Manevi Terbiye Ve Ruhani Yolculuk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ali, keremallahu veçe efendimiz radiyallahu anh. Ya Ali, ya Ali radiyallahu anh. Cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem, Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahü Teala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem, Ya Rabbi…
Bismillahirrahmanirrahim. Ali, keremallahu veçe efendimiz radiyallahu anh. Ya Ali, ya Ali radiyallahu anh. Cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem, Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahü Teala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem, Ya Rabbi elbette ben onlar içinim dedi. Ya Ali. Hadiallahu Anh. Allahü Teala'nın rızası ana babanın rızasında. Gazabı yine onların gazabındadır. Ya Ali. Komşuna kafir de olsa ikram et. Yine kafir de olsa misafirine ikram et. Annene babana kafir olsalar da ikram et. Kafir de olsa dilenciyi reddetme. Şüpheli şeyleri yeğenin dini örtülü, kalbi kara olur. Haram yiyenin kalbi ölür. Dini köhne olur. Yakini zayıf olur. Duası perdelenmiş olur. İbadeti az olur.
Ya Ali, Bir mücrim, günahkar kul felaketine sebep olacak şeye dua etse Allahü Teala meleklerine bunun istediklerini verip sesini kesin. Bunun helaki, felaketi istediği şeydedir buyurur. Allahü Teala bir kuluna gazap edince ona haram mal nasip eder. Yani Allah Teala bir kulunu severse o kulun duasını geciktirir. Melekler ya Rabbi bu mümin kulunun duasını kabul buyur derler. Allah Teala, benim kulumu bırakın. Siz ona benden çok mu acıyorsunuz? Ben onun dua ve tazarru etmesini seviyorum. Ben alim ve habiirim buyurur. Yani bir kimse ölüm halleri geldiğinde, bir kimse ölüm halleri geldiğinde azaları birbirine selam verir. Esselamu aleyke, ben öldüm. Sen de öleceksin derler. Böylece ak tüyü kara tüyüne ben övdüm. Yani ağırdım. Sen de öleceksindir. Yani, her yeni gün gelince ey insanoğlu. Ben senin yeni gününüm. Senin üzerine şahidimdir. Her gece de insanoğluna böyle söyler.
O halde gün ve gece ile sohbeti yiğit. Allah Teala'nın fazlından helali iste. Helal istemek her mümine farzdır. Abdest aldıktan sonra Kadir suresini oku. Allah Teala sana elli yıllık ibadet sevabı verir. Ayaklarını yıkadıktan sonra bana on kere salavat getiren kimsenin üzüntüsünü Allahü Teala gidererek onu ferahlandırır. Dualarını kabul eder. Ya Ali. Fecir ağarmadan önce ve gün doğmadan önce Allah Teala'yı zikredenlerin günahı gökteki yıldızlar sayısınca da olsa cehennemde azap görmelerine Hak Teala razı olmaz. Yani sabah namazını kılınca güneş doğup yükselinceye kadar yerinde otur. Sonra iki rekat namaz kılarsın. Hak Teala sana bir hac ve umre sevabı ve bir küre azat etme sevabı ve Allah yolunda bin altın sadaka vermiş sevabı verir. Yani, Hazarda ve seferde dua namazına devam et, kuşluk namazına. Kıyamet günü cennetin şerefeleri üzerinden dua namazını kılanlar nerededir?
Cennete duha kapısından selamet ve emniyet ile girsinler diye nida edilir. Allah Teala bütün peygamberlerine duha namazı, yani kuşluk namazı kılmalarını emir buyurmuştur. Yani cuma günü kustreden kimsenin öbür cumaya kadar olan küçük günahlarını Allahü Teala affeder. O kimsenin kabrinden nur, mizanında ağırlık olur. Kulların Allah Teala'ya en sevgili olanı secdede ya Rabbi ben nefsime zulmettim. Beni affet. Zira günahları ancak sen affedersin diyen kimsedir. Ya Ali Radıyallahu İçki içen ile dostluk etme. O mel'undur. Zekatını vermeyen kimse ile arkadaş olma. O, Allah Teala'nın düşmanıdır. Faiz yiyenler ile de arkadaşlık etme. Zira onlar hakkında Allahutaala, eğer böyle yapmazsan Allah'a ve peygamberine karşı harbe girmiş olduğunuzu bilin buyurur. Yani Kuran-ı Kerim okurken ve dua ederken sesini çok yükseltme. Namaz vakti gelince hemen kıl. Geciktirirsen şeytan seni meşgul eder.
