Manevi Liderlik ve Ruhani Büyüklük kaydında Şaki ki belhi gaddesallahu sırra beş şeyi beş ibadette buldum buyuruyor rivayetin pek sahih olduğunu bilemiyorum yalnız şaki ki belhi için Kaddafi Allah'a, İbrahim bin Edhem hazretlerinin üstazı olarak haber verilir. Daha çok büyük badirelerden geçmiş İbrahim bin Edhem Hazretleri. Şimdi düşünün. Gelişigüzel bizim gibi halktan değil. Belh…
Şaki ki belhi gaddesallahu sırra beş şeyi beş ibadette buldum buyuruyor rivayetin pek sahih olduğunu bilemiyorum yalnız şaki ki belhi için Kaddafi Allah'a, İbrahim bin Edhem hazretlerinin üstazı olarak haber verilir. Daha çok büyük badirelerden geçmiş İbrahim bin Edhem Hazretleri. Şimdi düşünün. Gelişigüzel bizim gibi halktan değil. Belh padişahı ondaki üstünlüğü Rabbimizin izniyle bildiler. Arifani ilahi sezdi bunu. Ondaki yüceliği tanıdı, biiznillahi teala. Bu yüksekliği şeyde görürüz, Yavuz Sultan Selim'in rahmetullah aleyh, padişahı alem olmak, bir kuru sevda imiş, bir veliye bende olmak cümleden alaymış sözü var.
Burada Akşemseddin Veli, Hadisallahu sırra Hazreti Fatiha'e yol olarak daha ziyade onun idarede bulunmasını tercih buyurmuşlar demişler ki Hz Fatih eğer böyle dervişlerin yolunu gösterirsek padişahlığa dönmez demiş Yani öyle bir güç, öyle bir kuvvet var ki o gönül padişahlığını görürse bu devletin idaresinde bulunmaz düşüncesiyle daha ziyade onu riyasette yetiştirmişler. Bu Hazreti Fatih'in manevi seyir ve sülukten mahrum kaldığına işaret değildir. Fakat daha ziyade orayı tercih etmişler. Yoksa evradlı, ezkarlı, ibadetli, taatli kimselerdir. Onda hiç şüphe yok ama bu yönde yetiştirmişler. Riyaset gününde yetiştirmişler ve Allah'ımız da onların himmet-i alileri ile başarılar ihsan buyurmuş. Bizim sadat-ı kiram hazeratından birinin şöyle bir sözü var. İbrahim'in Ethem Gaddesallahu sırra o işte padişahlık elbisesini çıkarıyor. Bir çobanın buna keçe mi denir, kepenek mi denir onu giyiyor.
Bir çobanın elbisesini giyiyor. Üstadlarımızdan biri diyor ki eğer biz olsaydık onu idareden almazdık. O idarede biz yetiştirirdik onu. Neden derseniz adil bir devlet reisi yeryüzünde Cenabı hakk'ın gölgesi mesabesinde şöyle düşünelim sebatün bunu demeden önce gale Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem seb'atün yevme la villa illa illa villa hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde arşı Azam'ın gölgesinde yedi sınıf insan bulunacak. Bunu derken hatırıma şu gelir. Tabii siz de geçirdiniz bir askerlik dönemi. Böyle güneşte bir eğitim yaptılar. Hep bunu dediğimde bu hatıra canlanıyor gönülde. Sıcak ama. Kendi kendime dedim ki buranın sıcaklığı, yaz günüydü zaten temmuz ayıydı. Buna dayanamıyoruz da yarın biz ahirette o ateşe nasıl tahammül edebiliriz? Şimdi ehli ehli irfana ahiret hayatı da bu dünya hayatı gibi gözlerinin önüne seriliyor.
