Manevi Terakki ve Ruhani Yükselişin Esasları kaydında Eşaya baktığımız zaman bir gelişim görürüz. Her hususta diyelim okullarda ilköğretim olur, ortaöğretim, meslek yüksek okulu, lisans, lisans üstü diyelim öğretmenlik, profluk devam eder. Bu tıpta da aynen görürüz. Pratisyen doktor olur, uzman olur, operatör olur. Yardımcı doçent olur, doçent olur, profesör olur, yükselir gider. Biz bunu…
Eşaya baktığımız zaman bir gelişim görürüz. Her hususta diyelim okullarda ilköğretim olur, ortaöğretim, meslek yüksek okulu, lisans, lisans üstü diyelim öğretmenlik, profluk devam eder. Bu tıpta da aynen görürüz. Pratisyen doktor olur, uzman olur, operatör olur. Yardımcı doçent olur, doçent olur, profesör olur, yükselir gider. Biz bunu askeriyede de görürüz, emniyette de görürüz. İşte subay olur, bas teğmen olur, teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay, tuğgeneral, tuğ amiral, tümgeneral, tüm amiral, korgeneral, hor amiral, orgeneral, or amiral, or amiral, mareşal diye yükselir gider. İyi anlayalım diye söylüyorum biiznillahi Teala. Aynen bunun gibi ne var? Ey insanlar diye bir hitabi ilahi var. Bunun yanında ya ey iman şerefiyle şereflenen müminler diye bir hitap daha var. Bu öyle bir hitap, öyle bir iman ki zerresi ebedi cennette kalmaya vesiledir.
Bunun yanında ey Cenabı Hak'tan hakkıyla korkup kötülükten, isyandan kaçınıp emri ilahiye tutunan kulların. Bakarsınız Ebrar diye geçer, hayırlı bir zümredir. Kötülüklere hiç bulaşmaz. Mevla ile olmaya gayret eder, onun muhabbetiyle Celle Celalühü, bunun yanında mukarrebun vasfı olur ki bu artık Allah'ımızın kulu kendisine yaklaştırması demek. Talep başta kulda başlıyor. Kul, ben Rabbime layık olacağım diye bir ahd üzere oluyor. Ah diyor. Hani ayağını koyduğu zaman katiyen çekmiyor. Öyle işi gaflete dalma vesaire yok. İlk başladığı andaki azmini daha bir üst seviyelere götürüyor. Bunu biz ilimde de görürüz. İlme'l-yakîm, aynel-yakîm, hakkal-yakîm. Daha nefsin mertebelerinde de müşahede ederiz. Kuran-ı Azimüşşan'da, Yusuf Suresi'nde emmare diye geçer. Nefis ne emrederse kişi onu tutar, bu azaptır hiç şüphesiz. Sonu çok büyük bir tehlikedir, ikaptır. Allah'ımızın büyük bir cezası vardır.
İkinci olarak görürüz. Kıyame suresinde levvame, kötülüğü işlemesine rağmen bir noktada kurtuluş var. Kendisini kınar, bir türlü vazgeçemiyorum der. Bu yine bir kurtuluşa yol açar. Yani hiç aldırış etmeden amelin bir de hak olma yönü var. Allah'ımız korusun. Kabul olmama noktası yaptığı kötülükten nefsani olarak haz duymak, zaten o hazzı ona büyük bir elemdir. Daha sonra mülheme geçer, Şems Suresi'nde. Kötülüğü işlemez ama daha içinden onun arzu ve isteği bitmemiş. Hala kokusu var kötülüğün. Tabii çekinilir. Allah korusun, nefsimize uyduğumuz zaman kötülüğe düşebiliriz. Sonra mutmainne sıfatı ki Fecr Suresi'ndeki son ayet-i celileler Cenabı hakk'ın hitabına mazhar. Ey benim kullarım diye hitap ettiği sevgili kullardır. Kullardır. Cenabı Hak'ın sevdiği kimselerdir. Radiyaten merdiye, kul Allah'tan, Cenabı Hak da kulundan razı olduğu merdiye sıfatı. Bunlar hep nedir?
Manevi Terakki ve Ruhani Yükselişin Esasları ne anlatıyor?