Manevi Terbiye Ve Ruhani Yolculuk kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Ali, keremallahu veçe efendimiz radiyallahu anh. Ya Ali, ya Ali radiyallahu anh. Cennet kapısında gördüm. Nefsinin hevasına, arzularına muhalefet edenlerin yeri cennet olur yazılıydı. Cehennem, Ya Rab beni niçin yarattın diye sordu. Allahü Teala cimri ve kibirliler için yarattım buyurdu. Cehennem, Ya Rabbi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunun gibi bir hayırlı işe niyet ettiğin zaman hemen yap. Yoksa şeytan seni o hayırlı işten men eder. Bu Kuran okurken, ulan azimüşşan, sesi yükseltme hususunda bir şey anlatacağım. Bu Erenköy olduğunu bilmiyorum. Sami Efendi Hazretleri, Hadisallahü sırda orada otururlardı. Yalnız değişik bir mekan olsa gerek biz daha genciz. Efendi Hazretleri, Haddesallahühuse sohbet buyurdular. Sonra yemek için onları bir yere aldılar. Biz de herhalde umumi bir yerde bulunduk. Daha sonra Sami Efendimiz Hazretlerine yakın olanlardan birisi dedi ki, efendim şöyle bir kimse geldi. Bir Kuran'ı Kerim okusun. Daha öyle Kuran-ı Kerim okuma görmedim. Böyle başındaki takke, Mevla'mızın kavuna benzer şekildeydi. O kadar yüksek olmasa bile. Siyah, fakat Kuran okurken kendinden geçti. Sesini son artık avasına kadar gözleri döndü, bağırıyor. Ama onun o bağırması insanda bir ürküntü meydana getirmiyor. Okudu.
O bizde çok büyük bir tesir etti. Demek ki dedim ilahi aşktan dolayı insanın derunundan gelirse içinden o coşar. Bir tanesi efendimize geldi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ya Resulallah ben gece Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmettim. Buyurdular ki gözyaşı nerede? Şimdi bunları engelleyen nedir derseniz bunları engelleyen sabah da bu hususta görüşülmüştü. Üstadımız hazretleri bir söz söylediler. Onu biz yerine getiremedik. Bazen vezinli sözler, şiir yazardım. Evin salonunda buyurdular ki ne yapıyorsun? İşte böyle bir şiirle meşhur olduğumu söyleyince böyle bir dalgalanırsan yaz. Ama onun dışında gönlüne bir ledünniyat, bir misal doğarsa onu yaz o Allah tarafındandır buyurdu. Tabii şimdi sabahki kardeşimizin güzelliğinden dolayı o. İnsanı derler samimi konuşturur. Dinleyen konuşturur. Herhalde kabiliyetli bir ilimseydi ki biz iştirak vakti dinle bir hayli geçti.
