Manevi Huzur ve İlahi Rızaya Ulaşmak kaydında Mesela beş saniye, son saniye yine ben istiğfar okurum buyuruyor. Şu şekilde aldı. Gafletten Cenabı Hak'ı hatırlamaya dönüş. Gafletten zikullah derken zikir kelimesinin anlamı pek çoktur. Zikir sadece Allah Ravza-i Celalini tekrar değil. Hatırlama manasını mesela ta ezel mezhebinde vermiş olduğumuz sözü hatırlayıp ahde vefa göstermek.…
Manevi Huzur ve İlahi Rızaya Ulaşmak ne anlatıyor?
Manevi Huzur ve İlahi Rızaya Ulaşmak kaydında Mesela beş saniye, son saniye yine ben istiğfar okurum buyuruyor. Şu şekilde aldı. Gafletten Cenabı Hak'ı hatırlamaya dönüş. Gafletten zikullah derken zikir kelimesinin anlamı pek çoktur. Zikir sadece Allah Ravza-i Celalini tekrar değil. Hatırlama manasını mesela ta ezel mezhebinde vermiş olduğumuz sözü hatırlayıp ahde vefa göstermek.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela beş saniye, son saniye yine ben istiğfar okurum buyuruyor. Şu şekilde aldı. Gafletten Cenabı Hak'ı hatırlamaya dönüş. Gafletten zikullah derken zikir kelimesinin anlamı pek çoktur. Zikir sadece Allah Ravza-i Celalini tekrar değil. Hatırlama manasını mesela ta ezel mezhebinde vermiş olduğumuz sözü hatırlayıp ahde vefa göstermek. Bunun gibi. Tövbe nedir? Korkup Allah'a sığınıyoruz. Celle Celaluhu. Nedir? Rabe. Hep hayırlı işlere gönlünde bir meyil var. Hep hayırlı işlere meyil var kalbinde. Tövbe böyle dilin Estağfurullahel azim diyoruz. Mesela ibadete yöneliyoruz. Evrad ve Ezkar yapıyoruz. Bunun gibi inabe nedir? O bölünürdedir. Yapılan taatlerin taatlerin esrarına ermek, bu gönlün bu hale gelmesidir. Gönlünde hissetmesidir. Mesela Allahu Ekber derken Celle Celalü, Rabbimizin azamet-i ilahiyesini gönül biliyor.
Sonra Cenabı Hakk'ın korkusunun bizi hayatımızın her alanını kaplamasıdır. Ve ve ve ve teala diyor. Şüpheli olanları da terk etmektir. Mesela bir tarik ehli tarikat aliyede olan kimse şer'i müsaade müstesna hep ruhsatlarla amel etmez. Azimetli amel eder. Hep kolaylık kolaylık ona gitmez. Azimeti tercih eder. Eder. Artık bunun fıkıh kitaplarında görürsünüz, araştırırsınız. Bakıyorsunuz. Sonra nefsimizi hesaba çekmek. Bir kere eksiğimiz nedir? Hatamız nerededir? Bunları araştırıyoruz. Biz niye de yanlış yaptık? Mesela bir hedef gösteriliyor. Talih ehline gösterilen hedef çok yüksek. Nedir? İhsan makamı öyle. Haşa basit kelimesini kullanamıyor insan. Allah'ımızı Celle Celalühu görür gibi ibadet etmek. Böyle bir yol göster diyor. Bu yolu nasıl biz temin edebiliyor muyuz? Buna erişebiliyor muyuz? Erişemiyor muyuz? Bunu çok güzel konuşuyoruz. Aramızda da konuşuyoruz, anlatıyoruz tatlı tatlı.
Okuyoruz ama biz bunu yaşayabiliyor muyuz? Bunun muhasebesini yapmak. Gerek faydamıza olan, gerek zararımıza olan faydamıza olanları tercih ediyormüyor. Zararlı olandan kaçınmıyor mu? Bu şekilde. En önemlisi bu zaten irade. Nedir bu? Bir kere zorluğa katlanmak. Alıştığımız diyelim bir kötülük. Bu kötülük öyle oluyor ki insan tiryaki gibi oluyor. Mesela sığaranın tiryaki'si. O sığaraya tiryaki ama bizim hayvani duygulara olan meylimiz ondan daha kötü bir tiryakilik değil de nedir? Bir türlü kurtulamıyoruz mesela. Azalar olarak kurtulsak dahi, kalbi olarak da kurtulmamız lazım, terk edemiyoruz. İşte bu en büyük tiryakilik ve fena bir haldir. Ondan kurtulabilmek, irademizi güçlü kılma. Diyelim ki biz azalarımıza baş geliyoruz ama kalbimize baş gelemiyoruz. O anda elimizi kaldırıp canı gönülden bir yalvarma.
