Suratında, ne sıfat bu sıfatınla kalkıp da andım açıp yüzüme ağ bulsak, beni hayvan suratında benim hatlarıma bakarsan, benim sıfatın fena olur deyip buna da birlikte sağladıktan sonra mahşer yerinde bulunuyor şimdi. Mahşer yerinde defterle, karlar gibi yağıyor. Kimisinin sağından veriliyor müminlerin, kimisinin solundan veriliyor cehennemliklerin. Daima onlar kusur ol gelir. Simsinin de sırtından vurulup dönüşünden çıkıyor kafirlerin. Ondan sonra acaba beni diyor hangi taraftan gelecek, bu da belirsiz Ya Rabbi, ben ne yapayım diyor düşünüyor. Bir türlü şey demiyor geçiyor mizanın başına. Mizan-ı adalete kalıyor, günahı bir tarafa koyulmuş, sevabı bir tarafa. Ya Rabbi ben bunu da bilemiyorum, acaba günahım mı ağır gelecek, sevabım mı ağır gelecek derken böyle bütün bütün alemin içinde annesi hazır, babası hazır, ulemalar hazır, melekler hazır, peygamberler hazır, Allah hazır nazır.
Bu huzurda yerlere geçerim ben ne yapayım Ya Rabbi der. Burada da bir müddet durduktan sonra İnsan iki fırkaya ayrılır. Bir Fırkası Muhammed Aleyhisselam'ın bir fırkada şeytanın fırkası olur. Hacı ve ben bu fırganın hangisinden olurum ona Ya Rabbi? Yani Hacı ve ben bu fırgana şeytan fırgasına mı ayırırlar, cennet fırkaına Muhammed Mustafa fırkaına mı gelin düşünürken bildirildi, ondan sonra ruhaniyeti, evliyaullahı gıpbu cihanın ruhaniyetini, otuz üç piri, otuz dört piri, yani gıpbu cihanları Muhammed Mustafa şöyle üç adın kadar ileriye oturmuş gibi, Hadis-i Harun Sultan da şöyle Ümmü'na oturmuş gibi, sağından sıdtığı gazan başlamış, böyle sıdtığı gazan, Selman-ı Paris'i, Caferi Saadet, Abdul Hale, Gümüş, Duani, Yusuf, Feemedani, Muhammed Baba, Simaslı, Emir, Kla, Şahin Nakşibendi, böyle çevrini çevrini bayrak silsilesini okuduğumuz buraya kadar Hac-i Ezhel Efendimiz'i getiriyor.
Yarım ay, yarım ay diyor şeklinde dutum diyor. Efendimiz şimdi öyle haber veriyor diyor topbaş arkadaşımız. Ondan sonra Ya Rabbi diyor. Şimdi Ya Rabbi diyor. Füzat-ı ilahiyyemi, feyzik-ı ilahiyyemi Muhammed Mustafa diyor ya Rabbi. Oğlu ona döküldüğünü görüyor böyle. Ondan sonra Sıddıyka Alsam'ın oranın koluna geliyor. O koldan geçiyor Selman-ı Farisi'ye. Otuz üç piri kırılanarak Hacı El-Fatiha Efendimiz'den laf kutlı canımızın kalbine dökülüyor. Yokülüyor ki, uyku yüksek konuşuyor. Dünyada olduğu için yüksek bir yerde depo gibi oluyor. Üssü tarafından bütün dünyaya, yani bir Türkiye'ye riayet bütün dünyaya yetecek kadar Allah'ın tüy zatı pek bol, pek bol, şey böyle kendi evine aldığı, aldığı su musluğundaki bir melek kız adı verdim mi, şaş, şaş. Çünkü falzıklı su olduğu için kalbini bir çarşıdan alınan sirke paslanıyor var ya, beyaz. Onun gibi, boş bir tekne gibi derdi babam.