Bu hususta üzerimizde hakimiyet kuranlar, mesela nefis hakimiyet kurmak ister. Şeytan korumak ister. Dünya ve şeytan sıfatlı insanlar nefsin heva arzu ve istekleri. Bu hakka dair bir misaldi. Şimdi hatırlayamıyorum. Müstazımızın o mübarek tavsiyesini yapsaydık şimdi hemen ifade edebilirdik. Kayseri'ye geldiğinde mürşid-i kamilimiz tabii tamlıyor, biliniyor. Hemen etrafını almışlar. Bir sohbet buyurmuş. Biz de sabah derslerimiz olduğu için okulda ancak sabah görüşebildik. Buyurdular ki akşam ledünniyyet doğdu bu ledünniyyet nedir biz bilmeyiz şimdi ledünniyyet doğdu ne demek bu ledünniyyet doğdu diyorsunuz Bu ne demek? Bu ledüniyet ne? Biz bunu bilmiyoruz. Bize Mürşid-i Kamilimiz buyurdu ki, ledünni bir hal oldu. O da okudukları orada Bu Hucurat suresinde Ayet-i Celile bir doğuş oldu buyurdular. O kardeşlik hakkında demek ki o anda kendisi zaten müstesna.
Şimdi cemaate göre desem kendileri de bunu söylerdi. Bizim görüşmemiz buyuruyorlardı cemaatin durumuna göre. Bazen görüşürlerdi. Oğlum koltuğum kırıldı buyururdu. Bir de misal verirdi. Şimdi budaklı ağaçlar olurdu budaklı. Onu böyle baltayla insanın ayırabilmesi çok zor olur. Baltayla olduğu zaman. Bir de af buyurun. Efendimizin sözü söylediği için diyorum. Camız günü. Onu yumuşatamazlarmış. Siz değil bizim gibi insanlara derdi ki, buyururlardı ki yahu ne oluyor konuşuyorum, hiç tesir etmiyor. Kolum koltuğum kırıldı. Bu budaklı bir ağaç gibi kırılmıyor. Sonra camız günü gibi vuruyorum, yumuşamıyor, vuruyorum, yumuşamıyor. Bu yukarı köylerimizden birinde sohbet etti. Bir tanesi de çok uygunsuzdu. Hususen gelmiş. Hacı Hasan Efendi ne konuşuyor? Öyle samimi dinlemeye değil. Böyle bir araştırma içerisinde. Şimdi o bulunuyor. Dik dik bakıyor adam. Biz de okulumuzdan öğrenciler getirdik.
Bir ağıut başladı. Mübarek sesleri duyulmayacak şekilde cemaat ağlıyor. Böyle çok gördüğümüz de oldu. Bazen de böyle sıkıldığı zaman bütün terin içine girerdi. Efendim bunun sebebi nedir söyler misiniz? Niye terin içine girdi efendimiz? Niye zorlandık? Kolum koltuğum kırıldı dedi. Söyleyin. O aynen şimdi ultrasyon gibi. O bir evliyaullah. Gözü öbür alemleri kalp gözüyle görebilecek kudret ve kudrette bir iznillahi Teala. Onun için bütün insanların bizim gibi siz deyin. Bizim gibi insanların iç alemini görüyor. Ondan dolayı daralıyor ve sıkılıyor. Orada buyurdu ki elhamdülillah cemaat inançlıymış. Nasıl dedi elhamdülillah? Huzurlu bir görüşmemiz oldu. O muhalif adamın da hiçbir tesiri olmadı. Şimdi bir grup geldi. Bunlar efendimizin anlıyorum, biiznillahi Teala teveccühünü istiyorlar. Şu konuşmalar değil hiç. O mübarek gözünü bir yumaca tabii karşıdaki de alıcı olması gerekir.
Verici var ama alıcı olmayınca ne olacak? Mümkün değil. Böyle bir grup geldiler. Niyetleri üstadımız hazretlerinin mübarek gözlerini yumup kalbe yönelmesini bekliyorlar. Yapmadı ve herhalde birkaç kelime söyledi. Bak mübarek vech-i saadette değişti. Onların hepsi derstiydi. Mübarek vech-i saadeti böyle bir üzüntülü hal aldı. Buyurdu ki tamam gidebilirsiniz. Gittiler. Neden oldu? İçinde bizim gibi şu günahkar gibi bir kimse vardı. Bir gün bir müştü geldi. Akşam namazından da sonraydı. Onların o teveccüh halini çok düşünürdüm acaba nasıl olur diye. Çünkü ömre bedel. Onun bir mübarek gözünü yumması, kalbe yönelmesi emin olun ömre bedel. Biz yillarca çalışmamızla bunu temin edemeyiz. O bir mübarek gözünü yumacak, kalbimize de akacak. Öyle akması basit ne bir iş değil. Böyle bir bu tabiri evliya için nasıl kullanabiliriz ki? Bir horlama hali diyeceğim ama o basit kaçacak.
