Tedavi için doktorlarımız diyorlar ki, biz diyorlar size bu normal haplardan neden veriyoruz ama asıl gerekli olan iğneler diyorlar. Diyorlar romatizmaya ait iğnelerin çok ağır olduğunu fakat tedavi için elbette gerekiyor. Mesela yerine göre ameliyat da gerekiyor ama tedavi için. Böyle kıtır kıtır kesiyor ama tedavi olacak, yoksa mümkün değil. Mesela ciğerinin dörtte üçünü almış, midesini almış ancak tedavi böyle yapıyor, mümkün değil. Biz şimdi kalbi tedavimiz için, ruhi tedavimiz, tedavimiz için bunlara dikkat edeceğiz. Yalnız bu konuyu geçiyorum, biraz ağır. Abdülhalık-ı Vüjdevani Hazretleri'nin nasihatleri var. Şunu iyi anladık herhalde. Üstadlarımızın hepsi bir üniversite. Bir fakülte bizim efendilerimiz. Mesela itikadi yönden o kadar güzel esaslar koymuşlar ki, onların da var zaten. Bu esaslar koyarken değişmez zaten itikadi konular.
Mesela İmam-ı Gazali, Ebu Ali, Parmedi hazretlerinin mürididir. İtikada ait çok güzel risaleleri var. Bunun gibi araştırdığımız zaman buluruz. İbadete ait, İslam hukukuna ait mesela Abdülkadir Geylani efendimiz dedik Bir islam hukukçusudur kendisi. Eserlerinin sağ olsun Muhammed Fail hocamız. Yüz tane diyordu, hep araştırıyor, hep dış ülkelere gidiyor, Çalışıyor, tefsirini ortaya çıkardı, daha başka eserlerini çıkardı. Okursak çok faydalanacağımıza inanıyorum bunların. Burada üstadlarımızdan Abdülhalık ve Gojdevani, kısaca söyleyeyim. Beş yaşında kendisini Hızır Aleyhisselam yetiştirmek için alıyor, beş yaşında kabiliyetini tabi görüyor biiznillahidane. Yetiştiriyor ama, yetiştiriyor. On bir esas dediğimiz, böyle bir kimliğimiz mesafesinde o bizim. Bunları yaşayacağız biz. Mesela oradan bir tanesi nedir?
İşte elimizde, elimizde vukuf-u zamaani, en önemlisi, vukuf-u zamaani, bir müridin zamanına, vaktine riayet etmesi, dikkat etmesi, vaktini huzurla geçirmesi, çok güzel izah etmişler. Şimdi bunu anlatmakla bitmez. Şunu diyebilirim, Her saniyemizin, her saniyemizin Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü bilerek taat yapmaktır. Ayakkabıyı giymek bir taat mi? Bir fiildir. Bu yapacağımız harekette Rabbimiz bizi görüyor, biliyor, duyuyor diyebilmek. Bak ne kadar önemliymiş. Böyle kendimizi bazı esaslara tam verecek olursak, bunları koysak önümüze ben bunları yapmam icap eder diye. Mesela on bir tane esas. Bitmez tükenmez, şu kısa zamanda bitiremez. Dikkat edersek çok istifademiz olur, boşuna değil. Sonra bid'at mevzuu var bid'at değil. Çünkü Hızır aleyhisselam bizzat talimde bulunduğu için buna bid'at denmez.