Hacasan Efendi kalpte sallallahu aleyhi ve sellem'a üstadımız bir şey söylediler, vaizlerinde. Eğer insan o ateşi görse, o münafıktır, kafirdir, müşriktir, Cenabı Hak korusun, asilerdir. Onların girmiş olduğu ateşi görse, bu dünya ateşinde bir sene bir tarafından diğer tarafına dönmez rahatlığından dolayı. Böyle zor. Bir şey anlattılar develde kara müftü diye o mübarek bir insanmış. Çok mübarekmiş. Hatta o Kayseri'de eğitim görmüş de, hocası demiş ki, köylü tabirini kullanmaktan haya ederim. Çünkü güneş doğduğu zaman şuraya doğarım da şu bölgeye doğmam demiyor. Her yere doğuyor. Arz Allah'ındır. Fakat onun ifadesi, bir köylü ilmi aldı götürdü demiş. Öne bir alim anlatılmışken bir de şunu anlatacağım inşallah sene kırk yedide üstadümüz hacca gitmişler. İnsanı hacca para götürmez, aşk götürür, muhabbet götürür, daha çok genç.
Manevi Liderlik ve Ruhani Büyüklük kaydında Şaki ki belhi gaddesallahu sırra beş şeyi beş ibadette buldum buyuruyor rivayetin pek sahih olduğunu bilemiyorum yalnız şaki ki belhi için Kaddafi Allah'a, İbrahim bin Edhem hazretlerinin üstazı olarak haber verilir. Daha çok büyük badirelerden geçmiş İbrahim bin Edhem Hazretleri. Şimdi düşünün. Gelişigüzel bizim gibi halktan değil. Belh…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Öyle ki o aşk ateşi kendisini yakıyor, geceleri Beytullah'ın örtüsüne sarıyorlar, Geceleri Beytullah'ın örtüsüne sarıyorlar. Ya Rabbi beni bu kadar yakıyorsun ki götüreceksin diyor. Öyle buyururlardı, paramı kimin yatırdığını bilmiyorum diye. Böyle giderler. Şimdi, haram üftü, Numan Efendi, Rahmetullah Ali o da gitmiş. Şam-ı Şerif'te böyle hocalar konuşmalar yapıyorlar. Tabii güzel, seçkin insanlar. Konuşuyorlar. Orada kara müftü de ayağa kalkmış. Hiç kimse Beytullah'ı anlatamadı demiş. Bir de vaize başlangıç şekli varmış. Sübhane rabbiye lal lalel vehap der böyle. Başarmış. Hiç böyle kitap ne taşimamış, duyduğum bu. Allah'ımız hata ittirmesin. Hiç kitap ne almamış? Çok zekiymiş zaten.
Böyle bir şekilde bir hatırayı nakledeceğim burada da Şam-ı Şerif'te bizim Türkiye'den öğrenciler var öğrenciler var oradaki ulemadan biri diyor ki şöyle Türkiye'de nüfuzlu bir kimse yok mu bir konuşma yapsa da şu Türkiye'den gelen öğrencilerimize biraz maddi destekte bulunursa böyle şekli Şemail'li güzel memleketimizden bir hocayı göstermişler Bilirsiniz, Malak hoca diye onu göstermişler. O da demiş ki ben böyle şeklim, şemailim var ama hoca değilim. Hacasen efendimizi göstermiş, bir konuşma yapmışlar. Üsteazımız derdi, plağı gibi para birikti. Pillau gibi. Hacılardan bir tanesi gelmiş efendim, öyle konuştunuz ki tahammül edemedim, hac paramı olduğu gibi atmışım. Orada harcayacağım ne varsa hepsini vermişim diyor orada ulemadan bir tanesi evliya malum Allah'ın resulüne sordular sallallahu teala aleyhi ve sellem Ya Resulallah veliler nasıldır?
Izarru-u zukirallah görüldükleri zaman Allah hatıra gelir yalnız burada Allah hatıra gelir derken Celle Celalühü uhrevi amellere gönül daha çok meyleder. Yani o kimseyi görünce Allah'ın dostlarından böyle konuşmasına da gerek kalmaz. Yani biz Beytullah'a gidiyoruz da Beytullah bize orada Allah'ın emri şudur Celle Celalü, işte Araf, En'am suresinde yüz elli bir, yüz elli ikinci ayeti celilede bütün dinlerde ortak olan sekiz esas var. İki esas daha ifade ederler. On esas. Bunlara dikkat eder demez. İnsan bakar, dikkat edersek geldiğinde der ki arkadaşlar, çünkü duyuyorum bunları, eğer iki lamba yanıyorsa birini yapma. İki ekmek alıyorsanız birini almayın, Beytullah'a gidin. Yani öyle itgeliyor ki. Yani velilerde de bu var. Bu Konya'dan bir cemaat geldi. Tabii Üstad-ı istirahat yerlerine çekildiler. Onlardan fabrikatör birisiydi. Dedi ki Hacı Hasan Efendi niye konuşuyor dedi.