Bunların hepsi Türkçede çünkü karşılığı yok. Efendimizin vahyi alışının velayet ölçüsü içerisindeki bir görüntüsü. Nebi Ekrem Efendimiz de mübarek gözlerini yumuyor. O sesler çıkıyor. Öyle oldu. Ağlıyor tabii. Kendinden geçmiş gibi ağlıyor. Sami Efendi Hazretleri'nin kalpte sallallahu aleyhi ve sırra torunlarının düğünüydü. Düğün davetiyesi çok güzeldi. Bir lütfi iteala diye baş kısmına böyle yazmışlar. Şimdi düğün torununun değil bizim onun bir zamanın kutbul aktab'ı. Bak bir kutbu cihan var, bir kutbu azam var, bir de kutbul ahtab var. İyi sarılabilsek kutbul ahtab bizim mürşid-i kamilimiz Sami Efendi Hazretleri. Ne olur? O kutbul ahtab efendim adamın babası zenginse evladı da zengindir Ama evlat olabilirsek onların defterine kaydımız geçmişse, dedem dört kişiye ders vermiş Rahmetullah Ali, Esad Erbili Hazretleri, Kaddesallahülazra, Mustafa Efendi dört kişiye ders verdiniz.
İkisini kabul ettim, ikisini gitmedim. Biz bu derde düşelim. Acaba o defterde ismimiz var mı yok mu? Çünkü zamanın mürşid-i kamillerine o defter verilir. Bizzat şahidiyim. Böyle ders görüşmelerinde kayıt yapılıyordu. İsimlerini yazacağım. Bir kısmında gördüm. Mübarek başını yukarıya kaldırdı. Hayır. Ve o kimse ayrıldıktan sonra dedi ki ben bunu kırk senedir idare ediyorum ben bunları dedi. Kırk senedir idare ediyorum. İdare etmesem dedi hep şaşılacaklar. Hep yanlış yola gidecekler. Hürmetle izzetle ikramla bunları tutuyorum. Biz böyle olmayalım. Kovulsak da, dövülsek de, sevilsek de, dövülsek de, bağlandı bendim. Gidemem gayri, teslimiyeti olmadıkça zor. Bak bir berbere nasıl teslim oluyoruz? Berber. Aman ha gırtlağıma bir bıçak değer. Şu yanağıma değer, yüzüme değer diye hiç sesimizi teslim olduğumuz kadar olsun teslimiyet ister. Elinde meyit kelimesini boşuna kullanmamışlardır.
Yıkayıcı elinde ölü gibi, efendim bizim asıl düğün zamanın kutbul aktabını görmek. Dedem Rahmetullah Ali Menemen hadisesinde idam için gidiyor. İki tane de müridi var. Fazlı hafız, bir de kılavuz hafız. Kılavuz hafız idama giderken öyle bir hal alıyor ki öyle bir sevinç görülmemiş. Tabii şüpheleniyorlar çünkü genç de idam devrilecekler. Yirmi sekiz tane kulefası şehit edildi. Herhalde diyorlar bunun kafasına bir hal oldu. Çünkü asılacağı için diyor ki hayır hayır. Ben idam vesilesiyle üstadım, Esad Erbili Hazretlerinin Nur cemalini göreceğim. Şu aşka bakın şu muhabbete bakın. Ölümüne onun nur cemalini göreceğim diye hayatı öldüren demek budur işte. Unutmadıysak Efendimizin vaazının birinde şu geçiyor. Bu yola başımı koydum. Üstatımız buyuruyor. Beni vurmak istiyorlar diyor. Bilir o Allah'ın izniyle. Benim diyor hayatımı ortadan kaldırmak istiyorlar.