En azından bir bölümünü olsun söyleyebilsem iyi olacaktı, en azından lütuf, Kerem ve ihsanı ile. Vukuf-u zamanî, El-vabtu ve şurur, mensubi ilezeme. Şimdi ne yaptık biz? Namaz kıldık. Namazda neydi? Bir vakit içerisinde. Acaba Rabbimiz bizi görüyor, aradaki bütün perdeleri kaldırarak karşısına alıyor, Hadis-i Şerif böyle. O huzuruna aldığının tat ve lezzeti bizim içimize girdi mi, bunu yaşadık mı? Bu işte. Yani, şu geçen zamanlarımızı, nelerimizi tamamen Rabbimizin gördüğünü bilerek. Bu geçen vaktimiz nasıl geçti diye düşüneceğiz diyor, buyuruyor. Acaba huzurla mı geçti yoksa huzursuz mu, ibadetli mi, taatli mi diye bunu ifade buyuruyor Üstad Hazretleri. Eğer diyor böyle ibadetle ibadette de huzuru elde ederek yapmış isek buna hamdederiz. Elhamdülillah deriz. Şimdi gaflet deyince bunu iki şekilde almış büyüklerimiz. Birisi ibadet ve taatini terk ediyor. Bıkkınlık, bir usançlı.
İkinci bir durum var ki ibadet ve taatte gaflet. Mesela Allah'ın yolunda sarf. Sarf ederken gaflet olur mu? Mal da mülk de her şeyde ona ait. Bunun ben hiçbirisini yanımda götüremem, götüreceğim Aleyhisselatu vesselam efendimizin ya Aişe ne oldu, ya Aişe ne oldu o getirilen koyun dedi? Ya Resulallah, onun işte üçte ikisini fakirlere dağıttık. Birisini de evimize bıraktık. Buyurdular ki: Ya Fatıma, o verdiğimiz bize kalmış, geri yanına artık yiyeceğimiz, içeceğimiz ama asıl verdiğimiz bizim diye buyurdu. Burada İngiltere'de altı yaşında bir çocuk yeni aldım. Bağış kampanyasından ilham alan isimleri yabancı, on bin sterdinden fazla para topladı, altı yaşında bir çocuk. İngiltere'nin Belhley şehrindeki altı yaşındaki yavru, bahçesinde yüz tür yürüyerek, yüz açlılıkla mücadelede kullanılmak üzere, şimdi aç var, fakir var, yoksul var, ona, Ona on bin sterlinden fazla para topluyor.
Altı yaşında bir çocuk işte bu Afrika ülkelerinde çocuğun resmi de var, gerek yok. Fakir ve yoksul için açılacak kuyular işte oradaki gözü görmeyen kimselerin gözlerinin açılması. Koronavirüs Covid-on dokuz salgını ile mücadele kapsamında İkinci Dünya Savaşı gazisi Yüzbaşı salgında ön cephede mücadele veren isimleri var burada, kimse iki yüz seksen beş milyon tele toplanmasına öncülük etti. Yüz yaşında olan bu kişi kalesi önünde Kraliçe Elizabeth'ti, ben bunları demek istemediğim için isimleri okumadım, tarafından şövalye ilan edildi. Altı yaşında biz altmış yaşını geçtik. Işte gönül istiyor ki Abdurrahman bin Avf hazretlerinden misal verelim. Böyle bir çocuktan misal vermeyelim. Arifani ilahiden verelim, mürşidimizden verelim. Sami sultanımızdan Zenginlerin zengini Sami efendimiz, kelime-i muhteremelerini evlendirirken şu yüzüğümden başka bir şeyim kalmadı diyor.
Olduğu gibi feda etmiş, öyle mi olacak? Şimdi Hazreti Ka'b var, hilal var, Mirare var, bunlar selam verilmeyecek buyurdu Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz. Bunlarda irtibatlar kesiliyor, sonra affı ilahi geldi Tevbe suresinde. Hazreti Ka'b dedi ki Ya Resulallah malımın hepsinden çıkıyorum, olmaz buyurdu. Ancak üçte birinden sarf edebilirsin. Varişlerini zengin etmek din hayırlıdır. Bak dinimiz ne kadar müstesna bildiğin. Sami efendimiz hazretleri böyle, ben efendimizi derken tahammül edemiyorum. Onun zaten gözünde bunlar daha çocukken bitmiş, mürşidimizi tabii bilirsiniz, daha genç iken müşahede makamında o. Bu müşahede makamı hep gönlündeki perdeler kalkmış ama çok tefekkürlü, bir şeyi çok iyi anlıyor.