Manevi Terakki ve Ruhani Yükselişin Esasları kaydında Eşaya baktığımız zaman bir gelişim görürüz. Her hususta diyelim okullarda ilköğretim olur, ortaöğretim, meslek yüksek okulu, lisans, lisans üstü diyelim öğretmenlik, profluk devam eder. Bu tıpta da aynen görürüz. Pratisyen doktor olur, uzman olur, operatör olur. Yardımcı doçent olur, doçent olur, profesör olur, yükselir gider. Biz bunu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Şu saydığımız ilköğretimde olsun, eğitimde, daha sonra askeriyede olsun, vesair hususlarda bir sınıflama olduğu gibi, bunlarda da bir sınıflama hiç şüphesiz vardır. Kendi arasında da var. Öyle ki biz dinimizin emirlerini yerine getiririz, bir de takva esasına uygun bir şekilde yaparız. Bu tabi İhsan Mektebi'nin takınacağı tavırdır. Bu hakk'a yönelir, marifetullah'a erişir, Hakk'a yönelir, marifetullah'a erişir, iç içe Allah'ımıza götüren, Cenab-ı Hakk'a vasıl olmaya bizi ulaştıran esaslardır bunlar ve yapmamız da gerekir. Yalnız bunu yapmak için bir ahd edeceğiz, hedef belirleyeceğiz. Ben diyeceğiz, bunları Cenabı Hak Boşuna Kitabı Kerim'inde zikretmiyor. Boşuna bunlar Ehadisi Muhammediye'de belirtilmiyor. Bunlar boşuna Allah'ın Sevgili Kulları Ulema-i Kiram ve Erbab-ı Kulüb gönül ehilleri tarafından boşuna zikredilmiyor. Mutlak bir gerçektir, bu bir hakikattir diyeceğiz.
O zaman insan başıboş olmuş olur ki Rabbimiz korusun. İnsan başıboş bırakıldığını mı zanneder? Hep bizden Cenab-ı Hakk'ın istediği değerlerdir bunlar. Çünkü edebin tarifinde edep insanda gizli olan manevi güçlerin ortaya çıkmasıdır. Böyle madenciler oluyor, maden mühendisleri var. Onlar, nerede maden var? E çünkü bu usta okunmuş, yetişmiş, bilgi sahibi olmuş kimseler, madenleri buluyor. Şimdi bize yol gösteren kimseler bu aşamalardan geçmiş. Onun için bize bu talimde bulunuyorlar. Geçmesi mümkün değil. Geçtiği için, o yolları bildiği için bize öğretiyor. Hani bizim de hep okuduğumuz kendisinden talim gördüğümüz hocalarımız var. Okullarını bitirmiş, artık öğretmek için onlara müsaade edilmiş, bu yönde icazetlerini almış kimseler. Evrad ve Ezkar hususunda diyelim bir ilk aldığımız vazifemiz var, sonra istihareye yatmak suretiyle olumlu çıkarsa efektürü mevt ve rabıta zikrullah ekleniyor.
Sonra bak yine sınıflama, bu sınıflamalar boşuna değil, Cenab-ı Hak bizi zulmetten nura çıkarmak istiyor. Hem Maide Suresi, inşallah hata etmem, Maide Suresi on beş ve on altıncı ayet-i celileler, Cenabı Hak bizi şirkin, nifakın, büyük günahın, küçük günahın bütün zulmetlerinden çıkartmak istiyor. Bunun yanında Mevla-yı Zülcelal'imiz, sadrımızda bulunan beş letaif ve vücudumuzla alakalı su, hava, ateş ve toprak, Zikri Kül, Zikri Sultanî aynen dediğimiz gibi Cenabı Hak Maide Suresi on beş ile on altı. Ayet-i Celilede bize zatına ulaştıracak yolları gösteriyor ve zulümattan kurtulmamızı ifade buyuruyor. Bunlar boşuna değil, bütün her husus Allah'ımızın Kitabı Kerim'ine dayanıyor. Böyle olduğu zaman insan daha sımsıkı tutunur. Çünkü Kitabı Kerim'de bu zikrediliyor. Allah'ın Resulü gösteriyor bu yolu sallallahu teala aleyhi ve sellem.
