Manevi Terbiye ve Ruhun Letafeti kaydında Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ruhu tayyibelerine, ehl-i nashabına peygamberani zam ve pirani zam ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas şiiri. Üstad zalimiz bütün sohbetlerine hemen hemen üç İhlas bir Fatiha ile…
Manevi Terbiye ve Ruhun Letafeti kaydında Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ruhu tayyibelerine, ehl-i nashabına peygamberani zam ve pirani zam ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas şiiri. Üstad zalimiz bütün sohbetlerine hemen hemen üç İhlas bir Fatiha ile…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendimiz aleyhissalatu vesselamın ruhu tayyibelerine, ehl-i nashabına peygamberani zam ve pirani zam ve bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas şiiri. Üstad zalimiz bütün sohbetlerine hemen hemen üç İhlas bir Fatiha ile başlarlardı. Gördüğüm kadarıyla daha ziyade cemaatin adeta Allah'ın izniyle ruhunu okuyor gibi konuşurdu. Kimin ne meselesi varsa o hallolurdu. Bize Aksaray'dan askeri hakimlerden biri geldi. Yaşıyorsa Cenabı hak selametler versin inşallah. Hayırla yaşarlar. İlçe al etmişlerse Cenabı hak rahmet eylesin. Onun bulunduğu bir sohbetti. Üstad zalimiz konuştular. Ondan sonra istirahat yerlerine geçtiler. O zat dedi ki benim dokuz tane sorum vardı. Sekizini cevapladı, biri kaldı. Bunu derken istirahat yerlerinden kalktılar.
Buyurdular ki Celal ettin, sen o uçan daireyi soruyorsun. O daire ehli küfrü kahırdır. Buyurdu ve ayrıldılar. Buna benzer anlatmakla bitiremeyeceğimiz çok hadiseler var. Okula girdim. Bizden sonra zaten ilahiyat oldu. İslam menüsüne girdik. Fakat bütün fetva vermeye kalktı arkadaşlar. Biliyorsunuz ehlince malum muteber beş fıkıh kitabı olmadıkça mümkün değil. Tabii bunun usulleri var, yolları var. Çok fetvalar verilmeye başlandı. Meseleler karıştırılıyor. Şöyle bir düşündüm. Eğer bu görüşlerin arasında kalsak, bunlara inansak biz yolumuzu şaşıracağız. Buyuruluyor ya ittebiul ulema, sürucid dünya ve mesabihlu ahıra. Gerçek alimler, ilmiyle amil, ihlas, ihsan ve takva sahibi olanlar dünya ve ahiretin ışıklarıdır. Geldi müsteazalimizin huzuruna. Kafamı karıştıran, kafamızı karıştıran birkaç mesele var. Diş konusu var. Bunun yanında bir de Evrad Ezkar okuyorum. Ya latif, ya latif.
Bunu Allahu alem bin defa okuyorum. Dediler ki eğer bu zikri yaparsan ruhun letafete erer. Okuyorum. Huzur-u alilerine geldim. Tabii cemaat dolu en geride oturuyorum. Çünkü onları istikbal edeceğiz. Buyurun edilecek. Ayakkabıları çevirilecek. Allah'ımıza Celle Celalühü Hamt sadedinde diyor. Bu hizmeti lütfetti, ihsan etti. Unutmadan şunu anlatmak istiyorum. Böyle cemaati dolu çay doldurmak için mutfağa gittim. Çayı dolduruyorum. Doldururken gönlüme sohbette oturmaktansa cemaate hizmet etmek, ondan daha evla derim. Daha bir hazzı, daha bir neşeli. Böyle bir zevk duyuyoruz, tarif edilmez bir zevk. O ihvanın çaylarını doldururken içeri girer girmez mübarek ellerini başıma koydu. Sohbette oturmaktansa ihvan'a hizmet etmek daha hızlı, daha huzurlu, daha neşeli, daha feyizli değil mi buyurdular. Oturuyorum gerilerde not alırdım zaten. Mesela not aldığım bir şeyi söyleyeyim size.
