Bir İnsan, Bir Hatıra. Mahmut Sami Efendi'den Hatıralar. Kalbini ihya eden ölmez. Bir ömür maddi manevi kardeşlerinin hizmetinde geçiren, Konya'da güzel insanların yetişmesine vesile olan, aşk ve hizmet insanı Merhum Doktor Hulusi Baybal Abi'nin Altınoluk Mecmuasında yayınlanan hatıraları. Büyük Mürşid Büyük İnsan Mahmut Sami Ramazanoğlu'nun İstanbul'a ilk teşriflerinde biz de talebeydik. Bayezid'de Soğan Ağa mıntıkasında Doktor Ali Kemal Belviranlı'nın hanesinde misafir olmuşlardı. Kendilerini ilk görüyordum. İlk sohbetlerinde bulunuyordum. Sohbetleri kalp ihyası ile ilgiliydi. O günlerde Soğan ağa Camii'nde sabah namazlarında görüşüyor, akşamları da sohbetlerine iştirak ediyorduk. Bir gün gönlümde iki isteğim vardı. Biri imtihan için dua, biri de intisap etmek arzusuydu. O günün akşamı huzurlarına girdim.
Benim gönlümden soracağım ve halledilmesini istediğim intisabım birlikte olan altı meseleme ben daha hiçbir şey söylemeden şu işler şöyle olur, bu böyledir. Bugünlerde imtihanınız da var, Allah muvaffak etsin diye dua ettiler ve bizim dersimizi de o gün tarif ettiler. O tarihten itibaren otuz beş seneye yakın bir zamanda bu sultanla ne münasebetler olmuştur, bunları anlatmakla bitmez. Bu büyük zatın varisi Feyzi-i Muhammedi oluşunu her türlü davranışlarında görmüşüzdür. Karşıdan görenler dahi onun bu halini tespit etmişlerdir. Mesela umumiyetle yazılarını kurşun kalemle yazarlardı. Kalemi açtıkları zaman o kalem parçalarını katiyen bizim gibi yere atmazlardı. Bir kağıdın içine güzelce toparlar ve onları yazı mukaddestir, yazıya vasıta olan kalem de hürmete layıktır diye ayak değmedik bir yere bırakırlardı.
Hakeza yazdıkları yazılarda herhangi bir silinti yapmak icap ederse o silintilerin içinde dahi belki dini mefumlar, mukaddes mefumlar, kelimeler diye bu yazı silintilerini de bizlerin yaptığı gibi üfleyerek sağa sola dağıtmak yerine bir kağıdın içine toparlar, onu da yine münasip bir yere koyarlardı. İşte bu İslami edebin, Rasulullah'a uyum halinin en güzel örneklerindendir. Bir defacık olsun bağdaş kurduğunu görmedik. Tek başına kaldığı zaman da binlerce insanın karşısında sohbet ederken de hep iki dizi üzerinde otururdu. Neden? Çünkü onlar, her alıp verdikleri nefeste Allah-u Zülcelal'in huzurunda bulunuşunun idraki içinde olduklarından, halleri şahıslara ve insanlara göre değişmiyordu. Daima abdestli olduklarını müşahede ederdik. Konya'da evimizde bir sohbet dönüşü gelmişlerdi. Yatsı namazı kılacaktık. Namaz için abdest aldılar. Sonra istirahate çekilirken tekrar abdest aldılar.
Çünkü abdest üzerine abdest nur üzerine nurdur. Buyrulmuş hadiste. Bu sultanın yaşantısında sünnet-i seniyyenin tam tatbik edilişini ve gerçekten Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bu asırda yaşayan canlı bir misali olduğunu bu şekilde görüyorduk. Hakeza yemek yerlerken her lokmayı ağızlarına götürürler. Besmele-i şerifi ve her lokmanın yutumunu müteakip Elhamdülillah dediklerini yanında oturanlar aşikar görürlerdi. Kalp eğitimi ile ilgili olarak insanın bir sureti, bir de sireti vardır. İnsan siretiyle, kalbiyle insandır, kalıbıyla değil. Kalıp olarak ahsen-i takvim olarak halk edilmiştir ama bu ahsen-i takvim oluşu kalbinin ihyasına bağlıdır. Kalbinin Mevla'ya ve oradaki iman neşesinin tam manasıyla yerleşimine bağlıdır, buyururlardı. Kalbin tedavisi için beş şey vardır. Bir, Kuran manasını düşünerek okumak. İki, Açlığa riayet etmek. Üç- Allah'ı çok zikretmek.
Dört- Seher vaktinde Allah'a tazarru ve niyazda bulunmak, gece ibadet etmek. Beş- Salihlerle oturmak. İlk hacımızda Medine-i Münevvere'de Arif Hikmet Kütüphanesi'nde sohbet buyurmuşlardı. Sohbetlere o zaman çok daha dinç, enerjik, heyecanlı oluyordu. Bir sohbetinde iki dizi üzerine gelerek ayağa dikilip insan ölmez, insan ölmez, insan ölmez, ölen hayvandır, ehli zikir ölmez, kalbini ihya eden ölmez buyurmuşlardı. O sohbet bugünkü gibi hala kulağımda çınlar. Babamızdan, annemizden göremediğimiz şefkati gördük bu sultandan. Ama bu şefkat iki şeye bağlı. Malum ya, bu yolun iki esası var. Biri teslimiyet, biri de muhabbettir. Mürit teslimiyete ne kadar ileri giderse, o teslimiyete nispetinde muhabbeti olur. Muhabbette ne kadar zirveye ulaşırsa, o nispette teslimiyeti olur.
Bu teslimiyet ve muhabbeti nispetinde de o Allah dostlarının evlatlarına karşı büyük bir şefkat ve merhamet, büyük bir kucaklayışı aşikar olarak hissedilir. Bunu anlatmak mümkün değil. Bunu yaşamak lazım. Mahmut Sami Efendi'den hatıralar. Bir İnsan, Bir Hatıra.