Manevi Nimetler ve Ahiret Huzuru kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Hayatımızı devam ettirmek için almış olduğumuz gıdalar. Bu gıdaların gerçek olanı nedir? Bizimle daim olan, bizimle beraber olacak olan nimet. Yessaadetü'l-uhuraviye ahiret huzurudur. Zaten en çok zengin olsak dünyanın en büyük zengini o burada kalacak. Eğer yolunda sarf etmişse o bizimle gidecek o ayrı. Diyelim…
Manevi Nimetler ve Ahiret Huzuru kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Hayatımızı devam ettirmek için almış olduğumuz gıdalar. Bu gıdaların gerçek olanı nedir? Bizimle daim olan, bizimle beraber olacak olan nimet. Yessaadetü'l-uhuraviye ahiret huzurudur. Zaten en çok zengin olsak dünyanın en büyük zengini o burada kalacak. Eğer yolunda sarf etmişse o bizimle gidecek o ayrı. Diyelim…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bismillahirrahmanirrahim. Hayatımızı devam ettirmek için almış olduğumuz gıdalar. Bu gıdaların gerçek olanı nedir? Bizimle daim olan, bizimle beraber olacak olan nimet. Yessaadetü'l-uhuraviye ahiret huzurudur. Zaten en çok zengin olsak dünyanın en büyük zengini o burada kalacak. Eğer yolunda sarf etmişse o bizimle gidecek o ayrı. Diyelim dünyada şerefli olan en yüksek mevkideyiz, o da burada kalacak. Dünyanın artık altını, gümüşü, esiriatları, tarlaları, bağları, ticarethaneleri, fabrikaları vesaireleri hep burada kalacak. Ne gidecek bizimle? Yetbau'l meyyiteselease, ölüyü üç şeyi takip eder. Ehlühu ve maluhu ra'mul. Heyarcua isnan ve hep gavahhidun. İkisi dönecek. O okusunlar okusun. İkisi dönecek. O nedir? Malımız, mülkümüz ve evimiz, ailemiz, akrabamız, sevenlerimiz. Bizimle gidecek olan nedir? O da amelimizdir. İşte asıl nimet bizimle beraber gidecek olan taatlerimizdir.
İbni Arabi Gattasallahu Sirri Hazretleri buyuruyor ki Nimet hayattır. Hayat belli bir zaman ve kalıp içerisinde olan değil, ifade etmiş olduğu. O, bizim şu dünyadaki hayatımız, herkes için ölçülen, biçilen bir hayat var. Ölüm geldiği zaman ne bir adım geri ne de bir geri adım attırmaz. Elli senelik, seksen senelik, yüz senelik artık ne ayarlanmışsa ne tespit edilmişse o. Ama burada ifade edilen hayat bizi ebedileştirilecek olan hayattır, ebedileştirecek olan. Allah'ımız Kitabı Kerim'in de Esselamü Hali Dine fiye ebede. Dünya için bu tabir yok. Dünyada ebedi kalacaksınız, buyurulmuyor. Belli bir zaman, birimi içerisinde ama ahiret için sınır yok. Bu şuna benziyor. Eğer misal doğru olursa ırmak akar, akan ırmak denize kavuştu mu artık oradan çıkaramayız onu. O artık denize lark olmuş, kaybolmuş gitmiştir.
Bizim şu çenemiz bağlandığı zaman, gözümüz yumulduğu zaman, ayaklarımız çökulduğu zaman işte aynen bu ırmak gibi biz ahiret denizine kavuşmuş oluyoruz. Çıkış yok. Girişi var çıkış yok. Ebedi bir alem. Bunu unutmayacağız. Eğer bunu unutmazsak şu dünyada gördüğümüz sıkıntıların hiçbiri olmaz. Birisine diyorlar ki bir başkası için gel bir iftirada bulun. Ben sana maddi ne kadar istersen yardım yaparım ama bu kimsenin şerefi ile oyna diyorlar. O da diyor ki ben ne kadar o kimseyle aram iyi olmasa bile iki ellerimi yanlarıma koyup Allah'ın huzuruna varacağım. Böyle bir şey yok diyor. Bakın ebedi hayatı göz önüne aldığımız zaman bizi kötülüklerden korur. Bizim kendi arkadaşlarımızdan hacca adam götürüyor. Anlattı bize. Dedi ki işte kurban parası toplanıyor, Arafat'ta çadır parası toplanıyor, vesair hizmetler için tahsille bulunuluyor insanlardan meblağ olarak.