Şimdi akıl var, bu aklını öyle güçlendirmiş ki, öyle güçlendirmiş Kuran-ı Azimüşşan'la ve Hadis-i Muhammediye ile, Evliyaullah'ın kelamlarıyla aklını gerçekten çok verimli bir hale getirmiş İnsanda akıl olmazsa yürümemiz mümkün değil. Yani aklı nefsin esiri ettiğimiz zaman battık demek. Böyle iflasa anlatılıyor ya iflas şu demek Böyle aklın bu kudsi değerlerin mesela fehm anlayış, zekadır, düşüncedir Bunlar nefsin etkisinde kaldığı zaman helak başlar. Bak biz kardeşlerimizin soruyorum derslerine de mesela gitmiş çok ileri nefiy, ispat, murakaba bunlar bizi sevindirmez. Sevindiğimiz bu Evrad ve Ezkar ile birlikte nefsin mertebeleri çok önemli. Mesela burada bir tilki varmış. Tilki adam aynen bu tavuk gibi ona kümes yapmış. Demişler ki gel şu tilkiyi bırak. Bütün senin evini barkını yok eder. O diğer tavukları horoz vesaire bunları yer Yok demiş. Alıştı. Ne dersem onu yapıyor demiş.
Böyle sabah böyle yiyeceğini veriyorum, dağılıyorlar, akşam da geliyorlar. Bir gün evine gelmiş ki çok da tavuğu varmış. Tavuklar bir tane kalma. Çünkü tilki bu. Nefsimiz emmarede oldukça, levvamede oldukça, mülhemede oldukça itimat edilemez. Mutmainne, mutmain nasıl sanıyor Raziyyet-i Marz'ı ya efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem göz açıp yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa beni nefsime terk etme Ya Rabbi buyuruyor. Açıkça gördüm ben mürşid-i kamilimizde Oturdu, mübarek başını da şöyle hareket ettiriyordu. Nefsin oyunlarını ben bilirim diye böyle. Bak çok hulefadan neden bozulanlar oldu. Çok seçkin denen kimselerden çok değişenler oldu. Bu Kayseri'de efendimizin çok sevdiği bir kimse vardır, bu beşikçim mi ne derlerdi Yusuf Efendi'ye, o tek tek sıralardır.
Ama öyle bir kendisini vermiş ki bizim Mürşid-i Kamil'imiz, Tamamen tamamen Rabbimize teslim olmuş O yapışınca olmuş İyi sarılmış Cenabı Hak da ona yolları açmış Yani çok iyi sarılmamız gerektiğini demek istiyorum. Çünkü biz sizinle ayağa kalkacağız. Böyle çok düşündüm, kendi kendime düşündüm. Dedim Allah'ım vazifemi yapamadığımı belli diyordum. Kendi kendime insan dertlenmez mi? Sizler de işte bizim en yakınımız imanda yakın olduğumuz kimseler, tarik ehli kimseler. Çünkü bu toprağa dayanmıyor ki imana dayanan bir yakınlık. Sami Efendimiz buyurmuşlar üstadımız da aynı ifadeyi kullanmış. Efendim, derslerim pek yapamıyorum. Yapamıyor değil mi? Hem de en güzel şekilde yapıyorlardı. O zaman buyurmuşlar ki İhvanımıza hizmeti tefeyüz edersiniz, yani istifade edersiniz diye. Yani biz birbirimize yardımcı olmakla, iyilik ve takvada böyle olur.
