Manevi Rehberlik ve Ruhani Terbiye Örnekleri kaydında Bize düşen söz İdris hocamıza, sevgili kardeşimize teşekkür etmek. Gerçekten çok güzel tespitler yapmışlar, hayran kaldık. Mühim olan oğlu olmak değil de neseben gelindiği gibi ruhi evlatlığı elbette çok müstesnadır. Sizler biz onun maddi bir evladı da olsak, siz manevi evlatlarısınız. Yalnız şu sözü söyleyeceğim ama çok utanarak…
Bize düşen söz İdris hocamıza, sevgili kardeşimize teşekkür etmek. Gerçekten çok güzel tespitler yapmışlar, hayran kaldık. Mühim olan oğlu olmak değil de neseben gelindiği gibi ruhi evlatlığı elbette çok müstesnadır. Sizler biz onun maddi bir evladı da olsak, siz manevi evlatlarısınız. Yalnız şu sözü söyleyeceğim ama çok utanarak söyleyeceğim. Onun bir ifadesi var. Oğlum buyurdu, sen benim kalbimden doğdun. Bu acaba neydi, neden böyle söyledi bilmiyorum. Fakat o sözü söyledi. Ona Cenabı hak bizi layık kızsın, gerçekten utanıyoruz. Hasan'la Hüseyin efendilerimiz çok ağlarlarmış. Sebebi biz Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem torunlarıyız. Biz dikkat etmezsek bizim cezamız daha ağır olur diye düşünürlermiş. Gerçekten biz onu yirmi dört saat vaktine şahidiz, gecesine ve gündüzüne şahidiz Üstadımız Hazretleri'nin. Aynen ifade ettiğiniz gibi sünneti Muhammediye'ye çok bağlıydı.
Mesela iç giysilerinde ta topuğunun aşağısına kadar inen giysileri vardı. Öyle diz kapağından aşağı ne değil, bir de son derece edep ve haya görürdük. Mesela burunlarını temizlemek icap ettiğinde ev halkını tamamen dışarı çıkarırlardı. Bir leğen bir leğen bir de ibrikle bu şekilde bu temizliği yerine getirirlerdi. Gerçekten hayalıydı. Bu Yeşil Rıza'nın içmecesinde yatsı namazı kılınacak daha çok gencim, Gencim böyle namaz saflarını ayarlarken bizi önünden geçirdi. Sonra buyurdular ki oğlum, Allahü Zülcelal'den haya ettim. Halbuki ben onun oğluyum. Seni dedi arkadan geçirmekten haya ettim dedim. Bu kadar müstesna bir üstadımız anlatmakla bitmez. Geçen Hristiyan olan birisi Müslüman olmuş, Hristiyanmış. Ene diyor bir papaz elimden tuttu, rahip mi diyor, ne diyor? Elimden tuttu Hristiyanlığı öğretti, ben Hristiyandım diyor. Sonra Cenabı hak lütfetmiş, ihsan etmiş, Müslüman olmuş.
O dedi ki nereden öğrendiyse üstadımızı, onunla dedi çok canlı olan bir hatıranı istiyorum dedi. Çok dedi, canlı olacağım dedi. Böyle birden de deyince insanın hatırına gelmiyor. Şimdi düşündüm, hatırıma şu geldim. Bir gün eve girdim. Böyle akşam namazı da yakındı veya akşam namazı vaktiydi, yakındı. Bak evde bir başkalık hissettim. Evin havası değişmiş. Kendileri Kayseri'ye gidiyorlar. Kayseri'ye giderken böyle saygınlığı olan, sevgisi olan, Cenabı Hak katında nazı olan bir kimse elini açmış, şöyle yalvarmış. Ya Rab, üstadımızın manevi görevini lütfettiği, demek ki haberdarmış, o kutbiyetini demek istiyor. Buradan Yeşili Sar'a uğramışlar. Orda Ahmet Efendi diye bir kimse vardı. Bu yirmili yıllarda, dokuz yüz yirmi, o yıllarda intisap etmiş Alay Müftüsü İbrahim Efendi'ye, Alay Müftüsü İbrahim Efendi'ye öyle bir kimsenin evinde misafir olmuşlar.
Manevi Rehberlik ve Ruhani Terbiye Örnekleri ne anlatıyor?