Eğer dedi şöyle yüzer riyal assaydım ruhları bile duymazdı ama gözümün önüne Hacı Hasan Efendi'nin, kalpte hatırıma geldi. Onun huzurunda oturduğunda burası Seri-i Zevaldir, geçer ama ahiret bakidir. Ona göre sözü beni bu kötülüğe götürmeli, diyor. Bu Tombak Mahallesi'nde, Develi'nin Hacı Ahmet Efendi'nin bandı almışlar, bir sohbetini dinledim. Sohbetinde şunu diyor kefeninizi alın, kefeninizi alın, dolaba koyun. Ölümün ne zaman geleceği belirsiz, o kefene bakmak suretiyle benim en son giyineceğim elbise budur, varacağım Allah'ın huzurudur demek suretiyle kötülüklerden korunma. Memleketimizde hasır hoca diye çok müttaki bir kimse varmış. Çok müttaki bir kimse. O zamanki vasıtalar Nahiv suresinde buyurulduğu üzere at, katı, merkep. Merkebin de heybesi var. Heybesinin bir gözüne kefenini koyuyor. Diyorlar ki neden böyle yapıyorsun?
Öldüğün zaman hemen gidilir bir muazzam olur artık bunun satışının yapıldığı yer. Oradan sana beş-altı metrelik bir, o zamanki kaput bezi ama şimdi hasalardan daha bir üstün bezlerden kefenler yapılıyor. Diyor ki benim ne zaman öleceğim belirsiz. O kefeni alma mekanına gidinceye kadar zaman geçmesin diye ben diyor bunu heybemin bir gözüne koyuyorum. Biz bu kefeni heybenin gözüne, dolabımızın gözüne koymadan önce kalbimize koyalım. Gönlümüzde her zaman hayatımız acaba yattığım zaman sağ kalkabilecek miyim? Sabaha erdiğimizde de akşama erişebilecek miyim duygusunu gönlümüzde her zaman diri tutar. Çünkü aleyhisselatu vesselam Efendimiz sabaha erdiğinizde akşamı beklemeyin. Akşama erdiğinizde sabahı beklemeyin, belki kalkamazsınız. Bu duyguyu hiçbir zaman hatırınızdan çıkarmayın. Bir defasında Sami Efendi Hazretleri Kuddiselahü sırra Ramazan-ı Şerif'te davet olunmuşlar.
Beraber dostları ile o davete katılırlar. İftar olmadan önce görüşmeye başlar. Evrakları içerisinde Faik Bey isminde çok kıymetli bir kimse, aynı zamanda Hacı Hasan Efendi Hazretleri'nin de sevgili bir dostu. Her şey dengi dengine. Demek ki faziletli insanların etrafında da kıymetli kimseler bulunuyor. Ölüm hakkında Allahu alem sohbet buyuruyorlar veya başka konuda da olabilir ama bu Faik Bey'e ara ara ölüm belli olmaz Faik diyor. Orada arkadaşlarından birisine diyor ki ben öleceğim. Aman Faik Bey, Rabbimiz Allah uzun ömürler versin. Nereden çıktı bu? Efendimiz Hazretleri bana çok dikkatli baktı. Ölüm belli olmaz Faik diye. Sohbet biter, ezan okununcaya kadar bir kimseye Kuran-ı Kerim okuması söylenir. Kuran-ı Kerim okunur gözler yumulmuş bir vaziyette herkes ilahi bir zevkin içerisinde, nurani, ruhani, ilahi bir zevkin içerisinde manevi bir iftar sofrasında.
O arada bir ses duyulur Allah diye. Bir de bakarlar Faik Bey yere düşmüş vaziyette. Efendi Hazretleri rahatsız olmasın diye hemen ayakları, çutur, çeneleri bağlanır. Böyle ranzanın, karyolarının altına uzatılır. Üstüne de pardösü dürür. Dediler ki iftar yapılsın. Ondan sonra mübarek ellerini yıkayacağı zaman söylersin. İftar yapılmış, her şey bitmiş. Mübarek ellerini yıkayacağı zaman efendim der demez, buyururlar ki faizin ölümünü mü söyleyeceksiniz? O böyle bir mecliste ölmeye layık. Birçok sıkıntıları var, haneden sıkıntıları var. Ev hayatında bayağı bir sıkıntıları var. Zaman zaman müsaade istemiş. İşte Medine-i Münevvere'ye hicret için buyurmuşlar ki evde gördüğün ezaya sabretin. Bu eza seni üstün hallere getirecek sabrettiğin zaman ve hanımı evladı çok zıt olmasına rağmen duyunca Faik deyip dizlerine vurmaya başlamıştır. Nimet nedir? Hayatun hayattır.
