Maddi ve Manevi Hayatımızda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve İslami Esaslar
Maddi ve Manevi Hayatımızda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve İslami Esaslar kaydında Gerek maddi olsun gerekse manevi bütün görevlerimizde dikkat edeceğimiz hususlar. Yalnız burada bir yanlış anlaşılma var. Maddi ve manevi dediğimiz zaman hepsi aslında İslam'ın esaslarıdır. Onun dışında bir şey yok. Bu tasnif yapılmış ama gerçekte ashabimle dünyada ahiret de Allah'a ait. O zaman dünyevi, uhrevi ayrımı biraz mütalaa…
Maddi ve Manevi Hayatımızda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve İslami Esaslar ne anlatıyor?
Maddi ve Manevi Hayatımızda Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar ve İslami Esaslar kaydında Gerek maddi olsun gerekse manevi bütün görevlerimizde dikkat edeceğimiz hususlar. Yalnız burada bir yanlış anlaşılma var. Maddi ve manevi dediğimiz zaman hepsi aslında İslam'ın esaslarıdır. Onun dışında bir şey yok. Bu tasnif yapılmış ama gerçekte ashabimle dünyada ahiret de Allah'a ait. O zaman dünyevi, uhrevi ayrımı biraz mütalaa…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Gerek maddi olsun gerekse manevi bütün görevlerimizde dikkat edeceğimiz hususlar. Yalnız burada bir yanlış anlaşılma var. Maddi ve manevi dediğimiz zaman hepsi aslında İslam'ın esaslarıdır. Onun dışında bir şey yok. Bu tasnif yapılmış ama gerçekte ashabimle dünyada ahiret de Allah'a ait. O zaman dünyevi, uhrevi ayrımı biraz mütalaa edilmesi lazım. Halbuki dünya da ona ait, ahiret de ona ait. Biz diyoruz ki dünyevi olarak şöyle, uhrevi olarak şöyle, bedeni olarak şöyle, ruhi olarak şöyle. Bunu evet tasnifi yapalım da şunu gönlümüzden hiç çıkarmayalım. Bedeni dediğimiz nedir? Mesela, elbiseni temizle. Bu temizlik imanın gereği değil mi? İslam'ın gereği değil mi? Elbette. Mesela cuma günü gusül abdesti almak nedir? Bir sünneti seniyyedir. Efendimizin adeti, Muhammediyyeleridir. Salyangoz aleyhisselam. O zaman buna nasıl bir bedeni deyip İslami tabirin dışında kullanabiliriz mümkün değil.
Mesela tırnağımızı kesmek bedenle alakalı. Bu tırnağımızı kesmek, buyuruyor aleyhissalatu vesselam vermesin. Ebu Hureyre hazretlerine uzayan tırnaklar üzerinde şeytan oturur, tırnaklarını kesmiyor. Bunu yapmakla birlikte bu bedenin temizliği, mesela bıyıklarımızın, dudaklarımızın üzerine inmemesi icap eder. Bıyıklarımız aynen kaşımız gibi sakallarda malum uzatılır. Onun da ölçüsü var. Bir kabza denmiştir. Hep bunlara haber verelim. İşte bedenin temizliği, hadesten taharet, necasetten taharet, elbisemizin temiz olması, ibadetimizde taatimizde seccadenin temiz olması. Bunlar dinimizde bize bir kuraldır. Bir de bunun yanında nedir? Ruhun temizliği. Bu da dinimizle alakalıdır. Nefsini ıslah eden kurtuluşa yönel, ile nefsini ıslah etmeyen, Allah korusun helake gider. Demek ki biz bunu çok iyi anlamamız icap ediyor. Mesela dünyevi diyoruz.
Şimdi memleket olarak, bulunduğumuz çevre olarak daha ziyade zirai işlerle uğraşıyoruz. Diyelim bunun yanında bakkal olanı da var. Bir marketi var onu çalıştırıyoruz. Bunun yanında bir memurdur, bir iş yerinde çalışıyor. Bunu biz, bir memursa, bir işçiyse, bir fabrikada çalışıyorsa işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever buyuruyor. İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever. Dünyevi işlerimiz pek çok, onunla biz evrak ezkarda meşgul olamayız sözü çok yanlış. Bunların hepsi ibadet, Bunların hepsi bize ecir ve mükafat kazandırır. Nasıl tarif edeyim daha nasıl söyleyeyim? Ayrımı yok. Mesela diyoruz ki ilimleri tasnif ediyoruz, sınıfları ayırıyoruz. Diyoruz. Farz-ı kifaye olanlar, farz-ı kifaye olanlar bir de farz-ı ayıl olan. Farz-ı kifaye nedir? Farilimdir, işte astronomidir, matematiktir, cebirdir, geometredir vesaire vesaire. Hendse, usturla, eski dille söylüyorum fizik, kimya vesaire.
