Burada üstadimizin kız kardeşi. Bir halaya bir bir deriz. Evine vardım ve çok isterdi işte, yanıma gel, biraz oturalım, garipliyim geçsin diye. Eşyanın zikrini duyardı. Bir gün şunu anlattı. Dedi ki, yeğenim demezdi kardeşim, derdi. Sana derdi, kardeşim diyesim geliyor, derdi. Kardeşim, dedi, Evradını okuyorum. Sobanın üstündeki ibrik zikre geçti dedi. Zikre diyor dedi. Kedi var. Kedi zikre geçti dedi. Şöyle miyav miyav diye bildiğimiz kedi zikrrullaha başlamış Bununla oturduk görüştük bu dedemden de zaten şey Mustafa Efendimizin kelimei muhteremeleri. Ondan anlatıyor. Aişe annemizden anlatıyor. Üste Azmi anasından. O gelenlerden, gidenlerden, manevi yaşadığı hallerden, inanın Sami efendimizin huzurundayım zannettim. Ayrıldım giderken Allah'ım diyorum şu hal geçmese diyor, şu hal. Böyle hayırlı insanlarla görüşülürse insanın içine unut. Bir hoca bize şunu anlattı. Burayı okuyamadım ama.
Böyle ilimde yüksek payeye ulaşmış bir kimse, kendine göre. Ben diyor Acrasen Efendi'nin diyor aşık bir ihvanının yanında oturdum diyor. Ama aşık diyor. O gözünü yumdu. Ben de yanındayım diyor. Onun kalbinden diyor, kovalarla gönlüme füyuzat-ı ilahiye dökülüyor diyor. Ben oturuyorum, bir şey yok diyor. O gözünü yumdu rabıta halinde diyor. Zaten öyle oldu mu yüzleri parlamaya başlıyor. Eğer burayı tamamladıysan, bir şey değmişse, çok sevilen polis Yusuf diye kıymetli bir insan vardı. Kıymetli bir insandı. Bunun hali bütün rabıtaydı. Başından geçeni anlatsam, onu şüpheynleri almaz. Sami Efendi Hazretleri hanelerinde misafir etmişler. Her kalp onu tartamaz, o hane. Acaba nasıl olmuş der. Çok rabıtalı ve aşırı bir kimse. Gördüm. Emin olun, hiç konuşmasına gerek yok. Şu güzlerinden, gözlerinden nurlar akıyor. Böyle hayırlı kimselere de olunduğu zaman insan değişiyor.
Böyle bir çarşamba günüydü. Gittik İstanbul'u. Sağ olsun Hacı Lütfü Efendi, Koca Kor götürür. Hane halkı var. Yalnız giderken bir haller değişti. Diğerlerini bilmem bir ağırlık çöktü bizlere Ne olduğunu bilmiyoruz. Bir başka alem gibi bir hal parazitti. Orada Erenköy'de bir hanede üstadımız istirahat bayılıyor. Oğlum bana bir müsaade al dedi. Hemen orada Zihni Paşa Cami var, Erenköy'de. Orada izin alacağım zatın yanına durmuşum. Evliya himmet ederse öyle olur. Yoksa hiçbir iş rast gelmez. Böyle açıktan da okuyorum. Et tahiyyatü lillahi ve salevatü. Neyse, tabiatım oluyor. Neyse. Selam verdi. Hemen söyledim. Elli metre geriden geldi. Neyse elli metre girdin. Sonra gel dedi. Sana bir elini öptüreyim dedi. Hane-i Saadet'te mübarek elini öpeceğiz. Bir kısım grupta var cemaattan. Böyle içeri giriliyor. Salon kısmında hanelerine girmeden odalarına giriliyor eve mi?
O odalarına girmeden salon kısmında mübarek elini öpüp ayrılıyor insanlar. Öptü. Şimdi merdivenden çıkıldığı için arkayı görmesi mümkün değil. Bir kişi kaldı dedi. Görülmesi zahiren mümkün değil. Nevşehir'den Halid diye birisi. O da mübarek geldi öptü. O esnada bir tanesi dedi ki, efendim benim tayinim çıktı. Ankara'ya mı olsun, İstanbul'a mı? Ben bu işleri bilmem buyurdu. Fakat orada bir edep gördüm. Her şeyi edep. Onu mahzun, mahrum etmemek için, dedi, hakkımızda ne hayırlıysa olsun dedi. Kardeşim o meclise dediğim gibi bambaşka bir hal oluyor. Sen kendini başka bir alemde hissediyorsun. Onu tarif edemiyorsun. Sen değişiyorsun zaten. Ayrıldım. Huzurlarına geldim. Şöyle bir dikkatli baktı. Senin elin, hüzün, hüzün, efendimi gördüm diyor dedi. Bu Ashabı Güzün kitabında bir bölüm var. Günahta hantallaşan bir topluluk, Evliyaullah'ın huzurunda oturursa diyor, günahları mahvolunur.
Rabbimizin izniyle küçük günahları diye. Velhasıl onlarda bulunmak bizim alemimizi değiştirir.