Bir sıralama yapıyor. Bu sıralamayı makam olarak anlatmış. Başta bir hal anlatıyor. Hal diyor değişir. Bazen adam duygulu olur, düşünceli olur, hatalarımıza, annelerimize böyle nedamet duygusu içerisinde dururuz. Güzel hasletler, düşünceler hasıl olur ama diyor bu tez geçer. Bu çok durmaz. Ara ara olur. Mübarek geceler olur. Onda olur. Onun dışında bir seher vaktinde neden? Olur, geçer. Ama diyor, makam geçmez. O yerleşirse, tam olgunlaşırsa o kolay kolay geçmez buyuruluyor. Böyle bir sıralama yapmış. Başta bu mübarek yolda ihsan mektebi diyoruz ya Cenabı Hakk'ı görür gibi taat kılma mektebi bunda murakabe dersi var. Bu murakabe de şeyi kamil ortadan çekilir. Onu belli bir yere kadar getirir. Ondan sonra rabıta da yapamaz zaten. Daralmaya başlar. Kalbinde muazzam bir tarifi mümkün olmayan bir genişlik hasıl olur. O zaman ehil olan mürşid-i kamil der ki, artık rabıtayı bırak.
Rabıta'yı bıraktırır. Başlamış olduğu kalp, ruh, sır, harfi, akfa, nefis, zikri kül, zikri sultanı, ondan sonra kalbini yedi kat semayı yok bilerek arşı azam açar. Ve hüven nazarı bir safa il yakin. Yalnız burada çok önemli bir tabir de bulunuldu O da yakin yakin kesin inanç artık imanı dil ile değil dille söylüyor Tevhid okuyor diliyle Allah'ımızın vahdaniyetini Celle Celalü diliyle ifade ediyor. Onun her şeyde bir olduğunu da biliyor. Diyor bunu. Her şeyde o birdir diyor. Mesela yememizde içmemizde bunu ikram eden Allah'tır diyor. Yatarken kalkarken beni yatıran da kaldıran da Allah'tır diyor. Dünyevi olan işlerimizi hep görmemizde Allah'ımızın vermiş olduğu bir güçle diyor, bir kuvvetle, bir akilla, bir yetenekle bunu yapıyorum diyor. Bunu dil olarak söylüyoruz. Sonra ona her an muhtaç olduğumuzu, gözümüzü böyle kırpmamız, kirpiğin hareketi bile hep onun emriyle olduğunu biliyor.
Her şey. Bir ağaç yaprağını düşürse Kuran-ı Azimüşşan'da buyurulduğu üzere Rabbi Zülcelal'miz yaprağını bir ağaç emri ilahinin dışında düşürmez. Bunu biliyoruz. Fakat bu yakin hali olunca kalbi tasdik ediyor. Bu bambaşka. Bunun tarifi yok. Kamil imandır o ve bununla da bu güzelliğe erişince artık gönül gözleri de açılıyor. Görünmeyen alemleri de seyretmeye başlıyor. Görünmeyen alem neresidir? Görünmeyen alem şu gördüklerimizdir. Hani görüyoruz biz görünmeyen alem deniyor ama görüyoruz. Görüyoruz da o eşyanın esrarını göremiyoruz. Görüyoruz yoksa görmüyor değiliz. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem beni eşyanın hakikatine iliştir buyuruyor. Bunu neden söylüyor aleyhissalatu vesselam Efendimiz? Şu önümüzde bir kitap. Bu da bir eşya. Su. Bu da eşya. Şu halıdır. Perdedir. Penceredir. Kapıdır. Bunlar hep eşya. Ama bundaki sırrı görüyor. O zaman ne demek iste istiyoruz biz?
Ne dinmek isteniyor? Allah'ımız Enbiya suresi on altıncı ayeti celile de semavat ve arzı biz oyun olarak yaratmadık buyuruyor. Diğer bir ayet-i kerimede Al-i İman suresinin son taraflarında, esamle, Cenabı hak boş yere yaratmıyor hiçbir şeyi. Bunun için Arifani ilahinin hanyayı, Konya'yı anlamadan geçip gidiyoruz diyen mürşid-i kamilimiz bunu boşuna dememiş. Yoksa görmüyor değiliz. Görüyoruz. Taşı da görüyoruz. Toprağı da görüyoruz. Ama bunun zikrini duymuyoruz. Biz ormanı da görüyoruz. Bağı, bahçeyi de görüyoruz. Bazı zikrini duymuyoruz. Hayvanatı görüyoruz. Bazı zikrini duymuyoruz. Ve bu sadece bir tanesi. Bunun dışında ne sırlar var kim bilsin? Ne var? Bir suda on tane esrar var. En az. Bir suda. Şimdi bunu görenle biz bir olabilir miyiz? Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de zulümat ile nur bir olur mu? Sıcakla soğuk bir olur mu? Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de buyuruyor bunu. İşaret buyuruyor.