Herhalde çok etkilenmiş ki neden dedi. Şöyle otursun biz bakalım yeter dedi. Şöyle bir cemaline bakalım dedi. Öyle gece gece bir tanesi Karamüştü camiye gidiyor, mescide gidiyor, demek derken gidiyor bunlar. Bir tanesi caddede öyle bir koşuyor ki evlat bu nedir diyor hocam ateşi bana gösterdiler gece diyor yani o ateşin şiddetini müşahede edince iç elbisesiyle dışarıya fırlamış Allah'ımız muhafaza buyursun. Burada yanarsak orada yanmayız. Burada biz Allah'ın Celle Celalühu aşkı ile yanarsak, Resulü Ekrem'in sallallahu teala aleyhi ve sellem muhabbetiyle yanarsa ibadet ve taatle yanarsa orada yanmayız. Çünkü iki korkuyu ve iki emniyeti Cenabı Hak bir arada kalmamıştır. Burada korkanı orada korkutmuyor. Yalnız bu korkma hususunda, inşallah o noktaya girecek, korkma hususunda böyle adam diyelim ki sokak köpeği. Görüyor böyle saldıracak şekilde ama ondan ürküyor.
Bir aslandır ondan çekiniyor. Bunun gibi değil. O Hafi ilahi gönle bir rikkat verir. Gönlünde böyle bir letafet, şefkat, merhamet, güzel his, güzel duygular hasıl olur. Gözünden de yaş akar. Yani kavfi ilahi deyince öyle bir nimet ki hadis kuside de geçiyor zaten. Bir tanesi kendisini malum, bu hadis kuside var bu. Mutlaka denk gelmiş olabilirsiniz mutlaka ama. Dinimizi öğrenmemiz şarttır. Kendisini ateşe vermiş. Külünü soğutturmuş bir dağın başında. Cenabı hak soruyor. Ey kulum bu hareketi neden yaptın? Ya Rabbi senden korktum azabından. Senin emrine riayet etmemekten, huzuruna çıkmaktan o ilahi korku affına vesile oluyor. O öyle bir nimet ki. Tarifi yok. Burada korkarsak beynimizi koruyoruz. Bak tefekkür çok önemli. Biz böyle nefsin tezkiyesi diyoruz. Kalbin tasfiyesi diyoruz. Böyle beynin tezkiye ve tasfiyesiyle pek konuşmuyoruz.
Halbuki Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem Mekke döneminde hep buna gayret göstermiştir. Yani bir ihsan mektebinde olan kimse dahi bakıyorsunuz diyor ki üstazı evladım diyor isyan yollarına gitme. Bak ikindiden sonra hayırlı bir vakittir. O vakti şereflendiremeyiz biz. O vaktin şerefinden istifade edebiliriz. Esselamle. Sabah yaptığımız evrak bir ezkar, bir de ikindiden sonra tevil okuyun buyuruyor. Ondan sonra bir de bakıyorsunuz Abdülhaliku goydevani hazretlerinin Hızır aleyhisselamdan almış olduğu nefy ispat. Nefesini göbeğin altına alıyor, nefessiz olarak tevhid okuyor. İmanın durulmuş olduğu bir derstir bu. Onun için üstadımız şiirlerinde diyor ki herkeste bu nimet bulunmaz diyor kadrini ve kıymetini bilin diyor. Bak hepimiz öleceğiz, ona göre. Daha sonra murakebelerin sonundaki tevhid, neden okuyoruz biz bunu?