Allah'ım ben bu bu şeni fiili ben bu şeni kötü fiili bu şeni fiili beden olarak yapmıyorum. Ama Allah'ım gönlümün gönlümden geçiyor bunu da atamıyorum diye sihcilere kapanıp gözümüzden yaşlar akıtmam. Cenabı Hak kuluna ianede yardımda bulunmaz mı döndüğü zaman elbette? Demek ki dönüş zayıf. Baş gelemiyorum deyip, baş geliriz. Bizim saydığımız o büyüklerimiz efendilerimiz aynen bizim gibi kimsedir? Ama cehd etmiş, gayret göstermiş. Bunun için ehlullah'a müracaat etmiş. Efendim nasıl kurtuluruz demiş. Bunların himmetleri olmuş. Allah'ımızın elbette yardımı bu şekilde. Zor. Rahatlığı terk etmek. Bu güç geliyor. Şimdi her şey yerinde olacak. Diyoruz ya bir havuz diyelim, havuz. Havuz dolu, dolu onun üstünden doldukça sular akıyor. Biz ne yapıyoruz yerine göre? O akan sudan veriyoruz. Derine dağılmıyoruz. Mesela bizim cüzdanımız, hasamız, kesemiz bir havuz gibi o dolu olacak. O eksilmeyecek.
Ama onun sünnet değil. Biz asıl o zorluğa saklanarak Allah'ımızın yolunda dinimizin ölçüleri içerisinde harç edebilmek. Mesela bu zor gelir insana. Bunun çok kolay geldiği anda bu mertebeleri aşmakla olur iyi bir rabıta, iyi bir murakabe. Cehtu gayret bulunur mu? Zühüt nedir derseniz, zühüt burada izah ediliyor. O şekilde vermeye çalışalım biz de. Öyle ki zühü'l, haramı terk ediyoruz. İkincisi şüpheli olanları terk ediyoruz. Üçüncüsü haramla düşeriz korkusuyla helalde bile dikkatli oluyoruz. Görmek ki helal bunda bir şey yok, okuyorum diyor. Rabbımızda titriyor böyle. Sonra masivayı atmak. Allah'tan gayrı düşünceleri Celle Celalühü diye buyuruyor. Daha ziyade bu şehevi hallerden kurtulabilmek. Belki anlattın, yerinde biliyorum. Bin Rina-i Teala, Nevşehir'de efendimiz bir sohbet etti. Mürşid-i Kamil'miz. Ama çok sıkı tuttu.
Dedi ki içimizde bazı kötü duygular oluyor Hayvani, Şevi murakabe-i akrabiyette dedi. Allah'ımıza yakındığı ifade eder. Onda dedi tamamen şöyle bir kendimizi vermedikçe olmaz dedim. İyi be gayretli. Hicret budur işte asıl, hicret bu. Zaman bulursan inşallah ta görüşürüz. Fakir hali nedir? Şimdi elimizde diyelim bir şey yok. Olmadığı zaman şikayet ve feryadı terk etmek, Allah'ımıza hamdiler ve şükreyle ona sadık bir şekilde hareket etmektir. Gönülden mesela elimizde malımız var, mülkümüz var. Cenabı Hak servet gıpta etmiş. O servetin muhabbetini kalbimize koymamaktır. Sonra dosdoğru hareket. İçimizde dışımızın birbiriyle ayrılması. Mesela ne diyoruz? Biz ben diyor artık Mevla'dan başka bir şey yok gönlümde diyoruz mesela. Bunu diyor söylüyor. Kalbimiz ona iştirak edecek. Gerçekten kalbimizde bu hal zuhur etmedikçe nifaka gider. Bir tanesi IŞİD-i Kamilimize bir söz söylemiş.