Şimdi abdestli tarif ediyor. Malum üç defa yıkanıyor ya, birinci yıkayışta nefs-i emmare-i tathir, ikincisinde mülheme-i tathir, üçüncüsünde mutmainneyi dedi. Bunu hangi kitaptan bulacağız? Bizzat şahidim kendisi bu ilham kardeşimiz, hocamız çok iyi bilirler. İsterdim ki hatıralarından nakletselerdi huzurlarında çok ilahiler okudular. İlhan'ım diye çok severlerdi kendilerini. Buraya gelişlerine de çok sevindik. Bütün kardeşlerimizle birlikte memnun olduk. Efendim, ilmimi gizliyorum dedi. Bu kadar. Karşıma hoca getirindirdi. Bizi o zaman görün. Tabii gelenler, şimdi bantlarda dinlediklerimiz, bizim gibi köyden, kentten gelmiş insanlar onlara öyle öğretti ki şimdi Taşkın Paşa, bir adı Damsa Ürgüp'ün bir köyü var. Orada bir ara Osmanlı'nın uç beyleriyle idare edildiği zamanda kanı kaynar anlamına Taşhun Paşa Hazretleri var. Kendisi camiye bitişik şekilde, cami çok tarihi bir cami.
Müstesna bir cami. Şimdi bakıyorum üstadımız Hazretlerinin vazı nasihat ettiği her yerde bir veli var. Mesela Konzanda konuşmuşlar, hoş kadem cami. Nerede konuşmuşsa buna da çok hayret edilir. Sanki o veliler kendisini davet etmiş gibi. Efendim çocuktum altmışlı yillardı. Allah Allah. Şimdi tanıyanı hemen hemen bir veya iki kişi kaldı, başka yok. O bizim Mustafa Demir diye bir kardeşimiz vardı. Beraber okuduk. Kendisi irtihal etti. İltihalinde, irtihalinde okul arkadaşlarıyla beraber gittik. Evlenecek, düğüne bir gün kala Allahu alem, bayrağı dikili vaziyette. Fakat inşallah huzuru ilahide cennette Rabbi Zülcelal'imiz onu en güzel şekilde, tezvicini lütf eder, ihsan eder. Çok kıymetli bir kardeşimizdi. Orada kürsüye çıktım. Yalnız sırtımda bir ateş var. Şöyle yukarıya bakıyorum, elektrik var ama elektriğin sırtımı yapması mümkün değil. Hayret ettim.
Sonra bir arkadaşımız daha o da Esad Erbili Hazretleri'nden çok güzel kasideler okurdu. Es'ad gibi sevdaya uyup çöllere düşmem. Allahu kerimun samedün ni'mevekilu. La halli tayfun serafil kevni mintilkaibedir. Aşk-u ezcebem girift-i goft, yaha da edir. Sormam artık pire saki, ayye-i imana nedir? Leblerim söyler civanım, onca irana nedir? Gözlerin eyler işaret, nergisi şehla nedir? Gam değilmiş hamdi olmak seyri gülşenden cüda, Neşre var riyadında derler, bülfeda bülbül feda. Şimdi şeyh-ı asırdan duydum şu yolda bir nida, dergehi piri muhende, hakim payül esada, ol zaman idrak edersin rütbei bala nedir? Hamdi Yazır hocamız üç mısraya, iki mısra veya iki mısraya üç mısra eklemek suretiyle tahmiste bulunuyor. Yolda geliyoruz. Biri ki benim sırtım yandı. Tabii müşkülimizi, üstadımıza anlatacağız. O bize başsağlığı diledi. Oğlum dedi başınız sağ olsun. Arkadaşınız ittihat etmiş.
