Bu umremizde bir türlü vize alınamadı. Beş gün kadar Ürdün'de kaldık. Artık Türkiye'ye dönelim diyorlar. Son bir ümitle gidelim dediler. Onsosluğa. Ondan önce de bir kardeşimiz dedi ki ben bugün dedi acasın efendimizi gördüm. Büyük bir dağın üzerindeydi. Taşlar da yuvarlanıyordu. İçinizden birine söz verdik, kongreye gireceksiniz. Son bir ümitle varmışlar, orada Konyalı birisi elinde bir kağıt demiş ki sizin işlerinizi yapıyoruz, siz gireceksiniz demiş. Hiç Konyalı orada ne arar, nasıl buldular bilemiyoruz. Ve sonra biz geçtik. Geçtik. Sonra döndük. Efendimizin hane-i saadetlerine girdik. Daha bizi görmedi ama geldiğimizi his buyurdular. Yatak odasından o mübarek sesi duyuldu. Sizi geçirene kadar ne çektim? Sizi geçirene kadar ne çektim? Meğer efendimiz biz nizam italya bizi geçirmiş. Bu Ömer Faruk Ekinci var. Bir ara milletvekili oldunuz.
Bu hanımı, çocukları bir firma ile gitmemişler ve minibüsle gitmişler. İşte aktarmalı gibi gitmişler. Suud sınırına gelmişler. Vizeleri yok. Bir de hac işlerinde beş gün kala kapıları kapatıyorlar. Kimse geçemiyor. Bu varmış bir türlü işi olmamış. Gelmiş minibüse zaten de yorulmuş. Hanımına da diyememiş. Annesi de yaşlı olduğu için üzülmesin diye hiç diyememiş hac vesilesiyle seviniyorlar. Böyle uyuyakalmış minibüste. Uyurken üstadımızı görmüş. Ömer. Seni hudutta bir genç bekliyor. Haydi. Hemen uyanmış. Varmış. Hudutta bir tanesi elinde kağıt. Ömer Faruk Ekinci hiç tanımaz etmez. Ömer Faruk Ekinci. Buyur. Senin işini yapacağız yahu. Nerede kızım? İşini yapmış orada. Parası da yokmuş. Para da vermiş. Dönüş demiş sen ödersin. Gelmiş sevinerek hanımına, çocuklarına geçmiş. Döndüğünde aynı genç hasıl olmuş. Demiş ki artık parayı almaman bana ifade edildi demiş.
Bunu üstadımıza anlatınca bakayım neyi anlattı. Benim dedi, bundan hiç haberim yok dedi. Şunu söyledi. Kayserili bir et sağcı. Hanımı rahatsızlaşmış bunun. Hanımı rahatsızlaşmış. Kayseri'de doktorlar demişler ki bizim tıbbi müdahalemiz burada yeterli olmaz buna. Bunun İstanbul'a gitmesi gerekir. Trenine gidecek. Belki o zaman üç günde gidebilir. Varmış. Şimdi eczacı kardeşimizin de izini çok azmış. Dönmezse icap ediyor. Dönmezse görevinden olacak. Hanımı hastaneye bırakmış. Ayrılmış. Hanım annemizin gönlünde bir daralma olmuş bilgici. Daralmış gününü. Şahı Nakşibendi Efendimiz buyuruyor ki Gaddisallahu sırra, eğer daralır da bana müracaat etmezseniz, ellerim yakınızda kalsın. Yetişiriz buyuruyor biiznillahi Teala. Nasıl yetiştiğine bir misal vereyim ve bunu anlatayım inşallah. Bir tane abimizin Sami Efendimize iyi bağlamak. Kolu defalarca kırılmış. Böyle şey yapıyorlar.