En nimet Allah'ınızı görür gibi taat yapmayı kast etmektir ve faydalı olan amellere koşmaktır. L'oreal, otuz dört Ne menfaat ne üstün bir makama geleyim, dünya nimetlerine erişeyim, bu değildir. Asıl olan Allah'ımızı görür gibi taat yaparak işlerimizi, dünya işlerimizi de yoluna koyup harama, isyana, kötülüğe, aldatmaya, kandırmaya, hilekarlığa gitmemektir. Burada bunlar rahat olabilir. Çünkü ahiret hayatını görmediğimiz için bunlar çok kolay gelir. Belki yapma bunu, bu isyanı dendiği zaman senin karşında gülmeye de başlar. Sen bana akıl verecek adam mısın, der yerine göre. Çünkü o hayatı bilmeyince, o hayatı bilmediğimiz zaman sen kimsin ki bana nasihat ediyorsun demeye başlar. Sebebi o hayatı bilmiyoruz. Halbuki bizsek Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri, Kaddafi Sallallahu Sırra bir kedi bana yol gösterdi diyor, bir kedi. Yolda girerken kedinin biri bir delik var.
Oradan fare çıkacak, o avumu kapacağım diye ayaklarını uzatmış, gözünü o deliğe dikmiş, köyü bile hareket etmiş. O anda Allah'ımız kalbine ilham buyuruyor. Ey himmetini aşağı tutan Cüneyt. Bir kedi avını kapabilmek için nasıl hareketsiz duruyor? Sen namazda benim haşyet avımı, sen oruçta takvayı, zekatta kalbin ve ruhun temizlenmesini, haccın bir cihat taati olduğunu bilip dünyadan ahirete dönüşür vesaire. Bu alemin biteceğini, öbür alemin ebedi oluş avını neden elde etmiyorsun bu tarzda durmak suretiyle dikkatle gözünü ahirete çevirmek suretiyle buyuruyor. Yerine göre bakıyorsunuz Bayezid-i Bistami Hazretleri'ne bir köpek yol gösteriyor. Köpekle arkadaş olmak istiyor. Köpek diyor ki ben seninle arkadaş olamam. Çünkü senin altı ay geçimini temin edecek bir buğdayın var. Ona mahalli tabirler değişik olabilir.
Sene diyelim veya başka bir kalp onda var ama benim diyor rızkı cedi, yevmi gedik. Benim öyle buzdolaplarında, dipfrde vesairelerde, ambarlarda, ne bileyim saklanması muvafık olan yerlerde yiyeceğim içeceğim yok, ne bulunsam o diyor. Öyle deyince o köpek diyor ki hal diliyle veya kal ile din ile o sözleri ifade ettiğinde işte sen halkın makbulüsün, biz ise merduduyuz, biz bir meclise gelecek olsak bizi kovarlar ama seni baş tacı ederler dediğinde Bayezid-i Bistami Hazretleri diyor ki Ya Rabbi bir köpek dahi ariflerin sultanı dedikleri Bayezid-i Bistami yoldaş kabul etmiyor deyip ağlıyor. Ve daha bunun birçok ifadeleri var. İşte benim diyor şu vücudum temiz değil. Beni diyor alıp da bir odanın baş köşesine oturtmazlar. Seni ise diyor kabul ederler.
Ama ya Bayezid, benim üstümdeki şu kiri yedi bardak su temizler ama senin gönlünde bir kimseyi küçük görüp kendini üstün görme, kibir kirini yedi derya da temizleyemez. O zaman ağlamaya başlar. Nimetler iki şekildedir. Ye-gısmain I ni'metün zahiratün biri zahiri, şu dünyada olan nimetler kes sıhhati, sıhhat gibi ve lafiye sağlıklı olmak veel kifayetimiel helal rızkımızı helalinden temin etmek. En güzeli bu. Gerçek bir mümin haber verilirken İhsan Mektebi'nin öğrencisi huzurun onda dokuzu helal taamda, birisi de uzlettedirdir. Uygunsuz insanlarla beraber olmamak. Hay şerri'de şu sohbeti çok yaparlar. Hacı Hazin Efendi Hazretleri yeni mahalle denen bir yer var. Hay şerri, Yeni mahalle. Orada sohbet buyurur. O sohbetini günlerce dillendirdiler. Ne kadar tesir buyurmuşsa, tesir etmişse buyurmuş ki bir sürü düşünün, koyun sürsün. İçerisinde bir uyuz keçi var.