Emin olun öyle bir sıcak tavrı vardı. İnsanlara karşı. Onunla beraber bulunuşları var Mustafa ile beraber. Mustafa evladım diyor ama o evladım deyişleri, o kuzum deyişleri unutması mümkündü. Durumu arz ettim, buyurdular ki tam sırt tarafta, sırt tarafta Taşkın Paşa Hazretleri var. O himmet etmiş de onun himmeti ile sıcaklık sizin kalbinize vurmuş. Öğrendiğimiz kadarıyla meşayih-i izamın teveccüh yeri sırt kısmıdır. Tam kalbin hizasıdır. Bu taşkın pasayı, Damsa'yı anlatsam bitmez. Oraya geliyor, geliyor, on beş tane yok on altı tane genç Üstaz Ali'mizin huzuruna gelirler. Yanı başlarında çok yaşlı kimseler var. Derler ki onların temsilcisi olan efendim bunları mı irşada geldin Yoksa bizim gibi kahvelerde gazinolarda, isyan mahallinde olan kimseleri kurtarmak için mi? Evladım, sizin için geldim ama sizi bulamıyorum.
Biz devler tövbe edeceğiz, tabii yaşlılar ayrılırlar ama buyurur ki bizim yanımızdaki tövbe bir başkasının yanındaki tövbeye benzemez. Tam bir iradeniz kavi olsun, azmile ve gayretle bir daha isyana dönmemek üzere söz verirler. İçlerinden bir tanesi üstadımız tehlikeyle gösterir. Eğer bu vermiş olduğunuz sözden dönerseniz sıkıntılara uğrayabilirsiniz. Bir sene devam ederler, içlerinden bir tanesi bendir yine aynı hale dönmek istiyorum. Bakteriler üstadımız Hazretlerine ne dediniz? Ne söyledin? Yapma derler. Fakat nefis galip gelir. Şeytanın aldatmasıyla eski haline döner. Çok geçmeden sabahında cenazesi kaldırılır. Anlatamayacağım pek çok hadiseler var. Oraya geldiğimizde dediler ki bize taharetimizi, guslümüzü, abdestimizi, namazımızı, ibadet ve taatimizi, evdeki hayatımızın nasıl olması gerektiğini, yememizi, içmemizi, beşeri münasebetlerimizi biz Hacı Hasan Efendi'den öğrendik.
Şunu görüyordum, emeğini hiçbir zaman esirgemezdi. Bir gün camiye giriyorum, cami yeni yapıldı. Sanki bin kişiye konuşuyor gibi ses geliyor. İçeri girdim iki kişi oturuyor. Bir heyecan var içinde, bir heyecan var. İbrahim Efendi hoş geldiniz bizim arkadaşımız. Şimdi biz otuz sekiz seneyi geçti. İbrahim Efendi'yle beraber oturduk biz aynı sınıfta kardeşimizle. Otuz sekiz sene oldu. Aynı biz sırada idik, beraberdik. Fakat arkadaşlarımızdan bizim hakkımızda şikayetler vardı. Derlerdi ki hiç çalışmıyorsun. Bütün çalıştığım bir mektup zarfının üstüydü. Neye çalışırdım? Nasıl olur da arkadaşlarımızı üstazı alimize götürürüm diye. Bir minibüs iki yüz liraya tutuluyor, para bulamazdık. Götürürdüm, elhamdülillah, onu görenlerde bambaşka haller zuhur ederdi. Şimdi hala görüyorum hizmette o kadar ileriler ki, o kadar gayretli ve çabaları öğrencilerin de o şekilde yetiştiriyorlar.