İlim dalları. Bunların hepsi İslam'ın içerisinde de dışında değil. Bir de farzı ayn olan ilimler vardır. Namazımız, orucumuz, haccımız, zekatımız, cihadımız, tebliğimiz, davetimiz, iyilikle emir, kötülüklerle nehyetmek, Allah için sevmek, Allah nefret etmek, Allah için sevmek, Allah için buğz etmek, bunlar hepimiz için gereklidir. İşte farz-ı kifaye edindiği zaman, bir kısım insanlar yaptığı zaman bizim üzerimizden vebal kalkıyor. Bunların hepsi İslam'ın ölçüleri dahilindedir. Mesela akli ilimler diyoruz, nakli ilimler diyoruz. Nakli ilimler dediğimiz, tefsirdir, hadisdir, fıkıhtır, kelamdır. Akli olanı da biraz önce saydıklarımızdır. Bunlar birbirlerinden hiç aile değil. Birbirlerini tamamlar. Diyelim ki biz ruhumuzun eğitimiyle meşgulüz. Ruhumuz kullileşsin istiyoruz. Bunu biraz genelleştirmek istiyorum. Gerek dünyevi işlerimizde bunlar ama söylerim temelini oturttum.
Gerek uhrevi işlerimizde maddi manevi bunlarda hep dikkat edeceğimiz hususlardan birisi, kalbimizi ihya etmektir. Çalışıyor adam da işine hile karıştırıyor. Ya sen bir yerde çalışıyorsun, oradan güzel maaşını alıyorsun, geçimini sağlıyorsun, işimizi düzgün yapacağız. İşimizi düzgün yapabilmek için ne olacak? Ahlaki bir eğitim istiyor. Mesela bazı iş kurumlarında diyorlar ki ben bu kimseyi katiyen terk etmem. Çünkü bizde beş on senedir çalışıyor. Biz bunda hiçbir hırsızlık gibi, hilekarlık gibi, yanlış bir muamele görmedik. Hatta fazla bile çalışıyor. Eğer sekiz saatse on saat bile çalışıyor, bunu terk edemez. Neden? O bir eğitim görmüş, o bir ahlak sahibi olmuş. Güzel ahlak sahibi olmuş. Bu bütün vazifelerimiz de önemlidir. Bir muhtar için de önemlidir. Bir aile reisi için de önemlidir. Artık birimler olarak en yüksekte en tepede bulunan kimseler için de nedir önemlidir.
Çünkü Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem din temizlik üzerine kurulmuştur. Buradaki temizlik sadece dış temizliği değil, aynı zamanda iç temizliğidir. Başka bir Hadis-i Şerif'te de köpek bulunan eve rahmet melekleri girmez buyuruldu. Kalbi bir eve benzetelim. Bu eve melekler gelir ama gazap, kin, haset, kibir gibi kötü huyları, havlayan köpek kabul edelim. Böyle azgın köpeklerle dolu eve rahmet melekleri girmez. Allahü Teala ilim nurunu kalbe melekler vasıtası ile akıtır. Rahmet meleklerinin girmediği kalp ilimden mahrum kıl. Ama çok büyük bir ilim sahibi. Ta zayi eder. Birbirini zayi eder, boş işlerden harcamak suretiyle. Eğer bir terbiye olmazsa bir eğitim olmaz. Bütün gücünü, bütün gücünü yaptığı işe de verilmelidir. Yani yarım yamalak yapmamalıdır. Bazen görüyoruz ya, bir bina kuruluyor alelacele. Ne demiri bir ölçü içerisinde, ne çimentosu, ne kireci neyse artık.