Şimdi kayıt olduğu için anlatamam, çok şeyler anlatırım. Fakat şunu söyleyeyim size: Mübarek bir insan dedi ki: Bak, dedi, Hacı Hasan Efendi çalıştı. Hem de en sıkıntılı zamanda onun dedi, çalışmasıyla kalkıp da övünme, dedi. Onu Muhammed abi diyendir yaptık, övünme dedi. Dost böyle olur. Sen dedi, onun üzerine bir şey yapabildin mi onu düşün dedi. Sen ne yaptın? İşte vay cami doldu ha geldiler abi, onlar olmaz. Biz acaba kendi çapımızda ne yapabildik? Allah'ım soracak bizden bunu Celle Celalühü Ve yine Lavzai Mutahhar'dan ile layık olmayarak düşünürdüm. Geliyoruz, dedim. Yerine göre gözyaşı. Ondan sonra Ya Rasulallah, acaba ne buyuruyor? Derdim kendi kendime. Ey ümmetim, benim ayaklarım Taif'te kanlar içerisine girdi. Kanlarla doldu ayakkabılar. Uhud'da malum vesair zamanda üç yıl ambargo ağaç yaprağını ashabı bizi yiyordu. Neler neler memleketinden çıkardılar, olmadık hakaretler.
Bunu niye söylüyorum? Niçin bir toplantı olacak. Efendim biz bu muhtad olan görüşmeyi bu sıkıntıdan dolayı yapamayacağız. Niye yapamayacağız? Şu hastalık var ya, evet Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz en güç zamanlarda terk etmedi. Şartlarına riayet ederek, bak kardeşimiz sapa gelmek istedi, olmaz. Yani arada bir mesafe olacak, biraz üzüldüm o oldu. Yani şartlarına dikkat edelim de şu vazifelerimiz yürüsün gelip kapıya kırmızı şerit de çeker. Bu duruma düşmeyelim diyorum. Mesafeye dikkat ederiz, maskemize dikkat ederiz, bunun yanında temizliğe riayet ederiz şartlarını, buna göre vazife yapılır. Eğer on kişiyle yapılıyorsa beşe düşeriz. Dedim bir vazifeyi terk etmek kadar yanlış bir şey yok eshamle Ayakta kılamazsak oturarak Bak terk etmeyeceğiz Oturarak kılamazsak yanımız yerde ama tek yok. Şimdi bunu bahane ederek tembelliğe gitmek ne kadar yanlış olur.
Şu hatırıma çok geliyor, bunu bakın bölüşeceğiz. O derdi bölüşeceğiz. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz, Aleyhissalatü vesselam efendimiz, Bedir Muharebesi biliyorsunuz gece yarısına kadar Allah'ımıza yalvarıyorum. Söylediği bir söz var, iki cihan güneşinin sallallahu aleyhi ve sellem, Ya Rab bu kadar Müslüman onlarda helak olursa senin dinini kim koruyacak? Siz elhamdülillah üstadımızı bulmuşsunuz. Ondan sonra hem Nakşi hem Kadiri Evradını biz de layık olmaya çalışacağız. Almışız. Bize esaslar gösterilmiş. Bak bunu bir başkası bilmez. Çünkü duyurulmuyor. Ben diyor duymadım ki diyor. Burada otuz senedir görüşülüyor, buradaki bulunan kardeşlerimiz hepsi demiyorum. Ya şurada bir hizmet var, şurada bir Allah yolunda gayret var. Sende buyur demediği belli zaten, bunu biliyoruz. Çok az, çok az. Yani eğer bunlar helak olursa senin dinini kim koruyacak? Haberi yok bilmiyor, mazur görmek lazım.
Gözüne birkaç kimseyi alıyor, yanlış yapan kimseleri, diyor ki bunlar bu. Diyoruz ki yahu bir doktor tedavisinde yanlış yapmış. O zaman bütün doktorlara işte bunlarda iş yok denir mi? Yanlış olur. O 0 ne mahsus? Ondan sonra mesela Müseydimietü'l kezzap çıkmış. Yalancı peygamberdi gitti aslında bunun diyor peygamberim diye. Bütün peygamberleri inkar mı edeceksiniz? O ona mahsus. Ama böyle bir derin düşüncemiz zayıfladığı için o şuur durumu, zafiyete düştüğü için hepsi böyle deyip el çırpılıyor. Biz bunun tedavisine hep gayret edeceğiz. Bizden istenen Allah bunu istiyor. Rabbimiz bizden gayret istiyor. Yolumuzda gayret edenlere buyuruyor zaten. Habibullah bunu istiyor sallallahu aleyhi ve sellem. Hatırıma gelir bazen tahammül edilmiyor. Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimizin hicret yolculuğunda mübarek ayakları hep parçalandı. Efendimiz mübarek tüpüyle tedaviye gayret gösterir.