Efendim ben sizi çok seviyorum. O seviyorum dediğinde diyor, içine bir ses geldi, ya diye diyor. Üstadımız sesleniyor diyor ya diyelim. Bir de samimi olmak için ve dışın birbirinden ayrılması. Sonra zorluklara katlanmak, hesap bul diyor zaten. Ve tecerrrul mirarat. Zorlukları budum gudum içebilmektir. Yani kolayına onlar bu manevi hali velayet diyelim. Kolayına ilişmemişler ona. Zorluklar da ilişmişler. Ne güçlüklerle karşılaşmışlar. Evladından mesela sıkıntı görmüş. Ailesinden sıkıntı görmüş. Etrafından sıkıntı görmüş. Beden olarak rahatsızlıklar olmuş. Bunun yanında birçok diyelim malında mülkünde hep bunlara Rabb'ımdandır diyebilmek. Böyle yudumlamışlar. Bu hicret ayın, hicret hadisesi takvim olarak tarih konmuştur. Burada kelam alimlerinden Eşref El Hürcani sırra Rahmetullah Ali şöyle buyuruyor. Intikal ve ila derilisna. Nedir hicret? Küfür diyarından İslam diyarına geçiştir.
Hani efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Mekke'den ashabı Kiram'ı, hicretleri bir kaçış değil. Nedir? İslam devletinin kurulmasıdır. Burada İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri Rahmetullah Ali şu şekilde izah buyuruyor. Buyuruyor ki, nefsin tasarrulutundan gönül Kabe'sinin fethine gitmektir. Bu şekilde izah etmiş. Nefsin bize yapmış olduğu darbelerden, ezalardan kurtulup, kalp Kabe'sini fethilerek, kalpte imanı hakim kılmaktır. Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetini yerleştirmektir. Ve tahsilihe, Ta hayat son buluncaya kadar böyle putlara müşrikler tapıyor ya, gönül putlarından da nefsin arzu ve isteklerinden de kurtulmaktır. Bu çok kıymetli bir tefsir sahibi. Eşref Ahmet Bin Acibe. Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor. İsyan yerinden taat mekanına göçmektir. Ve min.
Gaflet mesela bir türlü Allah'ımızın yoluna girişte bir tembellik, taatlerimizde tembellik, cihatta bir tembellik, nefsimizle yapacağımız cihatta, ehli küfre karşı yapacağımız cihatta, müminlere olan hizmette bundan ilah vatani yakala, uyanıklığa geçmektir. Artık şu maddi alemden şu vücudumuz da öyle. Maddi olan yönünden ruh yönüne dönebilmektir. Bu ne demek? Biz şimdi anlayamıyoruz. Şimdi diyoruz ki kalıptan kalbe, bedenden ruha. Bu şu demek. Diyelim ki bir dağ var. Diyorlar ki bu dağda çok kıymetli madenler var. Ama o madeni çıkarmamıza engel olan nedir? Üzerinde taş var, toprak var. O taşı, o taşın, o toprağın atılmasıdır. Şimdi bizim ruhumuzu bürüyen ne var? Nefsin arzuları vardır. Bu nefsin heva denir buna. Nefsin heva arzu ve isteklerini atıp ruhun güzelliğine o cevhere erişebilmektir. Yaptığımız saati sadece beden değil, ruhumuzun da iştiraki var.
Şimdi bunu anlatmak çok düşük, bu yaşanan bir husus. Bu yaşanan hali biz nasıl ifade edebiliriz ki? Ruhunda öyle bir güzellik var ki anlatılmaz o, cennetlerden üstün bir cennet o. Cennetin maddi olan gönlünden daha üstün olan bir itham o ihsandır o. Onu kalben yaşar, o zaman da hakikati görür, ömrün boşuna geçmiştir. Şimdi bunları biz izah edemeyiz. Yine bunu izah edebilmek için, bizim bunu izah edebilmek için bu halleri yaşamamız gerekir. Üsteazımız buyuruyor ya, hafta geçmez, tekrar gelir, görüşür. Edeb ile letaifin danışır buyuruyor. Yani hafta geçmiyor, letaiflerini geçiyor, ahlakını de Kemal buluyor. Böyle gayretle, masum özerk bir husustur. Yani mülk alemi belli, şu gördüğümüz alem. Melekut alemi Allah'ımızın esma-i ilahiyesinin tecelliyatının olduğu alemlerdir. Hep böyle maddi olan işlere boğulmaktan ziyade manevi hale dönebilmek. Mesela ne düşünüyoruz biz? Nerede ne yiyeceğiz?
