Yani demek olgun, yetişmiş. Kamil. Bunların evrad ve ezkar okuması. Öyle yeni girmiş kimse değil de olgunlaşmış artık. Belli bir seviyeye gelmiş. Bu gayrı hakikati görmüş, Allah ona hakikati göstermiş. Biz o hakikati görüyor muyuz? Şu gözümüz nasıl dünyayı görüyorsa gönül gözünün de görmesi. Gatte de gözler var buyuruyor Cenabı hak hadis suresinde. Şimdi bu göz ne yapıyor? Buradaki oturanları görüyoruz, bu düşemeyi görüyoruz, tavanı görüyoruz, duvarları görüyoruz, dağı da görüyoruz, bağı da görüyoruz. Ama bu başımızdaki göz kalbimizdeki göz de o ilahi alemi görürse ona şuhur denir. Görüyor mu? Görürsün müstesna. Görmüyorsa alınmayalım ve kör demek. Bu körlük diğer körlükten daha zor. İşte onun bunun diri olsun yapa yapa yapa yapa yapa yapa yapa o gözlerimiz kapandı bizim. Basit meselelerden dolayı. Hiç. Bunu büyüklerimiz buyururlardı.
Elin üç keçisi beş koyunuyla meşgul olmayalım dedi bir zata üst ağzımız. Bırak da dedi ben babamın ihvanını ricalihullah'tan olacak zannettim dedi. Manevi erlerden, o iç gözleri açılmış. Böyle dedi bakıyorum dedi üç keçi beş koyun. Bırakın bunu dedi iç alemimizedir dedi. Yehlikü külle sıfetin mezmumetin. O gönül gözleri açılmış ilahi aleme pencere açılmış kapı açılmış. O nurani ruhani meleki alemleri seyrediyor. Bu diyor kötü sıfatları yok eder. Eğer bu tarafa doğru hayır cihetine doğru yürür bunları elde ederse diyorum. Birdül muhakkekin hakikat eğrilerinin virdi de şuymuş hatta bunu levha yapalım diyordum. Böyle güzel bir hatta da bunu Arapça güzel bir yazıyla levha yaptıralım. O kadar güzel. Bu alınan dersler neler? Nefsani arzuları tamamen ortadan kaldırıyor. Bunu kolay zannetmeyelim. Bu Mevlana'mızın ifadesiyle peygamberlik damarı buyuruyor.
Kim şehevi, hayvani duygularını ve gazabını yok ederse peygamberlik damarı. Yetmişin üzerindekiler bile bir başkasının kapısını itekliyor. Hepsi değil ama fotoğraf bu. Nefsimizin arzularını yok edip Mevlamızın muhabbetiyle dolmak. Alınan ders buymuş. İşin farkına varmış. İşi anlamış. Bu verilen evrad ve ezkar ile Allah'ımızın manevi sanki bir askeri gibi. Ona kulluğunun gereğini biliyor. Ben onun koluyum, o benim Rabbül alemin olan mevlamdır. İtaat etmek mecburiyetindeyim ne emrederse başımın tacı diyebilmektir. Eğer böyle olacak olursa ve edeme hu alihe matu il imdat. Pele testehiranne ma menehu mevla. Böyle olduğu zaman Rabbımızın nimetini ikrar eder. Der ki şu gözümün görmesi ne nimet, kulağımın duyması ne nimet, ev verdi, bark verdi, yiyecek verdi, içecek verdi, hava verdi, su verdi. Artık nimeti sayılamaz.
Bunları müşahede etmeye başlar Ve kendisine de manevi yardımlar devam eder durur. O zaman bu kimselerde Arifani ilahinin böyle manevi hallere erişen kimselerin güzelliği müşahede edilir. Mesela yaşlı insan pek görmek istemez. Artık der, rengi değişmiş, şekli değişmiş, beri bükülmüş, dişi dökülmüş vesaire. Fakat bu şekilde olursa bağrına basar. Mesela bazı insanlardan biz kötü de olsak görüyorum anlatılıyor kaçıyor insan. Görmek istemiyor ama için nur ile dolmuşsa ona gayrı ihtiyari bir sevgi meydana geliyor. Bu kimse şimdi görevini vazifesini yaparken mesela üstazı diyor tarikatlarda bu gerçekleştiriliyor. Allah'ımızın zulmetten nura çıkarmak istiyor karanlıklardan nura. Bu karanlıklardan nura çıkmayı insan vücudunun zikrine bağlı. Vücutta bazı noktalar var, buna letaif denir.