Bizim bunu okuyuşumuz bir kere yarın huzur-u ilahide mahcup düşmemek, Allah'ımızın vahdaniyetini hayatımızın her anında gösterebilmek. Burada iki korkuyla iki imniyeti Cenabı hak bir arada kılmıyor. Burada korkanı orada korkutmuyor. Burada burada azaptan ikaptan emri ilahiye muhalefetten kaçıyor. Daha sonra daha sonra burada korkunca Cenabı hak orada kabirde de korkutmuyor, mizanda da korkutmuyor, sıratta da mahşerde de. Sonra eğer burada korkmayacak olursa Allah'ımız orada. Onu demek bile istemiyoruz, buraya dikkat edelim. Bir daha biz bu dünyaya gelecek değiliz. Bundan dolayı Arifani İlahi buyuruyor ki, şu geçmişi bırakın. Şöyle olduydu, böyle bırakın onu. İleriyede şunu yapacağım, bunu edeceğim, bunu da bırakın. Bulunduğunuz anı en güzel şekilde İslam'ın emrettiği tarzda geçir. O zaman ne olur? Geri de iyi olur, ileride iyi olur.
Hani düşündüğümüz zaman bulunduğumuz anı güzel geçirmek her vaktimizi ihya etmek demek. Allah'ımız bizi bunu derken, Rabbimizin izniyle söz sözü getiriyor. Rabbimiz bizi yıkamıyor mu? Aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor, beş vakit namaz anlatılırken kişinin devinin önünden bir su akar. Buyuruyor ki sahibi hane beş defa orada yıkansa üzerinde kir namına bir şey kalır mı? Cuma gününe geliyoruz. Bu Cuma akşamı şu an. Cuma akşamında sabah diyelim, daha ziyade Cuma günü guslü namaza yakın zamanı daha çok tercih verirler. Diyelim cuma günü gusül ettik. Ne oluyor o gusülde? Tepeden tırnağa bir arınma var. Hem maddi arınma var. Hem ruhi bir arınma var. Aldığımız abdestte, yani öyle kerim bir Rabbimiz var ki kelime-i şehadet getiriyoruz, Allah'ımız bizi temizliyor. İstiğfar okuyoruz, temizliyor.
Tevhitimizde, salatamızda, ölüm tefekkürümüzde, rabıtamızda, zikrimizde bir müminle karşılaşıyoruz, selam veriyoruz temizliyor. Baktık ki bir cenaze iştirak ediyoruz temizliyor. Duyduk ki bir hasta var. Elbette ki hastanın gönlü mahzundür. Mahsun. Hastanelerde ne dedin görevlileri var, anlatıyorlar da biz diyorlar o hastaların yanına varıp oturduğumuzda, böyle bir halleştiğimizde Cenabı hakk'ın ayat-ı ilahiyyesinden, ehadîsi Muhammediye'den neden konuştuğumuz zaman neşeleniyor diyor. Yani moral çok önemli. Neyse biz oraya dalıp çıkmamazlık yapmayalım. Biz geldiğimiz yere dönmeye gayret edelim. Diyelim ki bir kimse ona nasihat istiyor, nasihatte bulunuyoruz. Ne oluyor? Bu bizi temizliyor işte. Hani bunları tefekkür eder, düşünecek olursak çok karlı oluruz Allah'ın izniyle. Yani bir işi yaparken aklımız başımızda olarak yapabilmek.
Yoksa hepimiz böyle ibadette bulunuyoruz saatte bulunuyoruz ama aklımız başımızda olarak yapmanın öyle bir bereketi var ki tarifi yok. Diyelim sünneti kıldık, namazda sünnetleri kılıyoruz. Kılarken bu resulullah'ın bize tavsiyesidir iki cihan güneşi onun hürmetine yaratıldık biz onun hürmetine işte önümüzdeki suyu içiyoruz yiyoruz birbirlerimizle karşılaşıyoruz rahat ediyoruz hep onun hürmetine deyip bu Resulullah'ın emri Muhammedisidir diye yapmak bizi değiştirir. İmam-ı Rabbani Hazretleri ele alıyor, buyuruyor ki, ehlullahın diyor en çok haz duyduğu taat bu sünnetleri yapmıyor demek değil ha. Sakın ha. Farz taatlerinde diyor büyük bir huzur duyarlar. Çok büyük bir huzur duyarlar. Çünkü Rabbimizin emridir diye bir aşk gelir, bir şevk gelir. Ben halıkımın emrine şu anda uyuyorum diye. Bu şekilde yapmak. Demek ki İbrahim bin Edhem haddesallahu Sırrı'nın üstazı şakiki belki.
