Lokman Aleyhisselam'ın Öğütleri ve İmani… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Lokman Aleyhisselam'ın Öğütleri ve İmani Hayatın Esasları
Lokman Aleyhisselam'ın Öğütleri ve İmani Hayatın Esasları kaydında Büyüklerimizin vasiyetleri üzerinde durmak istiyorum. Elimizde Vesair Hali'de diye bir eser. Burada başta Cenabı Hakk'ın Celle Celalühu Kuran-ı Azimüşşan'da tavsiyeleri esamine, Allah'a had'iyen ortak koşmayın. Vela tüşrik bihi şeye, hiçbir şeyi ona ortak koşmayın. Ve bilveli deyni ihsane, anne ve babaya ihsanda bulunun. Bu şekilde…
Büyüklerimizin vasiyetleri üzerinde durmak istiyorum. Elimizde Vesair Hali'de diye bir eser. Burada başta Cenabı Hakk'ın Celle Celalühu Kuran-ı Azimüşşan'da tavsiyeleri esamine, Allah'a had'iyen ortak koşmayın. Vela tüşrik bihi şeye, hiçbir şeyi ona ortak koşmayın. Ve bilveli deyni ihsane, anne ve babaya ihsanda bulunun. Bu şekilde başlıyor. Allah'a had'iyyen ortak koşmayın. Hiçbir hareketinizde inilhukmu illa lillah hukum ancak onun olsun. Sonra anne ve babaya ikramı devam eder. Onu müteakiben peygamberlerimizin vasiyetini almış ele. Mesela Adem Aleyhisselam ne tavsiye ediyor? Daha sonra Nuh Aleyhisselam. Gelelim şimdi biz Lokman suresinde Lokman Aleyhisselam'ın oğullarına nasihati. İlk nasihati nedir? Sakın ha evladın evladının şahsında hepimize tavsiyede bulunuyor. Allah'a ortak koşma.
Burada ashabına, inne şirke level min azim, şirk çok büyük bir günahtır, çok büyük bir günahtır diye buyuruluyor. Neden? Çünkü Halık'ımız o, Razı'ımız o. Her türlü nimeti bize ikram eden o. Şimdi Lokman Aleyhisselam'ın nasihati derken önümde zaten Ayet-i Celileler Kuran-ı Azimüşşan'da yirminci Ayet-i Celil bunu çokça biz ifade ediyoruz Allah'ımızın nimeti hususunda onlar görmezler mi bilmezler mi anlamazlar mı duymazlar mı semavat ve arz bütün onlara hizmet etmekte zahiri ve batıni bu zahiri ve batıni, maddi ve manevi nimetler çok uzun bir şekilde anlatılır. Mesela maddi nimetler en azından şu vücudumuz, elimiz, ayağımız, gözümüz, kulağımız olmadığı zaman insan değerini fark eder. Bu Hatay tarafından Faris Sözer diye eğer ölmüşse Cenabı Hak rahmet eylesin, hayatta ise selametleri lütfetsin Mevlamız bu iştihazımıza gelirdi. Tabii yoksuldu, fakirdi.
Efendimiz Hazretleri buyurdular ki benim bazı yerlerim var. Oradan inşallah talepte bulunursunuz. Rızkınız temin olunur ve buraya da gelirdi. Bu bize derdi ki gözleri görmezdi. Ah şu gözüm bir görse de yeşil diyorlar, beyaz diyorlar, şu renkleri bir görsem derdi. Bakın ne kadar önemliymiş Bir göz nimeti. Üstadımız Hazretlerinin böyle gözü bölmeyen bir kimseye de bu şekilde teklifleri oluyor. Buyuruyorlar ki ismini veremem, rencide olur belki evlatları. Fakat bu sevinilecek bir husus. Evladım diyor, sana üç dört tane yer belirleyim, oradan rızkını temin edersin. Bakın söylediği söze diyor ki efendim, ha ne olur dua edip Allah'ım beni hiçbir kapıya muhtaç etmesin, hiçbir kimseye el açan olmayayım. Rabiatü'l Adeviyye annemiz dünyayı teşrif eder çünkü ümmeti Muhammed'den yetmiş bin kişiye şefaat edecek. Anamız öyle bir ana ki hayran kalıyoruz biz onun sözlerine.