Daha mesela Hac suresinde bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor. İşte düşüneceğimiz bura bizim. Bunu düşündüğümüz zaman kendimizin dışına çıkamayız. Deriz ki biz daha bunları halledememişiz. Tefekkür ederiz. Bunu bize kim öğretir? Mesela biz okullarda okuruz. Kuran-ı Azimüşşan'ı okuturlar. Tecvidiyle okumamızı sağlarlar. Bunun yanında kıraat imamlarına göre aşere denir. Okuyuş tarzını üretirler. Bunun dışında daha tagyibesi de var bunun. Bunları hep talim eder. Kimiler bunu? Burada pek yok. Evet Kuran azimüşanı elif cüzünden başlar. Okuturlar. Kuran-ı Kerim'e geçirirler ama bir kıraat imamlarına göre ayrı ayrı okuyuş tarzı burada belki bulunmayabilir ama Kayseri'de var. Sivas'ta var mesela. Bir imam kardeşimiz çoğalmıştır da bu Allah'ın izniyle. Aşere, taklit, tayyibe. Kuran-ı Kerim'deki ilimler. Bunları kim öğretiyor?
Kuran-ı Kerim hocası öğretiyor ve diğer ilimleri de öğrendiğimiz gibi Bunu da bize öğretecek olan kimdir? Mürşid-i kamillerdir. Burada Mustan hocamız Adana'ya girer Adana'da Sami Efendi Hazretleri o tarih orada bulunuyor Hadisallahu sırra Efendim bir evrad bir ezker tarif etseniz bizim memleketimizde Hasan Efendi evladımız var. O talim için deyince efendim daha çok genç değil mi? Hoca efendi bak o size geliyor. Hazin tefsirini okuyor. Tarikatı Muhammediyeyi okuyor. Siz nasıl o sizden bu ilimleri tahsil ediyorsa bu manevi ilimleri de işte anlatılan yakin ve gayb alemindeki esrar ve devamındaki konuları da siz ondan öğreneceksinizdir. Bunun için mezhep imamlarımız meşayi kiram ile alakalı bir İmam Ahmet Bin Hanbel Rahmetullah Ali Hazretleri Şazeli meşayıklarıyla alakalı. Bir İmam-ı Azam'ın Rahmetullah Ali zaten babalığı olur. Caferi sadık onunla münasebeti var.
Zaten bunu kendisi ifade ediyor. İki senem olmasaydı helakteydim. O kimselerle münasebet kurup da bunları öğrenmeseydim koskoca mezhep imamımız helakteydim diyor. İmam Şafii Hazretleri. Büyüklerden öğrendiğim diyor, mürşid-i kamillerden iki hususu hiçbir kimseden öğrenmedim diyor. Bunun yanında dolu meşay-ı kiram. Sen şöyle adap risalesin. Göstereyim ama bu çok zaman alacak. Kalbimiz iyice kanaat etsin diye söylüyorum. Hanefi fukahası içerisinde İbni Abidin, Hanefi fukahası içerisinde çok seçkin Mevlana Halid Hazretlerinin halifesi. Ev alakalı. Allah'ımızın sevgili kulları. Şafii'yi bu mezhepte olan, müçtehit olan kimselerimiz alaka kurmuş. Vesairleri dolu İmamı Nebevi Rahmetullah Ali büyüklerimiz bir söz söylerdi de o tarihte o kadar anlayabilirdik. Derlerdi ki bu yol büyük insanların Kamil insanların yolu. Öyle bayağı basit değil. Onun için biz de gayret edeceğiz.