Hadisallahu Sırrı. Eğer diyor üstadlarımızdan biri devrinde yetişseydik biz onu belih padişahlığından almazdık. O görevde dervişliğini ipka ederdik, devam ettirirdik. Onun için okuyoruz. Hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde arşı azamın gölgesi. Orada bak birinci sınıf imamun adilun, adil bir devlet eğrisi, adaletle. Şey ne? Ömer ibni Abdül Aziz'in böyle kılıcı üzerinde bir uykusu haber veriliyor böyle bir kılıcının üzerinde uyumuş uyumuş yalnız uyurken böyle terler dökmüş Kendisine gelince demişler ki efendim siz böyle terler döktünüz uyurken nedir? Sormayın demiş. Mahşer alemindeydim. İşte Ebu Bekir Sıddık çağırıldı radıyallahu anh. Kolayca hesabını kitabını tamamladı geçti. Hazreti Ömer'di vesaireleriydi. Fakat ben korktum diyor. Sıra bana gelecek ama ne diyeceğim diye diyor, ben korkuyordum. Allah Celle Celalühü öyle sordu ki memleketimdeki köpeklere kadar sordu diyor.
Sonra diyor, bir cife gördüm, cife gördüm. Bu nedir? Bir köşeye atılmış cife. Sen sor demişler, ayağıyla şöyle bir dokunmuş. O zaman diyor gözünü açtı, ben haccacı zalimim. Ashabı kirama o kadar zulmetti ki öyle yüzüstü yatırarak yatırarak öyle kamalıyordu onları. Hele bir sahabe var, Sa'dbnü Cübeyr. İnşallah da etmeyiz. Her diyor öldürdüğüm bir kimse için Cenabı hak beni öldürdü. Bu sahabe için yetmiş defa. Üstadımız yani büyüklerimiz şöyle bir izahla, benzetme ile misalle girsek iyi olur herhalde. Şöyle bakıyoruz biz dağlara nelere bazı sahalar, araziler yeşil gördüğümüz yerler var. İyi miymiş? Allah Allah diyoruz. Bura kuru, sağ kuru, sol kuru, göl, arka. Bura neden yeşil? Bakıyoruz ki su var. Yüksek gören diye Adana, Kozan İmamoğlu'nun Yüksek gören köyü.
Buraya diyoruz ya bir yere girdiğim zaman çıkamam diye fakat çıkarız önümde şakiiki belki var inşallah rabbımızın izniyle efendim burada vaaz etmiştir on altı kişinin katili varmış orada o üstadımızın vaazında hey der cezbelenirmiş buna cezbe denmez de öyle tabir ediyor bir tanesi bunu bir türlü içine sindirememiş üstadımıza hizmet eden İlhan inceler diye birisi var yaşadığını duyuyorum çok yaşlandı Cenabı Hak sıhhat afiyet lütfetsin bazen yakınları geliyor soruyorum üstadımıza bulunmuş buna diyor ki, efendine bir sor diyor. Bu on altı kişiyi öldürdü, bizim gözümüzden yaş çıkmıyor, adam hey deyip bağırıyor, bu nedir diyor, benim aklım almıyor diyor, o kadar adam öldüren katil diyor. Beni hizmette bulunuyor. Ramazan-ı Şerif böyle bir sahur, Allahu alem, o sahur sofrasında diyor ki efendim babam bir soru soruyor. O katil biz ağlayamıyoruz. Bu neden bağırıyor Allah diye. Oğlum.
Öldürdüğü insanlar karşısına geliyor. İşte sen bizi nasıl öldürdüysen aynı şekilde de bu cezayı göreceksin. Şimdi Adana'nın o pamuk önemli. Soğan der. Biz itea derler bizim burada da. Soğan derler, yatağın altında olur. Allah'ın üzerine niye sererler bunu, kedermesin diye. O üstünde yatak, yorgan. Bak daha niye? Oğlum bunu götür diyor. Orada en kıymetli o var onda. Böyle sırtını almış merdivenleri zorla çıkıyor. Oğlum İlhan nedir bu? Efendim, verdiğiniz cevaptan babam çok mukni oldu, çok sevindi, bunu hediye olarak size gönderdi. Hacı Hasan Efendi'nin öyle kitaplar devirmesine gerek yok. O daha genç iken nefsini devirmiş. Nefsini devirince nefis ruha arkadaş olmuş. Öyle bir nimeti yaşamışlar ki nefsiyle yaşamadığı için eğer kişi nefsiyle onun arzu ve istekleriyle hayat sürerse ruhu çıktığı zaman hayatı biter. Öldü gitti denir.