Her şeyiyle Mevla'mıza raft olmuş. Anamız bu. Bitmiş. Onda Mevla'dan başka hiçbir şey yok. Bu berekete nail olmuş. Şimdi anneleri diyor ki bak çocuk meydana geldi. Bunun işte giyimi, kuşamı birçok ihtiyaçları var. Şu karşı komşumuzdan bir talepte bulun. Gidiyor, ayrılıyor yalnız babası öyle bir salih kimseymiş ki Allah'ımıza ahdetmiş, kimseden bir şey istemeyeceğim diye. O istemeyince Rabbimiz evlerini bereketle dolduruyor. Hani Rabbımızdan talep ediyorlar. Hiçbir kimseden bir şey talep etmiyorlar. Bizim yakın tarihte bir kardeşimiz çok sıkıntı içerisindeydi ama o. Hayatı öyleydi. Son zamanda biraz rahatladı. Bu yine sıkıntıya düşmüş. Secdeye kapanmış. Allah'ım ben yüce bir kapının evladıyım. Bizi Rabbimize vasıl kılacak bir kapı, Babullah, ne olur, imdadıma yetiş demiş biiznillah efendilerimizi çağırıyor. O esnada varlıklı bir kimse telefon açmış.
Lokman Aleyhisselam'ın Öğütleri ve İmani Hayatın Esasları ne anlatıyor?
Lokman Aleyhisselam'ın Öğütleri ve İmani Hayatın Esasları kaydında Büyüklerimizin vasiyetleri üzerinde durmak istiyorum. Elimizde Vesair Hali'de diye bir eser. Burada başta Cenabı Hakk'ın Celle Celalühu Kuran-ı Azimüşşan'da tavsiyeleri esamine, Allah'a had'iyen ortak koşmayın. Vela tüşrik bihi şeye, hiçbir şeyi ona ortak koşmayın. Ve bilveli deyni ihsane, anne ve babaya ihsanda bulunun. Bu şekilde…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demiş ki kardeşim bir şeye ihtiyacınız var mı? Cenabı Hak onun gönlüne düşürmüş artık. Ağlayarak demiş ki şimdi evde hiçbir şey yoktu. Kocam belli durumu. Yavrularım var. Ben de Rabbimize elimi açtım, secdeye kapandım ama hüngür hüngür ağlıyormuş. Esadi Erbili Hazretleri buyuruyor ya candan talep kıl yarini. Candan isteyince her şeyi lütfediyor Mevla. Her şeyi ihsan ediyor. Biz zannediyoruz ki böyle geçimimize ne de işte şu kadar maaşımız olacak, maaşımızı hesap ediyoruz. Bunun şu kadarı elektriğe girer. Şu kadarı suya girer. Şu kadarı işte apartmanda bulunuyorsak işte hizmet eden kimseye girer, ondan sonra daha başka vazife yapanlara girer, işte çocuğun masrafıydı. Ondan sonra daha başka ihtiyaçlarımız, haftalık bizim alışverişimiz, böyle düşünüyoruz ama şunu da düşünelim.