Sınıf için ve artık doktor neyse yapıyor. Fakat az bir şeyden oynak yeri olduğundan nedense kırılıyor. Bir gün dayanamamış. Doktor, doktor, doktor yoruldum demiş. Üç İhlas bir Fatiha okumuş. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin futaibelerine, enbiya-i zama, sadatı kiram efendilerimize. Gözünü yummuş elini uzatmış. Şu kolumu biiznillahi Teala elimi sarın demiş. Elini kaldırmış hiçbir şey yok. Çok anlatırım. Ah bir teslim olabilsek. Bak bir kardeşimiz kanser hastası. Beyninde kanser çıktı. Efendimize öyle bir teslim biiznillahi teala, emin olun doktor ölecek derken vardı şeye, hastaneye demiş ki teşhisimizden vazgeçtik. O kardeşimiz diyor ki Hacı Hasan Efendimiz geldi. Zaten eliyle çek dur ay diyor. Bu Abdurrahman Gürses hocamız Rahmetullahi. Kurraca kendisi. Doktorlardan, Doktor Necmettin Akşan öğrenmiş onun hasta olduğunu gelmiş. Doktorlar bir türlü girdirmiyor.
Demişler yarım saat ömrü kaldı. Giremezsin. Yarım saat ömrü var. Sami Efendimiz ile de tanıştıkları için, biri Esadi El-Bili Hazretleri'nin dirgahında mukabele okurmuş. Hemen Sam Efendimize gelmiş. Efendim. Abdurrahman. Hafız. Yarım saatlik gümrük aldı diyorlar. Çok ağır bir hasta. Gidebilir miyiz? Derhal doktor buyurmuş. Derhal. Varmışlar Sami Efendimiz de giydirmiyorlar. Artık izah etmiş. Mübarek bir kimse şöyle ne derken içeri almışlar. Sami Efendimiz kulağına eğilmiş. Esselami. Okumuş. Daha çok yaşayacaksın. Çok Kuran okuyacaksın. Çok Kuran okuyacaksın. Yarım saatlik ömrü kalan Abdurrahman Gürses Hocamız Rahmetullah Ali yirmi sene yaşamış. Niye? Biz de yaz varıyoruz. Kalp tam teslim olacak. Eczacı kardeşimiz ayrılmış. Hanım, anne, Mahsulleşmiş. Biiznillahi Teala yetiş efendim demiş. Esaadi el birliği hazretlerine. Buyurun. İçeriye iki tane hanım annemiz gitmiş. Esselamu aleyküm.
Esselamu aleyküm. Bizi Esali Erbili Hazretleri gönderdi. Bütün sohbetle geçmiş günleri. Sonra eczacı gelmiyor hanım nasıl oldun? Nasıl olayım? Cennet gibi bir hayat yaşadın demiş. Esali El birliği Hazretleri'ni iki tane Derviş'i annemizi göndermiş. Sabahlara kadar sohbet etti. Esali efendimizi Kelami dergahında ziyaret etmiş. Efendim size çok teşekkür ediyoruz. İki tane hanım annemizi göndermişsiniz. Benim bundan hiç haberim yok. Bu ruhani yetişmiş. Şimdi, Esad Erbili, Kaddesallahu sırra sultanımızın, evvelki hanımları iftihar buyurmuşlar. İkinci bir annemiz. Yalnız, biraz safiyet varmış annemizde. Esad Erbili Hazretlerinin iki kişi kolundan tutuyor yürüme suçun, çok yaşlı. Fakat o yürürken bir inleme olurmuş Esad Erbili Hazretleri'nde. Yaşlı ne olur ya? Tüh. Böyle bunun gibi olur ya. Birisi demiş ki aklınızı iyi kullanın. Bak akıllı olun. O vah tüf demiyor.