İyi yapışırsak nail oluruz, zaten ciddi olarak tutanlar reddedelim. Hepimizi takip eden bir şeytan var. İçimizden dünya da var. Kötü niyetli insanlar da var. Nefsin heva, arzu ve istekleri de var. Sanki şuna benziyor. Belimizden şeytan sarılmış, Hakk'a götürmemek için adeta asılıyor. Sonra bakıyorsunuz nefis ayaklarımızı hareket ettirmiyor. Nefsin arzu ve istekleri dünyadır ve kötü niyetli insanlardır, kullarımızı tutuyor. Ne yapacağız? Hepsinden Mehmet Akif'in dediği gibi Rahmetullah Ali'yi biz çırpınacağız. Çok güzel bazı ilahiler var. Ne diyor? Usandım sana geliyorum, bıktım sana geliyorum diye artık kötülüğe veda etmedikçe olmaz. İşte kadı kızında da ne bileyim, öyle bir söz söylerler. Onda bir hata olur. Hatasız olmaz. Ne diyerek kendimizi bu kuruntularla aldatmayalım. Şu beynimizi çalıştırmakla alakalı anlatılan husus, zaten evliyaullah beyni çalışan insanlardır.
Ülü'l elbab sahibi, akıl delillerle yürümektir. Ülü'l-elbab, gönülle hareket eden kimselerdir, irfanı olan kimselerdir. Gerçekten en güzel yolu tutmuşlar. Çünkü ebedi bir hayat var önümüzde. Biz o zaman bu rabıtalarla letaifler, çünkü nura dönmeye başlıyor, efendim ben rabıta ile letaifleri de geçtim, Seyr-i Sülek, hayır efendim. Hayır. Her letaifin kendi arasında biner perdesi var. Bu letaifler velayete işarettir. Sadece bir hareketiyle olmaz, gönlümüzde bunların yerlerinin olması icab eder halimizde bir değişiklik olacak. Değilhal, makam olması icab eder, yoksa geçer mi? Rabbi Zülcelal'imiz, eğer biz bu görevleri yerine getirirsek günü gününe hareketler hiç yılmaz, menistevayiv mevu fe ve Mabun'un iki günü denk olan zarardadır. Hakikat nedir de daha ileriye nasıl adım atacağız diye bir azim, bir cezim, bir gayret olursa öyle hasıl olur. Hani biz okullardan geçtik, siz de gördünüz.
Derslere geç kaldığımızda şimdiki usuller buna uyar mı uymaz mı bilmiyoruz ama bir hakikat ortaya konuyor. Geç kaldığımız zaman bir geç kağıdı istenirdi. Belli bir konuşmuş biz öyleydi. Yirmi gün devam etmeyecek olursa sınıfta kalırdı. Yirmi yıl biz devam etmezsek ne olur? Yirmi yıl hesap ettiğimiz zaman belli bir ilerleme, ahlakımızda güzelleşme, nefsimizin mertebelerini geçmek olmazsa ne olur? Ne olacak? Büyüklerimiz kadar Allah'ımızın halim sıfatıyla sıfatlanmış kimselerdir. Bütün dert ve elemi sinelerine gömmüş kimselerdir. Büyüklerimizden bir kimse bu hiç evlatlarının hatasını söyleyemezmiş. Edep ve hayat olur, izi bir yere çekilir, çok gözyaşı dökermiş ve Allah'ımız da dilerse ıslah nasip eder. Buna göre hesap ederiz ama bunun da bir bedeli var, içmez.
Rabbi Zülcelal'imiz bunları yerine getirince artık muratebe dönemi bunu şu şekilde izah ederler, kalbin arşıazama açıldığı bir vakit. Kuran-ı Kerim'deki ayet-i celileler pek çok sadece bir tanesin diyebiliriz, gözetleme manasına. Bu rasathane deriz ya, Cenabı Hak bizi her zaman gözetliyor. Bunda hiç şüphe yok. Çok genç yaşta olmasına rağmen Sehl bin Abdullah Et-Düsselî Hazretleri, bu misali veriyoruz ama bu misal hepsine yeter diye. Çok genç yaşta gece namazları ve taate kalkar, daha akıl baliğ olmamış, sorumlu bile değil. Dayısına diyor ki dayı kalbim kararıyor. İşte murakebenin tarifi bu. O da diyor ki Allahu nai, böyle desek bu murakabe hali gerçekleşir. Cenab-ı Hak her an bizimle beraberdir diye belli bir saat, belli bir gün, belli bir ay buna hasredersek bu iş yürümez. Biz her an Onun kuluyuz, her an Onun kuluyuz.