Tepemiz diyor ki bu dünyanın yarısı kadar geniş tutun. Böyle geniş tutun. Rabıta bayrak ölümün altısını on, on beş tane daha girdim. Ona Efendimiz der ki yarım saat, kırk beş tane daha, bir saat kadar böyle ne kadar tutabilirse o kadar fayda var. Çünkü bu dersimizin şimdi en fazla lezzet alacağınız yer rabıta. Bilirsiniz, yüksek yaptığın halde oradan geliyor lezzet. İşte maden orucu bulunmuş demek orada. Daha çoğalttığımız, daha çok azlının çoğalacağı belli. Kalem kadar kurşun bulduğu anda ileride gölü var bunun. Efendi Hazretlerinin karşısına böyle oturuyor, muşluğun da açmış, şav, şav, şav, şav, şav, şav. Şu göçleri kabardığını duyuyor, böyle kabardığını duyuyor. Kalbi de böyle oluyor. Efendimiz Muhammed Baba sinası Hazretleri yok. Muhammed Masum Hazretleri diyor ki, zikimden daha çok tesirli letaiflerin üzerinde şey diyor rabıta diyor. Biz geçirin, biz geçirin diyor.
Ondan sonra zikre devam edersin Bu letaifleri pek tahrik eden rabıta yani aynı cezveyi nasıl tencereyi, nasıl çaydanlığı, hava gazının üstünden koyuyorsun da durukadar durukadar kaynamaya başlıyorsun. On indiriyor, öteki birini koyuyor. On dakika kayna diyor. Tassıklığı ateş var. Mutlucağının tassıklığı bir ateş olduğundan gazbi ruhu, sırrı, hapayı, ahfaiyi, nefsi, ditu büluzü sultanı tümanları veriyor. Hemen nefis vaka geçiyor adam adam. Bir haftada bütün lataife geçeni bilirim ben Babam, babam beş günde geçmiş Hacı Hüseyin Efendi hocamız beş saat geçmiş sindir. Bir haftada geçen var. Senede bir pezevrahahi geçemeyen var. Senede bir pezeviğini geçen var. Bu kanadın, hızlı, iştahlı çalıştığımızı çenesi, meyvesi. Elime kuvvet verelim oraya. Bir insan mahsulunu sulayamazsa iyi de benden ineceğim.
Bende iyice tutar, ağızlıkları iyi yapar suyu iyice yedirdin mi bir ağızlık suya iki ağızlık su verdim mi ne eder? Salat olsun sağa sola yetmiyor. Başta bir solukta tapanlar tapanlar gider. Fazla da olmuyor olmaz. İşte kararı hiç tembih diyor efendimiz yirmi beş otuz lira böyle olsun rabıta olmalı. Bir saat olursa daha iyi kitapların tarifi böyle. Rabıta da böyle. Zikretasın namazdan sonra Allah Allah der. Bir şey olmaz yavru gibi dost musun Ya sen, acele edeceğim diye Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah o dini yeteceğim diye. O da hem aceleden ol diyor. İleriye gitmedi, yani acele acele bir bağ, debsen ne var? Ne eder? Bir araya vur, bir araya vur. Ondan sonra verilen evradı olan Lessai Celal'la rabıta bitti mi? Ters bilmem Allah, Celle Celalühü ala alihiah, Allah, Allah, Allah Daha dilimdeyse yalvarıp kalbimden ne de değer ise kalbini oradan okuyor gidip dini kalbe Rab diler.
Dini kalbe Rab diler. Allah'ın da azabını, büyüklüğünü düşünür. Allah Allah Allah Allah değil mi? Allah Allah Allah, Allah, Allah, Allah, kalp hatrına oldu mu kat dayanamaz, biraz dedim mi kalk oradan dik dik dik bakmaya başladı. Şimdi o atmazlar yatarız biz kafamızdan okurmuşsun öyle Yani tamamen dersi yetsin de ne olursa olsun. Böyle olur da ondan olmaz. Yoksa biiznillahi teala beş yüz ilki ders verilirken alevsa celal verilir. Hemen o adam kopuşup gelecek diyecek ya hemen. Yani aynı şeyden, doktora kopuşup var değildir. Sizin verdiğimiz o şuruptan istifade etti bizim hassas deme. İstifade ettim deyip biraz daha ilave edeyim. Efendi biraz daha ilave edin o zikrinla şifa avluk olur. Azgın şifasız yıkılla yapmadığı için ağırlık geliyor. İçtikçe gurbetleştireceğim. Belli. Yani mide hasta ve ondan dal yağ yiyemiyor.