Bak Elhamdülillah Bunu burada diyeceğiz yine burada mı kalacak? Kalmaması için diyorum. Uzanalım diyorum. Yine kusur bizim, sizi Allah var etsin. Biz size saygı duyuyoruz, kusur bizim. İyilik sizin. Elhamdülillah başarı sizin başarısız bizim. Allah bizi bağışlasın. Koca asası, çiftçi meselesi çalışacağız. Bak bir bizim Türki devletlere yolculuğumuz oldu. Oradaki imamın biri her zaman anlatıyorum bunu. Şimdi o misal artık geçti de, yine de belki faydası olur. Siz değil de bizim gibi bir günahkara belki faydası olur. Üç Yahudi dedi altmış üç milyonun kanına. Şu Amerika konuşuyor diyor ki bir yerde Müslüman varsa, ora hep Müslüman diyor. Bu ne olacak? Hiçbir şey yok. Yapamıyoruz. Bir kardeşimiz biri için iki sene çalıştı. Memleketini de bir iznine biliyorum, kendisini de tanıyorum. Diyor ki iki sene uğraştım getiriyorum camiye ibadet taate kaçıyor. İki sene. Ondan sonra tahammül edemedim.
Elimi kaldırdım Allah'ım diyor. Allah'ım bana yardım eyle dedim diyor. Buyurulduğu gibi Allah'ımız diyor dönüş nasip etti ama iki sene çalışmış. Yarım asra varacak bizimkiler, geçti bile. Yani bir gayret istiyor Allah'ımız çaba istiyor. Böyle geriden konuşmak çok kolay ama idare noktasında olduğumuz zaman çok hassas olmamız gerektiğini o vakit anlarız. Bakın şurada şu gelen kardeşlerimizi, şu sabahta biraz da soğuk, çıkmış gelmişler. Bunlara saygı duyalım, bunlara hürmet edelim. Bunlar, Sami Efendimizin evladı diye bakarım gelirken. Üstadımızın evladı diye bakarım aman ha onlara saygılı olalım diye çalışırız. Abdülkadir Geylani efendimizin bu sözleri bile sıkıntı açar mı acaba mübarek gönüllerini rencide eder miyim diye okuyamadım. Fakat Abdülhalik ve Hücdevani hazretlerinin burada nasihatlerini okuyabilirsem okuyacağım. Şimdi vukuf-u zamani on bir tane esas buna dikkat edeceğiz biz.
Şimdi diyor ki yönünüzü, tabi çok Ayet-i cellîde hatıra geliyor. Yönünüzü diyor Rabbi zülcelal'imize tam dönün. Şimdi biz fiziken döndük de kalben de Allah'a tam dönün. Diyor ya İbrahim Aleyhisselam Allah'ım yüzümü sana tamamen döndüm diyor. Çünkü yüz olmaz o, her şeyimle sana döndüm diyor. Bu olursa Allah'ın izniyle yol açılır ama tam dönüş istiyor Cenabı Hak. Yakub'u Çerkez Hazretleri Mürşid-i Kamilimiz üstadı ona şöyle emretmiş Bazen diyor müridin böyle sıkıntılı zamanı olur. Hiç tat alamaz. Namaz kılmayı da Allah korusun ibadet, tatilde eli kalkmaz, ayağa kalkmaz. Tembellik başlar. Bir istiğfar buyurmuş. Aman istiğfar oku. Bu Şah-ı Nakşibend Efendimiz'de de olmuş, günlerce olmuş. Bir mescide gelmiş, orada bir levha, onu okurken açılmış.