Sadece Ramazan-ı Şerif değil, sadece o günlerde geçen Kadir Gecesi'ydi, Berat Gecesi'ydi, Regaip Gecesi'ydi, onlar da değil. Bir cuma gecesi değil, sohbet anı da değil, her an. Çünkü onun huzurundayız biz. Onun huzurunda oluşumuzu Mevla'mız Eshable, İnnallahe ke aleyküm rakibe. Salakallahulazim. Zira hiç unutmayın ki üstünüzde sizi sürekli gözetleyen Cenabı Hak var. Anebiyyala, Şeddad ibn-i Evs animnebiyy-i sallallahu aleyhi ve sellem gal buyuruyor aleyhissalatü vesselam Efendimiz akıllı olan kimse, işte veliler, beyni çalışan akıllı kimseler diyorlar ya, işte, akıllı. Dünyaya da beyni çalışır, aklı maaş vardır. Çok güzel ayarlar işlerini, güçlerini. Evlatlarının durumunu ayarlar, ev hayatını ayarlar. İşte gelinidir, damadıdır, oğullarıdır, akrabasıdır, yeğenleridir, kardeşleridir, komşularıdır. Hep bunları da çok düzgün bir şekilde hak ve hukukuna riayet eder. Hepsini gözetir.
Murakabe budur iştahsın. Yalnız şahsi vazifem demez. Der ki Rabbi Zülcelal'imiz her an gözetlediğine göre benim yavrularım hususunda onlara vereceğim edep de gözetleniyor. Rabbimiz soracak çünkü küllükum rain ve küllükum mesulün an raiyeti elimiz altındakilerden mesulüz. Elimiz altındaki ayağımızdan mesulüz. Bunların hepsi gönle bağlı gönülden komut alan azalardır. Gözümüz de öyle, kulağımız da öyle. Hepsinden sorumluyuz. Çünkü Cenab-ı Hak Kalbimizle, gözümüzle, kulağımızla yaptıklarından mesuldür, sorumluyuz. Sonra geçim hususunda Rabbimiz gözetliyor bizi diye harama gitmeden helalinden rızkımızı temin etme hususunda murakabe halinde olmuş oluruz. Ne demek murakabe? Rabbimiz gözetliyor demek. Her işimizde gözetliyor bizim. Buyuruyor ki, el ke yusu akıllı kimse mendane nefseu her zaman nefsini kontrol altında tutandır.
Kendisine acaba bu yaptığım iş emri ilahiye muvafık mı değil mi diye hep böyle kontrol ediyorum. Ben yapıyorum bir iş. Ama yaptığım bu iş emri ilahiyeye muvafık mı? Allah'ımız bu hususta ne buyuruyor? Diyelim bir devlet dairesi çalışıyoruz veya bir başkasının işinde görevlerimiz var. Bu anda acaba emek hırsızlığı mı yapılıyor veya onların görmediği yerde işimizi gevşetmek suretiyle yaptığımız işe hile karıştırıyor muyuz? Hemen hatırımıza ne gelir? O murakabe hali işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever diyerek dikkat ederiz. Burada dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin evlatları da var. Şimdi burada demiyorum. Belki ruhen buradadır. Öyle terbiye almış, öyle riayet etmiş ki, terbiye hususunda Kitabı Kerim zaten mevcut. Milyonlarca hadis-i şerif mevcut. İşte başımızda şöyle bir kimse olsa edime gerek yok. Allah'ımız resullerini de indirmiş, kitapların da indirmiş, her şeye haber verilmiş.