Bugünkü ölçüler dahilinde nasıl izah ederseniz, ne temellidir, ne yapısıdır, ne boyası, ne cilası, ne kapısı, ne penceresi, ne döşemeleri. Eğer, panel acele yapılmışsa, üstünde durmadan ne olur? Mutlak bir gün yok olacaktır. Mesela ucuz olsun diyoruz, üçüncü bir malzeme kullanmıyoruz. Ne oluyor? Üç beş sene sonra tamamen bozulup gidiyor. Bunlar dinimizin bize vermiş olduğu emirdir. Şu tarlamızı sürmede dahi ne yapacağız? İşimizi güzel yapacağız. Tohumumu atarken dahi, bahçenin bakımını yaparken de, ya ben bir aracıyım olsun. O kovanların bakımında gerekli vazifemizde, onun için yapacağımız hizmetlerde de en güzelini vereceğiz. Hangi iş olursa olsun. İstevse adam hasır olsun. Hasırı da örerken en güzel şekliyle yapacak. Bir şoförsa, şoför da onu güzel yapacak. Bir muallimse talihini güzel Her şeyi düzgün yapmak.
Bu yapacağımız işlerde hangi sınıf iş olursa olsun, çeşitli meslek dallarında, başka şeylerden alakayı kesmek. Diyelim ki bir yapıyla meşgul diyorlar ki sen bu evin yapımıyla meşgul olacaksın. Onu belli bir noktaya getirdikten sonra gidiyor başka bir işe. O orada kalıyor. O adam yanıyor dönüyor yahu bu işi yetiştirmemiz lazım. Kış geliyor diyor, yetiştireceğim. Daha benim birçok işlerim var. O geliyor başka bir işle meşgul diyor. O belli bir zamanda bunu tamamlayacak, o işi bırakıyor tekrar bir işe tutun. Ondan sonra başka bir işi takip edin. Öyle yapmayın buyuruyor. İşinizi düzgün yapın. Sağlam yapın. Bu bir ahittir. Bu bir sözleşmedir. Onun mastarı mıdır, astarı mıdır, bir bir vuruyor boyayı, ondan sonra başlamayın işe. Hayır. Eğer bir anlaşma ile olursa müstesna. O işini yapacağı kimseye, ben şuraya kadar yaparım, ondan sonra diğer bir işe girerim müsaade eder misin diyecek.
Bak o zaman ne güzel bir anlaşma ne güzel bir sevgi muhabbet hasıl olur. Birbirine kinle bakmaz, Şiftlakle bakmaya başlar. Ya adama iş verdik ne güzel yaptı. Mesela balkon demirleri o kadar güzel yapmış ki hiç bozulmuyor. Diyelim ki evin karosunu vermişsiniz. İşini düzgün yapacak. Yahu biz suyu açıyoruz, açtığımız zaman bir damla dahi kalmıyor. Hep onun tahliye borusuna düşüyor. Hep tahliye yerine geliyor bir tane damla kalmıyor. Ne yapıyor? Dua ediyorum ben. Ne güzel bir insanmış diyor. İşini öyle bir düzgün yaptı ki. Ama üstün körü hareket edecek olursa bu dinimizin emrine uygun düşmez. Bir hak var, bir hukuk var. Düzgün yapar. Ama adam çabala veriyor. Nasıl yaparsan yap diyor. O da çürüksün. Ama işini güzel yapacak olursa o her zaman takdir ediliyor. Diyor ki bizim hakikaten nevimizde çalıştı biz çok memnun olduk. Size diyor tavsiye ederim.
O her zaman bahtiyar, her zaman huzurlu, her zaman işi rastgele. Yani bir ticaretimizde de yok. Ya ben alışveriş yapıyorum adama bana sakat mal vermiyor. Yani bunun, malın hatalı tarafını göstermeden bana vermiyor. Diyor, evet mallar var elimizde ama bu biraz dekoldur. Bundan da haberin olsun diyor. O takdirle nasıl söylüyor? Ne güzel bir insan diyor dua ediyor. Parasını alıyor mu? Parasını aldıktan sonra bir de dua ediyor. Evinle, ailenle, çocuğunla, çoluğunla, ağız tadıyla yemeğini Bizim dinimiz bu. Adam diyor tesbihatını yapıyor. Fakat namaz da kılıyor ya, git diyor aman aman onun ticareti de işinde gücü de, alışverişi de, alışverişi de hiç düzgün değil. İşte böyle dedirttirmeyeceğiz. Bizim dinimiz mükemmel bir dindir. Yani yaptığımız saatler, biz dünyevi diyoruz ama bunlar da uhrevidir. Bu işleri en güzel şekilde yapmak için. Bir öğretmen.
Yani bu iş üniversiteyi kazanacak, mesela çocuk okullara giriyor, üniversite imtihanına giriyor. Başarması ilkokul hocasının dikkatine bağlı. Eğer ilkokulda bazen sorular öyle de çıkar. İlkokulda gördüğü derslerden üniversite iddiaında dersler soru sormak. O eğer bu yavrular bana emanettir. Bunu en güzel şekilde vatanına, milletine. Şimdi vatana hizmet etmek ne demek? Niye dinimiz demiyorsun? Vatanına, milletine hizmet de dinimizin emri de onun için demiyor. Hubbul vatan minen iman olduğu için, vatanına olan saygısı Allah'ımızın bize İsra suresinde vesair surelerde geçen emridir. Müminlere kanatlarını yap budur. Böyle bir anlayışla yavrularınızı yetiştirecek olursa başarılı oluyor. Bu şekilde. Bütün gücünü işine vermedin ve yaptığı işine de asla kibirlenmemelidir. Bir doktorsa, o da sahasında uzman, ya benim gibi bu çevrede hiçbir doktor yok dememe.
Bir beyin cerrahisi öğrencilerine şunu anlatırmış. Bakın çocuklar, eğer biz yaptığımız ameliyatta az bir övünecek olursak, bıçağı yanlış yere değiliveriyoruz. Hemen bir sıkıntı meydana geliyor. Bakın Allah'ımızın bize vermiş olduğu, Allah'ımızın bize vermiş olduğu güçle, kuvvetle, anlayışla, zeka ile, yetenekle bunu yapıyoruz diyelim, Allah'ımıza hamt edelim deyince diyor, çok güzel bir ameliyat hasıl oluyor ve başarıya ulaşıyoruz. Yok eğer kim bilecek olursa yahut dünyada ilk bu çalışmayı tıpta yapan benim diye övünecek olursa, o zaman yanlış yapıyoruz birçok hatalar ortaya çıkıyor ve Allah'ımız razı olmuyor ki birden. Yok ama mütevazi bir şekilde daha iyi doktorlarımız, daha iyi ameliyat eden ehli kimseler de vardır dersek, sevgi oluyor, bir muhabbet oluyor, arada boğuza vesile olan, hasetliğe sebep olan hiçbir dille kalmıyor. Mesela çok başarılıyız.
Sahamızda Bir bahçeyi yetiştirmemizden tutun, aynen bir bahçe gibi, bir fidan gibi yavrularımızı eğitmekte de, vesaire alanlarda da daha üstün hocalarımız vardır, daha eğil kimseler vardır. Biz vardır, biz de Allah'ımızın izniyle bu kadar başarabiliyoruz dersek, sen bir hasıl odur. Diğerinde ne meydana gelir karşısında bir cephe oluştu. Sen böyle mi diyorsun, ben de şu şekilde yaparım diye çıkar. Onlar insanların güzelliklerini takdir ederek, kibir ve benliğe düşmeden işlerimizi yapabilmektir. Hiçbir delil olan kimseyi küçük görmemelidir. Cahil ve aciz bir hastanın mütehasssız bir doktoru kabul etmesi gibi. Biz de yetenekli insanları kabul etmeliyiz. Sonra faydalı olan işlerde bulunmalıyız. Kötü huylardan gönlümüzü temizleyip, faziletlerle süslenemeyeceğiz. Bizim için asıl geçerli olan budur. Temel vardır. Bir de elbette yaptığımız işlerde zorluklarla da karşılaşacağız.
Mesela bir ilim talebi ile meşgulse zorlukları da olacaktır onun. Ticaretle meşgulse elbette zorlukları olacaktır. Belki bir zarara da uğrayacaktık. Ama azmiyle, gayretiyle, çabasıyla, rıstımı helalinden temin edeceğim düşüncesiyle çalışır, bir başkalarını da kötü görmeyecek olursa elbette başarılı olacaktır. Hiç şüphesiz her işin kendine mahsus da bir zorluğu vardır. Mesela bizim beraber okuduğumuz arkadaşlarımız vardı. Beraber okuduğumuz arkadaşlarımız vardı. Hasretliğe dayanamadı, şefip gittiler. Ben dediler, dedi gurbette durmaya tahammül edemedim. Ve başarı hasıl olmadı tabi. Her işte belli bir noktaya gelince, tamam. Halbuki deniyor ki, ya okulu bitirdiğin zaman sen şu yabancı dile bir ağırlık ver. Alanına göre, kabiliyetine göre bir mesleksek, diyor. Zorluklara karşı göğüs germemiz icabında. Ve bir de burada İsra suresinin bir Ayet-i Celile amaçlı.