Şimdi Üstad-ı Alimiz, gerilerde oturuyorum, oturuyorum, bazı notlar alıyorum. Kendisine notlar alıyorum. Çünkü bu pek kitaplarda de bulunmuyor. Bayağı notlar oluştu elimizde. O okuldaki halleri bir bir anlatmaya başladı. Diş kaplaması, diş dolgusu bunu anlattı. Tamam. Ondan sonra bir Evrad Ezkar okuyorum, Ya Latif diye. Kitabı açtılar Muhyiddin Arabi Kadde Sallallahü Sırra senin zikrin ismi cami olsun, bunun dışına çıkma, Allah lafza-i celalini oku diye, o da anlaşıldı. Efendim buna benzer bitmez haller. Bunu derken şu hatırıma geliyor. İbrahim Suresi'nde. Malum mesela daraballahu ve selen kelimeten tayyibeten keşiceratin bir hurma ağacı ile mümin anlatılıyor. Sonra da her an meyve verdiğini, biz onların her an meyve verdiğini görüyoruz Allah'ımızın lütfuyla. Bir defasında ilk elimize geçmişti. Keşkül Kafa, ilk. Böyle bahçede oturuyoruz.
Hocalarımızdan bir tanesi dedi ki şu oturuşumuza mahsus, oturuşumuza ait bir yer açacağım dedi, açtı. Açtı orada Hızır Aleyhisselam. O konu çıktı. Hızır Aleyhisselam'ın neden Hıdır olduğu, onu işte nerede oturursa orası yeşerir. Nerede oturursa oranın yeşermesinden dolayı emin olun nerede bulunmazsa oraya yeşermiş. Bizim Yerköy diye bir mahallemiz var, oradan kaymakam geçiyor. Onun yanında müdürler vesaireler geçiyor. Geçerken kaymakam diyor ki bu köyde Hacı Hasan Efendi'nin eseri var. Ne biliyorsun dediklerinde bak çok yerlerden geçtik, şu tarlada gelin, kız, erkek Allahu ekber deyip tarlada namaz kılıyorlar. Bu ancak Hacı Hasan Efendi'nin hizmeti olsa gerek diyorlar. Biz ne yapacağız? Onun üzerine biz bir çivi çakabildik mi? Şimdi o devrinde en güzel vazifeleri yaptı o güne mahsus. Devri devri en sıkıntılı zamanlardır. Bakın seksen ihtilali, seksen ihtilali sohbetini terk etmiyor.
Çünkü odalar doluyordu, böyle bir hallolunca böyle bir hallolunca bir kişiyle başladı, tek bir kişiyle. Bu bir müddet devam etti, yine bırakmıyor birer kişi birer kişi, daha sonra üçe çıktı. Yediye varmadı, varmadı. Altı kişiyle sohbetine devam etti. Şimdi biz huzurunda oturduğumla arkada oturduğum arasında çok fark meydana geliyor. Arkada oturduğum bir ayrı, eğer mübarek huzurunda yanı başlarında bulunursam yaşadığımı söylüyorum biiznillahi Teala. Şimdi kardeşimize dedim kardeşim içimden her şey silindi, ne konuşacağım dedim, hiçbir şey yok. Ve şu hatırıma geldi. İnsanı samimîn konuşturur derler. Sizin aşkınız, muhabbetiniz ancak kendileri de öyle ifade ediyor şiirlerinde, oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu diye. Bunu görürdük. Efendim huzurlarında oturduğumda içimden atamadığım bazı düşünceler olurdu. Herkes bunu yaşar, hepimiz yaşıyoruz.
Allah'ın izniyle o duyguların böyle bir bir kalktığını görürdüm. Çünkü Evliyaullah ile oturduğu zaman kişi Allah'ın dostlarıyla o hal ehli değil makam ehliydi. Bunu anlatmakla bitiremem. Onun bu halini çünkü büyüklerimiz onun hakkında söz söylüyorlardı. Mesela Sami Efendi Hazretleri, Hadisallahu Sırra doğuştan veli diyordu, bizzat şahidim. Hasan Efendi vazifenizi yerine getirirdiniz dedi. Burada mı söylendi bilmiyorum veya on iki dakikalık bir gösterimde mi geçti? Orada gördüm. Huzurundaydı. Şunu ifade ettiler. Bunlarda şu hal oluyor, düşüncemiz bu. Bir istikamet, ikincisi basiret, üçüncüsü hikmet, dördüncüsü de vuslat. Orada otururken, Üstad Ali'mizin Sami Vemzi Hazretlerinin huzurunda, efendim dedi, kabir bana kavurma gibi kokuyor dedi. Neden bunu söylüyor? Allah'ımıza olan Celle Celalühu aşkından söylüyor. Muhabbetinden söylüyor. Hiç şüphesiz. Şimdi bunları tarih mümkün değil.