Mesela en güzel elbiseyi nasıl giyeceğiz? Mesela ayakkabımız en güzelinden olsun, telefonumuz en güzelinden olsun, yatağımız en güzelinden olsun, arabamız en güzelinden olsun bunlardan kurtulmaz. Bizim manevi bineğimizin de en güzel olması. Bu şekilde izah buyurmuş daha da. Buyuruyor ki ilmel yakinen bu delillerde yürümek demek. Bu aynel yakin artık delillerden ziyade kalbi hal ile işleri yürütebilmek, Hakkal yakin ise gerçeği bulmak demek. Mesela biz Mekke'yi hiç görmesek, Kabe'yi bildirsek, gitmesek bunu ilim olarak biliriz. Deriz ki kitaplarda da geçiyor, Kabe var. Bir de gidip ziyaret etmek var, bu aynen yakin olur. Haktal yakini de bizzat oralı olur. Orada mevcut. Mesela faiz nedir haram? Bunu biz ilmen biliyoruz haram. Aynel yakin nedir? Bir başkasını duyuyoruz ki faize girmiş ve helakinizdir. Bu da aynel yakindir. Ama bizzat kişinin kendinin bu sıkıntıya girmesi Hakk'a lakindir.
Necmetdini Kıbra sırra Hazretleri buyuruyor. Fahreddin Razi Hazretleri'nin üstasıdır. Necmettin Kübra Hazretleri'nin. Şimdi hicret-i talip ölür. Bir kere bizim azalarımız demek, azalarımızla Allah'ımızın nehyettiğini yapmamak. Mesela beynimiz bir azadır. Bir başkasının namusunu düşünmemektir. Bir başkasını nasıl hasetlikle onu yok edebilirim, onun faziletini üstünlüğünü ben mahvedebilirim düşüncesinden kurtulmaktır. Böyle hile, ıtilal, Allah korusun insanları fesada vermek. Hep bunlardan kurtulmak. Ne yapmak? Hep hayır düşüncelerinde bulunmak. Öyle ki öyle ki Allah'ımızın yüce kudretini düşünecek, bu çok önemli bir husus yazacağımız bir husus. Azameti ilahiyesini anlayabilecek bir akla erişebilmektir. Bu yazılacak bir husustur. Allah'ımızın azameti ilahiyesini tefekkür edebilecek bir akıl. Bizim bu kıymetli hocamız var da, konuşur, konuşurken şunu verdik, hikaye anlatmıyorum.
Bunlar Necmetdini Kübra Hazretleri, Fahreddin Razi Hazretleri'nin büyük müfessirin üst azı. Kelam alimlerinin ifadeleri. Şimdi şeriat denildiği zaman bu ayrı bir konu. Şeriat bedenen yapmamaktır. Keşke bu tusaba beyinden başladı. Kalpte kötü duyguları taşımamam. Biz şimdi diyoruz ki böyle bir şey yok. Bu ancak mutmainne sıfatı yeterlidir. Çalışacağız hem de. Gayretlisü bir yola girdik şimdi biz. Burada Hicri yılbaşında muhasebeyi yapacağız. Ben ne kadar bir adap mücadelesini atacak orada hepsini gösteriyor zaten. Üstatımızın burada şifa tarifesi var, Gösterir bunlara adım atmak. Bunu ne kadar yakalayabildik biz? Kalbin zikri soldan başlar. Ruhun dahi sağdan işler. Sır çalışır, ömür güçler, tarifeyi tutmak lazım. Hepsini okumayacağım. Bak bunlar geçeceğimiz susuz. Hele bir nefü ispatı tarifi var. Hayran kalmamak mümkün değil.
Üstadımızın bu bir kıta içerisinde nefü ispat, ne verir nefü ispat? Hızır Aleyhisselam'ın Abdülhaliko Vojdevani'ye öğrettiği imanda kemalin yolu, suretten tasdike geçmenin yolu, hakikate ermenin yolu, Mevla'yı bulmanın yoludur o. Onu üstadımız söylüyor. Şimdi biz yeni bir yıla giriyoruz. Bunun muhasebesini yapacağız. Bunu mürşid-i kamilimiz sanki Yunus gibi çok güzel o farklı dilleriyle ifade buyuruyor gönlündeki nurun gönlündeki hikmetin dilinden nur olarak akması demek akıtmış mübarek dilinden. Bak nefiy ispatı anlatıyor. Şimdi biz bunu düşüneceğiz. Yarın bir Muharrem. Biz bu Muharrem ayına girerken bunları temin edebildik mi edemedik mi? Nefesini çeken içe, tek olacak varın üçe, yirmi bire yol aça maksu matlu rıza lazım. Necip Fazıl'ın dediği gibi güneşi ceketimizin astarında kaybetmeyelim. Bunlar bizim ilahi güneşlerimiz bunlar bizim.