O inlerken siz kalbinizi verin demiş. Kalplerini vermişler ki kalplerin nur ile doluyormuş böyle. Sebebi tecelliyata mazhar olduğu için Esad El birliği Hazretleri her adımında, her nefesinde ilahi tecelli ile kalplerin nura gark oluyor. Bakın bize Hasan hocamız şunu anlattı. Üsteazımızın dedi, dökülmesini biliyor musunuz siz dedi. Anlattı bize. Bir tabağa dedi mesela şöyle atarken onu nasıl atıyor dedi. Ayağını mesela şöyle diyor. Emin olun dedi gönülleri düzeltiyordu da ama haberimiz olmadı diyor. Şimdi bir şey diyeceğim. Simalarımız, rabıtamızı güzel yapalım. Görmem ama kalbime geliyor. Zikrimizi iyi yapalım. Simamız ehlullah'a dönsün. Bize itiraz ediyorsanız, bak biz bir şey değiliz. Bir eczacı ne olur ki? Eczacede çalışan bir yavru ilacın yerlerini gösterir. Biz efendimizin gösterdiği ilaçlara işaret ama şu simamız nurlansın yani ibadetle, taatle, zikirle.
Sevgili mürşidimizdeki bize, ah, şu kalpten geçenleri bilmesek. Efendim, Esali Erbili Hazretlerinin koluna tutup yürütüyorlar. Anamız duyarmış. Esali efendimizin sağa sola biiznillahi Teala'ya yetiştiğini. Bir gün demiş ki efendim buyur hanım. Sizi sağa sola şarka garbe yetişiyor. İşte batan gemiyi kurtardı diyorlar. Bu nedir demiş. Sizin kolumuzdan biz zor yürütüyoruz. Nasıl geçiyorsun da demiş. Çok tebessüm buyurmuş. Hanım bu cisim değildir demiş. Ruhaniyettir. Anamız anca o kadar. Biliyoruz ama müstesna da bir anne. Bir defasında Sa'd İbni Muaz'ı istemişlerdi. Yahudiler şimdi kararlarından vazgeçtiler. Ahde sadakat göstermediler. Onlara hüküm vermek için Sa'd İbni Muazzisten'dir. Daha otuz yedi yaşındaydı ithalinde de genç. Hatta aleyhisselatu vesselam Efendimizden sonra hilafete onu muvafık böldüler. O kadar müstesna bir. Yok. Bu zat değil. Bu zat değil. Fakat hususiyetleri var.
Hususiyetleri var. İrtihalinde, irtihalinde Efendimiz duyunca eteklerini sıvazlayarak koştular. Ve sonra mübarek parmaklarına basarak yürüyorlardı. Ayaklarını tam basmıyorlar. Buyurdu ki o kadar melaikei kiram indi ki o kadar melaikei kiram basmamak için dedi böyle yürüyorum. Hatta Cebrail Aleyhisselam da inmiş onun vefatında. Demiş ki bu Abdi Salih kimdir ki? Kimdir ki bütün melaike-i kiram iniyor diye? O da Sa'd İbni Muaz Radıyallahu Anh. Müstesna onun menkıbesi bitmez. Mesela, namaz kılarken diyor bana, dünya hatırıma gelse yeniden kılardım. Ahiret uçmağı gelse, seyir secdesi yapardım. Bu onlara ait yalnız. Bu hali kesbetmiş. Geldiğinde karar verdi zaten erkeklerinin katledilmesini. İşte kadınların, çocukların bırakılmasını. Böyle deyince aleyhissalatu vesselam Efendimiz buyurdu ki seher vaktinde Cebrail Aleyhisselam da bana aynısını söyledi diye.