Ama Allah'ıma öyle bir teslimiyetim var ki benim vücudumu Cenabı hak bir kıl gibi eder, yine dokunamazlar. Böyle onlar kendilerini feda etti. Efendim hepimiz bilgisayar kullanıyoruz. Bu elektronik aletler. Bilhassa bilgisayarda az bir hata olduğu zaman bir türlü biz o şifresini dostsun vesair sahifelere girişte açılmıyor. Bize çok iyi bir anahtar verdiler. Hazineyle gösterdiler. O hazine dünyadaki şu nimetler onun yanında hiç mesafesindedir. Şu vücudumuzdaki o letaifler boş değildir. Ama iş bize düşer. Bizim çalışmamız gerekir. O anahtar yüz on bir istiğfardır. Ondan sonra devam eder. Ölüm tefekkürü, rabıta vezikullah. Eğer bunları çok iyi yaparsak rabıta bizim bizim zikrullah da rabıta da günümüzün yarısından fazla olmazsa şeytan ve nefis bir adım dahileri attırmaz. Hele şu zaman. İyi bir çaba ister, iyi bir gayret ister.
Şimdi düğünden gaye torunu olmakla birlikte hemen hemen çoğu vilayetten birer kişi istiyorum. Çünkü etrafları var. Gelin hanımın tarafları var. İşte üstazı Ali'mizin torunlarının etrafı var derken birer kişi yalnız mürşid-i kamilimizin durumunu bildikleri için diyorlar ki bir de hizmetini görecek kimse ister. İşte biletini alacak, ondan sonra oturmasını, kalkmasını, ilaçlarını vesairesini, bu işlerini görecek bir kimse biz de katıldık. Valideyi muhterememiz Meryem annemiz de katıldı. Anlat derseniz anlatırım, çok büyük bir değer kaybettik biz Meryem annemizle. Çok şükür ki girerken çıkarken okuyorsunuz ruhuna. Gerçekten vallahi ve billahi anaydı o. Ayaklarına sülükler tutturdu hastalığından dolayı. Daha yavru halinde ağlayan çocuğunu böyle oyuncaklarla nelerle bir köşeye oturdu, ihvanıma çorba hazırlayacağım diyen ve bunun için gayret gösteren bir anamızdı.
Bütün ihvanı düşünüyordu o yattığı yerde. Biz acaba onların emeklerini düşünüp ne yapabiliyoruz? Nefsim için size yok, size hiçbir söz getirmiyor. Siz yummuş, çıkarmış, arınmışsınız. En hamdiyle o gözle bakıyorum. Siz kendiniz kendinizi nasıl hesap ederseniz bu nefsim için. Validei muhterememizle beraber gidildi. Yalnız Erenköy'de Abdullah Develioğlu diye bir zat var. Bu müderris dedemle de beraber arkadaşlık yapmışlar. Üstadımızın büyük bir kabiliyetini de seziyor. Diyor ki usta efendi sen Hasan efendiyi okutmayacak mısın? Efendim o okutuluyor diyor. Burada ilmi ledün hakkında bir kayıt okutuluyor diyeceğim inşallah. Duanızı bulabilirsem. Neydi? O okuduğu neydi? Min gayrı sebebin mefufin, min haricin. Hocası, hacısı bilmem falan yok. Hocası Rabbi Zülcelal'imiz onun.