Manevi Rehberlik ve Ruhani Terbiye Örnekleri kaydında Bize düşen söz İdris hocamıza, sevgili kardeşimize teşekkür etmek. Gerçekten çok güzel tespitler yapmışlar, hayran kaldık. Mühim olan oğlu olmak değil de neseben gelindiği gibi ruhi evlatlığı elbette çok müstesnadır. Sizler biz onun maddi bir evladı da olsak, siz manevi evlatlarısınız. Yalnız şu sözü söyleyeceğim ama çok utanarak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sonra buna üstadımız bir doğudan gelişimde bir şey anlattı bize. Oğlum dedi, ricalullah'tan birisi geldi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bana dört hedef gösterdi. Birisi Doğu, Batı, Kuzey ve Güney. İnsan bunları yaşadığı için biraz çok duygulanıyor. Bizzat şahit olduğum için. Nebi Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz ona istikamet, ona mekan gösteriyor. Doğu, batı, kuzey, güney hep buralarda görevlendiriyorlar. Anladım ki o zatimdi. Oradan gelmişler, eve girdiğimde Aynen dediğim gibi bir başkalık hissettim. Dediler ki, hacı babana geleni duydun mu? Şimdi benim nefis de inandığı için. Bu noktada şeytan da inandığı için, hiçbir yol bulamadığı için elhamdülillah itiraza, ben inanmışım zaten dedim. Sıddık-ı Azam buyuruyor ya benim yakinim artmazdı, inanmış. Baktım yatağının üzerinde o gelen Hızır Aleyhisselam vasıtasıyla o cübbeyi saadeti giymişler.
Daha görmedim ama sonradan haberdar oldum. Üzerinde de çok ince bir maşlak derler bunu, hacdan alırlar. Maşlak çok ince bir cübbe tarzında. Fatih sağa sola meylediyor böyle vücudu, böyle Allah, ne diyorsa artık. Zaten bir başkalaşmış diye salona geldiler, oturdular. Bize buyurdular ki oğlum peygamberimiz hatırıma gelince, Sallallahu Aleyhi ve Sellem halim değişiyor dedi. Artık ne oluyorsa, hemen onun hakkında bir kitap bul dedim. Ben Hayrettin Karaman Hocamızın, Efendimizin örnek ahlakı veya hayatı diye bir kitap. Hemen onu getirdim. Onun tevazunu, onun hayasını, onun cömertliğini ahlakından okudun, fakat böyle sağa sola vücudu alileri meylediyor. O anda bir söz söyledi, tam diyemem, haya ederim. Diyemiyorum, ne mütevazi bir mürşid-i kamil'miş, nasıl mütevacıyım? Yalnız şunu diyeyim, o sözü söyleyemem. Layık değildim ama Allah lütfetti dedi. Bak bizde de bir acayip hal oldu.
Bunu anlatırken diyorum ki, Erciyes'e kar yağdığı zaman etrafında tepecikler var, onlara da yağıyor. Onun mübarek gönlüne inen sanki bizlere aksetmiş olmalı ki bizim de halimiz değişti. Böyle bir düğün var yakınımızda, biraz da akraba düşün. Herkes gülüyor, ben gülemiyor. Sanki evimizden bir cenaze çıkmış gibi bir ahırılık çöktü ki çöktü. O günlerde bir başkalaştı, zaten buralar da başkalaştı. Hali değişti. Ehlullahtan olanlar şu haberle geliyorlardı. Bunlardan bir tanesi çoban. Ladikli Ahmet Baba da çobandır. Çoban bir taşın kenarında otururken ona Hulefa-i Raşidin geliyor, Raşidin geliyor. Zamanın kutbu kim diyor, üstadımızı söylüyorlar. Devamından da anlatmışlar, anlatmışlar. O güzel haberlerle geldi.
Sonra yine insanların itibar etmediği ama Cenabı hakk'ın herhalde sevdiği kullar olacak ki o kimseye pek itibar etmezlerdi fakat böyle tuz çeker, ondan sonra arpa çeker, kendi elinin emeğiyle geçinir bir kimse, boynu bükük bir tarafa, bu kimse onun dersinde de bulundu. Efendimiz Hazretleri buyurdu ya, oğlum belki sonra haber verirsin, dersleri takip et buyurdu. Dersleri de takip ediyorum, dinliyorum. Bunu pek hesaba almazlar, o geldi dersini görüşüyor. Dersini görüşürken bizde bir başkalık meydana geldi benim. Halim değişti. Huzuru, alilerinde onu rencide etmemek için ağlayacaksın. Hüngür hüngür ağlayacaksın. Derhal dışarı çıktım. Öyle bir derslik var ki, Akrabiyet dersini öğretti ve onu öğretirken halin de değişiyor. Gerçek mürşid-i kamil bu işte. Mesela kalp zikrini verirken sen bunu bizzat yaşıyorsun. Bir Almanya'dan gelen kardeşimizdi, amcamızdı. Ona bir hac zikri öğretti.
Emin ol biz bayılıyorduk. Gerçek bir müşir-i kamil'da ama. Bu herkeste kolay kolay görünmez. Bunun dersini tarif etti. Şimdi halim değişti, dışarı çıktım. Sonra kendileri haber verdi. Oğlum dedi, tahammül edemedi. Şöyle bir baktı dedi adama, bir de dersine baktı. Onun dedi, kalbi bunu dedi, tartakamadı. Yani dikkate geldi demek istiyor. Ben onu rencide itmek istemedim. Efendimizi gözyaşlarıyla, huzur, huzurunda ayrıldım. O günlerde bir sohbet buyuruyor. Allah Allah Allah Allah. Yatağımın üzerinde hutbiyete artık malum oldu. Hatta o Hırka-i Saadeti öperken bu fakir kardeşimize şunu söyledi. Oğlum senin tebrikatına Resulullah şahit olsun, iyi tebrik et dedi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Zaten gövdemizi basmışız diyorum. Yatağının üzerinde oturuyorlar, sohbet buyuracaklar. Sohbetten önce biraz kitap okuturlardı.
