Şimdi genel olarak diyor seferler vatan bir yerden diğer bir yere geçmek umumi olarak eğer bu kasabadaysa Yeşilhisar ilçesine geçiyor. Yeşilhisar ilçesinde ise, İncesu ilçesine geçiyor, Tumarca ilçesine geçiyor. Bunun gibi. Şimdi, bir mürid için diyor, burayı iyi muhafaza edelim, işte benim bunu ama çok önemli. Kaydilerlerse, yapsınlar, siz bilirsiniz. Şimdi, bir mürid için diyor, alemi halk. Alemi halk dediği şu, bizim ütüt yapımız su, hava, ateş, toprak, bundan geçip Mevla'ya ulaşmak. Bu toprak, havası ne oluyor? O artık su füyuzat-ı ilahiyeye, tecelliyata, malumadatı ilahiyeye ona dönüşüyor. Gözyaşına dönüşüyor aşka muhabbete. Ondan sonra toprak niye dönüşüyor? Toprak da artık bu çok uzun girer. Yokluk alemlerine, melekut alemlerine, ceberut ve lahut alemlerine gider.
Velhasıl, bir mürit için gör, min alemil halk, şu vücut yapımızda, ila cenabil hadsübhanehu ve teala yani beşeriyetten rahmaniyete geçirir. Hiçbir beşeri hal kalmıyor. Hep Rabbımızın muradı kalmıyor. Rabbımızın arzusu kalıyor. Ben kelime bundan anlamıyor Mevla'mız için. Allah'ımızın iradesi, Habibi'nin Sallallahü Teala arasının iradesi bunlar gerçekleşiyor. Bu Saf suresinde geçer. Bu beşeriyetten rahmaniyete ulaşmayı İbrahim Aleyhisselam'la alakalandırdı. Saf suresinde buyuruluyor ki Cenabı İbrahim aleyhisselam Ben Rabbime gidiyorum. O beni hidayette kılar diyor. Burda Rabbime gidiyorum, kime benim nefsiyle bir alakam yok. Şeytan yaklaşamaz bize. Ondan sonra dünya imiş, vesaireymiş hepsinden geçiyor. Dünyanın içinde ama dünyanın muhabbetinden geçiyor. Evi ailesi çocuğu oluyor ama onun şeyliği ölçüler içerisinde dinimizin ölçüleri içerisinde, aşırıya gitmiyor.
Dinimizin ölçüsü içerisinde devam ediyor. Yalnız bir yerde gördüm, hal geçer deniyor. Makam ise, insanda gezmiştir. Mesela, cömertlik hali diyelim, öyle bir an geliyor ki, böyle yoksulu düşünüyor, fakiri düşünüyor, ihtiyaç içerisinde olan düşünüyor. Böyle bir sacdan örtülmüş, barasaların içerisinde artık buna anlatmayı biz de tahammül edemiyoruz. O sıkıntıları bölününce, buna bir hal geliyor kişiye. Diyor ki ya biz çeşit çeşit diyoruz. Bunlara bahşedelim diyor ama bu devamlı olmuyor. Biz böyle anlatıyoruz devamlı olmuyor. Makam olunca o her zaman o duygunun içerisinde. Bak, bir eserde gördüm, o de daha değişik bir yer almış. Diyor ki, halde güzellik bambaşkadır diyor. O makamda da olsa öyle bir hal zuhur eder ki diyor, zaten burada dedi. Biz dualarımızda da var ya. Ey insanları böyle halden hale geçinen Rabbim, bizi en güzel hale müheyle. Neden en güzel hal?
En güzel hal, Rabbimizin razı okuduğu andır. Onun razı olacağı hale bürünmemizdir. Bu adap füzesi okuduğumuz, okuduğumuz, öğrenmeyimmiş. Evet, bir makamlığın diğer bir makama geçişi. Şimdi, Yunus Emre ile Mevlana'mız Allahu alem, on ikinci asır aynı delil de yaşamışlar. Yunus Emre rahmetullah Ali, Mevlana'mızı ziyarete gelirmiş. Ziyarete geldiğinde ayrılacağı zaman artık şehrin en son noktası neresi, oraya kadar kılavuzlarmış. Mevlana'mızın ümitleri demişler ki efendim, niye böyle bir Türkmen kocası o taahhüt ediyorsunuz şehir dışına kadar? Buyurmuş ki, ben ne kadar ilahi menzilleri yani konaklar demek, Aslan, bu Türkmen kocasının izini devamlı ileride gördüm. Buyurmuş. Onun gibi. Devamlı makam kaydı yazıyor. Onun sonu olmaz onu zaten. Ve muradi, lamin beledin dile belet. Diyor ki, şöyle, çok güzel söylüyorum onu. Bu diyor, zahiri bir belde değiştirmedi.