Manevi Rehberlikte İlahi İlim ve Rabbani Müşahede kaydında Cenabı Hak'tan veli, kulu olduğuna inandığımız maruf Hazretlerinin öğüt ve nasihatlerinden. Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin huzuruna bir kimse gelir. Der ki efendim ben şöyle bir kimsenin mübarek bir kişinin ismini verir, evladıyım, manevi evladıyım. Der ki onun söylediği sözlerden bana bir misal ver. Efendim der ki bizim üstadımız yer…
Cenabı Hak'tan veli, kulu olduğuna inandığımız maruf Hazretlerinin öğüt ve nasihatlerinden. Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin huzuruna bir kimse gelir. Der ki efendim ben şöyle bir kimsenin mübarek bir kişinin ismini verir, evladıyım, manevi evladıyım. Der ki onun söylediği sözlerden bana bir misal ver. Efendim der ki bizim üstadımız yer demir gök demir olsa yine Cenabıhakk'a gönlümüzü bağlarız, endişe etmeyiz rızık için. Böyle deyince, Bayezid Bistami Hazretleri buyuruyor ki Şeyhinde nakıslık var, noksanlık var. Çünkü ne yeri hatırlayacak ne de semayı hatırlayacak, Mevla'yı gönlünden çıkarmayacaktır. Bu şuna benziyor, insandan bazen kan örneği alıyorlar, işte bir artık kendilerine mahsus ne kadar alınması icap ederse kan değerlerinden onun vücudundaki hastalığı biiznillahi teala tespit ediyorlar. İşte şu şu şu şu hastalıklar görünüyor diyor, bir kan damlasında.
Şimdi ehlullahın gözü buna benzemez. Biiznillahi teala ördüğü zaman aynen check up gibi. Onu rabbımızın lütfuyla çok iyi müşahede eder. Başta evladı olacağını da bilir, olmayacağını da bilir. Nasıl bilir? Tabi rabbımızın izniyle. Bizim ehlullahtan işittiğimiz canlı olarak ama ne kadar kitaplarda geçse bile bunu bizzat kendi mübarek dillerinden duyduğumuz şu Cenabı hak bu gibi bizim irşadımıza vesile kılınan kullara bir divan verildiği ve onda da isimlerinin bulunduğu, demek ki manevi alemde tespit ediliyor. İnsan ona göre geliyor. Burada şunu hatırlıyorum, demek ki üstadımız çok mütevazi bir halde olduğu için bunu bizzat yaşamasından dolayı kendisini göstermez şöyle buyururdu. Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahü'l- sırra bize evlat olacak kimseleri ayarlıyor ayarlıyor gönderiyor. Buna bütün varlığımla şehadet ederim. Neden?
Allah'ımız onlara öyle bir göz lütfetmiş ki izni ilahisi ile levh-i mahfuzu görebilir, Rabbimizin lütfuyla. O müşahede haliyle müşahede haliyle görünmeyen alemleri de görecek gönüllerine göz vermiş Mevla-yı Zülcelal. Bunda sıkıntı yok. Gördüklerim olurdu, şahit olduklarım belki dedikoduya vesile olur düşüncesiyle terk ediyorum. Biz burada mühim olan onların gönlünde bir yer edinebilmek. Yine canlı olarak duyduğum şu, hakkın dostlarının manevi evlatlarını ama kendisini ispat etmiş. Evradıyla, ezkarıyla, emri ilahiye riayetiyle, sadakatiyle, teslimiyetiyle, muhabbetiyle kendisini ispatlayan evlatlarını, Aleyhissalatü Vesselam Efendimize takdim buyurdular. Bazı yoğunlaşacağımız hususlar var.
Böyle eften püften kayda değer olmayan, mühim olmayan meselelerle uğraşmaktansa işte şöyle oldu, böyle oldu, yersiz, oradan buradan, onların altunuyla gümüşü, bununla meşgul olmanın ötesinde asıl bizi, bizi meşgul edecek olan hususlar budur. Acaba o gönülde yer edebiliyor muyuz? Bu çok önemli. Şimdi her gönül de olmaz, o gönül rabbımızın rızasına erdiği için muhteremdir o. Çünkü Allah razı olmuş, o gönülden razı olmuş. Mesela biz Beytullah diyoruz, Beytullah. Nedir? Allah'ımızın razı olduğu bir mekandır. Evliyaullahın gönlü buna da benzemez. Çünkü Kabei bunyet, halil Azerest, dil nazar-ıgahi celil ekberest, Kabe'yi işte Azer'in oğlu İbrahim Aleyhisselam ama kalbi Cenabı hak bina kılmıştır. Bu sebeple çok önemli. O gönül çok önemli. Çünkü Cenabı Hak'ın nehir alır ne sema alır, kamil müminleri gönlü. Bir Farsça beyit var, bu beyti Farsçayı çok iyi bilen kimselerle de istişare ettim.