Birkaç not almıştım. Onu da kısa kısa isterseniz söyleyeyim fazla vakit geçirmek iyi olmaz. Hayrulkelam ma kalla ve delle. Sözün hayırlısı az ve hayra delil olandır. Köyceğiz diye bir yeri var. Muğla'nın Köyceğiz. Orada oranın salikleri toplandılar, zikir yaptılar. Ondan sonra Üstad-ı Alimiz taksiyle geldiler. Oturdular. Lokman Aleyhisselam dört bin nebiyi tetkik ettim. Onlardan sekiz öğüdü seçtim dedi ve başladılar. Bir, namazda kalbini muhafaza et. İki, mecliste diline sahip ol. Dört, sofrada boğazına sahip ol, haram yeme. Dört, başkasının evinde gözüne sahip ol. İki şeyi unut, başkasına yapmış olduğun iyiliği, bir ikincisi başkasının sana yapmış olduğu kötülüğü. İki şeyi de unutma. Allah'ı ve ölümü böyle mi saydı? Hayır. Sadece namazda kalbini muhafaza etle ikindiden sonraydı akşam oldu. Ne anlattı? Bir. Namazda huzurun temini için rızık helal olacak. En önemlisi bu.
Eğer nesil bozuluyorsa bundan dolayı bozuluyor. Neslin bozulma sebebi bu. Ya imam, eğer baban o suyun getirmiş olduğu elmaya dişini geçirip de dişinin dip kısmına suyu isabet etmeseydi bir gün de hafız olurdun dediği gibi. Sami Efendi Hazretleri'nin daha ana batnında iken kapıya bir fakirim gelip acaba bu toplayıcı mı dediklerinde hayır hayırdır annemize. Sizin sizin taşıdığınız baktığınızda, haya ediyorum diğer ifadelerden, taşıdığınız kimse zamanın kutbu azamı olacak. Aman ha yiyeceğinize dikkat edin Ve dünyaya gelince de, gelince de onun isminin Mahmut Sami Ramazan olduğunu, Ramazanoğlu olduğunu ve vesair hallerinden bahseder. Bunu Adana'da Abdülkadir diye bir evladı vardı. Buraya geldiğimizde üstazı alimizle davet ettiği evine bulunduk. Sami Efendimiz'den anlatırken bunları söyledi. Diyor ki böyle İstanbul'a bir seyahate çıkmışlar. Bir ziyaret midir? Neyse artık.
Efendim demiş siz doğmadan önce böyle olmuş doğduktan sonra Abdülkadir bir de demiş ki sol ayağı kemiği üzerinde bir lira büyüklüğünde bir işaret olduğunu da söylemiş. Bunların dünyaya gelişi daha evvelden haber veriliyor. Allah'ımızın seçmiş olduğu kimselerdir bunlar. Bizim irşadımız için ve ıslahımız için Cenabı hak seçmiştir. Onları helal rızık birincisinde buyurdular helal rızık, takvadan anlatıldı. El halali beyyünün vel haramu beyyünün. Helal bellidir, haram bellidir. İkisinin arasındaki hususlarda Allah'tan korkanlar ancak muttaki kimselerdir çekinenler ve şüpheden kaçınanlar. Bakın rızıkta dört tane husus geçer. Oradaki ayeti celilesinde tayyibatın birincisi haramdan sakınmak, ikincisi şüpheli olandan kaçınmak, üçüncüsü üçüncüsü yanlış mı saydım acaba? Haramdan sakınmak efendim şüpheli olandan kaçınmak, masivadan uzaklaşmak diye geçer.