O uyuz keçi, diğerlerini de uyuz eder. Onun için kalbinde hasetlik uyuzu, gönlünde gıybet uyuzu, kalbinde tamah, dünya hırsı uyuzu, gönlünde şehevi, hayvani duygular uyuzu, riba faiz uyuzu, kanaatsizlik uyuzu, müminlere kin ve nefret uyuzu, iki müminin arasını bozmak için fitne uyuzu, hayır yollardan insanları men etmek için yapılan nifak uyuzu bulunacak olursa o zaman sizi de etkiler. Aman ha esranef felatebu badelik ramal kavmi galimin zalim bir kavim ile işinizi yaptıktan sonra daha fazla durmayın. Bunu bize Sami Bendi Hazretleri şöyle anlattı, Gaddesullahi Resulü. Biz öğrendiydik, bizim okulumuzu sordu, ne yapacağımızı sordu, isterseniz anlatayım. İşte konuşuluyordu hanede Suriye'de Şam-ı Şerif'te okutalım diye. Bunu deyince isimler de verdi. Versem doğrulur mu acaba? Onlar hep ahirete göçtü. İsimler verdi hatıramda Rabbimizin izniyle, hatıramda. Bunlar dedi pek bir şey olmadı.
Baktım ona rızası yok. Sonra mübarek dilinden yüksek İslam en statüsüdir. Şimdi ilahi. Dedim ki bizim yol belli oldu elhamdülillah, kut pul aktabımız bunu buyurdu. Sonra bir Ayet celil olduk İslam'a. İnşallah yanlış okumamadı. Asıl düşündüğüm buydu. Allahu alem okumuşuz. Bu Bakara Suresi'nde yetmiş dördüncü ayet-i celîle bunu okur. Zaten mübarek dilinden konuşurken bir ırmak akıyormuş gibi. Hiç duraksama yok. Aynen gürül, gürül ırmak akımı. Onun ırmağı hikmet ırmağı, marifet ırmağı. Onun ırmağı Allah tarafından lütfedilen ilmi ledün ırmağı, akıyor. Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı taş gibi hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki içinden ırmaklar fışkırır, taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar, taş da vardır ki Allah korkusuyla yerinden kopup düşer. Allah yaptıklarından hiçbir zaman habersiz değildir. Okudular bunu. Bazı misaller verdiler.
Biz buyurdular gençliğimizde kırmızı pes, onu kullanırdık. Çünkü bin sekiz yüzlü yilları görmüşler. Böyle bukalemun denen bir hayvan. Onun üzerine koyduğumuz zaman kıpkırmızı olurdu. Sonra kadınların siyah bir örtüsü, onu koyduğumuzda simsiyah olurdu. Buyurdu ki hem nişini salih han, salih şever, hem nişini talihan, salih şever. Salihler de olun ki salih olasınız. Eğer aksilerde olursanız aynen o renge görünürsünüz. Şu misali verdi o okuduğum Ayet-i celilede, Rabbimizin izniyle zalim bir kavim ile işi yaptıktan sonra fazla durmayın. Yılan ne yapar? Yılan ısıtır. Serkeş bir katırsa o da tekme atar. Eğer huylarımız Allah korusun onu bunu incitecek yılan şeklinde ise yine haksız yere bir başkasına, başkalarına zulmeden serkeş bir at ise o huyundan vazgeçmez.
Onun için biz huyunu, fahri kainatın huyuna, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, suyunu Cenabı hakk'ın suyuna celle celalühü'l-ü döndüren salihlerle olacaktır. Eğer hatırlayabilirsek, okunur da bu hatırlanır ve tefekkür edilirse fayda verir. O da biz namaz tesbihatında otuz üç Sübhanallah, elhamdülillah, Allahu ekber, sonunda da Allahümmeşhurna fi zumratis salihim diyoruz. Ya Rabbi bizi, ya Rabbi bizi salihlerle beraber haşrücüğüm eyle. Koskoca bir peygamber Yusuf Aleyhisselam, Kuran-ı Kerim desemle sana Ya Rabbi beni Müslüman olarak öldür. Nasıl titremeyiz, nasıl endişe içerisinde olmayız, nasıl rahat bir hayat yaşayabiliriz. Koskoca bir peygamber beni Müslüman olarak öldür ya Rabbi ve salihlerin içine kat diyor. Buyurdu ki Sami Efendi Hazretleri bir bakkala gittiğinizde şeker alacaksanız yarım kilo buyurdu, alın fazla durmayın.
