Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin vasıfları üzerinde duruyordu. Elimde bir eser var tabakatı sufiyye diye. Buradan da bazı bölümler kardeşlerimize aktarıyordum. Mühim gördüğüm bazı yerler var, onlardan nakletmek istiyorum. Mevzunun da biraz daha iyi anlaşılır hale gelmesi için. Çünkü peygamberlerde bulunan vasıfların hepimizde bulunması gerekir. Hepimiz bunları yaşamamız icap eder. Burada Ebu İshak İbrahimü'l Havvas Gadde Sallallahü Sırrı Hazretlerinin hayatından bir bölüm sonra da sözlerinden naklediliyor. Hak yaşamamız gereken hususlardır, O bölümlerden, tavsiyelerinden, kelamlarından bir kısmı şu, devevul kalbi hamsetu eşya. Kalbin manevi şifaya kavuşması beş hususa bağlıdır. Bir hastaya doktor geldiği zaman maddi rahatsızlıklarda bile derhal kalbini kontrol ediyor, kalp atışlarda dinliyor.
Neden derseniz eğer kalp sağlam olacak olursa diğerini pek önemli görmüyor. Onları ilaçla, iğneyle vesaire. Şifa Cenabı Hak'tandır, onlarla ilaçlarla tedavi ederiz geçer diyor. Manevi rahatsızlık Allah korusun kalpte bulunacak olursa tedavisi zor. O bakımdan ehlullah hassasiyetle bunun üzerinde durmuştur ve bu baharın gelişi de bizi gaflete götürmesin, tembelliğe götürmesin diye arz ediyorum. İşte bahar geldi ortalık yeşerdi. Tabiatın güzelliğinden dolayı kendimizi bir gaflete götürmeyelim. Gezimizde, pikniklerde, arkadaşlarla beraber bulunduğumuzda da yanımızda hayırlı eserler bulunsun. Yine gezelim, yine dolaşalım ama Kuran-ı Kerim'de haber verildiği üzere ibret almak için gezelim. Mesela bir dağa bakışımızda acaba biz böyle bir müstakim halde miyiz? Dağ, nehir onu götürebiliyor, nesil götürebiliyor, olduğu gibi duruyor.
Acaba beni Cenabı Hak'kın emrinden nefisseli, şeytan yeli helak ediyor, mahvediyor mu diye tefekkür edip emri ilahiye son derece dikkat etmemiz gerekir eşyaya bu nazarla bakacağız. Ve bir de elimizde güzel eserler bulunursa onlardan okuruz bir müddet ondan sonra da gezilir, tozulur. Bunu bile derken hicap ediyorum Cenabı Hak'ka karşı gezilip tozmalar gezerken bu toprak bizi içerisine alacak diye gezilir. Bir gün bunun içerisine gireceğiz ama nasıl gireceğiz? Üstadımız bize ölüm hadiselerinde buyururlardı ki Bundan üzülmem de acaba Allah'ımızın huzuruna nasıl varacağız? Kabrimiz cennet bahçesi mi olacak? Cehennem, cehennem çukuru mu olacak? Bunu düşünürüm derlerdi. Ağırlığı asıl oraya vereceğiz. Vermeyecek gibi değil. Düşünen insanlar için bu çok önemlidir. Buranın yiyeceği giyeceği her türlü ihtişamı bitecek.
Fakat ora için yapmış olduğumuz ahiret için hazırlıklar bizimle beraber bulunacak. Bu anlatacağım hususlar bizim gönlümüzün ihya olması ve huzur-u ilahiye varışımız da bu esaslarla olacağı için ifade ediyorum. Devevul kalbi hamsetu eşya Kalbin şifası beş, esasa dayanır. Gratul kuran bit tedebbür manasını tefekkür ederek, öyle çok acele değil, okuyuşlarda, düşüne düşüne, Ayet-i celilelerin inişlerini düşünerek, sanki o anda bize nazil oluyormuş gibi düşünerek okuruz ve burada ne kastediliyor, ne ifade buyuruluyor bunu tefekkür ederek Kuran-ı Azimüşşan'ı okumak, ders almak, ibret almak, yüzünden okuyup geçmek değil, manasını da düşünmektir. En azından namazda okuduğumuz ayetlerin manasını düşünsek yine iyidir. Mesela diyoruz ki biz işte inna teine gul İhlas'ın bir manasını bilsek, Hristiyanlara orada büyük bir cevap var. Yahudilere büyük bir cevap var.