Allah'ımızın lütfettiği bir ilahi güneş sadatı kiram efendilerimiz bizim. Okuyalım düşünelim, okuyalım düşünelim. Böyle kendi kendimizin de ıslahçısı olmadıkça zor bir iş. Mesela varırız, güzel güzel anlatırlar ama biz bizzat kendimizi bu işte yoracağız. Diyeceğiz ki bunları yerine getirebiliyor muyuz getiremiyor muyuz? Derdimiz bu olacak. Yazmakla bu iş bilinmez. Sadra yazılır silinmez, aciz haşa. Bu sende bulunmaz lakin tarif etmek lazım, murakabelere geçiyor. Şimdi bedenimizle kötülükleri işlememek, Tarikatı aliyenin hedeflerine dikkat ederek uhrevi zevkten de geçmek. Mesela cennet, cennetteki ırmaklar anlatılıyor, cennetteki meyveler anlatılıyor vesaire. Cennetin etliğimi mesela. Cennetin yüzölçümü mesela vesaire. Ve cennetin Hep bunlar, hep bunlardan geçiyor. Ene olacak? Cenneti de bir tarafa atınca ne olacak? Cennetlerin üstündeki cennete erecektir onun için.
Aynen Yunus Emre'nin dediği gibi cennetisini, huri cennetini, hurisini, vilmanını terk edip mevda diyor. Buna hicret etmek. İnşallah buna koyulacağız ve arkadaşlarımıza bunu tavsiye edeceğiz. Bak unutuyoruz. Ne kadar biliyoruz desek dahi unutuyoruz. Ashabı guzin ebenlerimiz bir araya geldiği zaman böyle hal hatır soruyorlar. Ayrılırken de vel asır suresini okumadan ayrılmıyorlar. Ne demek vel asır suresi? Bu çok uzun. Hicretlerle alakalı. Asır yüz senelik bir zaman dilimi. Hayır efendim, sadece böyle değil, bir andır o. Yerine göre bir andır. Yerine göre bir asır, yerine göre de bir andır. Mesela hicret, vaktimizi muhafazadır. İçinde bulunduğumuz şu andır. Yani geçmişi unutuyor, geleceğe bir bağlamıyor, bulunduğu anı en güzel şekilde geçirir. Zaten bunu yapsak gelecek de güzel olur, giden her şey. Öyle bir ifade ki bu müstesna tabii.
Şimdi Allah'ımızın ilahi yardımı ile gönül olarak uhrevi zevklerden de kurtulup bu yolun edeplerine riayet etmek suretiyle teymin gidilmesi icap ettiği beyan görülür. Onu yaşayan mürşid-i kamilimiz. Onu yaşayan zamanın kul aktab-ı Sami Sultan diyor. Bize farz değil mi? Onların hükümlü olduğu hususlar bizim üzerimizden kalkar mı? Hayır. Onlar gayretini göstermiş. Nasıl göstermiş? Mesela Sami Bendi Hazretleri Ramazanoğulları çok büyük bir mala mülke sahip, içinde şüphe vardır diye hiçbirisine tenezzül etmemiş. Kelime-i Muhteremesinin teahlülünde evlenmesinde şu güzüğümden başka bir şey yok diyor. Boşuna o aktabiyet makamına gelmedi. Benden kimse incinmesin diye vaazı nasihatinde daralanlar olmuş, onların tayinini çıkartmak istemişler, benim yüzümden insanlar incinecek diye Adana'yı kendi memleketini terk etmiş. Böyle bir sultan oldu. Mürşidimiz görmediğim hakaret kalmadı dedi.
Ama nefsime bastım dedi. Karşılığını vermedim. Bizzat anlattı bu günahkar şahsımı anlattı. Oğlum çok sıkıntı çektin, neler yaptılar dedim. Gittim mescide hiç kimseye seslenmedim, gözümden iki damla yaş akıttım dedi de Havsibiazam oldu, kutb-u cihan oldu. Bir denilen söze beş cevap da olmuyor mu? Nasıl hedefi gözetlemişti? Hicret bu demektir. Bu ruhi alem ile ruhumuzun kemaliyle Allah'ımıza yakınlığı, ondaki artık Rabbımızdan bir kanal açıldığı zaman keşke açabilsek, hicret nedir? Bir dönüştü. Hicret bir mekandan diğer bir mekanı. Nefsimizin arzu ve isteklilerinden Rabbımıza yöneldiğimiz zaman onun vereceğini hesap edemez kimse. Habibim sen iste verilecek boyunca. Öyle verilir o ki sana Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın habibin. Bunun tarifi yok. Şimdi evet haklıyız biz. Neden? Çünkü görmedik. Haklı değiliz de böyle ifade ediyoruz. Görmedik.