Kalbin altı işte sol göğsümüzün altı sağ göğsümüzün altı ve onların üsleri tam orta kısım buna detayler dediler ve bir de vücut yapımızla alakalı olan buna ilaveten bir de nefis on letaif. Bunlar eğer zikredecek olursa Allah'ımızın lütfu da çoğalıyor. Yani Rabbimizin lütfu tarif edilmez, o azametine göre verir, yüceliğine göre verir. O onu yaşar artık. Yaşadığı zaman da doyması mümkün değil, doyumsuz. O zevk ilahi zevkte doyum olmaz. Eğer verilen dersi yapmıyorsa o zaman onun gönlündeki ilahi fetihler de yok. Halbuki iç aleminde rabbımızın beni ne yer aldı, nesemi aldı, kamil müminin kalbi aldı. Bu nimetlerden mahrum olur. Eğer evradını ezkarını yapmayacak olursa veya yapsa bile verdiler bunu da yerine getireyim diye böyle yetiştirmeye çalışıyoruz, hakkıyla okumuyoruz. Hakkıyla okuma yok. Hakkıyla okumak tevhid mesela la ilahe illallah diyoruz.
Bu la ilahe illallah derken, bir de bunun şuhud oluşu var. Bizim dilimizle la ilahe illallah dememiz şuna benziyor. Ekmek diyoruz. Bunu sayıp duruyoruz. Ekmek, ekmek, ekmek yemeyince karın doymaz. Onu dil ile sadece la ilahe illallah demekle olmuyor. Bu dilin ikrarı denir, dille söylenir. Kalbin tasdiki gerek. Kalp okuduğumuz tevhidi tasdik ederse şuhud olur. Bizzat o tevhidin tadına ve lezzetine girmiş oluruz. Olanlar müstesna. Biz bir kimseyi ziyarete gittik. Kendisi meşayihlerden. Meşayihten birisi dedi ki bir şey var onu ziyaret edelim de arada muhabbet olsun dedi. Olur dedik, git dedik. Oturunca müritleri de var. Müridinin birini fenafir resulde bu dedi. Peygamberimizin muhabbetinde yok olmuş bir kimse dedi. İçin, ot, içime oturmadı da seslenemem tabii. Çünkü bir dostluk için girildi. Beraber gittiğimiz kimse ayrıldıktan sonra dedi ki ne diyorsun dedi.
O dedi müridine fenafir resul, resulullah'ın muhabbetinde yok olmuş. Onun muhabbetinde yok olmak anasından, babasından, öz canından bile peygamberimiz ona sevgili olacak. Peygamberimiz insana öz canından daha sevgili olursa düğününü çalgılı yapmaz. Ticaretini hileye, faize, dolandırıcılığa, onu bunu aldatma üzerine kurmaz. İnsanlar arası münasebetinde riyakarlık yapmaz. Hoş gelecek yerden koyun esirgenmez diye böyle dalavere derler buna, bizim dilimize hiç yakışmaz bu. Bu gibi oyunlara girmez. Söylediği kalbine uygun kalbi de diline uygun olur. Öyle bir kimsenin hacı abi siz söyleyin dedim o fenafir resul halinde dedi müridine. Ben dedi fenafir resul olanın değil eli bastığı yeri öperim dedi. Öyle kolay mıymış dedi. Fenafir resul olan kimsenin şöyle bakışından bile insan etkilenir. O yürüyüşü bile insana zevk verir, huzur verir. Her hali. Konuşmasından Cenabıhakk'a muhabbet doğar.
Zipullah'a şevk ve muhabbet içerisinde olur. Eğer dilinde evrad olursa kalbinde de olur. Eğer diyor gönül alemine tesir etmiyorsa okuduğumuz istiğfar nedamet yok. Okuyoruz da yapmış olduğumuz hatalardan dolayı bir pişmanlık duyamıyoruz. Ve diğer hususlarda da öyle, zikirlerde gönle bir tesiri yoksa bu diyor hava, boş. Yine de Allah'a şükürler olsun. Belki yapa yapa Cenabı hak taklidimizi tahkike çevirir. Müdevemetül evradı min ahlakıl müminin ve tarikul arifin. Müdevemetül evrad, bu alınan derslere devamlı bir yapıp ondan sonra bırakmak böyle değil de devamlı olacak olursa bu müminlerin güzelliğindendir ve ariflerin yoludur. Allah'ımızı tanıyan o kıymetli insanlar öyle mevsimlik itaat, mevsimlik evrad ve ezkar, mevsimlik kulluk yapmazlar. Her zaman derler biz onu hak kuluz. İşte benim çoluğum çocuğum geçimim bunu demekten de yorulduk biz.