Manevi Rehberlikte İlahi İlim ve Rabbani Müşahede ne anlatıyor?
Manevi Rehberlikte İlahi İlim ve Rabbani Müşahede kaydında Cenabı Hak'tan veli, kulu olduğuna inandığımız maruf Hazretlerinin öğüt ve nasihatlerinden. Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin huzuruna bir kimse gelir. Der ki efendim ben şöyle bir kimsenin mübarek bir kişinin ismini verir, evladıyım, manevi evladıyım. Der ki onun söylediği sözlerden bana bir misal ver. Efendim der ki bizim üstadımız yer…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çünkü üstadımızın okuduğu o Farsça beyit mübarek dilinde değişiyor, değişik okul. Şimdi şüphelenmiyorum ama bunun tahkikini istiyor insan. An mecazest, in hakikat ey haram, niğst, mescit, ezderuni servari. Halbuki burada ez veya cüz, o kelimeden o takılardan birisini kullanılıyor. Farsçada ileri olan bu dil biriminde dedi ki üstadımızın okunduğu o takı daha münasip geliyor parçaları. Halbuki parça okumamış. Şeyi de görürdüm böyle ayet-i celileler okurken, hani hiç okumadım diyen Allah'ın dostları, tefsiriyle veriyor. Allah Allah dedim, tefsiriyle geçiyor. Ayet-i celîleyi tefsiriyle okuyorum. Buna da bizzat şahit oldum. Artık bu münakaşa götürmez, bizler münakaşa götürürüz ama o gibi insanlar hakkında çok dikkatli oluruz. Ağan mecazi, şu gördüğünüz Kabe buyurulur, mecazidir. Yani beytullah diyoruz ya Cenab-ı Hakk'ın iri, bu bir mecazi ifadedir.
O kadar bir cehalet var ki, mesela umre yapılıyor, hac yapılıyor. Bu hacda ve umrede soranlar oluyor. Aleyhisselatu vesselam efendimizin kabri saadeti içinde mi diyor. Yani biz zaman zaman da ifade ediyoruz. Kişi Rabbini tanıyacak celle celaluhu. Marifetü'l abd Nebiyyü. Aleyhissalatü vesselam efendimiz de tanıyacağız hayatını. Maarifetü'l abdi dinevu. Dinimizi de bileceğiz. Artık bu kadarı olmaz. Ne kadar bizim mürşid-i kamilimize bakıyorum, onu biz acaba bir asır sonra mı anlayacağız? Yani geçecek bir asırda ondan sonra mı anlayacağız? En iyisi anlayalım, anlamayalım, okuyalım eserlerini okuyalım. Devamlı söylüyoruz. Şöyle bir okuyoruz, bakıyoruz, diyenimiz olsa rahatlayacağız. Bu bizim mürşid-i kamilimiz. Eğer üstazı müsaade etseydi, bu kasabada oturmazdı o. Her yerden talep olunduğuna. Medine'de evi hazırlandı. Kabe'de evi hazırlandı Mekke'de.
Yine de evlatlarım dedi bizim gibi asilere, siz deyin. Fıkıh ile hadis öğren, nefsini yıkmaya davran, mürşide binde bir uğran sakal altı sualdir. Bak fıkıh ile hadis diyor okuyun dinimizi talim edin diyor bize. Başta nefsimiz, yeter de görmüyoruz, bir mürşid-i kamilimizin tavsiyesine uymakta çok zayıf olduğumu görüyorum. Çünkü dini meseleleri öğren buyuruyor. Bize yazmış olduğu bu bir karşılıklı şiirde bile diyorum bunlara dikkat etsek bile ne büyük ufuklar açıyor bize. Çok önemli. Ufkun açılması çok önemli. O Kabe hususunda söyleyelim inşallah. Ufkun açılması. Çünkü bizim, bizim ufkumuz açılmamıştır. İdrakimiz açık değil bizim. Ne derseniz deyin. İster bilelim ister bilmeyelim, müşahede hali olan kimselerde açılır o. Daha idrakimiz yok esamre, feme blaavun minel ayrim. Onların bildikleri ancak bu kadardır. Böyle olmasaydı söyler miydi ben ilmimi gizliyorum der miydi?