Allah'ımızın kalbe indirmiş olduğu o varidatla, o ilhamat-ı ilahiye ile, o cezbe-i ilahiyle aktardıklarını bir görsel o zaman anlayacağız. Şimdi büyüklerimiz diyor ya ne bilsin tadını amin asel göster, asel göster. Eğer tatmamışsa diyor balı ne anlar? Soğan gözüne daha güzel görünür diyor. İnşallah öyle olmaz çalışacağız ama. Niye bir araya geliyoruz biz? Mesela hep kardeşlerimizin bir değeri var, bir kıymeti var. Hepsi bir Allah'ımızın ayat-ı ilahiyyesidir. Hepsinde bir hikmet var, hepsinde bir mana var, hepsinde bir sır var. Şuraya geliyoruz ki biz de o manevi ballardan tadalım diye geliyoruz. Biz de sizin sayenizde erişebilir miyiz diye dua bekliyoruz. Kısaca söyleyeyim şu vücudunu maddi olan yönlerini tamamen manada eritmiş. Yani Rabbımızla olmuş, Rabbımız da bitmiş o, fenafillah olmuş o. Benliğini tamamen eritmiş hicret ol.
Buradaki ifade de Allah'ımızdan gayri hiçbir şey diyor gönlünde kalmamaktır hicret Ve vaktimizi çok iyi bir kontrol altına alıp, nasıl geçtiğini hayırla mı şerle mi bunu devamlı murakabe edip gözetleyeceğiz. Mazi ve müstakbel arasındaki anımızı en güzel şekilde kullanabilmek. Şimdi vakitleri sıralamışlar. Diyor ki, bu bir müridin yaşayacağı bir husustur. Nefis halimi nefsani durumu ilahi kılıçla kesip mahvetmekte, takınacağımız edep ilahi rızadır, teslim olmaktır ve ilahi takdir ne akıyorsa oradan ona rıza gösterebilmektedir. Olsun yüksek makamlar da olsa imrenmemiz de güzeldir. İmrenerek dikkat etmeye çalışırız inşallah. Ve vaptun niame nimet vakti. Edebi nedir? Bir nimete kavuşunca şükretmek. Şükür ne demek şükür saatte bulunmak demektir. Bunların hepsi ayrı ayrı bir konu. Ibadet vakti. Allah'tan bir nimet olduğunu bilmektir. Rabbimizin ihsanını görmektir.
Ve vaktu masiye, Allah korusun masiyet Vaktin. Allah'ımıza yönelmek sadece beden değil kalp ile de. Ona ulaşmak. Yine izah buyurmuşlar. Şimdi nasıl izah edeceğiz? Huzur hali mukmainne sıfatı, Raziyeten merziyye hali Fecir suresindeki son üç ayet. Allah'ımızın hitabına erdiği vakittir. Seydeye vardığı zaman Rabbımızın kulun nidasını duyduğu vakittir o. Bunları yaşayamayacak mıyız biz? Öldükten sonra. Öldükten sonra her şey biter. Ölmeden evvel bunları yaşamak o zaman ahtü misaka Allah'ımıza vermiş olduğumuz söze riayette gayret istiyorum. Efendim bu devamlı bir huzur içerisinde olmak ve iştigalu zahir Mesela onun gündelik işleri de var, insanlar da var vesaire. Onlarda ne de huzuru hiç kaybolmuyor, ilişmiş artık. O halinde de huzur içerisinde ve diğer kimselere de örnek oluyor. Onun o huzur hali manevi hali engellemiyor. İstihale zahir zahiri işleri yapmaya mani olmuyor.
İşte bir yere çekilip orada hapsolmak şeklinde değildir. Daha da devam ediyor çok uzun konu ele alınmış. Hep devam ediyor. Onu söyleyip bitirelim inşallah. Bulunduğumuz anı her zaman Rabbimizin razı olduğu şekilde geçirmektedir. Hicri yılbaşımız mübarek olsun, gerçeğine ermeyi Cenabı Hak cümlemize nasip buyursun. Bu hicri yılbaşında yapacağımız vazifeler Sami Ramazanoğlu Kuddi sallallahü hüsnızın dualar ve zikirler kitabında geçmektedir.