O çoluğum çocuğum demeyi İslam'ın edebine göre yetiştirmek en güzel evrak ve ezkarlardan. Evrad ve ezkarın bizde gerçekleştireceği güzelliklerdendir. Eğer böyle evrak ve ezkarımıza hakkıyla dikkat etmeye çalışırsak, imanı onun ziyadeleşir, imanı artar. Ve alametü'l ikan, kesin inanç meydana gelir. Bu bedende değil, kalbi de tam bir iman içerisinde olur. Şunun gibi mesela ne diyorlar? Faiz haram diyorlar. Bunu biz biliyoruz Allah'ımız Kuran-ı Kerim'inde, Allah'ımız Kitabı Kerim'inde, e Hadis-i Muhammediye'de, Peygamberimiz de mübarek sözlerinde haramlığını beyan buyuruluyor. Bu ilmen. Bir de aynen olabilmesi için biz de bu bilginin bir başkasını duyuyoruz ki hep faizle alakalı iş yaptığı için iflas etmiş. Bir Bir de kendi şahsımızda görürsek bu hakkalyakin olur. Yıkan bu. Tamamen inanmaktır. Bizzat yaşamaktır. Anlatılıyor. Sufyani Sevri Hazretleri gençken beri bükülmüş. Neden diyorlar.
Üç zata hizmet ettim büyüklerden dinen. Fakat diyor son nefesi imansız gitti. İşte yıkan olmadığı için. Için. Öyle her şey basitine değil. Allah'a şükür ki okuduklarımızla kalmamışız da hafta sonları gelip müzide olan bir mürşit-i kamilin dizinin dibinde oturmuşuz. Dizinde dibinde oturmakla olur mu? Olmaz. O hakikati görmek suretiyle olur. Acaba bu mürşidi Kamil bizden ne istiyor? Bu kürsüdeki bir vail değil. Minberdeki bir hatip de değil. Mihraptaki imam da değil. Gerçek mihraptaki imam gerçek hatip o müstesna. Böyle bizim kafamızda gönlümüzde canlandırdığımız kimseler değil. Onlar gönül mihrabından konuşur. Gönül minberinden hitap eder. Bu gibi kimseler. Böyle vird hakkında Evrad-ı Ezker hakkında ifade ediyorlar. Kimin evrad ve ezkarı olmazsa onun kalbine ilahi doğuşlar olmaz. Mesela yediği meyvenin tadını alıyor. Ölüm tefekkürü var tarikatlarda.
Ölüm tefekkürünü yaparken bizzat bunu yaşıyorsa o zaman verirut denir. Manevi varid, manevi doğuş gönlüne oluyor demek. Mesela ölümü düşünüyoruz ama bir kahpe gelmiyor, bir keder gelmiyor. İşte ta Adem Aleyhisselam'dan beri doğan ölür. Böyle kuru düşüncelerle değil de acaba nasıl öleceğiz, Huzura nasıl varacağız? Ve bunu düşünürken de bizde bunun muazzam bir etkisinin meydana gelmesi. Mesela büyüklerimizden bir zat iki gün diyor ağzıma yemek koymadın. Ölmek üzere olan bir kimseydi onun başında bulundum diyor iki gün ağzıma lokma koyamadım. Acaba ben nasıl can vereceğim diye diyor. İşin gerçeği budur. Tarikat-ı Aliyyenin şeyhleri buyurmuşlar ki, menla virdele, la varidele. Bu evrad ve ezkarı olmaz. Hakkıyla yerini de getirmezse onun gönlüne ilhamat olmaz. Allah'ımızdan manevi haberler.