Demek ki ilmini açacağı kimsemiz yokmuş, azmış. Ufuk açıyor mesela ilimde ufuk açıyor. Fıkhı ile hadis öyle. Mesela ne yapalım ne diyelim Cenabı Hak'ta vuslatta ufuk açıyor. Aman ha zikrullah'ı şöyle yapın, dıştan şu kadar okuyun, içten şu kadar okuyun. Aman ha gönüllerinize indirin, kabukta kalmayın diyor. Ufuk açıyor, daha ne diyecek? Siz Allah'a sevgili olun celle celaluhu, biz de sizi sevelim buyuruyor. Başka ne diyor, ne diyebilir? Bir hocamızdı, hastası vardı kendisinin, o doktor yazarmış, biraz çokça ilaç yazarmış. Sonra diyor ehil bir doktor buldu sahasında uzman. O zaman şimdi bak Cenabı Hak ne güzel lütuf ihsanlarda bulundu, Hastanelere para mı verildi? Bu ne nimet? Bir aşıyı yaptırmak dış ülkelerde ne kadar çok maliyet çıkıyor bundan, ne kadar çok. Hamdetmemiz lazım, şükretmemiz lazım. Bilmiyorum patatesle soğanla bunun hesabını yapmak nankörlük demek. Ne demek ya?
Yani insan dünyayı şöyle bir düşünürüz. Dünyada bir sıkıntı var, yok değil mi? Bak ekonomik sıkıntılar var dünyada. Tabii afetler deniyor ya, tabii sıkıntılar var afetler var. Yağışların durumu. Siz araştırın, sorun, öğrenirsiniz. Bu ölçümlerde yeraltı sularının azaldığı ifade ediliyor. Dilim almak istemiyorum ama şükür sadedinde Allah'a hamdederelim de, ona dönelim de nimetini lüts etsin, ihsan etsin diye diyor. Ben diyor ehil bir doktora gittim. Bana diyor, eskiden on çeşit ilaç alırken ikiye indirdi diyor, iki tane. Hem diyor cebim rahatladı hem de hasta rahatladı diyor. Şimdi cemiyetimizin hastalığını çok iyi tespit etmemiz lazım. Bu cemiyetin nasıl bir hastalığı var? Allah'ın resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem iki hususa işaret buluyor. Biri faiz, birisi de zina. Nasıl kurtulacağız, nasıl kurtulacağız demeyelim, hep ilaçlarını vermiş.
İnşallah gayretimdendir, çok üzüldüğüm için içimizden bir tane çıkıp da ben o kitabı okuyorum dese rahatlayacağım. Efendimizin zahiri badini, ifata alemi. Elhamdulillah. Şimdi iki tane bakın faiz, ve zina. Büyüklerimize bakıyoruz, mürşid-i kamilimiz aşağı bir camide, vaazilerde emin olun, bütün hemen hemen mevzunun çoğunluğunu zina teşkil ederdi. Konuşurdu bunu. Anlatırdı Efendimiz Hazretleri, anlatırdı devamlı. Niye? Hastalığı biliyor. Bak mürşidi kamilimiz ilim noktasında zafiyetimizi fıkıh ile hadis öğren diye söylüyor. Ondan sonra mürşidi kamilimize binde bir uğran demesi Allah'ımıza vuslatın yolu ancak o vesile ile, şimdi biz diyeceğim, bu teşvik babında olsun, adap risalesini okusak, orada Muhammed Bahaeddin Hazretleri, Kaddesallahu Sırra ne buyuruyor? Allah'ımıza bu nakşi yolu tez kavuşturan bir yoldur diyor. Diyor ya yine mürşidimiz, seneler geçer dersini sormaz.