Mide iyi olacak olsa balı yedin mi yağ yedin mi böyle kapan dönüyor, görmüyor musun hastaneye olursan? Ama sıhhatli bir adam, afiyetli bir adam. Balnı yiyince mide de oh 0. Çok da işine görmüyordunuz. Çok hoşuna girer, patlalar nehir, lezzetli gelir. Hasta yiyebilir mi? Hasta yiyemez. Hastayı celalını hasta falan çekemez. O beş yüz reçete mi yolunu kalır. Ama beş yüze beş yüz daha ilave etti. Bin oldun mu tatlanmaya başlar. Bine bin daha ilave ettin mi daha tatlanır. Çünkü şifa daha çok geriyor halde. O içindeki olan hırsını, tamamını, fuhuluğu, adavetını, kerini, buzunu, riya Müslümanını görüyor. Yani böyle yüzüme beni vasfeden diyor Hasan'ı bassa, yüzüme ateş atsa daha hayırlı. Yüzüme kusurumu bulup da söylediler mi çok rahat oluyorum diyor nefis söylüyormuş o zaman. Bazı arkadaşlar öyle şey verilir bakarım yani kusuru. Eldirmeden söylesen hiç anlamak kimse Desem dede istemiyor.
Nefis çünkü çalsan. Ölme istemiyor ki, gülmek istemiyor. Anca bu kardeşlerimizin izlerini yükletle, hayatlarını yükletle, sohbetlerine gelmekle bizim diyor, taridatımız sohbet tarıydı, sahabe tarıydı, sıddık tarıydı, ağızdan tarıydı, sahabe tarıydı. Peygamberimizle sohbet ettiler. Öyle derece nail olurlar. Demek ikindi de mi yetmiyor? Efendimiz bunu bak bize lazım olduğu için misal veriyor, diyor ki demek ki diyor ki, iki oğlun yetmiyor mu, kaynatamıyor mu üstüne yapılan tencereyi diyor. Azındık Şila ilave edin oğlum, dört gün olsun. Dört gün yastığa cahil olsun. Son bazalamın kalbi atı olur, selüp de olur. Günahı da esilen çok olur, kalbe tersine süney verir. Son yine giyersin efendim, dürtümüzü okuyorum yine. Dışarlat şeriatı şimdi iyi bir ara ailesinin efendim veresi kanunca mı olmuş, şeriat camı olmuş, pangadan para almış mı almamış mı? Pangadan para alanla parasını bozdurmuş mu?
Efendim bozdurmuş mu? Pangadan parayla alanın eline gitmiş çay filan içmiş mi? Böyle iyice sorun etrafını bu yirmi dört gün yastığa kenar okuyor da kalbine yatay toplamıyor ayağa kalkıyor. Mutlaka bir haram gidiyor içerisine. Haram gidiyor. Diyor Şahin Nakşibi belni efendimiz oturmuşlar şöyle yemek yiyecekler. Yemeyin efendim yemeyin o yemekten demiş. İyi yemeyelim Hızır Aleyhisselam gelmiş. İyi yemeyelim ya Hızır demiş. Onu biçilen kardeşimiz tekkenin yemeğini bürün. Allah hatırından çıkarak karıştırmış da gafletle bir şeyler yemekten gaflet gelir. Aile onun için intisablası olur diyorum ben size. Efendim buradan olayım diyerekten düşünerek, ondan sonra Allah'ım diyerekten bir şeylerse o nimet abi, vefayı işleri çalıştırır, İnsanı iriliğe alıştırır. Böyle bir gün yemek yiyecekler. Demiş, bununla yemeği bunda zerre kadar haram var. Haram var demiş bu yemekte.
Bizim nakşıtarıyız bir günde, üç günde olmazsak kırk günde yevmiyeler insanı. Her tarafının pertimini iyi alın, Yani her tarafını yani haram umeyin, yalan söylemeyin, gıybet etmeyin, dersinize devam edin, ihvanlarla görüşün, başta kimseyle görüşmem. İyi ki tertibine riayet edin ki, Üstümde olmadı mı? Muhakkak noksanı var. Yemesinde, içmesinde, giymesinde, elbisesinde haram bir şey bulunuyor. Böyle olunca efendimiz dört bir de mi olmalı diyor, olmadı öyleyse diyor beş bin yapsın diyor. Öteki tarafını kontrol edin. Biz onlara bir aşı vurduk diyor. Yani bir aşı vurduk. Her ihbana ders verdiğimizde bir iştah efendisine gelir gelir duramaz biri. O işte, yeşer dilomen oluyor diyor. Tutar diyor. Çünkü usta çok değil. Bazısını vuruyorlar, iş tutmuyor, kuruyor, bile kuruyor. Bazısı adamı dikleyip bostan çıkmıyor, çok derine düşürüyor fasül kaynayı.
Utkucan'ın diyor, bizim abdest fasülye'den Handha diyor, kalbe diyor. Bir adama ders verdin mi, sen verdin mi vereyim diyor. Üsif arasında yatan diyor. Nereden lezzet alınır diyor. Sonra lezzetli kesmiştir. Nereyi kestiniz diyor. Bak misal geliyor. Şu diyor bir billaha aşılanın diyor. Şu eskiden eşki elmayı ve ay alması yere buraya gül elması haşlanın bal alması, dalar mı da haşlanın. Bu bahar mı ne? Amasya alması haşlanın, garip olur. Tutarız diyor. O aşıladığını gelir o. Yirmi bir milyon hat seneli ihvan da diyor. On senelik tarikata gibi niye inmiyor hiç meyve? Efendimiz diyor ki öyle söylüyor o bilekte kendi tabiatındaki, kendi tabiatındaki fidanlar gömermiş. O bizim aşımızın altından hırsı da tamama da tövert, husuması da tövert. Böyle ahlaksızlıklar divermiş. Onu eliyle yolacak diyor, müdafaa edecek. Kardeşim benim mısırımı Allah'a seversen bana söyleyin yahu diyecek.
Bizim eskiden Kuranlarımız böyleydi. Laos havuz, Turdoğulu Mehmet, orada Keleş Abdullah, Dil, Havuz, Sami Hocar filan çoklarını fazla affılsa böyle babam şimdi kimi huzur görür de söylemezse huzur-u ilahiyyede yaha dava sildirdi babam. Bende ne olur kusur? Efendim şu tettağı değildir mi? Arıkırım ben diyor. Hep böyle alıştırmıştı bizi. Halil yavrum sen şu şekilde hareket ediyorsun diyeceksin. Sen adaletsizsin diyeceksin. Ama o senin usulun ölürse dinleyecek o zaman. Çünkü nefis bir hataya kalkar o zaman. Git seslenmeden evet kardeşim, ben bu hususta bu söylüyorum. Allah'ım resulullah. Merem deriz ben bu adalet ediyor. Edeceğim. Sen para hususatında lekelisin kardeşim diyeceksin. Plan adam lan paranlıyor planla veriyorsun onların paraları. Pandal ile neyin anısı. Evet efendim. Allah razı olsun. O da bir usul duruyor sen de.
O zaman demeyecek onu diyettireder, bir hafta beşten sonra orayı öteye kardeşlerim diyeler. Aynı tozay bastığında tır nasıl ayağın altında yazıldığı gibi yıkman yazıldın mı diyor. Olur o zaman diyor. Babam bize çok tembih etti. Şu kitabın yüzü demirden çocuk ulan. Hişt, hoş yok demirden diyor. İhman'ın biri diyor böyle. Hayır efendim, bu baktın kağıt. Kahkül kağıt. O kağıt dinleyeceksin diyor. Bir hatta uzun uzun bir kağıt bula. Hayır hayır demir diyor. Bu demir dediğine kağıt dinleyeceğin nefis böyle gidecek anca diyor. İhvan böyle olacak. Sen iyi biliyorsun, ben iyi biliyoruma gittim de öldüm diyor. Bu cidal muaraza doğar. Bunlar da zikrin nuru sürer girer. Zührin nuru. Ondan sonra efendimiz o ağacı eğer diyor altındaki dersten sonrası ahlakları darlaştıysa dersleri eğlenelim. Dersler eğilerek. Nar sahibi kesecek, ben vari kesmeyelim diyor. Açların yiyelim diyor.