Bunu biz manevi haberler dendiği zaman vahiy var ya peygamberlere Cebrail aleyhisselam Rabbımızdan haber getir. Bu iki cihan güneşinden sonra Sallallahu Aleyhi ve Sellem bitmiş oluyor. Fakat ondan sonra ilham Allah tarafından kalbine bildiriliyor. O mesela böyle geziyor, dolaşıyor ama ilahi yöne çevrilmiş bir kimse gönlüne manevi doğuşlar oluyor. Tarifi oluyor. İlahi güzellikler meydana geliyor. Mesela Allah'ın kullarına bakarken kendi nefsi için ne arzu ediyorsa onun için de onu istiyor. Bu gibi güzellikler. Eymen neyselehu bir defillah, minel dikribel fikir. Ne zikri var ne de tefekkürü var. Bu zikrin tefekkür olması mühim olan bu. Onu düşünebilmek. Okuyorum ama bu okuduğum bende neyi icap ettirecek, nin Bende zuhuru isteniyor bu vesile ile diye mesela Estağfurullah azim'de üç tane Rabb'ız Zülcelalimizin ismi ilahisi var. O ismi İlahiden damlayan nurların gönle inmesi gerekiyor.
O nuru indiriyor ama gerçek olan bir mürid indiriyor bunu kalbine. Estağfurullah Alalayım derken Allah'ımızın bu nurları kalbine iniyor, damlıyor. O zikrinde böyle bir tefekkür neyse lehu veeridün cedidün min fütuhillahi teala. Mesela diyelim ki böyle çok yüksek duvarları var. Bir de kapı, içerisi gülzar bahçesi. Meyvelerin her çeşidi var. Her nimet orada mevcut ama o kapıyı açıp girmeyince duymakla olmuyor bunu. O nimeti seyredemiyoruz ve istifade de edemiyoruz. Eğer zikrimizi tefekkürle yaparsak, Allah derken kimi zikrettiğimizi bir tefekkür edip azamet-i ilahiyesini bilebilirsek o zaman o ilahi anahtarla Rabbimizin gülzar bahçelerini, tarikat bahçesini, marifet bahçesini, hakikat bahçesini açıp içinde dolaşmaya ve o nimetten tatmaya başlarız. Yoksa benim gibi kadraz. O kapıyı açtığımız zaman Allah'ımızın sırları. Girince belli olur demekle olmuyor ki. Girince. Velamin talim illa.
Allah'ımızın bizzat gözetiminde onun eğitiminde olmaya başlar. Bu olan hallerdir. Evet biz nefsimize dur diyemediğimiz için o kapı kapanmıştır. İnşallah sürer. Duanızı da Allah'ımız açsın bizleri. Yok olmasın bu özellikte. Eğer dünyada iken bunu biz mesela her gün yapmamız gerekir. Yakmışız da şurası da eksik kalsın. Sonra yaparız demişsek onun bundan sonra meydana gelmesi mümkün değildir. Onu o gün yapacağız. İşin çoktu, işin çokluğundan değil o. Nefsin çokluğundan. Şeytanın aldatmasının çokluğundan. İşim çoktu bir türlü yetişemedin. O yetişememe değil o Allah'ımızın nuruna erişememizdendir. Eğer o nura erişsek şöyle gözümüzün baktığı bile ilahi alem olur, esrar görünür. O işimizde gücümüzle de helalinden rızık talebiyle gönle ilahi zevkler şevkler muhabbetler düşmeye başlıyor. Bu zat uyku hakkında konuşuyor. Girdim diyor beni uyandırır.
Ben diyor bildimle yatarım, evradımla, ezkarımla yatarım. Ama o evrad ve ezkarı ile yatışında ruhu ilahi alemlere gidiyor. Ruhu ilahi alemlere gidiyor. Mesela büyüklerimizden bir zata ruhu diyor Allah'a ısmarladı. Dönüşünde de sana iki tane hediye getirdim diyor. Biri Rabbimizin muhabbeti, bir diğer de onun rızası razı olması diyor. Uykuları bu iş onların. Efendimizin Sallallahü Teala aleyhi ve sellem nasıl sabahların ya Zeyd buyurması, şimdi rahat uyudun mu, yalın belin ağrımadan güzel yatağın içinde yorganını üzerine çekerek değil o. Hangi tecelliyema sarıldun demek. Bir mürid de bunu yaşmalı diyor. Şeyh Hasen-i Şazediyye Hazretleri. Onun için Saidin Nursi Hazretleri, Hadisallahu sırra istirahat et diyen mollasına kabirde çok istirahat ederiz molla, burada yorulalım diyor. İşte uyanmış, işte gerçeği görmüş. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.