Oradan aldığı bir ilim ve bu ilme vesile olan Üstazımızın Üstazı Sami Efendi Hazretlerinin torununun düğünü için girildiğinde Abdullah Develioğlu Müderris Erenköy'de evi var orada oturuluyor bize bir kitap açtılar okuttular Mevlana'mızdan bazı beyitler böyle konuşuyorlar Tabii çok yakın dostlukları var Efendimizin dokuz yüz elli beşteki Adana'daki Şeyhoğlu Camii'nde Tepebağda vaizinde insanların ağladığını duyuyor bir de ben gideyim diyor fakat vaazın şöyle ortasına bile varmadan dışarı çıkıyor Efendimiz Hazretleri hocam bir kusur mu ettik, ayrıldınız. Herhalde bir üst katta bulunuyorlar. Diyor ki Hasene Efendi, babayın sözünün hak olduğunu gördüm. Okutmayacak mısın deyince hocam o okutuluyor. Demek ki Rabbimiz Teala tarafından bir ilme mazhar olmuşsunuz ki böyle çocuklar gibi ağlamaya başladım, dayanamadım diyor. Buydu bizim Efendimiz. Hayatında bilmedik. Şimdi olsun bilelim.
Hayatta onlar aynı görevin başındadır. Kimse bunda hilaf söz söyleyemez. Mürşid-i kamillerimiz aynen görevin içerisindedir. O alakalı olan kimseleredir. Evladı olanların da listesi onların elindedir. Onu da bildirir Evrad ve ezkarımıza kadar artık Pöfem orada otururken böyle bir cep telefonu ne yok hane-i Saadet'ten istiyorlar dedi Akşamdan sonra merasim başlayacak. Yalnız ikindi sonra başlamış. O haberi kalben alıyor. Kapıda görevliler duruyorlar. Böyle düğün davetiyesi olanı içeri alıyorlar. Bizim yok tabii. Bu himmet-i aliler olsa gerek. Bizden de sordu. Halbuki sorulmaz. Ben bir evladıyım onun. Feraseti sordurmaz insana ama sordu neyse kullandığım ifadeyi şurada diyemiyorum biliyorum başta Cenabı Hak şahit her sözümüze ve evliyaullah da bizzat dinler Bunu bilen bilir. Bunu bilen bilir. Bizim gibi insanlar anlamaz ama siz anlarsınız inşallah. Her kelimeleri onların kontrol altındadır.
Bakışları da oturuşları, kalkışları, her hareketleri ölçülüdür şeri esasa muvafık olmak şartıyla neyse bir ifadede bulundum ancak şu kadar diyebilirim izinsiz gelme şeklinde neyse girildi Efendimiz Hazretleri Sami Kaddafi de olsa sevgimizden olsa gerek ki bulunduğum hanenin daire kısmına hangi daire olduğuna ait bölümde Mahmut Sami Ramazanoğlu diye yazdırırdım. Evin birisini odasını kim ne derse desin Sami Efendi Hazretlerinin odası, üstadımızın odası derdim. Oyuncak gibi sevmedim elhamdülillah. Bir gün buyurdu ki Sami Efendimiz kesse kesilir misin? Kestiririm kendimi. O biliyordu. Bu sözün samimi mi yoksa samimiyetsiz mi söylendiğini biliyordu. Hiçbir şeyimiz olmasa da dahi amelimiz, taatimiz olmasa bile olmasa bile kesilenim de kurtulalım. O şekilde olsun affola. Yoksa onlar keser mi? Bu mümkün değil. Onun ifade tarzı müstesnaydı. O anda ne tecelliye mazhar oldu bakalım.
Evliyaullah'ın yaptığı hareketler hiç boşuna olmaz. Tecelliye mazhardır onlar ve ona göre hareket ederler. İradeleri ellerinde değildir. Vay şu etkiliyor bu etkiliyor. Bu söz cahilane bir sözdür. O kimsenin etkisinde kalmaz. O Rabb'ımızın emrine ram olmuştur. İradesini Rabb'ımıza teslim etmiştir. İçeri girdiniz ne oldu? İçeri girdik. Sohbet buyuruyorlar. Belkıs'a anlatıyorlardı. Yalnız çocuğum ama tahammül edemedim. Hiç et diye vücudunda bir şey yok. Şu avuçlarının içerisinde deri sarkıyor. Hiç et met yok. Sadece bir iskelet. Mübarek gözüne de bir rahatsızlık mı olmuş? Onu da görüyorum. Fakat konuşur. İstanbul'un belli alimlerinden Bekir Hak Efendi, Rahmetullah Ali, o geliyor dediler. İstikbal ettiler onu. Üstadımız Hazretleri yanına aldılar fakat çocuk olduğundan olsa gerek insanların şekli gözüme görünüyor. O büyük büyük dediğimiz insanlar bilmiyorum böyle bir hal oldu.