Ama Rahman olan celil Rabbi Zülcelal'imizin ibadetiyle, taatiyle, muhabbetiyle, ona kurbiyetle, ünsiyetle yaşayacak olursa o asli hayata erer. Bunu bulmuşlar. Bunu elde, bunu elde etmişler ve sonra orada böyle devam etse ne olur? O mahallede, o yüksek gören oraya, yanlış dedin mi acaba, yüksek gören oraya, böyle bir fırka meydana gelmiş, iki cami yaptırmışlar. Hiç olacak bir şey değil. Cami demek derleyen, topar diyen, bir araya getiren demek. Hiç olacak bir şey değil. Hepimiz Allahu Ekber diyoruz. Bir zihniyet kendine göre bir cami yaptırmış.
Diğer bir zihniyet kendine mahsus o oraya gitmiyor o da oraya gitmiş demişler ki bunları anlaştıralım oranın müftüsü Mısır'da on sekiz sene ilim tahsil etmiş bir kimse ismini deyim isterseniz Dursun Efendi rahmetullahi aleyh bahisleri var sonra halkın ileri gelenleri var Hacı Hasan efendimizi alalım demişler bak üstadımız hakkında biraz kafalarda mübhem şüpheler var. Şüphe de şu, vaaz veriyor ama menkıbeye ağırlık veriyor diyorlar kendi aralarında. Halbuki Batı'daki eğitim menkıbeye dayanır. Emir sultana rahmetullah aleyh bir müdahale olmuş da ulema-i kiramın sorularına cevap verince hayret içinde kalmışlar. Cevaben şunu demiş Hacı Hasan Efendi bu demek diyor ki hocalarım bir kimsenin medresesi arşı azam, hocası fakri alem olursa böyle olur işte diyor. O bu. Şimdi bir araya getirmeye çalışmışlar, Dursun Efendi tabii on sekiz sene ilim tahsil etmiş.
Kuran-ı Kerim'den ayetler okuyor, ayetler okuyor. Misalleri de Kuran-ı Kerim'den veriyor. Diyor ki bir yere geliyor, vaazımın üstünü Hasan Efendi tamamlasın. Yalnız üstadımızda öyle bir feraset var. Öyle bir ince anlayış var ki gönlünün derinliklerine iniyor biiznillah. Ben ayetler ve hadisler okuyorum, haydi menkıbe ile ne yapacaksın der tarzda bunu hissediyor. Ayağa kalkıyorlar. O hocayı da tahsin ederek buyuruyor ki hoca efendi bir ayeti celili okudu. Bütün Kuran-ı Kerim bunun içinde dedi. Bana bir ayet bırakmadı ki ayet okuyun. Ilahı ilahiye gerçekten böyle fesir-i rıza hazaratı yarısı emir yarısı nehyi öyle derler ben de Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem ahlakı Muhammediyesinin içinde cem olduğu şu hadis-i şerifi okuyorum buyuruyor. Sil men kataak galen Nebi sallallahu aleyhi ve sellem sil ve ahsin, men esse ilik.