Dediğim gibi tabiatı bozuksa bal küpünden bal, sirke küpünden sirke ister. Eğer gönlü okuduğu istiğfarla, tevhidle, salatü selamla, zikirle, evratla, ezkarla, rabıtasıyla, murakabesiyle işinde de, usta gücünde de, usta nerede bulunursa bulunsun Cenabı hakk'ın kendisiyle beraber olduğunu tefekkür eden bir kimseden balsızlar. İster konuşsun ister konuşmasın. Konuşmasa bile gönlünüz ona meyil eder ama bunun tersi olacak olursa Cenabı Hak korusun. Size bir hatırayı anlatmak isterim. Hayseri'ye iki kişi geldi. Isim vermediğim için rahat konuşabilirim ve anlaşılmazdı. Salondu böyle eviydi. Salon diz dize oturulmuyor, bir kimse konuşuyor. Tabi güzel güzel kelamlar ediyor. Onun yanında bir diğeri de var. O da boynun bükmüş, aynen gördüğüm bal sızması gibi gördüm. Bal peteğinden bir şişeye sızdırıldığı zaman böyle bir sarı gibi renk alır, nur gibi bir renk. O konuşmuyor.
Fakat insanlar o konuşana değil de o huzur içerisinde oturan kimseye bakıyor. O konuşmuyor. Onun o hali bile insana yansıyor. O güzelliği yansıyor. Sami Efendi Hazretlerinin torununun düğünüydü. Edeb olarak insan üstağzının önünde görünmez. Cadde ayrı, pazar ayrı, vesair halkın bulunduğu yerler ayrı ama münasip yerler de gerisinden girilir. Her beldeden, her bölgeden seçkin kimseler çağrılmış, her bölgede. Aslında orada asıl düğün Sami Fendi Hazretleri, onu görmek. Orada biraz da gerisinde olduğum için görüyordum. Tanıyanları da var, tanımayanlar da var. Fakat hep birbirlerine işaret ettiklerini gördüm. Bu kim diyor. Bir başkası da dinliyorlar da Hacı Hasan Efendi Hazretlerine bu kim diyorlar. Dikkatlerini çekiyor. Niye? Onun Cenabı Hakk'a olan yakınlığı bunu temin ediyor. Efendim, kalmış olduğu yer bu caminin açılışında mütevaziane yaptık. Acaba kim gelir diye buyuruyor.
Burada bir su var. Acıman denilen orada bir su. O suya ta en uzak yerlerden geliyorlar. Burada şelaleler var, dünyaca meşhur şelale ve sonra daha manzaralı yedi gelirler vesaire. Buraya ta dış ülkeden bile gelen var. Neden? Bir kıymeti görüyordu onun için. Mekke ekin bitirmeyen bir yeri diye Kuran-ı Kerim'de geçiyor. Fakat bakıyorsunuz Rum diyarından Suheybi Rumi oraya geliyor. Habeşistan'dan Afrika'dan Bilal-i Habeşi Mekke'ye geliyor. Ebu Zerre Nil-ı Farî, ta uzak gelirlerden oraya geliyor. İran'dan Selman-ı Farisi oraya geliyor. Neden geliyor? Çünkü orada bütün alemlerin fahri Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem. Belki ücra bir yer. Girişi var ama çıkışı yok. Yahya'nın girişi var ama çıkışı yok. Neden Hacı Hasan Efendi'ye geliyorlar? Fahri Kainat'ın sallallahu aleyhi ve sellem nurunu taşıdığı için geliyorlar. Gönlümüzde bu nur olursa en büyük nimet içpesi olur.
Nimetin zahiri olanı sıhhattir, afiyettir. Helalinden rızkımıza temindir. Ve ni'metin batını manevi nimetler ise nedir? Kel-i İme. Öyle bir nimet ki bir kırbaç, cennette işgal ettiği bir kırbacın yeri bütün dünyalardan üstün. Neden? Halbuki bir kırbaç o. 0. Dünyadaki her şeyden altından, gümüşten, elmastan vesaireden niye üzsün? Çünkü bunlar bitecek de onun için. Orada o kırbacın neyse artık, geçen bu her yerde. O ise ebedi olduğu için kıymetlidir. Burada ebedilik yok, bitecek. Hiç şüphesiz. O bitmese biz biteceğiz. Ne bitecekmiş efendim, dağ bütün madenlerle dolu. Öyle diyorlar. Bir asır devam edecek maden var. Belki o maden devam edecek ama sen maden devam edebilecek misin? Senin ömrün buna kifayet edecek mi? Asıl bunu düşünebilmen, nimet bu. Helal malın hesabı, haram malın azabı var. Bunu düşüneceğiz. İman, hidayet ve Marifet-i İlahi'dir. Zahiri olan nimetler nedir?
İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri, Rahmetullah Aliyy buyuruyor. En niam, imme zahhirrah Bu zahiri dışta olan bizim gördüğümüz şu dünyadaki nimetler. Peygamberlerin gelmesi. Artık İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'ne ait. Bundan ne kast ediyorsa ona ait. Ve inzalil kütük, kitapların inmesin ve tevfik-i Kabuli daveti rusül. Aleyhisselam, resullerin davetini kabul etme bahtiyardır. Öyle ya, aleyhissalatu vesselam efendimizi kimler tanıdı, kimler tanımadı oradan bilelim. Peygamberleri kimler tanıdı, kimler tanımadı. Tanıyanlar hidayete erişen kimseler, tanımayanlar bu hidayetten mahrum falan kimselerdir. Daha sonra aleyhisselatu vesselam efendimizin Hatemül Enbiya'dır, nebilerin sonuncusu. Ondan sonra gelen evliya, ulema, meşayı, zam. Onları tanıyanlar kimdir? Hidayete mazhar olanlardır. Oturup kalkıp aleyhinde konuşanlar kimdir? Onlar da dalalette olan kimselerdir. Yolunu şaşırmış.
Hedefini tayin edememenin neticesidir o. Hedefini tayin eden de o olmaz. Der ki benim hedefim Rabbime kavuşacağım, orada ispat edemeyeceğim sözü konuşamam. Yarın bunun hesabı var, der. Sonra ve ittiba i'ssünne, sünneti Muhammediyyeye uymaktır ve içtinabil bid'a, dinde aslı olmayan hallerden de kaçınmaktır. Ve Allah'ımızın emirlerine uyup nehiylerinden kaçmaktır. Bunu biz böyle söyleyerek bütün Kuran'dır, ifade edilen. Kuran-ı Me'cid'dir. Ve Sebatü ala kadem-i Sıdk Böyle bir şeye karar verildiği zaman Ramazan-ı Şerife girdik. Kararımız ne olacak? Ben bu ayda Rabbimin razı olduğu amelleri yapacağım. Rabbimin kabul buyurduğu bir kul olmanın azmi içerisinde olacağım. Bu bir tanesi. Böyle adımımızı attığımızda sağa sola yalpa yapmayacağız. Ben söz verdim Allah'ımızın yolunda olmaya dönemem diyeceğiz.
Çünkü karşımıza nefis çıkacak, şeytan çıkacak, dünya çıkacak, şeytan sıfatlı insanlar da çıkacak. Onlar diyecek ki daha çok erken başlamışsın bu işe. Allah böyle mi buyuruyor? Daha erken mi başladın? Buyuruyor. Sen nesin? Kendimizi toplayıp diyeceğiz sen nesin? Allah'ımız gençken başlamayı, gençken başlama diye bir şey yok. Zaten başından sonuna kadar Biz Allah'a aidiz, Allah'a döneceğiz. Sen beni alıp da şeytana nasıl ait kılabilebiliyorsun, nasıl nefse ait kılabiliyorsun, şu cifa olarak tanımlanan dünyanın nasıl beni esiri haline getirebiliyorsun deyip çırpınacağız. Yoksa ağına düşürürse zehirler, Allah korusun, korunacağız. Biz, Temiz Hava'yı soluyacağız. Bazı odalar olur, dev halkı oturur veya misafirlerdir. Sahi kimseler belki saatlerce otururlar, bak havanın kirli olduğundan haberdar olmazlar. Otururlar, rahat konuşsunlar.
Fakat dışarıdan gelen bir kimse içeriye girdiğinde hava çok değişmiş, açalım pencereleri, bu hava bizi rahatsız eder deyince o kimseler nedir? Ne havanın bozulması canın, bir iş çıkarma burada, otur. Neden? O temiz havai solumadığı için, kirli havai kendisi için bir hava zannediyor, hayat zannediyor.
Biz eğer küfrün, şirkin, nifakın, büyük günahın, küçük günahın Allah'ımızdan gayrı hallerin içerisine bürünür de bu havai solummaya başlarsak bu hayatı hayat kabul edecek olursan artık rabıta-ı Şerife ile mürşid-i kamilin havasını teneffüs eden murakebeleri ile fahri Kainat'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem o nurani, ruhani havasını teneffüs eden, Rabbi Zülcelal'imize muhabbetin havasını teneffüs eden, ona kurbiyetin, yakınlığın havasını teneffüs eden, onunla ünsiyetin, dostluğun daha çok havasını teneffüs eden, tecellilerin havasını teneffüs eden, Allah'tan gönlüne inen Celle Celalühu, varidatın, esmanın sıfatlarının ve zati tecellileri ile hemhal olan kimselerin havasını teneffüs eden insanlar bu havada bulunmak istemezler. Temiz havayı sormak isterler. Onun için istedikleri nedir? Onlar ne güzel dostlardır. Nebilerin havasını solumak ister. Nasıl soluyacak?
