Başta şunu demek mecburiyetinde kalıyorum. Kardeşim, bizde araştıracağın bir şey yok. Buradan haber alıp bir yere götüreceksin. Burada bir şey yok. Burada Allah'ımızın kullarına hizmet için var. Onun için daraltma bizi. Sıkma beni. Sıkayım desin. Böyle yapmasalar çok iyi olur. Yani şurada efendim, Allah için çok uzaktan gelmişler. Efendimiz çok açık kalp gibi kimseydi, çok açık! Sohbetine böyle birisi giymiş. Demiş ki oğlum sen tabi! Çık demiş. Yoksa demiş ben seni çıkarırım. Diyorlar ki sikmiş, Sonra Efendimiz dedi ki oğlum buraya gelin. Geldim. Hiç gerek yok. Yani bu gazete çevirmişsin, saf, temiz, gönülden regiydi hiçbir anılmıyor. Durun al götür ya. Oldu mu yani şurubu, huzurum. Bir muayene mesleğinde uzman olur, uzman olur. O meslek hususunda bilgilere sahiptir, bilgilere sahiptir. Şimdi bura manevi bir okul olduğuna göre, gönül okulu diyelim, ruhumuzun Mekke diyelim.
Onlar bu yolda bayağı sınıflar geçmişler. Mesela ilimde aynel yakin durmuş, hakkel yakin durmuş. Şeri emirlerde takva esasına göre yaşamış. Mağarifet eğrilmiş, Hakikati bulmuş ve daha vesai hususlarda. Onun için diyorum şu okuyacağımız husus inşallah buluruz. Dün, kesin günlerde bulun. Üniversitelerinde arkadaşlardı. Onlardan müşavere gittik. Bize çok muazzam yollar gösteriyorlar. İnşallah buluruz. Aşama aşama, bir de insan böyle gönül olarak mutmain olmak istiyor. Böyle doyum istiyor. Vaiz olan burada kardeşlerimiz var da onlara dünürüm. Dedim ki bak, şeriatimizin zahir olan yönlerini haber veriyorsunuz. Bura, insanın beynini yarıp da içine ilim koyacak yer değil. Daha çok gönül eğitimiyle meşgul. Bizim Osmanlı ecdadımız üç temel esasa dayanıyor. Baktığımız zaman ordu, medrese ve dergah. Ordu dendiği zaman hilafet müessesesi. Ondan sonra medrese artık dini bilimlerin talim edildiği yer.
Dergahlar da ahlaki eğitimi. Şimdi, şu cemiyete baktığımız zaman hep bunların yokluğunu, bunun acısını çekiyoruz. İnsanlarımız, malumat çok az. Ondan sonra ahlaki değerler gittikçe düşüyor. İtimal edecek insanların çok azalıyor. Demek ki çöp önemli çok mühimmiş. Buradan konuşulmasa bile ruhun istifade etmesi, kalbin istifade etmesi. Örneğin ki bir gün Muhammed Bahaeddin hazretleri buyurdu ki Eğer sükutumuzdan istifade etmezseniz siz sükutumuzdan kelamımızdan istifade edemezsiniz. Sükürtumuzdan diyor istifade edemezseniz kelamımızdan. Bu biraz zor olacak. Bir şey anlatacağım ama nasıl anlatacağım onu diye düşünüyorum. Duydunuz mu bilmiyorum Sami Efendi hazretlerini, Hadisallahu sırrı, duydunuz. O bir görüşme yaptı. Bir düğün vesilesiyle sezkin kimseler geldiler, görüştü. O görüşmeyi müteakip zannedilerim kalplere yönelmiş, gönüllere yönelmiş. Bir teveccüh denir buna.
Teveccüh gönülme manasında zaten. Oradaki cemaatin hepsi ayağa aldı. Hepsi avlıyor mu? Daha öğrenciydim, İmam Hatip de o zaman beşinci sınıf diye hatırlıyorum. Su içerim aynı. Bir altılık da birbirini zorlama gibine göre değil, aynı. Hep kendimizden geçtik, tabii koskoca mübarek. Fulafa vesaire, ilim ehlileri, hep feryat filan. O insanın gönlüne yetiyor. İşte bu yol, bunu temin için var. İstifa etmek asıl. Burada, onun başlığını arıyorum. Bize gereken evvela. İmtibe. Şey sen, sen, sen sen, Getireyim efendim burada. Hasta biraz, inşallah ameliyat olmazsın. İnşallah. Allah'ımız korusun. İntibah, uyanma demek. Uyanmış. Burada izah edilecek belki, onun için dinleyin. Kur gafletten uyanır. Mesela küfür içerisinde diyelim, küfür içerisinde düşünüyorum. Peygamberler niye geldi diyor. O kitaplar, o sahifeler heyhinindi diyor. Sonra bir beşer olarak bizim bir kuralımızın bulması lazım diyor.
Bu kuralı bize insanlar tayin edemez. Çünkü onlar da bizim gibi doğuruyor, büyüyor, ölüyor. Biz nelere muhtaç isek, onlar da muhtaç oluruz. Öyle bir kimse olmalı ki, başı yok. Sondayım. Ondan sonra hiçbir şeye muhtaç değil. Şimdi şu rahmet diyelim, bu rahmeyi aynı, aynı karakterde olan bir kimse yapamaz, mümkün değil, akla olmaz dedi. Ancak bir ustası olur. Yani bizim dedi uyanan kişi, der ki bu yullah bir ustamız var. O da Mevla'yı yüz yirmi bir şey değil. Nasıl ki bunu yapan bununla aynı karakterde değilse, yapar onu muhcidi diyelim. Mimarı diyelim, sanatkarı diyelim. Sanatkardır. Sanatkarla onun yaptığı eser bir olmaz. Bu şekilde uyanır, rahatlarlar tabi. Tımmet tövbe, o uyanıştan sonra, aşama aşama geliyor ama çok güzel ayarlamış. Tövbe demek, yönelme demek. Şimdi tövbe ettin mi deniyor ya o istiğfar, o günahlarımızdan dolayı Cenabı Hak'tan bağışlanma diliyoruz, o ayrı.
Şimdi tövbe edindiği zaman fiilinden bu Rabbimize yönelmiş. Diyor ki ben artık nefsani, şeytani, hayvani duygulara dönemem diyor. Ben veda ettim arkadaş diyor. Onun insana bir getirisi yoktur. Biz de ateşe sokacak halde ebedi hayatımızı mahveder orası. Uyanmış çünkü, uyanmış ve tövbe ile de dönmüş Mevla'ya. Hiç sağa sola bakmıyor. Şimdi yola devam etsek, bir yere gitmek için, vasıta edilecek bir sağa dön, bir sola dön, bir orada, bir burada eğlen, ne yapar? Biz maksadımıza gelişeceğimiz yere kavuşamayız. Bunun gibi işte. Işte. Kavuşmamız Allah'ımıza vasıl olabilmek, cell-i celil. Onun için biz nefsin arzusu onu yapalım. Allah korusun, şeytani laik, dünyanın istekleri, nefsin hevası, çok bu. Onlara niye yönelmeler? Rabbimize. Çok güzel esasları koydu. Bir kere böyle ulema-i kiramımız gerçek alimler, bilimle rüsuh sahibi derinleşmiş kimselerin beyanları müstesna oluyor.
Ya ayetten alıyor, ya hadisi şeriflerden alıyorlar. Bu yönelişte diyor, yönelişte devamlı yapmış olduğu hatadan dolayı bir pişmanlık var. Ve çokça da istiğfar oluyor. Başlarına ötürü Cenabı haktan. Ve kesinlikle, sümmen ibane demiş de ibane olmaz. O beyan manasına gelir. Bu inabe, herhalde bir hata alınmış olabilir. Tekrar bakmak istiyorum. İbane kelimesi ne bileyim, beyandan gelir ama bir bakayım belki değişik olabilir. Dediğimiz gibi bu açıklama manası bu değil de buradaki gasyerin inabe bu müellif hazretleri buyursun artık. Gafletten zikre. Artık zikir kelimesi çok geniş onun anlamı. Zikir bildiğimiz Allah lafzai celali, tevhid olur vesaire olur. Bir de Rabbımızı hatırlatan her şey diye de ele alınır. Gafletten zikre dönmek. Artık Rabbomuza dönüyor. Allah'ımızı anmaya, celle celaluhu. Tevbe neymiş onu tekrar aldı, Tevbe?
Rehbe dediği de korku manasına, Allah'ımızın korkusu içine girmiş. İnabe ise er rabe. Böyle ona arzu duyuyor, istek duyuyor. Mesela ibadete arzu var içinde. Ne diyelim? Cihada arzu var. Fakir bir yoksuldur. Onların ihtiyaçlarını gidermeye, böyle gönlünde bir arzu var. Yatıyor, kalkıyor. Bak diyor biz böyle rahat rahat yaşıyoruz. Acaba onlar ne sıkıntı çekiyor diye buna doğru yöneliş ve ilgi hasıl olur. Tevbe bedendedir. Sevaatındadır. Sonra dedi. İntibah dindi. Tevbe dendi, inabe dendi. Ondan sonra da beraatdi. Bu vera şüpheli olanlardan uzaklaşmak. Mesela bazı fetva verirler, Buna ilim meyilleri bilir, delil kavli dinler. Şöyle de bir yol var, ne kadar haram diliyorsa bile, bunun böyle bir yolu var, ondan uzaklaşıyor. Şimdi üstad hazretleri, diş hususunda çok mutlu, çok. Bir tanesi de Diyarbakır'dan kitap getirttirmiş. Sırf fetva bulabilmem için. Ne yapar?
Vera sahibi yoktur, ben takva ehliyim. Bunlara, bu yola gidilmem der. Bunun gibi, vera bu. Helelde bile dikkatli oluyor. Ondan sonra, ziyade tehe, minluk sanki. Kendisine faydalı mı, zararlı mı, neyse onu ihsan ediyor. Acaba bana ne faydalı olur? Allah'ımı, benim, celle celaluhu, hangi amelde bulunursam razı ederim onu diye bunu düşünüyorum. Hata ettiğinde ne diyor? Rabbımı gazaplandırmış olurum. Düşünüyor tabii. Hesaba çekiyor kendisinin. Eksiğini, yediğini artık hesaba giriyor. Yani nerede bir hatam var, nerede bir usurum var, bunları düşünün. Bu çok muazzam bir hayat. Muhasebe, kişinin kendisini hesaba çekmesi, ibadet güzel, ibadetler güzel. Bunun yanında bir de muhasebe kendimizi, böyle bir ne yaptığımızı, ne ettiğimizi, Allah'ımız bizden ne istiyor, biz ne yapıyoruz bunu düşünmek çok önemli. Hesap çok önemli. Mesela ticarette muhasebe o işin bel kemiğidir.
Muhasebe olmazsa o iş yürümezlerden rahat olur. Muhasebe önemli. Çünkü aleyhissalatu vesselam Hesaba çekinmeden önce kendimizi hesaba çekin bulunuyoruz. Hesaba çekinmeden önce o zaman biter zaten. Bu usta çok uzun beyanlar var. Çok uzun, ayrı bir konu zaten, hep sahibi konu bunun. Kendimizi hesaba çekmek. Tümmen irade. Hep can damarlarımız bunlar hepsi, irade. İrade mesela iradenizi Cenabıhakk'a teslim etmek. Bu diyor, nefsimiz bizim ıslah noktasında olmadığı için mesela mutmain olursa zorluk hiç çekmez. Zevk ile yapar ama oraya ulaşmadığımız için bize zor gelir. Ya ağır geliyor, yapamıyoruz gibi haller olur. Bunları aşmaktır ve telpur-ra'a, rahatlığa gitmemektir. Sonlanıyorum. Sonra züht hali. Zühdün helali bile haram korkusuyla terk ediyor. Böyle hiç gayri düşünceler Allah'ımızın dışındaki düşüncelerden neden kurtuluyor? Helal deve dikkat.
Bu çok önemli bir kaide, çok önemli bir insansın. Fakr, bu maddi fakirlik değil de kalben yokluk içerisinde olmak. Esad ellili hazretlerinin divanında var bu. Ne darım var beni mes'at ne de Emevi diyarım var. Cemali Bariden başka diğer bir intizarım yok. Bir şey var burada. Yani yokluğunu ifade eder. Dünyayı koy, ukbayı koy, ula'yı koy. Ondan sonra, var oku, sevdayı koy. Matlab yeter sübhanallah deyin. Bir kere bu fakir hali deyince, zengin de olabilir, varlık da olabilir. Ama kalbinden o zenginliğin, o varlığın sevgisi, muhabbeti, hiçbir şeyi kalmamış, yok. Elinde var. Belki kasasında da var. Kesesinde de var. Evinde de var ama gönlünde sonra doğruluk. Doğruluk şu şekilde ifade koymuşlar. Şimdi çiyle dışı birbiriyle aynı. Yani biçimin evetlerini dışı da evet. Dıştan yaptığını gönülden gelerek yapıyorum. Çok güzel. Süper, doğru. Şimdi, tasavvur deyince, bu da izah için. Yok olmaz.
Hamlü nefs allem mekari. Zorluklara katlanır, sıkıntılara katlanır. Yani hep olay olan, rahat olan değil. Zulu iniyor Allah bizi. Bir kere diyor, acıları yitopluyor. O acılar zaten ona bal görülüyor. Tünme sabır, sonra sabır. Terküşşek var. Şikayeti terk ediyor. Razı olma hali, Allah'ımızın verdiği musibetlerden lezzet alıyor. Demek ki sabretmenin özelliği yolda zuhur ediyor. Sonra samimiyet ve öğren. Başarılar bırak. Allah'ın geliyorlar orada. Eyvah. Yine Muhammed Bayüddin hazretleri bir müridi varmış. Birisinin dizi bizi ağarmış. Demiyormuş. Evladımış. Ölmüş. Senin titizin ağrıyor. Benim tek kalbimsın diyor. Ne büyümüş şimdi kamillerimiz var. Onların sözlerini de okumak lazım. Şimdi, büyük insanlar, böyle kamil insanlar, kemalatına göre konuşuyor. Şimdi girelim bir çiftçinin yanına oturalım.
Anca bağından, bahçesinden, ektiğinden, diktiğinden, işte bir ekinler pek büyümedi, yağışlı olmadı, bunları konuşuruz. Evet bunu konuşmakla beraber hayırlı kelam pek durmaz. Hayırlı kelam, söyleyelim bir müstesna. Şimdi, varsın bir komşuya veya bir cemiyete, bir toplantıya hiç hayırlı kelam Hep böyle boş, boş, boş. Onun için biz ehlullah ile münasebeti kurmaya çalışacağız. Diyelim ki bulamıyoruz, onların mübarek sözleriyle, kelamlarıyla, Onlarla kendimizi ruhen olgunluğa istemeye çalışırız. Yoksa bu cemiyet yutarız, mahveder. Niye derseniz, adam denize düşmüş. Denize düşmüş adam zaten batmış. Onun elini tutmak batmaktır. Ne olacak? Sahilde birisi varsa, batmayan birisi varsa onun elini tutacağız biz. Onlar şu dünyanın geçici süslerine, aldatıcı heveslerine bakmamışlar. Nefsin isteklerine de bakmamışlar. Şeytani, iva, aldatmasına da bakmamışlar. Onlar kurtuluşa inmişler.
Allah'ımız, felaha gelenler buyuruyor. Zaten bu felah gelmez çok Kuran Müfli hu buyurur ya. Hemen Pagara suresinde, Pakiadan sonra, genel o beşinci ayet-i cel, dördüncü veya beşinci ayet-i celler, onlar kurtulanlardır. Onların yerini tutacağız. Yuşidi Kamil'imize, bu bizim eski hayvanlarımız var. Çok, çok. Kardeşimiz de anlattı bize. Efendimiz demiş ki evin yönüne bir baktım, baktık diyor. Hep aile fertleri yok. Biz yokmuş o zaman. Çıktık diyor. Hiç yok diyor. Tarif edemiyor. O zamanlar da o rabıta halinde böyle oturuyormuş. Burada da anlattı, essitte de anlattı. Rabıta halinde bölüklerini sadece dizlerini, şöyle bir ellerini, yüzleri nurda görünmüyor. Böyle bir dış kısmı görünürmuş. O esnada diyor, cami müezzinliği gibi bir yerde açacağız Efendimiz şöyle bir tuhaf şekli var diyor, şöyle dönüyor diyor. O esnada diyor, gözlerimle gördüm, bunu açıktan gördüm. Bir kimse geldi diyor.
De, size layık olan kimseler de helaha erenlerdendir. Söyledik, hepsi ve kaç kelam verdi. Tabii çok da böyle manevi olan haberler ama adam canlı bizzat gördüğü için heyecanlanıyor. Bazı hakikati bilenler anlattı ve titriyorlar böyle. Onun demek ki böyle yankılamasını oluyor, nasıl oluyorsa heyecanlanıyorlar. Bir tanesi, o şeyi çok soruyorlar tommatı Efendi'yi, o bazen anlatırdı. Anlatınca kendinden geçerdi o. Öyle, yani belli gibi olurdu. Allah'ım, fenaha iraden. İlmenin yol be, oradan çok güzel göster. Bak uzaktan geldiniz, ne kayıt ettiniz bunu, ne ittiniz. Ne yapacağız şimdi? En güzel hediyemiz bu biz. Ne isim var? Şimdi sayıldıysak hiçbirimiz sayamaz. Hep kalırız. İntibah. Tevbe. İnabe. Ondan sonra züğürt. Cenabıhakk'a olan vazifesinde insanların beğenimini çıkarmaktır. Yani insanlar için yapmamak. Allah için yapmamak. İşte ben şu kadar hizmet ettim.
Allah korusun böyle bir insanlara bunu duyurma hali olursa teşvikün seslerini. O zaman amelin hiç hayrı kalmaz. Sonra da Allah'ım da tam bir bağlı. Allah'tan gayri geri dönmemek suretiyle Mevla'ya olan itimattır demişler.