Allah'ımızın vahdaniyeti ifade ediliyor. Ne diyorlardı onlar? Diyorlardı ki İsa Allah'ın oğlu, o zehir haşa Allah'ın oğlu, melekler Allah'ın kızlarıdır diyorlardı. Cenabı Hak, Lem yelid ve lem yulen doğurmadı da, doğurulmadı da diyerek en güzel cevap veriliyor. Sonra Cenabı Hak'ka hiçbir şeyi ortak koşmamak. Ve lem yekul lehu küfu ven ahab. Bu ortak koşma hususunda bazen Allah'ımızı tanır kişi de ona işler ortaklar. Mesela Bakara suresinde Rabbi zücelalimiz buyuruyor Onlar Allah'ı sever gibi, Onun dışındakilere de muhabbet ediyorlar diye. Seveceğimiz zaman Cenabı hakk'ın eseri diye İbrahim bin Ethem hazretleri veliyi tarif ederken buyuruyor ki Eserden müessire geçen diyoruz ya bir dağa baktığımızda, bir taşa baktığımızda, bir Semavata, bir arza baktığımızda ne yapacağız? Diyeceğiz ki bunu yaratan hiç şüphesiz Mevlamız vardır diyeceğiz. Artık bu gerçek ilmende ortaya konmuştur.
Biz inanıyoruz. İlim de bunu ifade ediyor zaten. Bir yaratıcının olduğunu, bunu yaratıcı demiyorlar bir akıl, bir güç diyorlar ama o güç hiç şüphesiz Cenabı Hak'tır. Mevla-yı Zülcelal'dir. Biz bir ihlasın manasını bilebilsek yeter. Ve lem yekullahu küfvenat hiçbir şey ona denk değildir. Mesela biz görüyoruz ama şu odanın içerisindekileri görüyoruz. Belki pencereden baktığımızda birkaç kilometrelik geri görüyoruz. Diyelim kırk kilometrelik geri gördük. Buradan ötesini nasıl göreceğiz, Nevşehir'i nasıl göreceğiz, Kırşehir'i nasıl göreceğiz, Yozgat'ı nasıl göreceğiz, Tokadı nasıl göreceğiz? Bir Çorumu nasıl göreceğiz? Ancak biz gözümüzün görebildiği yeri müşahede de biliyoruz. Duymamız şu odanın içerisinde. Bunun dışında biz belki dışarıdan da, Sezer'i işte biliyoruz ama bir Afrika'da konuşulandan haberimiz yok. Bir Avrupa'da konuşulandan haberimiz yok.
Cenabı Hak ise görüyor, öyle görüyor ki bizim hocalarımızın ifadesi çok güzel. Kadim olan hocalarımızın ifadelerinde öyle bir güzellik var ki ancak halkımızın o şekilde tanıyabileceği için bu tarzda ifade buyurmuşlar. Kara karıncanın, karanlık gecede ayağının sesini duyuyor ve onu da müşahede ediyor diye. Bak biz belli alanları görüyoruz ama bunun dışındakileri göremiyoruz. Denizin altındaki balıkları göremiyoruz. Daha saymakla bitmez, semavat ve arzı olan ona hiçbir şey gizli değildir. Nuhytune bir şeyim min ilmi Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır hiçbir nesne ona benzemez mümkün değildir. İşte onlar Cenab-ı Hakk'ı kabul ediyorlar ama bunun yanında putları da ona ortak koşuyorlar. Katiyen mümkün değildir. Cenabı hak Kuran-ı Azimüşşan'da kendisinden bir zararı yok edemeyen, fayda da getiremeyen taş parçalarına nasıl tapıyorsunuz diye buyuruyor.
Sonra İbrahim Aleyhisselam yine Kuran-ı Azimüşşan'da halkın bayram gününde herkes tayin edilen mekana gidiyorlar. Bu ise bundan fırsat bularak ne kadar put varsa kırıyor ve sonra da baltayı alıp büyük putun boğazını asıyor. Geliyorlar, müşrikler şaşkına dönüyor. Bak müşrik diyor. Bunlar Allah'ı inkar etmiyor ama ona ortaklar koşuyorlar. Adiyy bin Hatem'in Efendimiz aleyhissalatu vesselama gelip de biz müşrik değiliz dediğinde söyle buyurdu. Size işte büyükleriniz bir söz söylese, o da emri ilahiyenin haricinde olsa onu kabul eder misiniz? Ederiz deyince, Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bunun da şirke götürdüğünü ifade buyurdular Velhamdülillahi Rabbil alemin.