Onların göstermiş olduğu hedefe görür. Mesela, Lokman Aleyhisselam diyor ki dört bin Nebiyi tetkik ettim. Onlardan sekiz öğüdü seçtim. Hepsini sıralamak çok zaman alır ama iki şeyi unutmayın diyor. Biri Allah Celle Celalühü, biri de ölümü unutmayın. İşte bu havai teneffüs edeceğiz. Bize dünyayı şirin gösteren insanlar bizi sapıttırır. Bu dünyadan el çekmek deyip dünyaya geçici gözüyle bakmaktır ve Rabbimizi unutmamak. Bunun yanında Meşşai İzamın, Ulema-i Kiram, Meşşai dendiği zaman hadis ilminde de çok ilerleyen kimselere bu tabir kullanılır. İlla biz bunu postun üzerindeki kimse olarak düşünmeyelim. O postun üzerinde oturmak öyle önemli bir değer ki. Fahri Kainat'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem el ulema ve rasetul enbiya Nebiler, alimler nebilerin varisleridir. Onların o ilahi görevlerini velayet ülücüsü içerisinde yerine getirmeye çalışan kimselerdir.
O post dediğimiz anlatmakla bitmez. O post ilmin postudur, irfanın postudur, hakikatin postudur. Böyle bir havai teneffüs, yoksa bizi bu hava zehirler. Niye? Kaç kişi öldü? Bu havadan kimi zehirledi de alıp da böyle örtüler içerisinde ambulansa kondu? Kim zehirlendi? Ruh zehirlendi. Kalpler zehirlendi. Onun için caminin cemaati azalıyor. Onun için tesbihat, onun için Allahü Zülcelal'e dönüş. Bunlar yanlarında konuşulduğu zaman çekil be! Biz biraz istirahat edeceğiz, şu rahatımızı da bozma diyecek hale gelmek ölümün de biteridir. Bevme batını, batıni olan nimetler nedir? Biz bu zahiri nimetleri İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri'nin tamamlayamamışız. Ve sebati ala gadem-i sıdk, Bu gademis sıdk öyle manaları içerir ki Allah'ın yanında, Allah'ın yanında postunu serere de oturur. Allah ile hem Meclis olur. Ene celîsu menzekarani. Allah'ımız buyuruyor ki Ben Ene celîsu menzekarani'yim.
Ben, beni zikredenle beraberim, buyuruyor. Ugadem-i Sıdbîn daha birçok manaları içine alır. Zahiren burada bulunur ama batinen tahrip edilmez yerlerdedir. Biz onu hesap edemeyiz. Biz sadece dışlarına bakarız, ona bile Elhamdülillah deriz. O iç alemini anlamak, o bizde tarağımız varsa olur. Onların o ilahi şifresi bizde varsa olur. Dışarıda dolaştık durduk, kış günüydü. Bizi bir türlü içeriye giremedik. Neden? Çünkü o ilahi sarayın kapısının şifresi bizde yok. O şifre olsaydı buz gibi havada donmazdık. O isyanın havasında değil, bir puanın havasına girerdik. Onun şifresi nedir? Teslimiyettir, muhabbettir, rabıtadır, zikullahtır. Tevbe-i Nasuh ile bir daha isyana gitmemek üzere tevbe etmektir. Ve luzumu lübudi'ye kulluk vazifemizi yerine getirmektir. Batıni olan nimetler Aslında diyor sizin yaratılışınızda bu ilahi muhabbet var. Ne yapsın adam şimdi dağı ne yapıyor?
Dağın yüzüne sürüyor, ekiyor, biçiyor ancak bir yıl içerisinde geçimini temin edecek kadar rızık biiznillahi teala elde ediyor. Ama kafamızı bir çalıştırsak da o toprağın altına girsek altın çıkacak, krom çıkacak, daha başka kobalt çıkacak. Osmiyum diye bir maden var ki bu grupta bir gramı bir trilyon dolar eden maden çıkacak. Fakat biz bundan mahrum olmayalım. Bize büyüklerimiz ne yapıyor? Aman ha dıştan şu kadar zikvelim, içten bu kadar zikvelim. Biz bunu kulak ardı edersek yapmış olduğumuz vazifelerde böyle işte yaptık da oldu der geçer gideriz. Eğer onlara gönülden teslim olacak olursa aman ha kalbinizi uyandırın, kalp sikullaha geçsin. Çünkü kalp dışta değildir, kalp iştedir. O kalp dediğimiz karnın devrettiği et parçası da değildir. Orada, imanın yazıldığı noktadır. Bak derinde. Onu çalıştırırsak bizzat mükafatını Cenab-ı Hak veriyor. Diğerlerini buna kıyas edelim.