Kitap okurken o kitapta diyor ki, bir projektör gibi Hacı Hasan Efendi, gençlerin kalbine Rabbımızın ilahi nurlarının akmasına vasıta oldu deyince sanki onur akıyor gibidir. Tahammül edemedim, o zaman gözü de kullanıyordum. Gözünü bir tarafa attım, elimi yüzüme kapattım, tahammül edemiyordum. İnsan bu nimete mazhar olunca ikinci günü bekliyor. Böyle arzuyla bekliyorum, a, saat dokuz veya on olsa da bir daha bu gönlümüzün ballarından bir tada bitsek diye. Hiçbir şeye benzemiyor ki ne bala benziyor, ne böreğe benziyor. Onlardan yersin, doyduktan sonra bir lokma daha al deseler, tıkandım dersin. Bunda tıkanma olmuyor, canın istiyor. Sohbette aşağıda bir evde başladılar. Sonra sohbeti müteakip bir tanesine Kuran-ı Kerim oku evladım buyurdu. Kuran-ı Kerim'e başladı. Yahudi'yi çekmesi mümkün değil. Ağlamaya başladı. İkinci bir kimseye söyledi, o da öyle.
Sami Efendi Hazretleri Eyüp Sultan'da o kutsi mekana yakın bir evde hatim okunacak, mevlit okunacak. Bunu Osman Karabulut tanırsınız. Hoca anlatmıştı. O diyor, mevlit okuyacaklar. Allah hadın zikri değilim, evvela diyecek ama diyor, bir türlü diyemiyor alttan. Oradan bir diğeri. Demek ki onların huzurları çok müstesna oluyor. Hani insan onu arz ediyor. Buyuruyor ya onlarla meclis olan hak ile meclis olmuş olur. Demek ki onurlar tecelli ediyor. O hal tecelliliydi. Böyle hep o günlerde bekliyorduk. Böyle sohbetlerini, nelerin, doyurmuyordu. O kardeşimize Hristiyanken Müslüman olmuş, onu anlatmıştım. Bir de üstadımız hazretlerinde çok müstesna bir zeka var. Bir gün şunu dedi bize, anamdan emdiğim sütün tadını bile tarif edebilirim dedi. Bu nasıl bir hal, nasıl bir hal? Daha üç yaşlarında belki onu geçmiş olabilir. Bizim malum yaylalar var, suyu soğuk olan güzel yaylalar.
Orada bir gece uyanıyor. Baba diyor, bir rüya gördüm. Aman oğlum nedir, daha çocuk küçük. Şu eşkalde diyor, başında bir sarı, üstünde bir cübbe, kollarına girmişler, Gavsilazam geliyor. Kurtbu Cihan geliyor. Ne diye böyle sözler söylüyorlar. Oğlum diyor, o Esad Erbili Hazretleri. Daha çocuk yaştayken alakayı kurmuşlar. Burada siz konuşurken hemen hemen hiç okunmayan onun, burada bir deve kayası var yakınımızda, orada kertenkeleyi öldürmek sevap demişler. O kertenkeleyi yakalayacağım derken düşmüşlerdi. O düştüğünde ayakları kırılmış. O kırıldığında bir şiir söylüyor, daha dokuz yaşında veya sekiz yaşında. Hani o yaştaki şu şiirine hayran kalmamak mümkün değil. Rabbimize teslimiyeti, muhabbeti de ifade ediyor. Tıfıl iken cezbe buldum. Daha çocukken diyor ilahi cezbe ile meczu buldum. Musibetle ittila oldum. Şükür olsun sabır kıldım. Hamdimiz Mevla'ya olsun.
Yarenlerim hep yandılar, cümlesi dua kıldılar, halime hayret kaldılar, hamdimiz Mevla'ya olsun. Anam duyunca ağladı. Babam da sabır eyledi. Mevlam'dan hediye geldi. Hamdimiz Mevla'ya olsun. Sekiz yaşındaki bir yavru hediye kabul ediyor Rabbımızdan gelen. Bu musibeti hakkımda ebyad yazıldı, düşerken gözüm süzüldü, ayağım kökten üzüldü, Hamdimiz Mevla'ya olsun. Cesedim kayadan düştü, ciğerim yandı tutuştu. Mürşidim geldi yetişti, hamdimiz Mevla'ya olsun. Sab idim Sabri dedim, her daim şükrede dedim, Allah'tan hediye bildim, hamdimiz Mevla'muz. Böyle bir mürşid-i kamile evladım, evlat olduğumuz için Rabbimize şükürler olsun. Velhamdülillahi rabbil alemin El-Fatihairah.
Kaynak: Genel
Manevi Rehberlik ve Ruhani Terbiye Örnekleri | Mihmandar