Manevi Değerler ve Kadir Şinaslık kaydında Büyüklerimiz buyurmuşlar ki Kadir kıymet bilen milletlerin elbet bir gün değeri ali olacaktır. Şimdi Kadir ve kıymet niye olur? Hiç şüphesiz kadrin, kıymetin kaynağı Mevla Zülcelal'dir. Onun değer verdiği ne ise onların hepsi kıymetlidir. Allah'ımız neye değer veriyor? Habibine değer veriyor. Peygamberlerine değer veriyor. Allah'ımız…
Büyüklerimiz buyurmuşlar ki Kadir kıymet bilen milletlerin elbet bir gün değeri ali olacaktır. Şimdi Kadir ve kıymet niye olur? Hiç şüphesiz kadrin, kıymetin kaynağı Mevla Zülcelal'dir. Onun değer verdiği ne ise onların hepsi kıymetlidir. Allah'ımız neye değer veriyor? Habibine değer veriyor. Peygamberlerine değer veriyor. Allah'ımız Celle Celalü indirmiş olduğu Cibril ilimin vasıtasıyla kitaplara değer veriyor. Melaike I Kirama şerefli ifadesi ile değer veriyor. Evliyaullah'a değer veriyor. Biz de Kuran'a saygı duyar, onu okur, onunla amel edersek. Peygamberlerimizin son Nebi Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in getirmiş olduğu bize bildirmiş olduğu emirlere riayet eder. Onu gözetirsek. Evliyaullah'ın bizi yönlendirdiği hedefe doğru koşar adımlarla gidecek olursak Allah'ımız da bizi değerlendirir, kıymetlendirir. Ona dereceler ihsan bulur. Hakikaten öyle.
Kim Kitabı Kerim'e sarılmışsa Habibullah'ın sünneti seniyyesine tutunmuşsa Ulema-i Kiram'ın, Suhahanın, Evliyaullah'ın emirleri altında kendi benliğini yok etmişse onlar hep ali olmuşlar, yüce olmuşlar. Dünyada da kıymeti haiz olduğu gibi ahirete göçmelerine rağmen unutulmamış sevgi ve muhabbetle anıl müsrayr. Zeyniye tarikının piri Abdüllatif, Kutsi diye bir zatı Anadolu'ya gönderir. Git evladım oraları irşad ve ıslaha ait. İnsanlar neye değer vereceklerini bilsinler. Şu dünyaya değil geçici olan şu dünyanın süslerine imrenmesinler. Ahirete meyil etsinler. Ona değer versinler. Bu zatı gönderdikten sonra arkasından şöyle bir söz eder. Anadolu'ya ben bir top gönderdim. Bir top atıyorum. O top Alevi kimin gönlüne girecek olursa o aşkla yanacak buyurur. Hakikaten Abdüllatif Kutsi Hazretleri İstanbul'a gelir.
Geldiğinde o aşk topunu o Habibullah'a muhabbet topunu muhabbet topunu, Allah'ımıza sonsuz saygı topunu attığı zaman nasipdar olan kimselerin gönlünde kötü ahlak budur. Hep güzel ahlak meydana gelir. Çünkü kıymet ve değer verilen kimselerin bir hedefli, bir gayesi var. Onların gayesi nedir? Hiç şüphesiz ilmin, edebin, ahlakın hakkını vermek. Kopan aileleri adeta bir yapıştırıcı, zap gibi bir araya getirmek. Birbirinden ayrılan karı ve kocayı, parçalanan akrabayı, insanlar arasındaki sürtüşmeleri nefreti buğzu gayizi yok edip onlar arasında sevgi ve muhabbet zamkıyla Allah'ımızın kulu olduklarını itiraf ederek gönülleri birleştirmek suretiyle Allah'ımızın yanında değer ve kıymet elde ederler. Allah'ımız o İvs ve Hazires kabilesi birbirlerinin fanlarını dökecek olan insanların kalplerine sevgi verdi. Şefkat verdi.
Merhamet verdi de bu sevgi şefkat ve merhamet zampıyla nasıl bir araya gelip bir olmuşsa kendi menfaatlerine kardeşlerini tercih edecek hale girişmişlerse Allah'ın sevgili dostları da insanların birbirlerine muhabbetle sevgiyle bakmalarını temin etmişlerdir. Aynı zamanda bir gönül eğitimi mürşid-i kamillerimiz Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın üç görevinden biri olan Ruhi eğitimi gerçekleştirmişler. Efendimizin bir devlet reisliği görevi var. Efendimiz bir devlet reis. Tebliğin, davetin, emri bil maruf nehyi anil münkerin icrasında gönlün de iştirakini temin buyurmuşlardır. Mesela namaz kılarken sadece bedenin değil ruhun da kalbin de azamet-i ilahiyeden titremesini haşleti sağlamışlar. Zekatı verirken zekatta sadece elin vermesi değil, gönlün de vermesini cömertliği tehni etmişlerdir.
Manevi Değerler ve Kadir Şinaslık kaydında Büyüklerimiz buyurmuşlar ki Kadir kıymet bilen milletlerin elbet bir gün değeri ali olacaktır. Şimdi Kadir ve kıymet niye olur? Hiç şüphesiz kadrin, kıymetin kaynağı Mevla Zülcelal'dir. Onun değer verdiği ne ise onların hepsi kıymetlidir. Allah'ımız neye değer veriyor? Habibine değer veriyor. Peygamberlerine değer veriyor. Allah'ımız…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Emri bil maruf nehyi aleyh münkerde sadece bin insanlara hakkı tavsiyesi değil, Bizzat tavsiye edilen emirlerin, bildirilen görevlerin gönülde yaşanmasını temin etmişlerdir. Cihatta sadece eline eline aldığı insanın kılıcıyla düşmanın, düşmanın helakini temin değil onu temin ederken ilahi kelimetillah Allah'ın dininin yücelmesi niyetini gönüllere aşılamıştır. Bu görevini Evliyaullah Sıddık azamdan bu zamana kadar gelen meşayih kiram üstlenmiş ve bizim içimizdeki hasetlik, cin, kibir, buğz, reis, tul-ü emel, uzun endişeler, dünyaya aşırı hırs, hayvani duygular, bunların yok olup yerine güzel ahlakın yerleşmesini temin etmişlerdir. Çünkü kalp tek bir sevda için vardır. Gönül öyle bir mekan ki Hannnası da, hananı da misafir edebilir. Hannnaz şeytandır. Hannna Mevla'yuzü Celal'dir. Ama gönlün yaratılış sebebi Beni nehir aldı, Neseme aldı ancak kamil müminin kalbi aldı buyuruyorlar.
Gönül onun mekanıdır. Halikımız ya Davut kalbini temizle ben oraya konacağım buyurur. Elbette ki onun muhabbeti ve sevgisidir. Gönül eğitimini yaparlar. Bu eğitim nasıl ki bahçelerimizde aylık otları, yabani otları tamamen kaldırıp ekmiş olduğumuz mahsulün daha güçlü bir şekilde yetişmesi gibidir. Gönlümüzdeki uygunsuz hal ve tavırları atıp nefsani arzu ve istekleri ruhumuza güç ve kuvvet vererek ilahi değerleri öne çıkarmaktır. Ve büyüklerimizin yapmış olduğu vazife hiç şüphesiz zamk tabirini kullandık. Müminlerin bir araya gelmesi asıl dertleri budur. Bir defasında Muhammed İkbal yatsı namazından sonra odasına çekilir. Evradını, ezkarını okur. Ondan sonra derin düşüncelere dalar. Böyle dalar ki ağlamaklı bir şekilde Ya Rab bu ümmet-i Muhammed'in haline olacak? Hepsi birbirinden ayrı parçalanmış durumda. Hepsi muzdarip.
Hepsi bir sıkıntının içerisinde diye derin derin bu ahvali düşünürken Mevla-yı Zülcelal tarafından gönlüne şu sözler doğar. Ey Muhammed İkbal onların gönülleri var ama sevgileri yok. Büyüklerimizin gayesi adam olmak ve adam yetiştirmektir. Bir mürşid-i kamilin asıl hedefi bizim irşad ve ıslahımız için insanları yetiştirip hizmete sunmaktır. Bakıyoruz bizim arabamız, evimiz bütün maddi olan değerlerimiz bize adam yapmıyor. Bizi adam eden sadece ruhani ve manevi yönlerdir. Çünkü o maddi değerler insan gözünü yumduğu zaman hepsi bitiyor. Ama ilahi olanlar Efendimizin Hadis-i Şerif'inde bildirildiği üzere de ölüyü üç şeyi takip eder. Ehlihu ve malhu ve ameli ehli, malı ve ameli çoluğu çocuğu kalır, eşi dostu kalır, Malı mülkü kalır. Sadece ameli onunla gider. Hz. Musa'ya bir köylü gelir der ki ya Musa ben çok yalnızım. Benim hiçbir kimsem yok.
Derdimi dökecek, konuşacak, görüşecek, bana hemdem olacak hiçbir kimse yok. Ne olur? Allah'u zücelal'e yalvar da Rabbimiz bana hayvanatın dilini öğretsin. Halık'ımız o köylü zata hayvanatın dilini öğretir. Hayvanların dilini öğrenince horozla atın şu şekilde konuştuğunu işitir. Horoz ata der ki, sahibimizin yarın merkebi ölecek. Aman ha ölmeden bu merkebi götürüp satayım der. Pazara götürür, merkebi satar cebine harçlık olarak sonra atla horozun sahibinin koyununun öleceğini duyar. Birer pazara o koyun da satar. Bir müddet geçtikten sonra horoz der ki sahibimiz de ölecek. O zaman telaşlanır, heyecanlanır. Hemen Hazreti Musa'ya gelir. Der ki, ya Musa, atla horoz diyor ki sahibim dönecek. O zaman kendini sat der. Merkebi sattın. Koyunu sattın. Bir diğer mahluku da sattın. Kendin de sat. Kurtu bilir. Hazreti Mevlana'mız buyuruyor ki kendimizi biz sattığımızda ne değer ifade ederiz?
O zaman gönlümüzde inciler varsa, gönlümüzde altın varsa, gönlümüzde yakut varsa, gönlümüzde zümrüt varsa o zaman bir değer ifade ederiz. Eğer kalbimizde iman gibi bir cevher varsa, Kuran gibi bir zümrüt varsa, eğer gönlümüzde Allah'a sevgi celle celaluhu Habibine muhabbet evliyaullah'a saydı müminlere karşı iltifat varsa, namaz varsa, oruç varsa, hac varsa, zekat varsa, yolunda cihat varsa, evlatlarımızı ıslah ve irşad etmek varsa, insanlar arası en güzel şekilde münasebet varsa, fakiri, yoksulu gözetme varsa o zaman bir kıymet ifade ederiz. Bu yol gönlü belli bir kıvama eriştirme yoludur. Bu da hiç şüphesiz ehlullahın gösterdiği yoldan geçer. Bu yol secdelerin tadını almak, kıyamın ve rükuun, secdenin, ibadet ve taatin hazzına ayırmak, Rabbimizi özlemek, şerhi şerifi en hassas bir şekilde takva üzere yaşamak, ölmeden evvel ölmektir. Daha ahirete göçmeden makamımızı görmektir.
Velhasıl ubudiyet kulluk sanatını elde etmektir. Mevla'yı zücelal'in sofrasında insan tefrik etmemek Ebul Hasan'ı Harakani hazretlerinin buyurduğu gibi Ebul Hasan'ın sofrasına oturanın dinini sormayın. Kim oturursa onu canı gönülden kabul edin duygusuna erişmektir. İki cihan güneşi Nebiye Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz üç görevi icra buyuruyorlardı. Birincisi tebliğ, ikincisi tebyin, üçüncüsü de temsil. Tebliğ Allah'ımızın bildirmiş olduğu kendisine haber verdiği emirleri hiç eksiksiz Allah'ın kullarına onların beyinlerini çatlatırcasına Cenabı hakk'ın emirlerini bildir Ayet-i celilesi ile görevini yerine getiriyordu. Haktan aldığını halka bildiriyordu. Tebyin bildirmiş olduğu emirlerin mesela namaz taatinin inceliklerini haber veriyordu. Çünkü Kuran azimüşşan'da namaz kılınız, buyrulur ama kaç rekat kılınacak.
Öğle ikindi, akşam, yatsı, sabah nasıl namaz taati icra edilecek ve ne şekilde kılınacak bütün taatlerin inceliklerini tebyin görevi ile efendimiz aleyhissalatu vesselam yerine getiriyordu. Temsil, Allah'ın bildirmiş olduğu emirleri tebyin görevi ile en ince detaylarına kadar haber veriyor ve bunu da yaşamak suretiyle hiç şüphesiz Resulullah da sizin için en güzel örnek vardır buyurdu. O zaman tebliğ görevi kimin vazifesidir? Medreseler bu görevi icra ediyordu. Tebyin görevini dergahlar yerine getiriyordu. En ince hassasiyetine riayet edilerek Rabbi Zülcelal'imizin emrine, takva esasına göre, veraya göre yaşamayı yerine getiriyorlar. Temsil hakkı ile yaşama ve vuslata erime Mevla'ya kavuşmaktır. Bu görevleri yerine getirirken tahakkuk ve tehalluk yönü vardır. Tahakkuk Mevla'yı Zülcelal de, Zülcelal de yok olmak, müşahede haline erişmek, dinine canı, malı ile her şeyiyle hizmet etmek.
İslam'ın ahlakıyla ahlaklanmaktır. Bu mübarek yol bir kere bin kere verip bin kere dirilmektir. Hakkın esmasında hayran olmaktır. Yetmiş iki milletin Mevla'yı Zülcelal'in kulu olduğunu bilip Mevlana'mızın ifadesiyle şaşı bakmamaktır. Canı canana feda etmektir. Canı canana verip azade olmaktır. Gayesi harap olan gönülleri ihya etmektir. Gayeleri Allah'ın kulları arasında İyilik ve takvada yardımlaşıp kötülükte ve isyanda asla bir araya gelmemek, onu bertaraf etmektir. Fenat-ı şeyh olmaktır. Şeyhi kamilin Allah'ın ve Resulü'nün emirlerini bize bildiren üstadlarımızın tavsiyesine canı gönülden teslim olmak, Habibullah'ın muhabbetinde ve zatı Kibriya'nın sevgisinde yok olmaktır. Gergah ehlinin bu mübarek yolu takip edenin çapı ne seksen derecedir ne de yüz seksen derece. Üç yüz altmış derecedir. Bu eğitimin hiç şüphesiz farkı rabıta-i şerifedir.
Müminler arasında ukuvvet rabıtası, kardeşlik rabıtası bununla elde, dilde, gönülde birbirine yardımcı olmaktır. Bu rabıta ile meşay-ı kiramın sevgisini elde ederek bu sevgiyle Habibi, kibriya ve resulünün zatı kibriyanın muhabbetine erişmektir. Bu rabıta ile evi, ailesi, çocuklarıyla en güzel şekilde yaşayıp onları Mevlamızın emirlerine ve tavsiyelerine ona kulluğa yönetmektir. Bu rabıta ile insanlar arası hüsnü muaşere en güzel şekilde geçinmektir. Derüişin durması felaket demişlerdir. Hak karşısında süputi ise ölümdür. Mübarek yolda istifade sadece dille değil, gönülledir. Belki de bir nazarladır. Abbasi halifelerinin elçisi Ömer Sühre verdiği hazretleri Seyyid Burhaneddin KaddeSalallahu sırrı Hazretleri ile bir araya gelir. Bunu duyan insanlar heyecanla acaba nasıl karşıla karşılaşacaklar, ne konuşup ne görüşecekler diye hasretle takip ederler.
Bir araya gelirler, iki saat sükuti olarak otururlar ve ayrılırlar. Derler ki üstadım, biz siz konuşup görüşeceksiniz, İstifade edip faydalanacağız. Yolumuzu ve günümüzü bu mübarek sözlerinizle tayin edeceğiz diye bir araya geldik. Siz ise hiç konuşmadınız diyenlere sükutumuzdan istifade edemeyenler bizim sözümüzden istifade edemezler. Bu mübarek yol ruhani ve kalbi hastalıklarımıza deva olduğu gibi aynı zamanda bizim maddi dertlerimize de deva olmuştur. Bir kısım insanlar tekke denildiği zaman harap olmuş virane yıkık bir mekan, derviş dendiğinde elbisesi parçalanmış kişiler olarak düşünürler. Elbette ki yanlış kanaate varırlar. Romanya'da otuz yedi dekarlık, bir alanda yüz otuz çeşit ağacın yetiştirildiği üzerinde kuşların ötüştüğü dergahının içerisinde sekiz katmanlı fıskiyenin bulunduğu bir mekan vardır.
Bu mekanın etrafında pek çok ilahi aşkı terennüm eden semazenler, aşıklar, sadıklar, onların etrafında cüzzam hastaları mevcut. Halbuki o devirde Avrupa'da cüzzam hastaları yakılıyordu ama miskinler dergahı denen bu yerlerde ise insanlar su sesiyle, kuşun sesiyle ve insanların ilahi sesleriyle tedavi oluyorlardı. Demek ki bu mübarekun hem maddi hem de manevi dertlerimize devadır.