Sonra mürşidimiz sordu, dedi ki oğlum ben nasıl gördüm dedi. Nur gibi parlıyorduk dedi. Evliyaullah'ın huzurunda insanın içi dışına çıkıyor. Konuşuyorlar. Böyle konuşurken şu hadiseye temas buyurdular. Bir kul Allah'ın huzuruna geliyor amelleri veznoluyor. Bir amele ihtiyacı hak buyur. Rabbimiz buyuruyor ki bu ameli bul. Anasına varıyor, yok. Babasına varıyor, yok. Tanıdığı akrabasına varıyor, yok. Ashabimle. Bu Abese suresinde geçer. Her bir kimse için kendine yeter dert vardır. Herkes çıplak olarak haşrolunacağı. Hazreti Aişe radiyallahu anh ya Resulallah insanlar birbirinden utanmaz mı? Öyle bir hal olacak ki birbirlerinden artık bakma şöyle dursun, defterlerinden dolayı hatırlayamayacaklar bile buyuruluyor. İşte biz onun için bir araya gelmeye çalışıyoruz. O gün de mahcup olmayalım. Burada işimizi halledelim diye. Efendim neden bilemiyoruz? Zaten buradan hareket ettik.
Kalbimizdeki o perdelerden dolayı, o engellerden dolayı. Efendim şimdi huzur-u ilahiye mahcup bir şekilde geliyor. Bir amele ihtiyacı var. Onu bulamamış. O anda Sami Efendimiz Hazretleri şu şekilde beyan buyurdular. Senin Allah için bir dostun da mı yok? Böyle deyince bu bahrek sesi değişti. Ne olduysa o an doldu. Hiç kimseyi göremedim. Gözyaşından ben gayri kendimden geçtim. Ağlıyorum ben. Efendimize baktım. Efendimiz orada bahçenin duvarı var. Oraya ellerini koymuş. O da feryat ediyor. Oradan orada hulefa var. Müridan var. Hep bahçenin içerisinden insanlar feryadı figan koparıyor Allah. Meğer, hutbull aktabımız kalplere yönelmiş. Bak arz ettim. Şimdi de onlar vazife yapıyorlar. Gelin mahrum olmayalım. Büyük bir vebali içerisindeyiz. Ne olur şu gönüllerimizi onların kalplerinin altına açalım. Yağıyor Allah'ın feyzi.
Çeşmeden su akar ama biz pakraç mı dersiniz ne derseniz su kabını, o suyun altına değil de sol veya sağ tarafına koyarsak dolmasın. Onu. Altına koymamız gerekiyor. Mübarek kalplerinin altına koymamız gerekiyor. Allah'ımızın nuru o kalpten gelen. Direkt istifade etmek teller olduğu gibi yanar. Çünkü o halde değiliz biz. O hale geldiğimiz zaman zaten Muhammed Bahaüddin Hazretleri, Hadis Allahü Sırrı'a öyle buyurdu. Bir müridi için kendinden geçti. Bizi bırak Allah'a dön buyurdu. Artık o hali tamamlamış letaifleriyle, neleriyle. O nefyu ispat nefesini göbeğinin altına almış. Çok huzurlu bir şekilde okuyor. Bu ders iyi yapılırsa nefvi ispat iyi yapılırsa imanın imanın durulduğu bir derstir. Asıl yanıp yakıldıklarımız da bu zaten. Sureti imandan tasdike geçebilme. Onun tat ve lezzeti ve huzurudur. Şimdi teveccühü bu. Bir Evliyaullah'ın kalben yönelmesi.
