En çok müptela olduğu halkımızın sığıradır mesele. Diyor üç ayları gelse inşallah diyor vesile olur. Şu sığarayı terk eder, kurtulurum diyor. Bundan şikayetçi zaten. Tiryaki olmuş ona. Kurtuluş için bir çare arıyor. İşte diyor Ramazan-ı Şerif girer. Bu vesileyle terk ederim diyor. Terk etmeden önceki sıhhati nasıldı? Bunu görüyorsunuz. Terk etmeden önceki bir karaciğerini ele alıyorlar. Bir de terk ettikten sonra sıhhat ve afiyet bulunca o anki o anki karaciğerini gösteriyorlar. Bak diyorlar senin sığara içtiğin zamandaki halin buydu. Şimdi de bu haldesin. Diğerlerini buna kıyas ederiz. Allah'ımızın koymuş olduğu esaslarda Kuran Acimuşşan'da, Habibi Kibriya'nın Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünneti Muhammediyesinde, sadatı kiramın tavsiyelerinde sadece bizim bizim manevi şifamız değil maddi de şifaya kavuşuyoruz. Diyelim ki bir ruhi bunalmalar var. Stresler var. Panik atak.
Yerinde duramıyor. Bazen bakıyorsunuz on beş gün yatıyor. Bazen da bakıyorsunuz duramıyor. Kabı kabına sığmıyor. Bunun devası var mı? İlla bunu işte falan filozoftu bilmem falandı. Bir yabancıydı. Buna alışılmış. Buna hiç alışmaya gerek yok. O tababette ne de tıpta örnek bizim Müslüman alimlerdir, tabiplerdir. Onların gösterdiği yoldur. Onlar nices? Aynıyla pis olan kimselerdir. Söylemiş olduğu devalar böyle Müslüman tabiplerden tabiplerden öğrendikleridir. Bizim bir Süleymaniye kütüphanemiz çalınmıştır. Ecdadımızın birçok kıymetli eserleri hamur da edilmiş, hamur da eğrilmiş. Bunun yanında çalınmış, götürülmüş, istifade etmişler. Bize sanki kendi bilginleri sunuyormuş gibi göstermişler. Devasa elbette mevcut. Bunun için bize Cenabı Hak nebileri gösteriyor. Sıddıkları gösteriyor. Şehitleri gösteriyor. Salihleri gösteriyor. Bunlar sunuyor bize.
Biz hastalıkta nasıl eczaneye varıyorsak başta doktora müracaat ediyoruz. Doktorlarımız belli. Peygamberlerimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sıddıklar, şehitler ve salihler. Hem maddi hem manevi. Manevi vermiş olduğu evrad ve ezkarda bizim o ruhi bunalımlara nelere sıkıntımız mevcut. Sıkıntımızı giderecek devalar mevcut. Geldik gelmedik. O insanın şahsıyla alakalı. Nasıl öleceğim demesi ile alakalı, dememizle alakalı, kabre girdiğimizde ne yapacağız dememizle alakalı, kabirde suale nasıl cevap vereceğiz dememizle alakalı, Kabirden hangi sıfatta kalkarız diye düşünmemizle alakalı. Defterimizi soldan mı sağdan mı sırtımıza vurulup düşümüzden çıkar mı diye tefekkürümüzle alakalı. Mizanla alakalı. Mahşerle bunları tefekkürümüzle alakalı. Bunu düşünürsek ne olur? Nefü ispat diye bir vazife var. Üstadımız ne güzel demiş sadra yazılır silinmez diyor. Bunu illa bir Alman profesörü mü söyleyecek?
Bunu Kitabı Kerim'imiz İşte o Alman düşünür. Hastasını muayene ederken göz kafeslerinde kelime-i tevhidin yazılı olduğunu görmüş. Bunu bir nebi görüyor. Bunu bir sıddık görüyor. Bunu şehadete ermiş canlı şehitler görüyor. Salihler görüyor. Bize öncelikli olan budur. Onlar derse bu iş tamam oldu. Böyle bir şey yok. Hepsinin temeli İslam'dır. Müslümanlardır. Kuran azimüşşan'da Cenabı Hak okuduğumuz bu ayet-i celile ile yüce kudretini hem kendi içimizde hem de hem de afat dışımızda gösteriyor. Nedir bu? Nefesi göbeğin altına alıp nefessiz yirmi bir defa kelime-i tevhidi okumak. Bu yabancılar diyorlar ki bir dakika nefesinizi tutacak olursanız bu hastalıktan kurtulursunuz. Böyle yapmaya ne gerek var? Nef-i ispat yaparız? İmanın kemal bulduğu bir taattir.