İbadet ve taatin ruhu diye çok güzel bir eser var, orada görmüş. Böyle dikkat ederler, anlatıyor şimdi. Ondan sonra taharet düzgün olacak. İnanın tahareti öyle anlatırdı ki tahareti yani anlatmakla bitmez. Böyle hocalarımızdan bir tanesi vaaz-u nasihat ettiğinde neden fıkhi meselelere dokunmuyor deyince fıkhi konulara dinimi dini mesaile döndüğü zaman farz, vacip, sünnet ve müstehaplarına aman efendim ben bunu yatsı namazından sonra cemaate anlatıyorum, siz normal vaazınıza devam edin der. Gusül anlatırken üç farzının yanında on bir esas sayarlardı. Şu kulağın tavanı kimliğinin hatırına gelir? Daha başka hicap ederim anlatmaya neler neler ifade ediyordu? Şu gözün eğer su soğuk olacak olursa yumayacakları için buralarda kuru yerler kalabilir diye hilallenmenin gerektiğini ifade ediyor, anlatıyordu.
İnanın o sohbetlerinde vaazlarında kadınlar bölümünden üç beş kadın dışarı çıkıyor bizim abdestimiz gustümüz yerinde değilmiş diye En ince, hassas bir şekilde haber verirlerdi. Biliyorum, nimeti İslam. Elinden düşmüyordu, okurdu kitapların neleri. Bir gün mektebim yok dediğine bakmayın. Hazin tefsirini bir gün mektebim yok dediğine nasıl okudu? Hocamız bilir, İbrahim mekan hocamızı. Çok iyi bilir. Çok iyi bir dostuydu. O geldiği zaman coşardı. İnanın başka hoca kardeşlerimiz, hocalarımız yanında pek konuşamazlardı. Mesela İmam Ahmet Bin Hanbel Rahmetullah Ali üstazı ondan çekiniyor. Şaziliği meşayıklarından intisap ettikleri var. Hamzai Bağdadiler var, Bintisabitti. Onun için şeyhinin görmediği yere oturuyor. Ayağa kalktığı zaman Ahmet Bin Hanbel Hazretleri oraya bir su dökülmüş gibi gözünden yaşlar akıtıyor. Efendim irfanı kimden öğreneceğiz biz?
Burada takvadan anlatıldı takva, et takva ha huna buyuruyor Allah'ın Resulü sallallahu teala sallallahu teala ve sellem. Mescide girdiği zaman birisinin gözüyle, kaşıyla, sakalıyla oynadığını görünce kalbinde eğer haşyet olsaydı, azasında da olurdu diye buyuruyor. İşte anlattılar, böyle güzel güzel anlattılar. Taharet düzgün olacak, bir de kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz. Tabii arada misaller de veriyor. Böylece akşamı ettiler. Şimdi bir yere girilecek mübarek vücudu alilerinde ter oluyordu. Çokça oluyordu. Onun için böyle değişik elbiseleri konuyordu çantasına. Biz koyuyoruz. Yalnız şunu gördüm, bunu demek acaba doğru olur mu? Beşer olmasına rağmen aile fertleri olarak biz bir ter kokusunu onda görmedik. Mübarek elinden tutup istirahat yerine götürürdük, götürürdük. Emin olun elimi günlerce koklardım. Bu Allah'ın lütfu ve ihsanıdır.
Onun onun cemali ilahiyi de çok seyrettiğini ifade ederler. Güzelliği güzelliği hiç şüphesiz bambaşka Allah'ımızın bir nur-u ilahisi kalbine lütfedilen o bereketle şimdi bardağın içerisinde ne varsa dışında o görünüyor. Eğer suyuysa su, eğer portakal suyuysa portakal vişne suyuysa vişne görünüyor. İçinde Allah'ımızın tecellileri var. Varidatı ilahiye var, içlerinde füyuzat-ı ilahiye var, esma tecellisi var, ef'al tecellisi var, onlardan dolayı mübarek rengi alileri de çok başkaydı tarif edilemez. Efendimiz için bir defasında beşerdir diye ifadede bulununca doğru, Esselamü enna beşarum misrikun yuhha ileyhiye ben bir beşerim bana vahiy geliyor. Ebül Mevahip Şazeli Hazretleri buna dayanamaz.
