Şimdi bizim ruhumuzun kalbimize veriyorlar, zikullah rızkını. Diyorlar yanıyor mu, batıyor mu, vuruyor mu, sonra huzur halini alıyor. Bakın rızık o kadar güzelleşiyor ki, o kadar taam tıb, bunu Türkçeleştiremem, tıb anlayalım. Rızkın temizliği demek ama temizliği derken bile biz bu kelimeyi tam ifade edemiyoruz. Öyle bir nimete eriyor ki tarif edilmez, kıymetli bir insana manevi bir hediye bahşolunuyor. Diyorlar ki ne hissettin? Tarif edemem diyor. Bu ancak yaşanır diyor, tarif edemem ben diyor. Bu rızıkta lezzeti tarif edilemez, ancak tadanlar bilir. Sonra huzur halini alıyor, ruhunda da öyle sır, habi, ahfa, bütün vücuduna da sirayet ediyor. Artık nefiy ispatındaki zevk bazen derlermiş büyüklerimize Efendim daha evvelden neden tarif etmediniz, bu ne büyük bir nimet? Buyururlarmış ki biz anlattık ama siz ancak bu şekilde anlayabildiniz.
Bu rızkı tadan, bu rızkı tadan kimseler Sadat-ı Kiram Hazeratı içinde on beş sene seyri cemal ile kendisinden geçiyor. Muhammed Baki Billah Hazretleri bu nimete erdiği için geceler ne tez geçiyor diyor, Kuran-ı Kerim'i hatmediyor her gece. Geceler ne tez geçiyor diyor. Bu nimeti takmaktan dolayı ne diyorlar? Güneş doğacağı zaman Eyvah diyorlar. Batacağı zaman da Elhamdülillah Rabb'ımla daha bir yakınlık hali meydana gelecek, secdelerde ve kıyamlarda. Muhyiddin Arabi Hazretleri bu zevki şöyle anlatıyor, buyuruyor ki ben Kabe'yi muvazamanın karşısındaydım. Kabe-i Muazzama'nın karşısında bana Hızır Aleyhisselam vasıtasıyla ilahi nimet cübbeyi giydim. Demek ki rızıklar gündüz olmakla birlikte, gündüz nedir? Bizim idrak vaktinde, idrak namazını kılma rızkımız var. Kuşluk namazını kılma rızkımız var. Öğle namazı, ikindi, akşam. Akşamdan sonra evvabin namazı rızkımız var.
Bunun yanında yatsı namazı, gece namazı dediğimiz yattan sonra kıldığımız, bir de teheccüd namazı ki Allah'ımızın tecelli rızkına da mazhar oluyorlar. Bunun için geceyi iple de çektikleri oluyor ve duyamıyorlar. Bu rızıktan çünkü bedenin rızkı insan usanıyor. Ne can istiyor? Kebap can istiyor. Aynı diyelim çok arzuluysa bir yiyor, bir daha istiyor ama onun tam ortasında, o cevabı bitirmeden tamam yiyemeyeceğim artık. Halbuki çok ona arzulu, hususi yolculuk yapıyor onun için. Eğer biliyorsanız uçakla seyri sefer yapan var. Bir yemek için uçakla seyri sefer yapan var. Şu rızkı yiyeceğim diye. Bundan bıkıyor, ama öyle oluyor ki murakebede kalbinin öyle bir rızkı oluyor, bu biz kalp diyoruz da kalpten sonra diğer letaiflere de dağılılıyor. Zikrullah ile bütün vücudu ıslanıyor, nur-u ilahi oluyor. Herhalde Zeki Sultan-ı ani nurlara gömülüyor.
Bu rızıkla şu boyun kemiği dışarı çıkan üstazlarımız var. Niye? Öyle bir eğiliyor ki doyamıyor. Mesela üstadımızın çok sevdiği kılavuz hapsinden anlatılıyor, yatsıdan sonra elini bıraktıramıyorlar. Bu herhalde bir saatten tat almış, lezzet almış ki bırakamıyor. O mükafat ne düşünmüyor, ne cennet ümidi ne cehennem korkusu yok. Mevla başka bir şey yok. Zaten ona erişince, Mevla'mız da onu seçiyor zaten. Halık-ı Zülcelal'imiz, Halık-ı Zülcelal'imiz onları seçiyor sevgili kardeşlerimiz. Öyle bir nimet bahşolunuyor ki Rabbimizin seçtiği kullar oluyorlar, nasıl seçtiği kullar oluyor denirse bunu üç madde halinde izah buyurmuşlar, estair billah. Allah Celle Celalühü dilediğini kendine seçer. Bak görüyor musunuz, görüyor muyuz? Dileyeni de diyebilirsek hata etmeyiz inşallah. Bir hocamızdan duymuştun men yeşe derken dilediğini aynı zamanda iradesini hayra kullanıp Allah'tan rızasını dileyen.