Köylerimizden birinden iki kişiyle gidilmişti. Ilmi ledün budur. Artık gönül gözlerinin açılmasıyla meydana gelen ilimdir. Öyle kitaplardan neden talim edeceğimiz değildir. Bizim mürşid-i kamillerimiz bu. Yine de bütün kitaplardan mütalaa ile bize vermeye çalışmışlar. O Rabbımızdan geliyor ki onun sonu yok artık. O ilmin sonu yok. Eğer dinleme lütfunda bulunursak, dinlerim Allah'ın izniyle. Üstadımız hazretlerinin faizlerinin ve sohbet, sohbetlerini demiyorum. Çünkü bize göre sohbetlerinin kesildiği yerler var. Bir kısım görüşmelerinde görürsünüz. Bir türlü sonu yok. Başladığı zaman nereden başlamışsa onunla koyup geliyor. Daha da anlattığı da yoktur. Çünkü bir kısım özel kimseleri vardı. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin gece sohbetleri var Nebi Ekrem. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin Hazreti Selman gibi Radıyallahu Anh gece buluşuyorlar. Huzeyfe Radıyallahu Anh'la buluşuyorlar.
Bazı ashabıyla onlarla konuşuyorlar. Bak Ebu Hüreyre Hazretleri Resulullah'tan iki kap dolusu ilim aldım. Birini söylüyorum, ikincisini söylesem şu boğazdım gider diyor. İşte o zamanın kutbul aktab'ı dediğimiz Sami Efendi Hazretleriimizin de öyle zayıf gibi gördüğümüz mübarek sesiyle kitaplardan okumasının sebebi o tahammül edilemez Ve onu anlayacak bir kimse de yok zaten. Ve konuşması sadece mübarek dili olarak değil, kalbiyle görüştüğü insanlar vardır. Gönül olarak görüşüyor. O bir aylık bilimi bir anda. Ama kalbi bir gönül sohbetleriyle alıyor onu. İki geceye dikkat edelim. Biraz değişik konuşuruz. Bir pazartesi bir de cuma gecelerine. Bu geceler çok önemli. Onlar aslında size telefon, telgraf gibi bir şey olmaz. Uyandırması bir rüzgarın esintisine bile benzemez. Uyandırır ve o gönül sohbetlerine onlar önüne giderler. Yatağımla kalkıp gidecek değil o.
0 ehlince malum olan Allah'ımız bak bu yaşlara geldik. Ömrümüz tanirelere gitti. Şimdi olsun uyanıp da biraz olsun şu güzelliklerinden istifade etsek. Efendimiz boşuna demedi. Hanya'yı, Konya'yı bilmeden geçip gidiyoruz dediği bizim içindi. Baktı bir şey yok. Görürdüm, konuşurdu. Böyle insanlar da mahrum kalkmasın diye. Böyle bizi yazık, memnunsunlar, iyi sarılsınlar. Bunlar çünkü azıcık bir değişik hal olsa gelmem deyip çıkıyorlardı. O günde de öyleydi. Bu. Ne yapsın? Biz pamuk ipliğiyle bağlanmayacağız. Biz çelik halatlarla bu yola bağlanacağız. O zaman Rabbi Zülcelal'imiz. Çünkü Evliyaullah'a bağlanmada eğer pürüzler olacak olursa yürümüyor. Yani nüvenin, nüvenin, çekirdeğin yara almaması gerekiyor. Teslimiyet nüvesinin. Çok güçlü ve kuvvetli olması gerekiyor. O zaman adım atar Allah'ın izniyle.
Çünkü onlar cübbelerinin altında aleyhüssalatü vesselam efendimize takdim etmeleri gerekir. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Ali Kerim Allah ve celle efendimizin nasihatleri, efendimiz ona tavsiyede bulunuyorlar. Bu kitaptan mütalaa ederiz. Gayet güzel. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehlin ashabına peygamber-ı nizam ve pir-ı nizam bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha