Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Ve ala ali ve sahibi-i ecmai. Yunus Emre'nin de ifade buyurduğu gibi şeriat, tarikat, marifet, hakikat. Şeriat, tarikat, yoldur varana hakikat, marifet andan içer. Şeriatın de, tarikatın de, marifetin de, hakikatin de dört tane esas. Bunun kendi arasında bölümleri var. Her bir mertebenin, her bir makamın onar tane maddesi var. Burada birinci olarak itikat, ibadet, ahlak, muamelat. Bunların hepsini içerisine alan müstesna bir yoldur. İtikat, inanç esasları. İbadet, malum, inandığımız esasları yaşamak. Ahlak, yaptığımız ibadetlerle ahlakımızın güzelleşmesi ve muamelat, ticari husus, zirai meseleler, nikah ahdi vesaire, aile hukuku, insanlar arası beşeri münasebetler, bunların hepsidir. Dikkat buyurulursa bir ibadette nedir, önümüzde oruç oruç ayında itikat var mı? Var.
Yani orucun farziyetine iman edeceğiz. İbadet var mı? Zaten tutuyorsun sen onu Allah'ımız nasip ederse sabahtan akşama kadar yeme, içme ve İbadetlerin dört şekli var. Bir, kalbi yönü var. İki, havli yönü var. Üç, fiili yönü var. Dört, imsaki yönü var. Kalbi nedir? Mesela Allah korkusu. Bunu siz zahirde göremezsiniz. Bu batında olur, kalpte olur. Mesela haşyet, azamet-i ilahiden titremek. Bu gönülde olur. Niyet, mesela buraya geliyoruz. Niyetimiz nedir? Buradan bir manevi haz, manevi nasip elde etmek. Halimizin güzelleşmesi. Nefsani halden kurtulup. İlahi güzelliklere ayırma düşüncesi. Bak bu kalbi ameldir. Bu niyet içinde olur bu. Mesela şefkat, fakire acıyorsun. İsyanda olana acıyorsun. Kurtulması için içinde bir sızı var, bir aşk var. Bir muhabbet var. Bu işten olur. Mesela buğz, ehli küfre buğz ediyorsun. Bu kalbi amellerdendir. Kavli ne?
Kavli olan da Kuran okuyorsun, billaha alakalı. Namaz kılarken Dille alakalı. Allah diyorum dille alakalı. İstiğfar okuyorum dille alakalı. Tevhidtir dille alakalı. Selatü selam dille alakalı. Bir de fiili olan ameller vardır. Fiili bedenle. Ben namazda ayakta durmuyor muyum? Bedenim ayakta duruyor. Rükua da iniyor, secdeye de varıyor. Mesela cihat ediyorsunuz, cihat da bizzat bedeninizle ehli küfre karşı saf bağlıyorsunuz, bir araya geliyorsunuz. Bunun gibi. Bir de imsaki olan ameller vardır. İmsaki tutmak. Mesela yalandan kendini tutuyorsun. Gıybet etmekten tutuyorsun. Allah korusun başkasının namusuna bakmaktan tutuyorsun. Bunun gibi imsakı olan ameller. Demek ki bütün ibadette ne var? Şu saydığımız hususlar var. Bütün ibadette ne var? Şu saydığımız hususlar var. Önümüzde Ramazan-ı Şerif olduğu için nedir? Başta biz oruç ibadetine iman ediyoruz. İbadeti nedir? Oruç tutuyoruz.
Ahlaki yönü nedir? Ahlaki yönü oruç bizi bütün kötülüklerden alıkoyuyor. Bu işte bütün ibadette mevcut olan husustur. Biraz daha açacak olursak nedir? Müslüman ve Müslüman kadına, erkek ve kadını her birimize farzdır. İlim, ibadet ve taatlerimizi yaparken farzını, vacibini, sünnetini, müstahabını bunu bileceğiz. Bu farz. Bunun bir de ibadet yönü var. Ne yapacağız, ilmi öğreneceğiz biz. İlmi öğreneceğiz, ilmin farziyetine bir inanacağız. Çünkü bilenlerle bilmeyenler bir olur mu, buyuruluyor. Bir bileceğiz biz. Neyi bileceğiz? Allah'ımızın, Allah'ımızın varlığını ispat edeceğiz, bileceğiz bunu. İnan dedikleri esasların hepsine inanacağız. Bunu bileceğiz biz. Nasıl inanmamızı emretmişse o şekilde inanacağız. Biz inanacağız. Ondan sonra ne yapacağız, tahmin edeceğiz. Mesela biz Kuran-ı Kerim okumaya ne var, bir imanımız var. Bize vahyolunan Allah'ın kitabını okuyacağız.
İlim bize nedir, farzdır. İbadet öğreneceğiz. Mesela oruç saatinde, bundan misal verdiğimiz için bunu diğerine kıyas ederiz. Orucun farzı nedir, sünnetleri nedir, orucu ne bozar, oruca muhalif olan hareketler nelerdir bunları bir bir bir talim veririz. Aynı zamanda biz ilimle de bunu ifade edecek olursak ilim farziyetine inanıyoruz öğretmeninin. İkincisi öğreniyoruz, ibadet. Ahlaki yönü nedir? Allah'tan en çok korkanlar O'na ilim sahibi olanlardır. Şimdi ilim ehli olur insan da eğer Mevla korkusu meydana gelmezse bu ilim bizi Allah'tan uzaklaştırır Celle Celalühü. Bütün taatler de bu esastır. Şimdi ilim, taatinin farziyetine inanıyoruz. Bu ibadette nedir? Yapacağımız vazifelerde ilmin farziyetine inanıyoruz, ilim öğreniyoruz. İlmin bizde gerçekleştireceği de nedir Allah korusun. Bir İmam-ı Azam Efendimiz gibi rahmetullah Ali ne yapıyor, ilmin öyle şartları var ki biz ezil diyoruz diyor.
İlmin öyle şartları var ki. İlim artık onlarda meyve veriyor. Efendimiz aleyhissalatü vesselam, Allah'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim. İlim sayesinde malumatı arttıkça neyi artıyor, edebi artıyor. İlahi korku artıyor. Ben diyor mes'ulüm. Çünkü bildiğim halde yapmayacak olursam ne olurum huzur-u ilahide diye. Burada dedelerimizden bizzat tedavi için sığara icap etmiş. Etmiş. Kendisi talebelerle meşgul. Esad Erbili Hazretleri de dedem Rahmetullah Aliyye Hazretleri'ne de dermiş ki kayınpederinize görmediği halde selam söyleyin, selam söyleyin, mübarek bir zat. Velilerden bir zat. Daha bir üstadımızın bu ana tarafından dedeleri, baba tarafından dedeleri de buranın aynı zamanda kadısı. Mustafa Efendi Hazretleri, velayetinde hiç şüphe yok. Sami Efendimiz Hazretleri geldiği zaman kabrinin başında duruyor. Dedeme, Mustafa Efendi bu kimdir diyor.
Bu efendim, dedelerimize mübarek bir kimse diye söylüyor. Biliyorsunuz ilim talimi için ilçeden buraya gelirken huzurlarını, soğuk kış gününde ısınmak böyle inci mercan gibi yaşlar dökülüyor. Böyle bir evliya. Korkuyor Mevla'dan. Benim halim bir başkalarına delil olur diye, fiyalü ulema delilil cühela olur diye, alimin hareketi bizim gibi insanlara delil olur diye çekiniyor. Mecburen kullanıyormuş, ondan sonra da öğrencilere bu yanlış bir örnek olmayayım diye çok gizli bir şekilde bacaya doğru üflüyor. Ağzını yıkıyor, misvekliyor, göğüs suları, karanfillerle aman ha böyle bir şey belli olmasın diye dikkat ediyor. Bu hepimizin geçerli. Çünkü hepimiz çobanız şimdi. Hepimiz. Evreissiniz ya çobansınız. Elimiz altındakine mesulüz. Hepiniz emirsiniz şu anda, hepimiz emir durumundayız, mesulüz onlarla.
Akşam bir halloldu burada evden çıktım, bir çalgı, acayip mahalleyi kaldıracak gibi sonra öğrendim yakınımızda bir düğün vesilesi ile çalgı çalınıyor sahiplerini de tanıyorum camide de varlar siz demesülüsünüz biz de bir kötülüğü gördüğünüz zaman elinizle değiştirin bu yanlışlığa mani olalım dedik ve elhamdülillah terk edildi. Biz de arkadaşlarımız arasında emri bil maruf nehy-i anil münker farzdır. Bak buna itikadi yönü budur. İkinci yönü nedir? İnanıyoruz buna. Bunu bizzat yapmak ama usulüne uygun bir şekilde yapmak ve terk edildi. Bunun getirisi nedir? Ahlaki yönü nedir? Memleket temizlenecek. Ruh da temizlenecek. Gönül de temizlenecek. Ülke de temizlenecek. Hepimiz bir kötülüğe mani olacak olsa tamam. Allah'ımızın sevdiği taatler bunlardır. Böyle bir inanç. Birinci olarak şeriat, dört başlık altında birincisi şeriat. Bunun, bunun on tane riayet edilecek esası var.
Ne diyeceksiniz Vel-muhafalatu alaya, edebi, edebi, kılıp geçmek değil olmak. Namazın edeplerine dikkat edeceğiz. Üzerinde tek tek durulduğu zaman bitmesi mümkün değil. Sizin gibi anlayışlı kimseler onu çok genişletirsiniz. Namazdaki edep nedir? Mesela taharet. Taharet zaten farzıdır. Edebi, gönlün de taharetidir. Kıbleye duracağız, istikbali kıble. Fiziken durmayacağız, ruhen de döneceğiz. Maldan, mülkten, kadından, kızdan, araba sevgisinden, şundan, bundan her şeyden dönüp Mevla'ya, öyle bir kıble. Basitçi ifade edilemez. Ayet-i celilesinin işareti budur. Her an kıbleye dönmüş durumdaacağız. Her an ona döneceğiz. Düğünümüzde ona döneceğiz, isyan olmayacak. Yememizde, içmemizde, ticaretimizde ona döneceğiz, haram girmeyecek. Evimizde, barkımızda batılların yaşantısı hiç olmayacak. Evde suretler neler haddi iyice.
Evimiz Resulullah'ın teşrif edeceği bir ev olacak sallallahu aleyhi ve sellem. Büyüklerimizin girip çıkacağı ev olacak. Bu yakın bir yerde üstadımız teşrif buyurmuş bir haneye. Eski evlatlarından birisi de hiç haberi yok ondan. Üstadımızın geldiğinde. Ev sahibine demiş ki, kokusunu alıyorum evde, hayırdır, bir şey mi var? Demiş bugün Hacasen Efendimiz gelmişti, Haddesallahu sırra. Demiş Hayrettin Efendi o kokuyu hissettim de onun için demiş. Onların kokularını, tatlarını, huzurlarını alacağımız bir ev olacak. Artık anlıyorsunuz. Üçüncü olarak kadar mal, ben bunu hesap ediyorum, fazlasını da veriyorum. Buyur olmaz. Bizzat sayılır. O mal sayılacak. Sayılacak. Ondan sonra hesabını yapacağız. Yapıp vereceğiz. Müstahakkına bir de araştıracağız. Helal kazanç.
Şeriatimizde altıncı esas, hiç bozulmayan, şeriat binasının temelli, esası ayakta durmasına vesile olan direklerden birisi neymiş, helal kazanç. Çünkü helal kazanç bereketlendirir. Faiz batırır, helal kazanç ne olur, artırır. Bu artırılmayı siz sadece maddi olarak hesap etmeyin. Evimizde güzel geçim artar. Helal tamam oldu mu evimizde güzel geçim artar. Çocuklar anneye ve babaya itaat eder olur, bozulmaz. Daha sonra ağız tadıyla yersin. Bundan iyi bereket mi olur? Çoğu huzurlar meydana gelir. Kalbimize Allah'ımız bir nur verir, genişler. Gözümüze bir ibret verir. Kulağımıza duymayı ihsan eder. Hep bereket meydana gelir ve sonra duamız da kabul olur. Ashab-ı Kerim yedi. Olarak Sizin kalbiniz buyuruyor Mevla taştan daha katıdır. Taşların övünesi var ki içinden sular akar, övünesi var ki sular fışkırır, övünesi var ki Allah korkusundan dağdan aşağı yuvarlanır.
Allah sizin yaptığınızdan gafil değildir, mi? Sekizinci olarak Dinimizin emirleri altına gireceğiz. Yani kendimizi kayıtlı bileceğiz, başıboş değil. Böyle bir su bardağını kaldırırken kayıkliyiz. Ne niyetle kaldırıyorsun. İbadet ve taate güç olsun diye. Ağzımıza götürdüğümüzde üç yudum da içeceğiz ve içine nefes vermeyeceğiz, bir kayıt altındayız. Lokmayı yerken de yemek tabağında kayıt altındayız. Önümüzden yiyeceğiz. Kimin verdiğini düşünerek yiyeceğiz. Mescide geliyoruz mescide gelmenin en az yirmi dört tane edebi var. Hep kayıt altındayız. Biz geziyoruz, tozuyoruz, gezmemiz de kayıt altında. Şımararak yok. Biz aynı zamanda hal hatır söylüyoruz, işlerimizi görüyoruz. O da kayıt altında. Böyle bağırıp çağıranlardan değil, gönül rencide edenlerden değil. Ses de kayıt altında.
Velinu'l kelen içinden, dışı dışından içi görünen köklere girecek olanlar kim, sözü yumuşak söyleyenler, bu da bir kayıt altında. Biz akşam evimize gelip gireceğiz o da kayıt altında. Herkesi takip eden bir şeytan vardır. Eudi Besmele çekersek şeytan giremez içeri. Her şey kayıt altında, bu kaydın altına gidecek. Evet. Emrine uyacağız, ilahi emirlere uyacağız. Zaten Allah'ımızın emrettiğinin dışına çıkmak, arabayla yolda gidiyoruz yaşama öyle bir uçurumlar var ki tekilden gidiyorsunuz. Eğer sağa, sola Allah'ımızın gösterdiği yolun innetdini indallahi ilislem, eğer sapacak olursa o yoldan, Allah korusun tepetaklak aşağıya girer ve helak olur. Allah aynen onun gibidir. Bir dilimizin iftiralı söz söylemesi bilmediğiniz meseleyi karıştırması tepetakla gitmek demek. Gözümüzün harama bakmamız, o da öyle elimiz, ayağımız.
Bütün harekatımız ve sekenatımız dini emirlerin dışına çıktığı zaman bu durumdadır. Helalini helal, haramını haram bilip dikkat edeceğiz. Diyeceğiz ben sorumlu varlığın, Ben-i rab'ım, Şeyban-ı Rahim'in çizdiği daireler gibi birinci olarak dini, şer'li dairenin içerisindeyim ben, Kuran'la çizilmiştir, farz dairesi. İkinci bir daireyi Rasulullah çizmiştir, sallallahu aleyhi ve sellem, sünnetleriyle çizmiştir. Üçüncü bir daire var ki, takva dairesidir. O daireyi de çizen sıddık-ı Azam ile Ali Efendimize emanet edilen zikirler ve o emanettir. Demek birinci daire şeriat dairesi, farz dairesi. İkinci daire iç içe alacak olursak, o daire, şeri emirlerin en güzel şekilde yaşanmasını tavsiye eden Rasulullah'ın hadis dairesi, sünnet dairesi. Üçüncü bir daire var. Farzı ve sünneti en güzel şekilde yaşamanın, sadece bilme değil tatbik yönü olan, ahlak yönü olan nedir? Zikir dairesi, ihsan dairesi.
Allah'ımızı görür gibi taat yapma dairesidir. Et-tahsi. Dokuzuncu olarak amel ediyoruz. Manasını düşünüyoruz. Emrettiklerine uyu, nehyettiklerinden kaçıyoruz. Aynı canlı Kuran diye ifade edilen ashab-ı kiram. El-aşir, onuncu olarak eşimiz, dostumuz, akrabamız, komşumuz, iş arkadaşımız, çevremiz kimi bulursa, kime gücümüz yeterse, u Teala Lokman aleyhisselam Ey oğulcağızım, ey evladım namazı dosdoğru kıl, epimus sala demenin öyle manaları var ki öyle yat kalk değil o. 0 huzurla, edeple, huşu ile riayet etmek. İyilikle emir kötülüklerden kaçındır. İyilikle emir kötülüklerden nehyederken başına sıkıntı gelecek. Başta annen mani olacak. O başına iş açmaya. Baba bak böyle bir iş duyuyor sakın ha, otur otur. Zaha mı kaldı bu iş diyecek. Kardeşlerin de maymun olacak. Akraban da diyecek. Yüz galas olma bize. Senin yüzünden hepimiz yanacağız diyecekler. Biz sen mi çıktın şimdi denecek.