Fotoğrafımız o çok misal. Herhalde aşık sadık birkaç evladı olmasa çok bunalırmış, sadık. Mesela bir alıcı diyelim, mal alacak, bir sürü mal. Koyun da olur vesair, sığır da olur, inek de olur vesair, mallar durur. İçinden gözünün kestiği böyle diyelim ki koçlar var içerisinde, sürünün içerisinde koçlar var. O koçların yüzünden arık, ondan sonra zayıf hayvanları onun için alır. Mesela cemaatle namaz kılma hususu, Allah'ımız sevgili kullarının hürmetine bizim gibilerinkini de kabul buyuruyor. Yani istiyor ki aleyhisselatu vesselam Efendimiz, müminlere karşı çok hırslı kurtulsunlar yanmasın diye yine Hadis-i Şerifleri ben buyuruyor aynen ateşi yakmış, oraya böcekler üşüşüyor. Bunu yüz bin kere duysak yine duymamız lazım. Çünkü nasırlaştık biz. Siz deyin, biz. Nasırlandık kalplerimiz. Narkozlanınca adamı kıtır kıtır kes duymaz. Bizi dünya narkozlamış.
Nefis narkozladığı için bunu hissedemiyoruz. Böyle üstünkörü geçiyor. Üstünkörü geçiyor. Hep işaret buyurmuşlar. Aman ha Rabbımızı bulun, Rabbımızı bulun, O'na erin. O kadar da bir cömert ki mürşid-i kamillerimiz Muhammed Bahaeddin Hazretleri böyle bir sohbet buyuruyor. Sohbet halkasında bir tanesi böyle bir gayb hali, buna gıybettirler. Kendisinden geçmiş bir vaziyette bizi bırak Allah'a dön buyuruyor. Geç diyor, ileriye geç, ileriye geç. O kendisini de bağlamak istemez. Bak merdiven oturmak için değil. Biz tarikat merdiveni, oturmak için mi? İlk aldığımız ders de mi? O günde neysek hep böyle kalmak için mi? Yoksa ahlakımızı ahlakı Muhammediye kılmak için mi? Şüphesiz ahlakı Muhammedi ve ilahi olması için. O merdiven bize göstermiyor mu ki on letaifi, o merdiven bize göstermiyor mu ilmin aşamalarını, nefsin aşamalarını.
Bir, oturduğumuz yerde mi kalacağız, merdiven, basıp yürümek için mi yoksa oturup kalmak için mi? Merdiven, basıp çıkmak için. Bizim hep basıp çıkmamızı istiyorlar. Aman basıp çıksınlar, gözleri şehvetle bakmasın, ibretle bakmak suretiyle çıksınlar merdivenin ayaklarını. Allah'ın Celle Celalühu esrarını yarattığı alemde görsünler diye bize merdiven kurmuşlar, çıksın diyor. Eşyanın da zikrini duysunlar diye, eşyanın da zikrini duysunlar diye o merdiveni kurmuşlar, basıp ayaklarına çıksınlar diye. Şunu düşünse yeter diyorum şahsım adına. Bak ana söylemler var burada. Baba söylemler de var. Kardeş ölenler de var. Yakını, arkadaşı. Onlar ne yapıyor acaba? Bizim görevli olduğumuz zamanda müftü efendi vaaz etmiş. Bulunamadım biz de başka yerde meşgul olduğumuz için. Hep halkın ağzında şu vardı. Keşke bunu unutmasak. Burası muş'tur, yolu yokuştur. Giden gelmiyor acep ne iştir?
Bunu düşünsek emin ol, ölüm tefekküründe rabıta da kalbimize Allah'ın nurları akacak. Bunu düşünsek, burası muştur, yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir? Ne iştir orada? Bir tanesi küfeciymiş. Demiş öbür alemde ne var? Bir yatayım. Olmuş veya olmamış ama hakikati içerisinde barındıran bir sözdür bu. Hakikat var içinde. O küfeci bunu görmüş mü görmemiş mi değil, hakikatin beyanı var. Buna benzer hadiseler pek çok. Acaba demiş kabirde ne var? Yatmış, yarım gün kadar, sonra çıkmış, sormuşlar, rengi atmış vaziyette. Bir küfenin hesabını veremedim. O gafletle kıldığımız namazlar, gafletle çekmiş olduğumuz evrad ve ezkar, Rabbimizin Halık sıfatıyla yaratmış olduğu alemi tefekkürdeki gafletimiz Rabbimize olan hem şahsi hem ailevi hem ferdi hem ferdi hem de cemiyet olarak vazifelerimizdeki gafletin hesabı ne olacak? Tövbe edip, yeni tövbe edip gelen bir kimseden misal vereceğim.