Sizi ilgilendirmeyen işlerle de uğraşmayın. Ya sen nesin? Sen bir tıp işiyle meşgulsun diyelim, doktorsun. Ya bir başkasının işiyle uğraşmasın, uğraşacaksın. Dedi ki kardeşim aman ha insanlığa faydalı olanın. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz, sizin en hayırlınız insanlara faydalı olandır, aman faydalı olanın. Karışma için. Bu ne meydana getirir? Bu husumet meydana getirir. Bu düşmanlık meydana getirir. Dua edin. Ve karışmaya da hiç gerek yok ki. Mesela biz adet olarak kardeşlerimizin buna şahit olması da lazım. Mesleğini sorar önümüze gelen, ruhumun eğitimi için, ben de bir ıslah olmak istiyorum, irşad olmak istiyorum dediğinde, aynen bir eczacı gibi, işte onun ilacı şudur, istihbar-ı şu şekilde okuruz, tevhidi, salatü selamı, şu tarzda okuruz diye tavsiyelerde bulunur. Ama bunun dışında işine karışmak asla caiz değildir. Katiyyen caiz değildir. Bunun kadar çirkin bir hareket yok.
Dua et. Eğer varlıklı bir insansa dua et. Çünkü onun eli altında birçok insanlığa faydalanıyor, istifade ediyor. Mesela bir i̇ş yerinde yirmi beş bin kişi çalıştırıyor. Çalışmayacak olsa ne olur? Görüyoruz iflas eden ülkeler var. Hep huzursuzluklar meydana gelir. Hani memleketin huzuru da meşguliyetiyle. Herkesin bir alanı var, çalışması var, bir çabası var. Zaten evine yorgun olarak düşüyor. Helal rızık teminiyle yatağına yorgun olarak girmesi de o kimsenin affına vesiledir küçük günahları. Mağfireti o, bunlar tatsız işler, biçimsiz hareketlerdir. Bunu düşük insanlar yapar. Ve biz başta niyetimizi düzelteceğiz. Hem dünyevi işlerimiz diyoruz, hem de uhrevi işlerimiz. Niyetimiz düzgün olacak. Cahillikten kurtulacağız. Sonra insanlara faydalı olmayı düşüneceğiz. Diyeceğiz ki bu mesleğimle memleketime daha nasıl güzel ki, Allah'ın rızasını talep etmek olduğu hatırımızdan hiç çıkmayacak.
Yahu benim arzum Rabbimin rızasına gelişmektir bu yaptığım işle diyebilmek ve öğrendiğimiz mesleğimizi de en güzel şekilde icra edebilmek. Biraz önce dediğim gibi üstümüze lazım olmayan şeylere de karışmamaktır. Kardeşim o benim alanım değil. Mesela bir aile hayatı, ya ben onun ne karışısıyım ne kocasıyım ya ben. Bilmediğim işi ne karıştıracak. Karı koca arasındaki münasebetlerdir diyebilmek. Eğer bir yanlışlık varsa biz bunu kardeşlerimize de diyoruz. Bunu kendisine duyurmadan, aranızda müşavere edin. Eğer bir geçimsizlik varsa, ciddi bir anlaşmazlık varsa, hanımlarınız, hanımlarınız, hanımlar vasıtasıyla, hocalarınızla, hocalarıyla, güzel güzel emri ilahi yanınıza bir hoca alırsınız, bilen bir kimseyi alırsınız. Bu işte uzman olan kimseyi alırsınız. Aralarınızla çalışırsınız Allah'ımızın bize emri budur. Kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ama bunu ileri geri konuşmakla olmaz bu.