Seninle alakasını kesenle alakayı kur, seni mahrum edene ver, sana kötülük edene iyilik et. Tabii misaller veriyor. Konuşmacılara bir şey demiyoruz, şimdi ahirete göçmüşler, helalleşemeyiz edemeyiz, fakat pek tesir olmuyor. Sevgili üstadımızın o ifadelerinde cemaat birbirine karışıyor. Avudlar, gözyaşları, feryadı, figanlar ve anlaştırıyor. Efendim veli bu veli. Velayette bu bir bölgede değil mi Kayseri'den? Kayseri'de o seçkin insanlar şunu söylerlermiş. Hacasan Efendi katmerli evliya. Ne yapsın? Şimdi velayet-i sürayı belki diyemiyor. Kübra'yı da diyemiyor. Ulyayı da. Fakat velayet-i ulyayı bu şekilde diyor. Katmerli veli, katmerli veli. Anca böyledir. Bazen sohbetlerde görürdüm. Karadeniz'den gelen bir kimse idi. Konuştu Acasın Efendi Hazretleri, haddesallahu, sırra. Ayrıldıktan sonra adam elini şöyle yaptı. Herhalde daha güzel ifadeler olsa onu da söyleyecekti.
Kendisine göre en güzel beyan bu idi. Dedi ki, haza veli, haza veli arkadaşlar. Dedik ya biz Beytullah'ın böyle konuşmasına gerek var mı? Görüyor, dedik ya işte bir tanesi bu mevzuyu dağıtmayayım. Bazı israfa gitmeme hususunda bir şeyler söyleyecektim ve israf da etmemeliyiz. Sadece bu cepten olan israf değil, bu baktığımızda da israf, dinlememizde de israf, dillerimizde de israf, Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem hak söz olan ne ise onu söyleyin yoksa sükut edin buyuruyor. Bak israf etmeyin buyuruyor. Bu çok önemli. Kelimelerde, harflerde, sözlerde israf etmemek neyse zaruret miktarı onu konuşmak, lağ Allah'ımız men ediyor ondan bizi, müminin suresinde Allah'ın Resulünün ahlakı olarak geçer. Eğer sözü orada burada bırakmadıysak demek ki adil olan devlet reisi, biz işte bazı kademeler var, ihsan mektebinde, talipler var. Ondan sonra yol alan kimseler var.
Sonra müntehi son noktaya gelen vasıl kimseler var. Hep bu mertebeleri o noktada da geçerler diye ifade ediliyor. Kimdir Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem? Bir devlet reisidir. Dört halife nedir? Devlet reistir aynı zamanda. Bak Ömer ibn-i Abdülaziz dedik. Öyle oldu ki diyor, memleketimdeki köpeklerden bile Allah benden sual sordu diyor. Ya Ebazer iki kişiye de olsa baş olma mesuliyetinden dolayı ifade ediyor Allah'ın Resulü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Biz burada derdimiz ne olacak? Acaba nasıl hizmet edebiliriz? Nasıl gayret gösteririz? Nasıl adil oluruz? Bu birbirine ayağına çelme takmak değildir. Bu çok yanlış bir düşünce. Bu politikadır. Siyaset bu değildir. Siyaset görevde olan bir kimseye hayırda ve hakta her zaman destek olmak demektir. Memleket bizim memleketimiz.
Yani bu küfür beldesinde olacak da İslam beldesinde insanlar birbirlerine şefkatle, merhametle bakmayacak mı? İşte ABD değişti idaresi, idare değişmez de başında kimse. Doksan dakika bir araya geldiler, oturdular. Birbirlerine şefkat merhamet sevgi içerisinde onlara göre söylüyorum. Yani Müslüman olarak biz İslam'da ihzar var. Kendi menfaatini başkasına vermek. Biz İslam'ın ahlakı üzere davranmaya gayret edeceğiz. Üstadımız ne güzel demiş. Sılmen gata, Seninle alakasını kesenle alakayı kur. Bu Rum suresinde geçer. Hayır Rum değil. Ra'd suresinde. Orada sekiz tane esas var. Bu sekiz esas sekiz cennetin kapısına işarettir buyuruyor. Burada sekiz cennetin kapısına işarettir. Onlardan bir tanesi de bunlardan bir tanesi müminler arasında sevgi ve muhabbeti oluşturmak Hatta ayeti celile şudur Ayet-i celile de İslam'le. Ondan sonra ondan sonra devam eder ayeti celile.