Sonra haritası aşkla gider diyor. Sonra eziyeti niye ediyorsun bu kadar konuşturuyorsun mesele? Dur, bu elinle keseceksin onu. Bizim diyor, attığımız diyor, bir diyor fasulye tohumunu, domates tohumunun etrafından baksan ki sarmaşıklar, ondan sonra çoban çökerden çakırt dikenleri filan, her türlü orsalık filan, çeyizlik otunu hep çıkartıyor. Azıcık gendinin kürkü bozulmayacak kadar domates çıkmış çünkü böyle fasulye. Hemen cam rafından yarım keseri ayar var. Yarım yarım çünkü onların da kötü zayıf o zaman. Gördürürdürürdürürdürürdürürdürürdürürdür Gel, genç geldiğinde bu han bir daha kalkmış dolan. Neden bu kalktılar? Neden baksın biraz oğlum bilmiyor olduğumu adamın. Ebradımdaki, hırslı, tamahı, fukulü, adaleti, kini, kuzzu, riyayı çapala, oğlum olsun diyor. Onlarla birinden büyütmeye gerek zikrini yavrum diyor. Efendim diyor, belli değil. Benim yatayım çalışmıyor. Sahihati diyor.
Baktım diyor bir hurma yetmiyor sabahları. Beni yatsın ayak vurum diyor. Sıhhatimiz hurmadığından vuruyor kalbi. Yersi hem bir de akşam çekin bir de sabana çekin bir de akşam çekin diyor. Muaz'ın işi darp çektirdiği oluyor. Yamanlardan sökemediyse ilk taraftan çalıştırıyor. Bir de bakarsan o yekan fazla hep çıkıyor bir yüzünle. Yani dövüldü sonra Allah rızası için oluyor. Böyle kararsız olan anlaşılmasın. Bizim yapamadığımız ondan sonra affedersiniz, udlucanımızın, udlucanımızın attığı fasulye tohumunu büyütmemek, bitirmemek o torba hakaret. O domatesi büyütmemek ona hakaret olur. Yani otlar sararsa bir sözü fasulye alabilir mi? Doğru söyle ya Adilime. Alamam. Allah hep etrafını öldürdün. Femli rabıta gübresiyle gübreledin. Zikkuullah şifa olup suyuyla sulanın. Bir aç dene be buraya ormandan getirdin, sevipten kestim.
Yani uzun üç beş bulaş bulaşlık dört beş metre yani üç dört metre yani üç metre iş değerliyse oraya bir keşfe, bir kestane böyle fasülye ona sarıldı gitti iştahı çünkü fenlü kıbleyi yeni rabıtayı zikullah şifalı konuşup ettim. Nefsine mücadele, istiğfar çapasıyla çapalanır, ihbarlarla da hurbah bir yer olur. Tanıatınız olsun Tek bir fasulyenin sapından bir pencere yemek olacak kadar fasulye toplayan oluyor. Bunu söylüyorsunuz, diyorsunuz ben. Yüz tane şüphem bin pişirin dişi duyacak kadar da fasulyesini mahveden oluyorum. Bak, nasıl anlıyorum da şöyle t-t-t-bir bacımızdan oluyor uzun uzun sürüyor otların altında bir şey kızarıyor otla bilmem elini temas ediyor. Buna ne olmuş da bu hiçbir şey yememiş ilahi bitince e golüyom efendim şu otları, bu otlar, hursalıklar, filanlar tacayı vermiş ondan daha kuvvetli çıkmış ondan olmuyor bu.
Hemen o zaman olsun onları diyor, gördüm son yaşınızda olursa da o yani bize yaklaşmış ama bir kat döndürün yeniden oraya pembe gübre derim su verin su verin. Bakacaksınız dağ ır murak atacak düz domatesleri yumruklar gibi bitecek. Haldırla vardır gibi bir haldır topluyor alan. Bir türlü pumadis kökünden, bir çubuktan bir hel dolusu üzüm alanlar oluyor. Ama on çubuktan bir hel almayan da var. Ya bu resmen bakılmamış, baharın defilmemiş, kuzün defilmemiş, ikilik ikilemeler defilmemiş, gübresi atılmamış, suyu sulanmamış, diğeri de çep vermiş kalmış. Birçok da üzüm vermişmiş ama büyümmüyor. Bunları hep mi saldırdınız ve canımızı diliyle veriyorum ben size. O söyler bunları. Bize ta Adana'ya gittiğimizde bu yıllardı. Şimdi hatırıma geldi. Bizim bile en büyük kusurumuz eski pavyatımızdaki dalları büyüttüğümüzden oluyor. Size duyuyoruz, biz kendimize duyuyoruz.
Allah bizi ve sizi ve bütün ihvanımızı da bu yolda mahrum olanlardan bırakmasın. Halimize Zülcelal al şu innibazlarımızı açarak