Bir konu üzerinde bile dururken ondan ötesine geçemedik. Yakin ne demek? Yakin kesin inançtır. Artık nefsin, şeytanın hiç dahili yok. Nefis zaten ıslah olmuş irşad olmuş mertebelerini geçmiş uyanmış o insan artık uyanmış bakarken boşa bakmıyor Gördüğü eşya da efendimizin o mübarek sözü sallallahu aleyhi ve sellem eşyanın hakikatini görüyor. Muaviye diyor. Alemi görünmeyen alemleri görür. Görünen alemde bizim göremediğimiz sırları görür. Melekut alemini görür. Ceberut alemini görür. Lahut alemini görür. Böyle bir kimselerle bizim elbette ki imanımız bir olmaz. İmanın bir bütündür, bölünmez, parçalanmaz ama kuvvet ve zaafı vardır. Sıddıyı Azam'ın imanı terazinin bir kefesine, diğer bütün insanların ta kıyamete kadar gelecek kimselerin imanı bir gözüne konsa sıddıkı azamın imanı ağır basardı denmesinin sebebi bu işte. Bunu elde edin diyorlar.
Bakıyorsunuz böyle büyük insanlar Esad Erbilbili Hazretleri gibi kutbu azam iki ay oldu diyor kalbime bir dert düştü, bir hüzün düştü, bir keder düştü diyor. O da bu Esad imanla göçecek mi, göçmeyecek mi diye endişe duyuyorum. Benim imanıma dua edin diyor. Bunu boşuna söylemiyorlar. Mesela bir söz daha söylüyor Es'ad-i Erbili Hazretleri. Kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. Muazzam bir ilim ehli. İrfan ehli. Hakikat ehli. Kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum diyor. Dilim okuyor ama kalbimin tasdidi demek istiyor. Sonra el gur Mevla'mıza yakınlık celle celalühü. Bu ise nedir? Hep Rabbimizin huzurunda olduğu düşüncesinde. Ve Cenabı hakk'ın dışında her şey onda yok olmuş. Terk etmez. Bulunur da Allah'ımızın dışında her şeyin yok olacağı onun gönlüne tam yerleşmiştir. Mesela dünyada çok sıkıntılar oluyor insanlar. Yerine göre birbirinden sıkıntılı oluyor. Komşular oluyor vesaire.
Neden oluyor? Allah'ımızın dışında her şeyin yok olacağı düşüncesinin hakim olmamasında. Yani dünyanın biteceğini düşünemeyişimizdir. Sonra muhabbet. Allah'ımızın razı olduğundan sevdiklerini sever. Sevmediklerinden kaçar. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin kabul buyurduklarını kabul eder. Etmediklerini kabul etmez. Hep onlara uygun bir yaşantısı olur. Sonra ümitvar olmak. Allah'ımız Kuran azimüşşan'da dolu. Müminlere vaadi var. Daha dünyadayken vadi var. Onlar için ne korku var, ne üzüntü var. Buyuruluyor. Daha pek çok gönlüne inen ilahi duygular, ilhamatı ilahi, kendisine yakınlık, ünsiyet dostluk ve ahirette vereceği nimetler. Zaten burada bunu yaşamadan orada da orada o alemde ermek güçtür tabii asıl burada kazanılıyor essane. Burada yapmış olduğunuz güzel amellerin mukabili olarak cennetlere varis oldunuz buyuruyor. Sermayesiz hiçbir alışveriş yapılır mı?
Burada ruhumuzun sermayesi nedir? İbadet ve taat. Ama bu sermayeyi biz çoğaltacağız. Sadece biz bunu yaparken vazifelerimizi adet kabilinden değil de kul olduğumuzu bilerek o benim Rabbim, ben onun kuluyum. İtaat etmek boynumun borcudur diyerek. Sonra ibadetteki bizde ibadet ve taatin meydana getirdiği güzellikler de. Mesela su akıyor. Aktığı zaman ne yapıyor? Aktığı yeri derinleştiriyor. Su aktığı zaman etrafını yemyeşil bir hale getiriyor. Çayır çimen oluyor. Biz de namaz taatinde olduğu gibi diğer bütün taatlerimizde, tesbihatımızda, zikrimizle bunun faydalarını halb olarak, gönül olarak, yaşantı olarak göstermemiz icap eder. Mesela üç ayları yaklaşıyor. Çok üç ayları geçirdik. Ama bundan ne kadar nasiptar olduk? Ne kadar bizde bunun tesiri oldu? İşte bu düşünceleri. Ilahi korku. Allah'ın vereceği cezayı bunları mütalaa etmek. Tahammül edilmeyen bir ateş. Allah korusun.