Bu evradını ezkarını aldı, elhamdülillah. Sonra iyi gayret gösterdi. Biz imreniyoruz, bize dua eder inşaallah. Bizim de kurtulmamıza vesile olsunlar. Ben diyor, sandalyedeyim, evladımı okudum, ölüm tefekkürüne geldi. O anda diyor, nasıl olduysa uyku galebe çaldı. Öyle bir hesap soruyorlar. Şeyi kolay söylüyorum diyor. Rabbim kim? Allah Celle Celalühü'm. Habibim kim? Rasulün. Sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz. Ondan sonra kitapların, Kuran-ı Azimüşşan, neyse bu bittikten sonra demişler ki bununla bitmez, bununla kendini kurtaracağını zannetme. Öyle sualler geldi ki diyor, ancak şaştım, ağzım ayrıldı diyor. Başka gözüm açıldı, ağzımda ayrıldı. Durdum kaldım diyor. Bak, mürşidimizin sohbetini de duyduk. Bunu hatırlasak yeter bize. Hz. Ömer'e radiyallahu anh irtihalinden sonra görüşülmüş de buyurmuş ki bir devenin yularından Allah'ımız beni hesaba çekti. Kim bu? Kim bu?
Ömer'ubnul Hattab siracu ehlül cenne, cennet ehlinin kandili buyurulan Hz. Ömer. Benden sonra eğer nebi gelecek olsa Hz. Ömer gelirdi, buyrulan kimse bu. Bu mübarek Allah'ın dostu, velisi devenin yuları yedi yerinden bağlanmış, artık bu işe yaramaz, demiş. Rabbi Zülcelal'imiz bu birkaç defa daha deveyi bağlamaya yeterli olurdu. Daha ne dinecek? Bizim gibi sizi, bizim gibi acize ne dinecek daha. Hz. Osman radiyallahu anh Efendimiz kabir başlarında çok ağlarmış. Demişler burada çok ağlıyorsun çünkü Resulullah'tan duydum sallallahu aleyhi ve sellem. Kabir halini kolay geçirenin diğer hesapları kolay olurdu onun için. Allah'ın Resulü mübarek gözünden yaş döktü, yüzleri sakalları toprak bile çamur haline geldi bir kabrin başında bulunurken. Marufu kerhi, kaddesallahu sırra meşayihin ulularından ve'l melpurine bil verayı vul futuva. İşte onun için hakkında kitaplar yazılıyor.
Kendisi vera edindiği zaman böyle haram olanları işlemek değil, şüpheli olanları da işlemiyor. Bak haram olanı işlemiyor. Şüpheli olanı işlemiyor. Helalde bile dikkatli oluyor, helalde. Vel'fetüve ve insanlık, haysiyet, bir zarafet, her tarafından iyilikler akıyor. Nur, onun kabri bile, burada haber veriliyor, gabrı ma'ruf ligadail huvaiç, mübarek kabrine varıldığı zaman onun Cenab-ı Hakk'a olan saygısı, sevgisi, muhabbeti, bağlılığı, yakınlığı vesile kılındığı zaman ihtiyaçlar gideriliyor. Kim yüz defa İhlas-ı Şerifi, kim yüz defa İhlas-ı Şerifi, ve sealallahüm ma yurit, dilerse Cenab-ı Hak onun ihtiyacını giderir. Velileri anlatan esere bak. Buyurun diyoruz bize. İle eradallahu bi'abdim hayran Cenab-ı Hak bir kula hayır murad ederse fütehi bebu'l amel, amel kapısı açılır. Bak bu o kadar önemli ki, o kadar mühim amel kapısının açılması.