Ona beşer denmesine beşer oluşunu muhafaza ile Muhammedün beşerun, la kel beşer, belhu ve kel yakutu beynel Hacer, evet Muhammed beşerdir sallallahu teala aleyhi ve sellem ama taşlar içerisinde yakut gibidir. Bunu söylediği gün efendimiz aleyhisselatu vesselamı görür yanında arkadaşlarıyla birlikte. Yani Ebul mevahip beni ne güzel vasfetti, onu da onun bulunduğu cemaatiyle Cenabı hak bağışladı diye buyurur. Muhammedün Beşarun, la kel beşer, belhu ve kel yakutu beynel Hacer veli dindiği zaman elbette ki Allah'ın dostudur. Cenabı hak onları lütfetmiş olduğu lütuf ve ikramla bezemi seçmiş, anlatamayız beyan da etmek çok zordur. Efendim bunu aldılar, sadece namaz, bir misal arz ettiler. Bir kimse evladına der ki oğlum ben bugün yemek hazırlayacağım ama çokça yemek hazırlayacağım. Bu büyük bir camimiz var. O caminin cemaatini evimize davet et. Davet eder üç veya beş kişi gelir.
Oğlum kazanlarla yemek yaptık. Neden üç kişi veya beş kişiyi getirdin? Baba namazı kılanlar bunlar. Oğlum cami dolu olur. Baba kapıya durdum, akşam namazıydı, İmam Efendi birinci rekatta farzdan sonra zammı sure olarak neyi koştu? Oğlum ben bağdaydım, bahçedeydim, hiç haberim yok. Amca bende evde bir sıkıntı vardı, kafam hep onunla meşguldü. Sen bende birisinden alacağım vardı, onunla meşguldüm. Halbuki okuduğu İmam Efendi'nin Kevser Suresi ile İhlas Suresi. Bunu üç veya beş kişi bunları anlattı, çok şirin bir şekilde anlatırlardı. Efendim bu anlatmanın yanında mühim olan gönlün istifadesiydi. Mühim olan buydu. Çünkü gelenleri görürdük. Çok sıcak oldu içeri. Ya Hasan Ali Bey çok sıcak ki kapı mı atacak, ne yapsak? Çok güzel. Bitiriyorum zaten. Şimdi gelenler bu ilim ehli insanlarından diyeceğim bakın size. Deyim, isim vereyim. Kayseri Müftüsü o zaman İbrahim Çelik.
Size İbrahim mekan hocamızı anlattım mı? İbrahim mekan hocamızla olan hali anlatmakla bitmez. Bir gün hoca bize geldi, hocamız bize teşrif ettiler, çok ikram ederdi. Hocalara bambaşka saygısı vardı, hususi yemekler verir, ilmi mesaili açar, konuşurlar, görüşürler, çok severdi hocaları. Hocamıza bizim yerimiz belli, sıkıntılı, pek o kadar imkanlar yok, ta nimetler başka yerlerden yaptırılır, gelir. Bizim Ziraat diye bir yerlerimiz var, oradan şeftaliler, meyveler hocamıza hususi hocamız bunu anlatırdı İbrahim Ekin Hoca, demek ki nasıl duymuşsa köy tamamen temizlenirdi. İbrahim Yeken Hoca gelecek diye köy tamamen temizlenirdi hocamız geliyor diye. Nasıl ikramlar ederdi hocamıza? Bir gün hocamızın kalbini yoklamış, nasıl olmuşsa. Hocanın kalbi nasıl diye Evliyaullah kalp yağusudur ya, İbrahim mekan hocamız öyle her kimseye de boyun eğecek bir kimse değil, hemen ayağına kapanmış.