Konuşuyoruz ama bunun şahidi yok, ispatı yok. Yani huzur-u ilahide nasıl cevap vereceğiz? Lokman Aleyhisselam'a diyorlar ki sen Allah'ımı sana hikmeti vermiştir, bu dereceye nasıl kavuştun diye sual ettiler. Lokman Aleyhisselam'a bu dereceye neyle kavuştun diye sual ettiler. Dedi ki doğruluk. Benim dilimde doğru, işim de doğru, kalbim de doğru dedi. Emanetlere de riayet ederim. Bütün vücut bana emanettir, bu dünya emanettir. Çoluğum çocuğum emanettir. Kardeşlerim emanettir. Etrafımda bulunan bütün insanlar emanettir. Ona Vel'Asr suresinde bulunan sabrı ve hakkı tavsiye etmek bana bir emirdir. Bu bir emanet. Bunlara riayetle bir de dedi bana lazım olmayanı bırakmakla ben Lokman hekim oldum. Yani ilgilendin. İşte şöyle duydum, böyle duydum. İnanın çoğu kardeşlerimizin arasının bozulmasının sebebi bu. Birinin olduğu yere diğeri gelmiyor. Neden? Duymuş oradan buradan bir söz duymuş.
Ya benim hakkımda böyle konuşuyormuş. Şahitsiz, ispatsız. Hep bu yüzden bu da Kuran-ı Azimüşşan'ı iyi tanıyamadığımız. Okuduğumuz zaman Kuran-ı Azimüşşan'ın manasıyla okuyacak olsa, bunların hiçbirisi böyle hiçbiri tatsız hac zuhur etmez. Sonra bir başkası ile münakaşa edildiğinde, insaflı hareket etmek ve yumuşak davranmalıdır. Olabilir. İnsanların arasında fikri bazı ayrımlar bulunabilir ama yumuşak davranmalı. Kendisiyle cahil arasındaki fark belli olsun. Yani sen belli bir seviyede bir kimsesin. Allah'ımız buyuruyor ya Furkan suresinde, cahiller kendisine sataştığı zaman selam der. Geçen birer ben. Senin gibi ebedi yaşayacağına inanan bir kimse değilim. Ben öleceğim, yarın Allah'ın huzuruna duracağım. Sen demek ki ölmeyeceksin ki, konuşup duruyorsun ben konuşamam. Çünkü her konuştuğum söz, melekler vasıtasıyla deftere yazılıyor.
Onlar da Rabbimin huzurunda açılacak, bütün enbiyanın huzurunda açılacak, bütün insanlığın önüne dökülecek, ben ne yapacağım, nasıl konuşabilirim deyip kurtulmamız gerekir. Hadis-i Şerif'te Allah refiğiptir, yumuşaklığı sever, sertlik gidenlere vermediği şeyleri ve başka hiçbir şeye vermediğini yumuşak davranana ihsan eder buyuruldu. Ve sonra bütün işlerimizde sabırlı olmak ve acele etmemek. Mesela bir iş tutmuşsak, onda diyelim bir kar meydana gelmiş. Ama biz onda ayaklarımız tam oturmamış. Onunla şu işi de yapsak. Ya onda bir otur. Onda borcun harcın, ondan sonra alışın verişin bir düzgün olsun. Şöyle bir rahat açın. Ondan sonra da ehil olan insanlarla müşavereni yap. Dedi ki ben şöyle bir iş yapacağım. O da der ki bak bu işin şöyle bir sıkıntı var, sıkıntıları var. Aman ha yapma dikkat et. Rekabet bildiğin gibi değil.
Ya büyüğün yanında bulunacaksın, ya da o firmanın yanında çakacaksın. Ya büyük ol, çok büyük işler yapabilirsen varsa semaya. Yoksa o yükselmiş yapan insanlarla beraber ol yoksa götüremezsin. Dikkat et bir ayırımın da olması lazım. Sen öyle ol ki işinde bir yönüyle temayüz et o işte. O seçkinlikle devam edebilirsin aksi halde. Karşında dev gibi firmalar var, sen ne yapacaksın diye yol gösterir. Gibi firmalar varken, yapacak diye yol gösterir. Sen de dikkat edersin. Açıp birkaç müşteriye aldırıp, ondan sonra da hapayı kilitleyip çekip gitmezsin. Bu sabırlı olmakla alakalıdır. O yaptığımız işte, eğer cebimizi geçindirebiliyorsak, insanlığa da hizmeti de biliyorsak, onu sağlam bir şekilde yürütürüz. İki ayağımızın üzerinde iyi durabiliyorsak, istişare ile başka bir işe de Bismillah bir adım atarız.
Sonra herkesle iyi geçinmeliyiz, edepli olmalıyız ve bilen insanlarla da istişare edip işimizi götürmeliyiz.
Kaynak: Genel
Maddi ve Manevi Hayatımızda Dikkat Edilmesi… | Mihmandar