işittik. Namazda tek bir alırken bir elimizle dünya diğeriyle de uhr muhabbetini atıp sırf Allah'ın aşkıyla namaz kılmayı da ondan duyduğumuz gibi Hak'tan aldıkları ilimle çevrelerini aydınlattıklarını müşahede ettik. Bir mektebe oldu ki müdavim Allah idi zatına muallim.
Kıymetli dostlarımız müsabakaya girip boyayla cilayla çeşit çeşit renklerle duvarını süsleyen Çinli ustanın esra rengi sanatına karşı kom kireç ve çimento karışımı harcıyla duvarını sıvaya sıvaya ayine gibi yapıp karşı duvardaki süsleri kendisinde pırıl pırıl parlatan Rum usta gibi zikir ve fikirle hakka duyduğu derin saygı haşyet ve tazimle kalbini nurlandıran halis kulda kitaplardan, hocalardan aldığı ilimle kafasını tezyin eden ulemanın ilmini fen ve sanatını gönlüne aksettirerek alemi tenvir eder. Burada konuyu biraz açmak istiyoruz. Çinliler kendilerine güvenerek Rumlara karşı övündüler. Resim sanatında dünyada bizden daha üstünü yok dediler. Buna karşılık Rumlar da hayır, bu iddianız doğru değil. Biz daha mahir kişileriz dediler. Bu iddialar adil bir padişahın kulağına gitti. Padişah ben sizi imtihan edeceğim. Bakalım hanginizin dediği doğru dedi.
Çinliler de Rum Diyarı'nın ressamları da hazırlandılar. Çinli ressamlar bize bir oda verin. Bir oda da siz alın. Her birimiz burada hünerlerimizi sergileyelim. İşimiz bitince padişah gelsin baksın ve kimin daha üstün olduğuna karar versin dediler. Kapıları karşı karşıya iki odadan birini Çinli ressamlara, diğerini Rum Diyarı'nın ressamlarına verdiler. Çinliler padişahtan yüz türlü boya istediler. Padişah bunun üzerine hazinesini açtı. Çinlilere her sabah hazineden boyalar verilmekte, Onlar da bu boyalarla çeşitli resimler süsler yapmaktaydı. Rum ressamları ise pas giderilmeden ne boya işe yarar ne de resim diye düşünüyorlar. Habire her yeri cilalayıp duruyorlardı. Rum diyarının ressamları bu düşünceyle günlerce duvarları cilalayıp durdular. Sonunda her yer pırıl pırıl oldu. Gökyüzü gibi berrak bir hal aldı. Nihayet Çinli ressamlar işlerini bitirdiler.
Hepsi de yaptıklarından emindi ve yaptıkları bu güzel işten dolayı çok sevinçliydiler. Padişaha haber verildi. Padişah gelerek önce Çinli ressamların resim yapıp süsledikleri odaya girdi. Resimleri gördü. Bütün yapılanlar fevkalade şeylerdi. Çinli ressamların yaptıklarını beğenerek takdir eden padişah buradan çıkarak Rum diyarının ressamlarının bulundukları odaya girdi. Bir Rum ressam Çinli ressamların resim yaptıkları odayı görmeye mani olan aradaki perdeyi kaldırdı. Çinli ressamların yaptıkları süsler ve resimler bu odanın cilalanmış duvarlarına yansıdı. O odada ne varsa burada da öyle hatta daha güzel daha parlak bir biçimde görünmeye başladı. Rum diyarının ressamlarının bulundukları oda dille tarifi mümkün olmayan bir haldeydi ve bu haliyle Çinli ressamların odasından binlerce defa daha güzeldi. Böylece Rum diyarının ressamları bu imtihanı kazanmış oldular.
Evet değerli dostlarımız, hata ve kusurları biiznillahi teala müşahede ederek giderip kendilerine tabi olanları Allah ve Resulüne aşık bir kul haline getirmektir gayeleri mürşid-i kamilleri. Kendisinden geçerek gayret halini yaşayan manevi evladına Şah-ı Nakşbend aziz bizi bırak, Allah'a dön der. Üstatımız aşıklarından biri için peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin manevi defterine bu evladımızın ismini biz kaydettirdik buyururlar. Müridin hedefi peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin aşkına ermek olmalı. Oradan da Rabbimizi bulmalı. Bu asıl gayeye erişemeyen bizleri de öğüt ve nasihatleriyle ıslaha çalışırlar. Hedefi gözetleyenlere sükuti irşadlarını yaparken bizlere de sözlü uyarılarla istikameti tayin ederler.
İrfan çiçeklerinin açtığı, tecelli nurlarının aksettiği gönül bahçelerinin eşsiz nimetlerini şeytan ve nefis kurtları yiyip talan etmesin diye dini görevlerimizi anlatırlar saatlerce. Kalplerde zuhur eden manevi hastalıkları yüzümüzde müşahede ederek ikazlarda bulunurlar. Sanayi Camii'nde vaazlarını tamamladıktan sonra üstadımız birden heyecanla zinaya yaklaşmayın çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur ikazı ilahisi ile seslenir cemaate. Meğer son anda camiye giren, bu fena fiili yapmayı aklına koyan kimseyi Allah'ın izniyle hissetmişlerdir. Bir cana kıymayı tasarlayan adamı da Allah'ın haram kıldığı canı haklı bir sebep olmadan öldürmeyin ayeti celilesiyle ve hadisi şeriflerle öğüt ve nasihatleriyle bu menhiyattan kaçındırırlar.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin hürmetine isyanı sebebiyle ıslah olmayan, şekli değişip hayvan simasına dönmeyen fakat kalbi gönlü bozulan kimseleri her fırsatta ikaz ederler. Nefisleri için kızmazlar. Allah rızası için gayrete gelirler. Tevazu ve hilmiyetle müminlere kanatlarını indir edebi ilahisi ile alçak gönüllü ve şefkatli davranırlar insanlara. Kafirlere karşı çok çetin, çok şiddetlidirler. Kendi aralarında merhametlidirler. Esasını da koruyarak Allah için sevgi ve Allah için buğz kanatlarıyla bir dervişin irfan semasında kanatlanacağını haber verirler. Bin dokuz yüz kırk yedi yılında vapurla gittikleri hac yolculuğunda yaşlı bir zat üstadımıza kendi suretini ayinede görerek kötü isnatlarda bulunur. Çok genç olan üstadımız gayet beşuş bir çehre ile amca bu saydığınız fena huylara tevbe etmek için bu yola çıktık buyurur.
Memleketine döndüğünde bu olgunluğa kemale hayran kalan amca intisap ederek beni kendine köle ettin der. Mahallemizde en çok su sebebiyle kavga çıkardı. Su pek yeterli değildi. Üstadımızın bahçesine akan suyu gasp eder biri. Üstadımız hiç kızmadan bursu ile abdest al, guslet, temizlen der ve geçerler. Öyle bir kalbe maliktirler ki o gönül Hak'tan gayrı bir endişe taşımaz. Rabiatü'l Adeviyye, radiyallahu Anha kendisine şeytana buğz eder misin diyen şahsa Allah Celle Celalühu'ya sevgiden ona yer kalmadı buyurur. Peygamberimiz düşmanını cezalandırmaya muktedir isen o nimetin şükrünü af ile yerine getir. Hilmiyet, yumuşak huyluluk gösteren insanların gözünde büyüklük kazanır, anlayış gösterenin kemali artar, Hadis-i Şerifleriyle bu huyun güzelliğini haber verirler. Rabbimiz de kim af ve ıslah ederse onun mükafatı Allah'a aittir buyurur.