Şahit olduğum çok hususlar var. Efendim ne olur bize himmet edin dediğini, hocamızın zevce-i Muhteremeleri irtihal etmişti. Evliliğinde hayırlı olsuna girilecek. Yolda üstadımız dedi ki ben dedi bir hadise anlatacağım. Efendimizin evliliğine dair Ümmü Habibe'yi anlatacağım. Radıyallahu Anha dedi. Diğer hocalarına siz dedi ne konuşacaksınız vardılar. İbrahim Eken hocamız dedi ki efendim bugün sizi müşahede ettim. Benim bir hatam varmış, o hatamı tashih ettiniz diye. O şeylere geçmiyorum. İlim yönünden münakaşa bazen olurdu, bazen olurdu. Tabii hocamıza çok saygı duyuyorlar. Sevgiyle, muhabbetle yani devrim mesela Diyanet reisleri bilmem falanlar hep saygı ve sevgiyle şimdi bizim Diyanet Reisi sevgili hocamız lütfu Doğan, sallallahuullah içtiği bir çorbanın tadını anlatsın da bir görün. O içtiğim çorbayı unutamıyorum diye. Çünkü onun içerisinde Allah'ın aşkı vardı, muhabbeti vardı.
Ev halkı olarak biz gelen yiyecekleri kapışırdık. Allah'ın dostları yemek yedi bizlere bereket olur diyorduk. Bize böyle öğretiyordu. Hocamız derdi ki nerede yemek isem sıkıntı duyarım ama şahsın efendimizin hanesinden sıkıntı duymam. Bakın burada Erenköy'de oturuyordu. Buraya geldiğinde hocamızı hususen ziyarete gitti. Orada orada Satoğlu vardı milletvekili olarak da konmuştu bir ara. Satoğlu hocamızın ziyaretindeydi. Abdullah size dedi ben tanıtacağım Hacı Hasan efendimizi. Bu benim efendim, bu benim üstadım, bu benim hocam, bu benim her şeyim Abdullah. Yani onları öyle bir cezbetmiş ki arasında bambaşka bir sevgi ve muhabbet, Tahir hocamızı anlatsak bitmez. Altmış yedide Yahyalıyı teşrifinde yol Kayseri'den Adana'ya doğru gider, Yahyalıya otuz bir kilometre dönüşlerinde önde oturuyor hocamız. Hocamızda bir değişiklik var. Arabada olanlar hayret ediyor hocamıza bir şey mi oldu diye.
Başı böyle Taksimim tavanına değiyor, tekrar iniyor, değiyor. Meğer ağlarmış, ben dostuma gidiyorum, kardeşime gidiyorum diye ve kardeşlerine yanındakilerine diyor pamuk pense gibi Hacı Hasan Efendi'yi incitmeden kaldıracaksınız, ayağını ağzıma geçireceksiniz diyor. Bu ne sevgi, bu ne muhabbet. Sonra üstazı alimiz, askerlerim diyor. Onlar bağda bahçede çalışan çok güçlü kimseler. Kaldırın hocayı diyor, bir anda kaldırıyorlar. Onun ayağını da benim ağzıma getirin diyor. Sevgi bu, muhabbet bu. Ne diyeyim, ne anlatayım? Hizmette üç Allah'ın nimeti var buyuruyorlardı. Birincisi tevazu. Hizmet edene Cenabı Hak tevazu lütf eder. İkincisi cömertlik, üçüncüsü de Gökçek huy. Yani mübarek ağzından dinlediğimi aynen veriyorum size, güzel ahlak diyordu. Mesela dört şey kafirlik getirir, İnsanda dört şey var. Emin olun hep ayetle, hadisli ama Cenabı Hak gönlüne lütfettiği için başında ifade ettim.
Cemaati böyle okur gibi yani dışarı çıkan insanlar bir derdi ki benim şu meselem halloldu, benim şu meselem halloldu. Söz uzar gider. Cenabı hak yollarında daim ve kaim eylesin. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, ehlin ashabına, peygambere nizam ve piranizamın ervahına. Buyurun.