Suretiyle onlara arz ediliyor, onlar memnuniyetlerini ifade ediliyorlar. Bir haktır, bir hukuktur çünkü. Osman Efendi, zannederim bitirdi onu. Bakara Suresi tefsirini, Yunus ve Uhud Suresi tefsirini, Yusuf Suresi'nin tefsirini, vesairlerini. Mahmut Efendi kardeşimizle çalışıyor. Böyle güzel hizmetlerle, aleyhissalatü vesselam Efendimiz kişi gününün başını hayırla geçirir, sonunu da hayırla geçirirse, ikisi arasındaki küçük günahlarımızın bağışlanacağını ifade buyuruyor. Muhterem peder radilerinin izah buyurduğu gibi, bir fidan gibi yetiştirilen, Osman, Doğan kardeşimiz daha yavrulduğunda çocukluğunda, daha yavru iken güzel hasletleri müşahede ediliyor. Son anı da programlar yapıyor. Hakikaten hatip bir kardeşimizdi. Yalnız bu bizim kusurumuz olsa gerek. Biz olduğumuz zaman sözleri çok kısa. Böyle iki cümleyle geçiştiriyorum. Çok hoşuma gidiyor.
Baktığım zaman canlı bir şehit olarak onu gördüğümü de söylerim size. Canlı bir şehitti. Onu öyle görüyordum ama çok kısa ifade ediyor. Hemen, sözü sahibine bırakıyorum diye iltifat ediyor. En çok sevindiğim hallerden birisi, onun takdiminde, yanına varıp, mikrofonu vereceği zaman musafaha etmekti. Bir Allah sevgisiyle musafaha edip, affoluyum düşüncesini taşıyordum. Çünkü öyle bir dostu ki, Ali Kiramallahu ve Celle annemiz, Allah'ın velilerini anlatırken, Allah'ın velilerini, insanlar dünyanın dışına bakarken, onlar içine bakar harap oluşunu görürler. Hiçbir metelik vermemiştir. Dünyaya zerre kadar meyletmemiştir. Osman Efendi bizi evlerine çok davet ediyordu. Mahmut Sami'ye diyordu, Mahmut Sami bunun bir şeyi yok, ne yedirecek, niye böyle yapıyor? Efendim aşkı, sevgisi, muhabbeti durdurmuyor. Kardeşlerimiz hazırlıyorlar, tabak tabak hazırlıyorlar.
Birkaç defa zuhur etti, ben nasıl yiyebilirim diyorum, Osman'ımın bir şeyi yok. Ama Osman'ın öyle bir aşkı var ki, öyle bir muhabbeti var ki, talip ettiler. Üstat zalimizi Adana'da çok zenginler davet ediyor. Bunun yanında Kayseri'den aşık bir zat. İsmi Mehmet. Ona Talaslı hafız derlerdi. Mübarek bir insan, cezbeli bir kimseydi. Buraya geldi. Üstadımızın sohbetinde onun cezbesi hu idi hu diye feryacı verdi. Birkaç kişi biraz da okumuş kimseler tabi ilme saygı duyuyoruz. Şahısları Allah'ın ve kendi aralarında dirileceğiz. Güldüler. Görmediği halde kalben onları görüp dedi ki haydi siz de konuşun beni ayağa kaldırın. Siz alim olduklarınızı söylüyorsunuz haydi konuşun. Beni kaldırıp da Hu diye feryat ettirebilecek misiniz? Konuşun dedi. Bu zatın hali beni ayağa kaldırıyor dedi. Allah'ımıza olan aşkı, muhabbeti, zevki, tecelli, ilahiye mazhariyeti beni ayağa kaldırıyor dedi.
Adana'da çok zengin fabrikatörler davetliler, üstadımız bitmez. Ben size davet, misafir olacağım deyince efendim hiçbir şeyim yok diyorum. Seni öyle yatıracak, yedirecek, içilecek benim hiçbir şeyim yok. Üstatımızın da bir yerden aldığı beyit. Zenginin türlü tamamı geçmez boğazdan kıl gelir. Aşık ve sadıkın, fakirin, yoksulun tamamı, sanki bal gelir diye ifade buyururlar, misafir olurlar. Osman Efendi buydu. Karşılamasında başka, kılavuzamasında başka, arz ettiğim gibi karşılarken de, kılavuzlarken de, hemen arkadan mesajları gelir. Burada Zeki Keskin kılıç, onunla Konya'da tanıştılar. Öyle bir edep de haya sahibi ki Osman, öyle bir edep haya sahibi ki, halini arz etmez. Manevi vazifeleri müstesna, murakebenin sonlarına doğru bir köleliğinde bulunduk. Elhamdülillah, o noktalara geldi. Şimdi söyleyebilirim, Osman Doğan, Resulullah ile buluşurdu sallallahu aleyhi ve sellem.