Hep bunlara sabret. Bu hakikaten imrenilecek işlerdendir. Ve fani babıt tarikah veleha şaratı makamat tarikati aliyyenin de on tane mertebesi var. Bu mübarek yol nasıl ters haber verilmiş? Bu öyle geniş şu güzel ifade edilecek esas değil ki. Bakın burada haber veriyorum. Onun hangisine siz karşılacaksınız? Kirletilmiş bir kadın, bir erkek. Bir kadın, bir erkek aldatılmış. Sadece yiyen bir grup olarak haber verilmiş. Yiğici olarak haber verilmiş. Bir başkasını dışlayan, acayip hareketlere giren kimse katiyen öyle değil. Bakın söylediğim zaman anlaşılacak. Evet, tövbe. Tarikatı aligede birinci esas tövbe etmek. Şimdi memleketimizde huzursuzluklar görünüyor. Nedir görünen huzursuzluklar? Çok kazalar yollarda meydana geliyor. Neden? İçki içiyor. İçki içince kafayı saptıyor. Kafa bulamıyor. Kazalar, belalar, musibetler görüyorsunuz içki vesilesiyle.
Kumarla masa başında birbirine silah çekiyor. İşte bundan tövbe edeceğiz. Bir haram kazançla görüyorsunuz, neredeyse bir kabile ortadan kalkacak gibi dövüşüyorlar. Söylenen bir söz, çirkin bir sözle arada öyle ihtilaf meydana geliyor ki birbirine yillarca konuşmuyor, nerede denk getirse ona hakaret eder. İşte bunlardan alıkoyuyor. İnsanların sanki bir sivil emniyet gibi, sivil emniyet gibi. Aman ha kötülüklerden uzaklaşın diyoruz. Her sorumlunun üzerine farzdır. Tövbe edeceğiz. Yöneleceğiz. Allah'ımıza yöneleceğiz. Galallahu Teala ve tubu lillahi cemiyan. Dikkat buyurulursa hepiniz birden buyuruluyor. Hepiniz birden Allah'a yönelin. Şimdi biz ne yapalım, birkaç kişiyiz, üç beş kişiyiz, dokuz on kişiyiz, tövbeler ediyoruz, hepiniz birden buyruluyor ama. Hepimiz birden yapmak şu, biz orada üç beş kişi bir araya geldiğimizde bir de vakit ayırıp on dakika olsun bir öz eleştiri yapacağız.
Diyeceğiz ki çocuklarımızı bak buraya oturtamıyoruz biz. Onlar acaba nerelerde şimdi, hangi internet kafelerde, internetlerde nereleri karıştırıyor, nasıl bir saygısızlıkla kendisine bir arkadaş bulmuş, onun dini ölçülerin dışında konuşuyor, görüşüyor. Bunları masaya yatıracağız. Diyeceğiz ki ne yapalım, bu çocuğun böyle olmasının sebebi çevresi yok. Çocuğa bir çevre bulacağız. Bak şimdi elhamdülillah, Diyanet'in de tespit etmesi üzere bir yaz eğitimleri var. Yaz eğitiminde bak çocuklar geliyor dikkat ederseniz, geliyorlar. Yüzlerce, hatta bine ulaşıyor, geçiyor bine yaz eğitimlerine. Neden? Çocuklar orada bir çevre buluyor. Şimdi kırk yaşındaki bir adamla on dört yaşındakini getirip oturtamazsın, oturmaz zor. Bir gelir, iki gelir, ondan sonra kaçmanın yolları var. Şurada bir işim var, dersme de çalışmamıştım. Bir arkadaşıma söz verdim oraya gideceğim der. Gelmez.
Bir de bu bizim örnek oluşumuzla alakalı. Şimdi evde anne ve baba otururken, sert bir mücadeleye başladığı zaman söz atışları ve neler ne? Çocuğun kafasında bu bir iz olarak kalacak. Yetmiş yaşını varsa da o evdeki çekişmeyi unutmayacak Ama biz üstadımızın gece kalktığını görürdük. Aynı fertleri olarak da biz arkasında otururduk. Şimdi bu kaldı bizim kafamızda. Kendilerine süt ikram edilirdi, artığını bize verir unutmuyoruz. Onun bir camiye gidişi, gelişi, onun etrafıyla çok güzel konuşması, ayetler, hadisler okuması, kitap mütalaaları vesaire. Bir fakire gitmesi, yoksula gitmesi, ihtiyaç olanların ihtiyacını gidermek için gayreti ve çabası bu kalıyor. Şimdi çocuğa başta biz buraya oturmuyoruz derken buraya oturacak bir karakteri, bir özelliği taşımıyoruz. Bunlar oluyor. Çocuğun yanında görüşüyoruz. Çocuk bizim yeme tarzımıza bakın.