Gönül de ibadet ve taate şevk meydana gelecek diyor. Gönülde ibadet ve taate şevk meydana gelecek. Bak bu sandığımız anlar var. Neden? Bu zamana kadar saydığımız mürşid-i kamilimizin, kamilimizin sohbetinden sadece bir dakikası, bir dakikası. Onu gözümüzün önüne assak anlarız için. Neler söylememiş ki? Neler söylememiş? İstirahatinde bile okuduklarından maddeler halinde ıslahımız için sıraladığı hususlar var. Şunu anlatayım, şunu söyleyeyim diye. Mesela siz de arada konuşsanız olur mu konuşmuyorsunuz. Şimdi mesela o kadar yazılar getirdim ki okumaya muvaffak olamadım diyor. Niye? İfşadımız için söylüyorum. Onun kalkıp da altununu gümüşünü konuşmak ne demek? Allah'ımız bir kimseye hayır murat ederse amel kapısını açıyor. İbadet ve taat. Uzun geceler olmasına rağmen derviş için kısa bir gece olmaz. Rabbimize yanık bir gönül ehli kaldırılırdı, biiznillahi Teala. Ve u ligan hübabul cedel.
Cedel ne demek? Böyle bir kavga. Hem gönülde, işte birileriyle bir diğerleriyle çekişme. Bu da Allah'ımızın kulu. Allah'ın Resulü canına kastedenlere sallallahu teala aleyhi ve sellem kavmim buyurdu, hidayet eyle dedi, desek kurtulacağız. Cedel kapısını kapatır. Hem sözlü, fiili olarak hem de gönül olarak. Çünkü gönülde Cenab-ı Hak böyle bir şey istemiyor. Ey Habibim, bir avuç toprağa minnet meyledin. O içimizden cedelleştiğimiz kimse haydi cuma gecesi kalktı. Allah'ımıza da öyle bir yalvarıp gözyaşı döktü. Mağfirete erdiyse bizim halimiz ne olacak, oturup kalkıp bir kişiyi bulduğumuzda şu şöyle, bu böyle dediğimiz ne olacak? Kimseyi hor görmezsak ol. Benim Halık ol bana kul. Belki ola senden makbul, hatırın al öylece gel. Yani yargılama bize düşmez. Cenabı Hakk'a ait. Biz deriz ya mahalli bir tabir olarak ben kendi başımın karını bir eritsem yeter.
Daha nefsimizin mertebesine mahberat gecesi geldi. Bir senelik yaşantımız göz önüne konacak. Bu melaike-i kiram, Allah'ın dostları, Allah'ımızın katında hiçbir şey kaçırılamaz. Es-Samri, Büyük küçük ne varsa hepsi kaydedilir. Bu Allah'ımız bu Celle Celalühü. Ne yapmamız gerekirdi? Bizi bizden daha iyi bilen, bizi bizden daha iyi gören, bizi bizden, bize bizden daha yakın olan Mevlamız var deyip çaba isterdi. Gayret isterdi. Artık son zamanda eyvah demenin hiçbir faydası yok. Bir hadisedir, insan bazı gördüklerini utanıyor. Şimdi sefere çıkacak, bayağı da bir yerden diğer bir yere mal götürüyor. Yüklü. Fakat teker aksamına pek bakmamış. O sonra anlıyor tabi ve diğer kısımlar yolda kaza geçiriyor. Dizlerine vuruyor, gösteriyor. Eyvah diyor. Yola çıkmadan önce diyor, arabayı şöyle bir kontrolden geçirseydim, bir baksaydım da öyle yola çıksaydım ama iş işten geçiyor.
Yani bizim gönül tekerlerimiz, gönül motorlarımız, gönül aksamımız yarın kabre girdikten sonra, olur da onun için. Her şey biter. Burada. Her şey burada. Çözüm de bizde. Çözümü kimse bir başkasından aramaz. Boşuna değil. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz nefsini tanıyan Rabbimizi tanır, yeter. İzahını isterim. Kitaplar dolu, bakarsınız. Bakmadığımız bir husus yok. Dağdaki kişi bile en yüksek kalitede olan giysini de evinin malzemesini de o cihazlardan tespit ederek numarasıyla gelip alışveriş merkezine bildiriyor. Şunu isterim. Bunu deriz de biz Rabbimizin razı olacağı amelleri daha çok istememiz gerek. Habibi'nin razı olacağı sallallahu teala aleyhi ve sellem güzel huyları daha çok istememiz verir. Ve iza eradallahu bi'abdin şerren, vu ligan hübabü'l amel. İbadet ve taat kapısı kapanır. Yani bazı görürsünüz oturumlardan neden, Hafız Efendi gamet ediver, Gamet ediver, kılalım namazı.