Bu ruhani nimetlerdir ama diyor insanın temelinde bu var. Allah'ımız Celle Celalühu üflemiş olduğu o ruhta akıl da var, idrak de var, zeka da var, tekakkuh da var, tefekkür de var, teşekkür de var, Hamd de var, Sena da var. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olma sırrı da var. Emanetlerin yüklenmesi var. Allah'ımızın Esma-i İlahiyesinin tecellisi de var. Sayılamayacak nimet var. Ama böyle yerlerle Allah'ımızın müsaade buyurduğu, Rabbimizin işaret ettiği, seçtiği ve hidayette kıldığı kimselerle alakamızı kurmadığımız için bilmiyoruz. Bunu işte bir asırdan beri babadan oğula, ondan toruna geçen bir yol diye kafamıza işlediği için haberimiz yok. Ama yapılan görevi anlarsak o zaman bu ilahi nimetler zuhur edecektir. Bu nimetleri şu şekilde de haber vermişlerdir. Nimet, zahiri olan nimet, İstivaü'l Halk. Şu yaratılışımızda azalarımızın birbirine uygun olması. Yüzümüz, gözümüz.
İnsanın rengine göre de Cenab-ı Hak saçının rengi, gözünün rengi yaratan Cenab-ı Hak bunun düzgünlüğüdür. Fakat bu hücrelerin yapılanmasında Allah korusun bir terslik olsa gözü sırtında da olabilir. Belki görüyorsunuz, ayağı çok kimseler görülüyor. Daha başka demeye gerek duymuyorum. Bu azalarımızın düzgün olması da büyük bir nimettir. Bu manevi nimet nedir? Huz-Nulhulh Güzel ahlaktır. Yaptığımız taatlerden nasiplenecek olursa, bunlar ne yapar? Zuhur eder. Çok uzun süreceği için biz burada Cüneyd-i Bağdadi, Gade Sallallahü'l-Sıdri Hazretleri'nin mübarek sözüyle tamamlayalım. Çünkü diğerleri çok uzun Enne amulvvehira el-Ahlak. Zahiri nimetler güzel ahlaktır. Kursu böyle aldı. Şimdi herkesin bakış açısı değişik. Bir sokaktaki adamla otur konuş, maaştan başka bir şey konuşmaz. Zamdan başka bir şey konuşmaz.
Ya bizim gönlümüz, ibadetimiz ve taatimiz nasıl zamlandı bunu konuşanı hiç duyduk mu? Konuşuyoruz. Zamlarından konuşuyoruz. Bir de Allah'ımızın bir ecre yaptığımız taate, aşr u emsaliha. Bire on zammını hiç konuşabiliyor muyuz? Bire yedi yüz zammını konuşuyor muyuz? Sonsuz zammını konuşabiliyor muyuz? Bunu konuşuyoruz. Sanki hayat buymuş gibi sadece bundan ibaretmiş gibi bütün dünyadaki sıkıntıları görmeyince öyle olur işte. Görmüyor, gördü ancak üç beş kişi dar bir alan böyle olur. Bu kadar olur. Çünkü bakış açısı o kadar. Necm suresinde geçer Cenabı hak, Onların anladığı o kadar gördüğü o kadar bildiği o kadar buldu ama hakikati görse ilahi aleme yüz çevirecek. Diyelim ki biz neden misal verelim? Zikrullah güzel bir taattir, hepsi güzel. Zikrederken dilimizle zikredersek bire ondur.
Ama bu zikir kalbimize de geçmiş, kalbimizde böyle koştuğumuz zaman vurduğu gibi, heyecanlandığımız zaman da vurduğu gibi böyle bir ilahi vuruş var. Kalp uyanmış. Buna yedi yüz. Bir de ibadeti yaparken imam ne kadar da uzattı teravihiyi. Ondan sonra beş vakit her zaman mı kılınacak namaz, bilmem falan bu gibi sözler bizim mahvdir. Fakat Allah'ımıza olan kulluğu muhabbetle yaparsa, sevgiyle, böyle aşkla o zaman bigayr-i hisab, sonsuz mükafatını ihsan eder. Bu zammı konuşacağız biz. En ni'mul zahire. Zahiri nimet. Nedir? Ahlak, mübeder. Ve ni'mul Batıni gönül manevi ruhani nimet el-Marife Rabbimizi tanımaktır. Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fatiha.