Böyle bir Ashabı Güzi'nin seçkinlerinden. Kim Sa'd İbni Muaz'ı istemişlerdi. Gelince yanında bulunanlara, Efendimize karşı ayağa kalkın. Buyurdular. Bu hadis-i şerifleri bir arada düşünen alimlerimiz şunları söylemiş. Mesela Ebu'l Velid bin Rüşt. Ayağa kalkma dört türlü olabilir. Haram olan kibir ve yücelik taslayıp ayağa kalkanlar arasında kendini büyük bölen için kalkmak. Yani bu caiz değil. Böyle kibir, benlik var. Ayağa kalkılmasını istiyor. Onlara diyor kalkılmaz. Mekruh olan kendini ayağa kalkanların karşısında böyle görmemekle beraber, bu yüzden kalbine bir şeyler gelebilecek olan ve kalkıldığında zorbalara benzerliği ortaya çıkan bir kalkmak. Caiz olan zorbalara benzemez. Söz konusu olmayan kimseler için bir iyilik ve ikram olmak üzere ayağa kalkılır. Büyüklere, tazimen alimlere, meşay-ı izama. Bu gibi.
Haram olan kalkmaya bir de zengin malı mülkü için kalkmayı katmak gerekir buyurmuş. Dininin üçte ikisi gider buyuruyor zaten. Zengine zenginliğinden dolayı kalkmak. Resulullah efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kim bir zengine eğilir, onu yücelttiği ve elindekilere göz diktiği için kendini küçültürse, şahsiyetinin üçte ikisi ve dinin yarısı gider buyrulmuştur. Beyhaki essünen, el Kübra, Alaüddin, Abidin, el Hediye, I Alaiyye benzer bir hadis ve açıklaması için fetevai ibn-i salah bunlara bakılabilir. Mescitlerde oturanın ve Kuran okuyanın da yanlarına giren için eğer kalkmaya layık birisi ise saygı için kalkmaları mekruh olmaz. Böyle salih bir insan, böyle bizim gibi değil de, Nurlu bir insan. Hayırlı bir insan. Kalkmakta diyor bir beis yoktur. Siz kazandınız. İnşallah biz de kazananlardan oluruz. Efendim bir şey anlatacaktım. Ezan da okunuyor ama. Hemen anlatayım eğer yorulmuşsanız.
Müsaade var mı anladım? Bu Havıs Salih var bizim memleketimizde. Biz diyor o zaman Kutsi Şerife giriliyordu. Oradan hacca devam ediliyordu. Hacca girerken Kutsi Şerife uğramıyordu. Biz diyor Hacılar olarak Kutsi Şerife geldik. Yalnız orada kalma, kalmamız icap etti. Düşünüyorum diyor. Biz diyor otobüsün yanında da yatarız. Şurada da burada da. Ama Hacı Hasan Efendimize bir itham olması lazım diyor. Yani o bizim gibi değil. Şerefli bir insan. Allah'ın dostu, sevgilisi. Onu rahat ettirmek istiyoruz diyor. Ne yapalım, ne yiyelim derken kendisi konuştu diyorum. Habız Salih. Endişe edip durma. Benim burada dostlarım var. Halbuki diyor hiç gelmiş değil gitmiş değil buraya diyor. Benim buyurmuş dostlarım var, beni onlar misafir eder der. Pek diyor kalbime de oturmadı ama diyor. Otobüsten diyor indik. Baktım diyor, Hacasın efendimizin etrafını diyor, böyle nurlu bir taife diyor.
Böyle nur gibi insanlar. Etrafını sarıverdi diyor. Ellerini öpüyorlar, kucaklıyorlar. Saygıyla sevgiyle buyurmuş ki, Hafız Salih siz de bizimle gelin. Aldılar götürürler diyor efendimiz hazretlerini. Öyle bir sofra hazırlamışlar diyor. Böyle bir misafir olur da kıymetli bir kimse e bir ay önceden hazırlık yapılır. Sanki bir ay önceden hazırlık yapılmış gibi diyor üstadımızı aralarında paylaşamadı. Efendim bunlar Allah'ımızın dostlarıdır. Sevgilileridir. Onlar Rabbimize şeyde bulundukları için ibadette ve taatte hadis bir niyette ona olan saygıda, sevgide, muhabbette haşyetullah içerisinde olduğu için sebebi Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder. Ve sizin ayaklarınızı kaydırmaz. Onlar çocukluğundan beri mesela efendimiz hazretleri daha çocukken nasihat edermiş. Böyle bir mindere oturur. Gelenlere konuşurmuş. Bu Allah'ımızın gönlüne vermiş olduğu ilim.