Böyle kabz halinde, böyle diyorlar dağların başında o rüzgarların esintisi, suların akıntısı, onlar dinlendiği zaman bir de güzel sesler böyle Kuran-ı Azimüşşan'da neden Kuran-ı Azimüşşan gibi, onları dinlerken dinlerken geçer diye ifade ederler. Eğer bir açıklık varsa o açıklığı tarif edemeyiz. Dünya onun içerisinde zerre bile olmaz. O zaman da bir şükür Allah'a hamd eder, şükreder. Her iki halde de diyor, vaktinizi muhafaza edin diyor. Hiç boşa geçirmeyin. Efendim benim işim çok gücüm ki o işte ve güçte Ya Rabbi rızkım helalinden olsun ve yolunda da sarf ederim düşüncesiyle olacak. Bak altı yaşındaki bir İngiliz çocuğunun yüz bin sterlini davası uğruna nasıl kullanır. Çok etkiledi bizi. Ve buyuruyor ki nefsinin bütün hallerini böyle düşünür. Acaba hangi durumdayım? Aşk var, feyiz var, muhabbet var vesair görünüyor bunlar. Amma nefsimle hal. Bu neyde belli olur? Mesela şehevi Yükmıyor.
Onlar da tamamen bu biter zaten. Beşeri olan müstesna, amma şeyi okuduk. Hocamızın dikkatini çekmiş Kuran-ı Kerim'de Yusuf Aleyhisselam'ın. Onu bayağı bir mütalaa ettik. Malum, Zeliha kendisine hücum veriyor. Her türlü imkanları sağlamış. Yerinden göstermek istiyorum vesaire. Zeliha kendi Yusuf Peygamberimizden murat almak istiyor. Rabbinin ruhani olmasaydı o da ona emretti diyor. Hem zaten beşeri olarak Peygamberlerimizin de evlatları var. Bu arzu olmasa nesil meydana gelmez ama ona burhan peygamberliğidir. O zaman peygamber miydi? Allah'ımız ismet sıfatıyla onu devamlı muhafaza buyuruyor. Zaten zina fili ona nefret edeceği bir hal arz ediyor. Yoksa Yusuf peygamberimiz de ona hem metli, işte kastetti denmez. Çünkü erra burhane rabbi. Yakup Peygamberimizin parmağını ısırarak üzerinde ayırmış vaziyette Sakın ha yaklaşma ve bir de duvarlara hep zinaya yakın bile olma diye ifade ediliyor.
O zaman biz Abdülhalık ı Vojivani Hazretleri'nin nasihatlerini okumaya zamanımız kalmıyor. Vebufu'zama'nide Anmuhasebetü'l-ahvel, hallerimizi hep muhasebe edeceğiz, büyüklerimizi okuyacağız. Yani önümüzde bir örneğimiz olursa hesap ederiz. Yoksa bunu böyle halka, avama dediler ya, halka göre ayarlarsak aşağıya gideriz Allah korusun ama devamlı bize örnek gösterilen kim? Minen nebiyyin, messiddiyin, veşuhedayi ve sanii. Nebiler, sıddıklar, şehitler, saliler. Ona bakarak halimizi kontrol edip hesaba çekeceğiz. Şimdi geçen zamanınız diyor gafletle mi geçti, yoksa huzurla mı geçti, bunu hesap edersiniz, ona göre Allah'ımıza dönmeye gayret ederiz. İnşallah dönmemiş değiliz ama tam kalben döneceğiz, ruhen döneceğiz, sırra döneceğiz. O belli olur zaten. Allah'tan başka onun kalbinde bir şey kalmazlar. Mürşid-i kamillerimizin hayatlarında bunlar vardır. Velhamdülillahi Rabbil alemin.
Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Aleyhisselatu ve sellem Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygambere nizam ve piran-i nizamı, bütün geçmişlerimizin mümin ve mümünatın ervahını, El-Fatiha, üç İhlas-ı şerif.