Artık haya sıfatında, haya murakabeyle de çok alakalıdır. Cenabı Hak'tan utanmaktır. Bu da nedir? Kalbimizin kalbimizin böyle Rabbımızdan haya etmek, o beni görüyor, biliyor, duyuyor diyerek büyük bir ilahi güzellikler hasıl oluyor. En azından usul ve günahlarımızdan dolayı haya ediyoruz. İkinci olarak vaktimizi israf etmekten büyüklerimizin yaşantısı, halleri, seçkin kimselerin hayatlarını israf etmekten dolayı haya ediyor. Niye diyor benim kulağım uygunsuz sözleri duyuyor. Şu ayağım razı olmadığı Cenabı Hak'tan yerlerde dolaşıyor. Bundan dolayı haya ediyor. Bir üçüncüsü, ehassül has, onlar ise Rabbimizin azameti ilahiyesinden dolayı. Allah'ımıza yakınlık meydana gelince, o zaman halinde de bir başkalık meydana geliyor. İşte bir toprak güzel kokarmış da demişler ki çok güzel kokuyorsun. Gül ile hemdem oldum demiş. Rabbimiz Kuran-ı Kerim'de essamna vehu ve makum eyneme küntüüm.
Siz nerede olursanız olun Allah Celle Celalü sizinle beraberdir. Allah'ımızın bizimle beraberliğinin güzellikleri ortaya çıkacak. Eğer diyor o yakınlığı hissederse o zaman Rabbimizin yüceliğini, sıfatlarındaki yüceliğini, azameti ilahiyesini, isimlerdeki yüceliğini, her şeyi görmeye başlar. O zaman da ne yapar? İlahi korku artar da artar ve utanmaya başlar. Neden yanlış yapıyoruz diye. Evet. Allah'ımızın bizi yaratması, kainatı yaratması, hele bir su kesilsin de bir görelim. Bak Afrika'ya girenler görüyorlar. Yılda bir yıkananları var. O kıtlıktan dolayı, yağışın neyin, olmayışından dolayı saat on bir de avuçlarının içerisine konan az bir yiyecekle günlerini geçiriyorlar. Bir kadın akşam kocasına yemek hazırlıyor. Ne hazırlıyor? Bir ot. Nasıl yenir bilmiyoruz. O otu temizliyor. O otu bir taşın üstüne koymuş taşla. Onunla ezmeye çalışıyor. Akşam kocası geldiğinde ikram edecek. Bu.
Biz nimetlerin içinde yüzüyoruz. Rahatlığın içinde rahatsız oluyoruz biz. Yaşantıları bu. Hayatları bu. Allah'ımızın nimetini düşünürse ne yapar? Haya sıfatı ve ona muhabbet hasıl olur. Sonra ilahi bir aşk meydana gelir ki bu da Rabbi Zülcelal'imizi andığı zaman kalbinde ilahi bir heyecan meydana gelir. Bu tarifi yok. Sümmel üns. Sonra Allah'ımız ile dostluk, Celle Celalü. Ve hüve sükuni ilallahi teala Bütün işlerinde Rabbimize dayanır. Ona güvenir. Büyük bir huzurun içerisindedir. Ne demek Rabbimizle dost olmak? Bir delikanlıyı sevdiğiyle koy bakalım bir araya nasıl seviniyoruz? Bu yok olacak bir sevgi. Sonra gönülde büyük bir huzur Allah'ımız ne takdir buyurmuşsa onda tamamen rıza hali. Sonra yakın ve huvet tasdiku ma irtifa I şek. Şüphe diye bir şey kalmaz kalbinde. Tam teslim olmuş Rabbimize inanç içerisinde. En sonunda da şunu almış.
Ve galen Nebi'yü sallallahu teala aleyhi ve sellem. Cenabı Hakk'a görür gibi ibadet etmek. Eğer onu göremezse Rabbimizin kendisini gördüğünü bilerek taat yapar. Ali Efendimize diyorlar ya Radiyallahu Anh çok hüzünlüsün dostlarımı göremiyorum diyor. Sadece bir özelliğini söyleyeyim. Nasıldı dostlarım deyince rüzgarlı bir havada ağacın sağa sola meylettiği gibi vücutlarında bir hareket olurdu. Bakın büyüklerimizde bunu görürsünüz. Kuran-ı Kerim okunurken. İbadet ve taatinde gayri ihtiyari vücutlarında bir meyil olur. O kendi ellerinde değil, Rabbımızı görür gibi taat yapmaktan dolayı. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.