Bize hareket etmek düşer. Demirlerine uymak düşer. Burada kendisi bir devlet dairesinde görevli. Gelmediği günler olmuş. Onu olduğu gibi arz etmiş. Yukarı bir makama arz etmiş durumu demiş ki ben şu şu günler gelmedim, ona göre benim maaşımı takdir edin. Daha misaller pek çok murakabe hali memleketin sulhu demektir aynı zamanda. Şu ülke bizim ülkemizdir deyip ne gerekiyorsa, üzerimize ne düşüyorsa vazifemizi en güzel tarzda yapmaktır. Ve amile lim ma badel mevt artık bu hayattan sonraki ebedi hayat için hazırlık yapmaktır, ebedi anlamı. Ama. Bazen tatiller oluyor, yaz günlerinde neden, kışın doluyor. Artık her şey değişmiş durumda yerine göre. On beş günlük tatiller neler? Şahit olduğumuz bazı hususlar var. Altı ay o on beş gün için hazırlık yapanlar var, on beş gün. Ahiret nedir? On beş gün mü ahiret? Öldükten sonraki hayat on beş gün mü? Ebedi bir hayat.
İşte erkeği yüz dedi, akıllı insanlar tabii sizi, biz her zaman kendimizden üstün görürüz, üstün görürüz. Edep de budur zaten. Akıllı insan burayla ahiret hayatını kıyas eder, düşünür. Der ki ebedi bir hayat için ebedi bir hayat için aman ha hazırlık yapayım diyerek dikkat eder. Hiçbir vazifesinde gevşeklik yapmaz. Ve la aciz u aciz men iteba nefsehü heveh, nefsinin arzu ve isteklerine uyan kişidir ve temennahalallah. Ben kurtulmayacağım da kim kurtulacak diye böyle sanki kendisini cennetin ortasında görür. Evet daha da bir üstün yerinde görmemiz için vazifelerimizi yapmamız gerekir. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, Hazreti Ammar'a, Ali Radıyallahu Anh'a buyuruyor ki Cennet bunlara aşık buyuruyor.
Yine murakabe hakkında, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, yaptığımız vazifelerde en çok dikkat edeceğimiz ve hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayacağımız husus şu, biz bu görevimizde, bu vazifemizde, bu ibadette, taatimizde acaba nasibimiz ne kadardır? Şimdi burada bir murakabe anlatılıyor. Cenabı Hak'ın bizi her an gözetlediği şuuru içerisinde olmak. Biz bundan ne kadar istifade de biliyoruz? Çünkü kalp yedi kattema yok bilinip, harfi azama açılıyor. Bundan ne kadar nasiptar oluyoruz? Ne bileceğiz bunu? Geceler kısa evimizde kılsak da olur deyip istirahata çekilirsek o zaman murakabe hali gerçekleşmiş olmaz. Demek ki bu görevden nasipdar olmamışız. İşte ezkarımı almış olduğum evrad ve ezkarımı gün sonunda da yapabilirim. Ara arada böyle bir gevşeklik, böyle bir batalet, böyle bir tembellik zuhur etmeye başlarsa artık düşüneceğiz. Her hususta kalbinizi murakabe alıştırınız.
Öyle olmuş ki çünkü büyük bir istifade, büyük bir gelir var. Görürsünüz siz iş sahiplerini belki cumartesi gün rahat olabilir. Pazar iyice rahat olur ama pazartesi gün şöyle bir davetimiz var, iştirak etseniz deseniz, had'iyen gelememdir. Öyle bir işim var ki mümkün değil. Benim işim pek çok der. Başka bir zaman olursa olur da, şimdi gelemem der. Onlar manen öyle bir alışveriş yapıyor ki bir an dahi gafil olmak istemez. Çünkü cehennem ateşinde yanmaya razıyız diyorlar. Kalbinizi murakabeye alıştırın ve ekseru tefekkür vel itibar, düşünün ve ibret alın. Burada inşallah yeri geldiğinde anlatmaya çalışırız ne kadar fırsat bulabilirsek. El murakabe, iy ilmul kalp ibur bil Hak Cenab-ı Hakk'ın yakınlığını kalbin bilmesidir. Bu çoğumuzda dertleniyoruz. Diyoruz ki çoğumuz, ya biz ibadet de ediyoruz, taat de yapıyoruz ama bir türlü nefsimizin ezasından kurtulamıyoruz. İşte bu sebepten.