Yerken kıtlıktan çıkmış gibi yerken o gönle yemleşiyor çocuk. Giyimlerimizde, uşamlarımızda oturuş, kalkış konuşmamız, her hareketimiz çocukta büyük tesirler yapıyor. Bundan dolayı iyi bir ortam, aile ortamı güzel, çevresi güzel. Şimdi yaz eğitimlerinde işte ikiye kadar diyelim eğitim yapıyor. Ondan sonra çocuğa diyor ki sizinle diyor biz uçurtma yarışını diyor tertip ettik, oraya geleceğiz. Çocuk sevilerek gidiyor. Çocuğa sen ikinci gün gelme oğlum desen ağlıyor. Diyor ki muhakkak geleceğim Çünkü geldiğimde beni hocam diyor toplu olarak yüzme havuzlarına götürecek diyor. Bir çevreyi bulduğunuz zaman nasıl düzeliyor. Bunu devamlı konuşacağız, görüşeceğiz ve araştıracağız. Diyeceğiz ki yahu aileler de azgınlaştı. Hayatları değişiyor. Derhal güzel bir çevreyi tespit edivereceğiz. Güzel bir çevre, onların içine katacağız. Böyle güzel olur. Onları da meşgul edeceksiniz. Bak sizin çok güzel.
Allah'ımız muhafaza için çok güzel bir düzeniniz var. Çünkü bir aile görüşmelerinde de gördüğü hepsi bir görevli orada. Kimisi diyor ki ben diyor bir hizmet etmek istiyorum, fakirine yoksununa, eğitimde sıkıntı çeken kimselere yardımcı olayım diye kermesle görevliyim diyor. Birisi diyor ki ya kafalarımız cahil kalmasın, ben de bilgi bilmem filan, bunları dağıtmak istiyorum. Bununla da görevliyim diyorum. Bir başkasına bakıyorum ne olabilir. Görevli böyle olduğu zaman ne olur? Hiçbir dedikodu olmaz. Aleyhissalatü Vesselam vermezsem Tebük Seferinde sahabeyi kolay kolay oturtmamış, dinlenmişler ama o dinlenme anında İslam'ın emirleri verilmiş. Cihada bakarsanız cihatta, buyuruluyor ki biz cihad ederdik, cihad ederdik. Cihat da dinlenme anında hep ilmi çalışmalar yapardık. Cihatta yapıyorlar bunu. Hep değerlendirirsek ne olur hiçbir sıkıntı olmaz. Hepiniz birden Allah'a dönün.
Ey müminler o zaman kurtulursunuz. Böyle tek tek değil. Bunun müşaveresini yapacağız. Ya şu insanı nasıl kurtarabiliriz? Biz çabaya düşeceğiz. Allah'ımız bereketi ihsan eder o zaman zaten. İkinci .böyle çok tatlı, hareket, yaşantı sevilecek durum. Ve Salih amel. Şöyle olur. Mesela diyelim ki biz şimdi mahsul zamanda buğdayı bir tarafa topladık, ambar diyelim. Ambar delik deşikse ne olur? Oradan akmaya başladık. Bir de haşaret girdiyse onlar geri gelir. Şimdi yaptığımız saatleri kalbimize yerleştiriyor muyuz? Kalbimiz manevi bir ambar ama delik deşik. Neresi delik deşik? Gözümüz harama bakıyor. Hasetle bakıyor. Delinmiş. Ayak isyan mahallerine giriyor, delinmiş. Delik deşik olmayacak. Ondan sonra haşerara kötü ahlakla yalandı, gıybetti, iftira etti, dedikoduydu, hayvani duygulardı, nefsani arzu ve isteklerdi, tamahdi, kibirdi, benlikti, ucubtu.
Bunlarla da eğer haşerat girilmezsek o mahsulden fayda hasıl olacaktır tabii. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Cuma sohbetini dinlediniz.