Onlar Allah'ın riayet edilmesini Celle Celalühü emrettiği haklara riayet eden kimseler diye bunda bütün dünya üzerinde müminlerle alakayı kurmayı ifade eder. Böyle küçük bir belde bilmem falan değil, bir ülke değil bütün dünyayı ele alıyor. Efendimiz bunu takip etti. Sallallahu aleyhi ve sellem. Bütün dünyada sulhun tem temini insanların Cenabıhakk'a kulluk yapmasını gerektiğini. Şakıti belhi beş şeyi beş ibadette buldum. Rızkın bereketini Duha namazında buldum. Rızkın bereketini böyle adam çok varlıklı olur. Dünyalar belki kendinin olur ama rızkın da bereket olmaz. Ağız tadıyla yiyemez.
Ağız tadıyla yemek bizim Cenabı Hakk'a dönüşümüze bağlı ibadetimize ve taatimize bağlı Hz Ömer bir gün ralli anh yemek yiyordu bir tanesini davet etti bir lokma alınca dedi ki ya Ömer sen bunu nasıl yiyorsun bu yenecek gibi değil dedi ben buyurdu kendimi buna alıştırdım öyle bir ahlak var ki öyle bir riyasetinde ahlakı Muhammedi var ki, sallallahu aleyhi ve sellem, bir gün rahatsızlaştı. Efendim, sizin bal yemeniz gerekiyor. Sordu, dedi ki, halkımdan bal yemeyen var mı? Herkes bal yiyebiliyor mu? Nerede ya Ömer dediler kim bulacaksın öyle balı? Ben de yemiyorum dedi. Böyle bir ahlakın sahibi. Bu şekilde davranınca rızkında ne oluyor? Bereket Cenabı Hak ihsan ediyor. İlla varlıklı olup soframızda bir peyniri dahi, çeşidini sayamayacak şekilde, bir zeytin bu değil, Bir kuru ekmekte dahi öyle bir Rabbimizin bereketi var ki tarif edilmez. Bir ara, yani ülkemiz çok sıkıntılardan geçmiş.
Onun için biz bir ve beraber olmak mecburiyetindeyiz. Geçirmiş bizim memleketimiz. Yoklukta geçirmiş, kıtlıkta geçirmiş. Çok sıkıntılardan çıkmışlar. O devrelerde üstadımızın misafirleri var. Genç yaşta Cenabı Hak ona ilahi bir görev lütfetmiş, ihsan etmiş, eve soruyor ne var? Hiçbir şey yok. Takır tukun. Bir şey yok. Bir su o işte bilir misiniz eski ocaklar olur hani evin avlusunda ne de yerler duruma göre değişir üstüne saç orada bazlama yaparlar O var. Bazlama var. Fakat katık yok. Üstadımız soruyor ne yapalım? Ortaya bir su koyuyorlar. Su. Sandıktan da sandıktan da üç beş şeker bulabilmişler. Onu üzüyorlar. Üstadımız gayet mütevazi. Onun için bu bile kullanılmaz. O Allah'ın velisi yani ona. Mütevazidir, şudur. Zaten o güzelliklerin hepsini toplanmış o.
Euzu billahi mineş şeyu tanirracim bismillahirrahmanirrahim der o bazlamadan işte bir parça alır bir lokma ondan sonra kaşığı sanki çorba tasına daldırır gibi o suya daldırırlar. Yiyenler öyle bir haz, öyle bir lezzet duyarlar ki bunu Sami Efendi Hazretlerine anlatırlar. Derler ki etrafındakilere söylüyorum bunu. Hasan Efendi size kuzu mu kesti? Size güveç mi yaptı? Ne yaptı? Ne kuzusu, ne güveci ortaya bir su koydu, az da bir şekerle tatlandırdı ama tadına doyamadık diyor. Bakın Sami Efendi Hazretleri o güzide kutbul aktab ne söylüyor? Derviş böyle olacak diyor. Rızkın bereketini duha namazında buldum, kuşluk namazında, kabrin ışığını teheccüd namazında buldum, Münker ve nekire kolay cevap vermeyi Kuran-ı Kerim okumada buldum. Sıratı kolay geçmeyi hepimizin derdi değil mi bu?
Oruç ve sadakada buldum, arşın gölgesinde gölgelenmeyi Allah'ı zikirde buldum Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhisselatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamberanizan ve piranizan bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın hususen burada bulunan mümin kardeşlerimizin geçmişlerine ruhlarına El Fatiha