Kalbimiz Cenabı hakk'ın yakınlığını hissetmediği için oluyor bu. Çünkü yüzünden geçiyoruz. Hep yüzünden geçiyoruz. O zaman olmuyor. Hiç madeni insan dağın üstünde bir etin gibi toplamaz. Maden yerin derinliklerinde olur. Efendim su istiyoruz, Suyu birkaç kazma ile artık kepçeyle mi ne ile. Kazmak suretiyle olmaz. Derinine inmemiz gerekiyor. Bunun için kalp insanın dışında değildir, içindedir. Ruh bizim dışımızda değil, içimizdedir. Bakın sır deniyor, sır iştedir. Hafi deniyor, bizim manasına işte. Akfa daha da işte. Arifani ilahinin görevi neydi? İnsanda gizli olan bu hazineyi çıkarmak. O gösteriyor. Biz maden mühendislerle çağırmışız, bu işte de hakikaten uzman olan kimseler o sadece gösterir bize. Der ki ölçümlerimize göre kendilerine mahsus burada maden var. Bize hakikat ehilleri şu göğsünüzde beş tane maden var. Öyle maden ki mükafatını bizzat Rabbimizin verdiği bir maden.
Sizi zulümattan kurtarıp nur-u ilahiyeye eriştirecek maden diye haber veriyor. Çalışacak olan biziz. Dakika. İşte dedik her an yeter. Her an. Her vakit diyelim. Allahu Zülcelal'imizin bizi görüp bildiğinin düşüncesi içerisinde olmak bunu hiçbir zaman kaybetmemektir. Böyle olunca hiç işçi ve işveren birbirinden şikayetçi olmaz. Çünkü görevlerini hepsi en güzel şekilde yapıyor. Biliyor ki bu yaptığım görev Allah'ımıza karşı benim yerine getireceğim vazifelerdir diyor. Allah'ımız beni sorguya çekecek, nasıl yanlış yaparım diyebiliyor. Ki Alametü'l Hodur, o murakabe hali huzura erişme halidir. Aynı zamanda kişinin gönül olarak Zikrullah'a geçip Cenabı Hak'ın kendisini gördüğü düşüncesinin devamlı olmasıdır. Yani geçici değil de devamlı olduğunu bilmektir. Hemen hemen birbirine benziyor bu hususlar. Biz şeye geçelim, murakabe bizden neleri sağlar ona bakalım.
Artık vakit yetmediği için biz bundan gaye nedir, bunları öğrenmemiz gerekir. Bunun alameti Allah'ımızın bizim için arzu ettiklerini istemektir. Allah'ımızın istediklerini her şeye tercih etmektir. Allah'ımızın istediklerini kul için murat ettiği hayırları tercih etmektir. Yani nefsin arzularını değil de Rabbimizin arzularını ve sonra Allah'ımızın değer verdiklerine değer vermektir. Değer vermediklerine de değer vermemektir. Çok güzel, bu bile yeter aslında iyi dikkat edinsek. Sonra murakebenin çok dört tane esas var. Allahu Zülcelal'i tanımak, düşmanımız gibisi tanımak, aynı zamanda avanelerini de tanımak. Çünkü şeyaltıinu'l cinni vel ins, hem cinlerden hem de insanlardan vardır. Bunun yanında nefsimizin kötülüklerini bilmek, dördüncü olarak ameli sırf Allah için yapmaktır. Murakabe bizde neleri gerçekleştiriyor? Bir kere gönlümüzden geçen düşünceler hususunda da çok dikkatli olmaktır.
Eğer buna dikkat edersek diğer azalarımızı da korumuş, muhafaza etmiş oluruz. Eğer biz bu murakabe halini gerçekleştirebilirsek bunun neticesinde Cenab-ı Hakk'a muhabbet hasıl olur. Bütün azalarımızı dinimizin ölçüleri içerisinde yürütebilmektir, Onun dışına çıkmamaktır. Allah'ımızın çizmiş olduğu sınırlar içerisinde kalmaktır. Hafiygunel yehüdudille ayet cellesi ile bildirilir. Daha da anlatılıyor.
Kaynak: Genel
Manevi Terakki ve Ruhani Yükselişin Esasları | Mihmandar