Sünnet, ondan sonra öyle de bir ifadeler var ki namazı bir ortadan çıkaralım. Neyi ortadan çıkarıyorsun? Neyi ortadan çıkarıyoruz? Namazı bir ortadan çıkaralım. Ne o? 0 bizim boş konuştuğumuz sözler mi bizi ahirette kurtaracak yoksa namazı bir ortadan çıkarıverelim? O mu bizim kurtuluşumuza vesile olacak? Bunun için Kuran-ı Kerim'i bilirsiniz. Bagara suresinde, Bagara suresinde bir ayet I celile var. Bize hikaye gibi gelmesin, o ayet I celileleri hikaye değil. Hikaye olduğu veya olmadığı belirsiz olan hususlardaki yazılardır. Kuran-ı Kerim'deki ahsenel kasas, en güzel hikaye denen baştan geçen ve Allah'ın kelamı ilahisidir o. Ona bir hikaye gözüyle bakamayız. Allah'ımızın kelamı ilahisidir. Bak Musa Aleyhisselam'ın kavmi, Musa Aleyhisselam'ın çok sıkıntılardan geçiyorlar. Bak kavim ne diyor? Kavmin dediği söze bakalım. Allah'ımız bıldırcın etini Musa aleyhisselamın kavmine lütfediyor.
Bıldırcın eti. Sonra kudret helvası. Ne diyorlar? Biz bundan usandık diyorlar. Yahu Allah'ımız gönderiyor, bıldırcın eti. Ondan sonra kudret helvası. Biz soğan isteriz, sarımsak isteriz, pırasa isteriz, mercimek isteriz, nohut isteriz diyorlar. Bak Allah'ımız ne buyuruyor, celle celal. Allah'ın en güzel sunduğu nimetleri bırakıp da değersizlere mi koşuyorsunuz? Yani şunun bunun kızını, gelinini, malını, mülkünü, varlığını, yokluğunu tefekkür edeceğimize Rabbimiz bunu buyuruyor. Esselamübillah. Cenab-ı Hakk'ın yarattığı mahlukat üzerinde tefekkür edip ibret mi almalıyız? Onu mu düşünmeliyiz yoksa biz ahireti mi düşünmeliyiz? Mesela kalbimiz yersiz duyguları mı barındırmalı, yersiz? Yoksa Habibullah'ın sevgisini mi Sallallahu Aleyhi ve Sellem? Bu buyruluyor, anlatılan bu. Rabbimizin sevgisini mi yoksa bizi azaba sokacak olan, yarın mes'ud edecek olan şehevi duyguları mı kalbimiz besliyor?
Bu anlatılıyor. Daha sonra elimiz mesela bunları çok iyi görmemiz gerekir. Diyoruz ya tıraşımız gözümüzün önüne insin, dervişim diyen kimselerimizde dahi, hepimizde, neler oluyor, neler oluyor, bu deyip durmayın. Artık anlaşılmıştır. Allah'ımızın kullarını rencide itmek düşmez bize. Bu sadece belki bir doktor hastasını tedavide zehir gibi ilaçlar kullanabilir. Bunlar bizim devamızdır, şifamızdır. Cenabı Hak bize bunları bildirirken kullarım kurtulsun diye ifade buyuruyor. Habibullah çırpınıyor sallallahu aleyhi ve sellem. Ben dayanamıyorum ben. Peygamberimizin o emeği, o gayreti, o çabası sallallahu aleyhi ve sellem. Ve sellem. Halbuki her nimet sunulmuş ona. Buna rağmen bir ümmetinin dahi helake gitmesini istemiyor. Onun mükellesı durumunda olan, vekilleri durumunda olan hocalarımız da öyle. Salih hocalarımız da öyle. Sadık hocalarımız da öyle.
İlmi ile amil, ihlas ve muhlas sahibi hocalarımız da öyle. Kurtulsunlar diye bize bir gayret, bir çaba içerisindedirler hiç şüphesiz. Sadece birkaç sözünü söyleyebildik. Cenab-ı Hak yollarından ayırmasın. Velhamdülillahi rabbil alemin, El-Fatiha.
Kaynak: Genel
Manevi Rehberlikte İlahi İlim ve Rabbani… | Mihmandar