Bunları ölçüp tartmak bize düşmez. Bize bir şey düşer. Tazim gerekir. Saygı gerekir. Biz ne kadar saygı duyarsak o kadar saygı görürüz. Bu Kayseri'de kale Camii var. O kalada bir yaşlı zat vardı. İsmini de bilmem, künyesinde hiçbir şeyini bilmem. Yalnız okuldaydım. Onu çok severdim. Gelirdim. Dizinin dibine otururdum. Ondan nasihat almak isterdim. O bir gün şunu anlattı. Hiç de sormadım. Nereye bağlı? Nedir? Bilmiyorum ama şekli şema ile nur gibi bir zat. O şunu anlattı. Ben dedi İbrahim etten Nuri hazretlerinin kabrine girdim. Baktım her taraf toz. Orayı dedi bir temizledim şöyle. Yalnız temizlerken dedi, o tozları yalıasım geldi muhabbetimle. Ben de dedi, öyle bir hasta oldum dedim. Kalkacak durumum yok. İbrahim'i 10 Nuri Hazretleri çıktı geldi dedi. Sen benim kabrime hizmette bulundun. Ben de sana okuyacağım diyor. Hemen bitiriyorum. Sünnet olur. Üç hadis olmuş oluyor.
Bu Yeşilhisar'da Ahmet Efendi Karagöz diye mübarek bir insan. Ta, Alay müftüsü İbrahim Efendi buraya geldiğinde ta yirmili yıllar şu anlattığım. Dokuz yüz, yirmili neyli yıllar. O zaman intisap etmiş. Cami kebir de bütün ilan edilmiş. Hatta Cami kebir de zikir yapılmış. O zaman müstesna imiş. Bu o zaman intisap etmiş o devirde. Torununa demiş ki benim gözüm görmüyor. Okuyamam zaten demiş. Sami Efendimiz bu eserleri yazana kadar bak mübarek gözlerini kaybetti demiş. Oğlum bize sadakat gerekir. Eserini oku. Yanınız virgülünü dahi atlama demiş. Okumuş, canı gönülden dinlemiş. Tabii yaşlı ayakları kireçledi mi ne yaptıysa. Bu camiye de giderken cuma günleri merdivenden inemezmiş de. Tahammül edecek gibi değil, kendisini atarmış yere. Camiye mi gidemeyeceğim dermiş. Böyle, merdivenlerden ata ata gidermiş.
Bir gün üstadımız efendimiz Hazretleri kalkacak durumu yok, inanın mübarek yatağından kendini yere attı. Nasıl olur da dedi ben Rabbime kulluğumu yapmam dedi. Nasıl bir sadakat? Şimdi bu kimse dizlerinden rahatsız zammı Efendimiz buyurmuş ki evladım Ahmet sen bize sadakat gösterdin. Senin dizine bir okuyacağım buyurmuş. Okumuş. Demek ki tam teslimiyette iki türlü şifa bulmakla birlikte, doktora gitmek suretiyle, bir de manevi şifası bu işin elbette vardır. Velhamdülillahi rabbil alemin. Aleyhüssalatü vesselam Efendimizin aziz, pak, latif, mutahhar, mücella, ruhu ilmilerine ehline ashabına, peygamberanizan ve piran-ı zanın ve bütün geçmişlerimizin ruhları için hususe bu cuma günü, bu camiyi dolduran, inşallah onların hürmetine biz de rahmete mazhar oluruz. İnanıyoruz ki bu cemaat rahmete mazhardır. Bizi de Cenabı Hak onların peşlerinden ayırmasın. El Fatiha.