Rabbi Zülcelal'imizin emrine riayet ettiğimiz zaman Allah'ımızın bereket lütf vereceğine, buna da canı gönülden inanalım, buna bereket ekonomisi derler, Rabbimiz yağdırır. Bir gün okuldan geldim. O zaman imam hatipteydim. Hafta sonları geliyordum, geliyordum. Annemizle üstadımız konuşuyor. Diyorlar ki bizim pekmezimiz tükenmezdi, yağımız tükenmezdi, turşumuz tükenmezdi, Bulgurumuz vesair, ekşimiz, neyse evin ihtiyaçları bugünlerde biraz eksilmeye başladı. Acaba diyorlar, araştırıyorlar. Çocuk namazını kılmıyor mu diyorlar. Bakın, Cenabı Hakk'a olan ibadet ve taatteki eksikliğimizden hayatımız bile değişiyor bizim. Yaşantımız bozulunca o zaman bizim maddi hayatımızda da bozulmalar başlıyor. Rabbimize tam teslim olunca her şeyi ihsan ediyor.
Kıtlık devreleri geçirmiş bizim ülkemiz kırklı yıllarda Menderes Rahmetullah Ali geldiği zaman bakın dört yıl içerisinde öyle bir ekonomiyi düz bir hale getiriyor ki hayran kalınıyor. Zaten kendisi mühendistir. O barajlarıydı, zirai işlerdi, sanayiydi, işte yapmış olduğu yollar. Uçak mı indireceksin dedikleri yollar. Mesela onun yine hizmetinde bulunan Kayseri'deki o günün belediye reisi yol yaptırıyor ama çok geniş yaptırmış. Halk diyor ki ne yapacaksın? Bu yol ne olacak? Ben şimdi değil elli sene sonrayı düşünüyorum diyor. Ben şimdi değil elli yıl sonrayı düşünüyorum diyor ileri görüşlü kimseler. Şimdi o kimsenin Menderes Rahmetullahi gelince, tabii elektriğin neyin geldiğini biliyoruz. İfralı bilirim Allah'ın izniyle. Çocuk olsam dahi biiznillahi teala biliyorum. O gazetelerden biliyorum, gelirdi.
Ondan sonra radyonun başına şimdiki gibi TV'ler, bilmem filenler yok, radyonun başına bütün halk toplanırlar, kulaklarını verirler, dinler. Çok zarif bir efendiydi o. Çok zarifti. Halkını çok düşünen bir kimseydi. İşte ondan önceki yıllarda kıtlık devri Mürşidi Kamil'imiz evlatlarını ziyaret ediyor. Bir tanesi asker arkadaşı Hasan Efendi lakabını demiyorum. Evine varıyor, Hasan evladım, bazen derdim bir gün Mürşi-i Kamil'imiz askerliği beraber yapmışlar. Daha çocuğum oğlum diyor. Ömer oğlum, Ömer oğlum. Baktım adam biraz daha yaşlı görünüyor. Saçı sakalı bembeyaz. Dedim ki o nereden sizin oğlunuz oluyor. Dedim yaşlı bir adam. Daha Tarikatı Aliye'nin esaslarını bilmiyoruz ama yanındayım. Oğlum Ömer diyor. Oğlum Ömer dedi yaşlı. Dedi ki oğlum, o ne kadar yaşlı da olsa manen, manen benim evladımdır. Biz onun ruhta babasıyız.
Bir gün Muhammed Bahaüddin Hazretleri, inşallah mevzuyu kaybetmem, babası rahatsızlaşmış, iki tane müridini babama hizmet edin diyor. Ama öyle bir onları azarlıyor ki bıktıracak hale getirmiş. Çok kızıyor, darılıyor. Muhammed Bahaüddin Hazretleri demiş ki bak maddi olarak sen benim babamsın ama manada ben de senin baban sayılırım. Yapma demiş. O ruhani güç bir başkadır. Çünkü anne ve babalar yavruyu ne yapıyor? Dedem diyor ya ruhum arşta iken diyor yeryüzüne inişini beyan ediyor o şiirlerinde ve buna höbüt gavsi derler. Höbüt iniş demektir. Mesela ruhlar aleminden ana karnında, ana karnında dünyaya. Mürşid-i Kamil ne yapıyor? Bizi dünyada şöyle karşısına alıyor, Evradıyla, Ezkarııyla yapmış olduğu tavsiyelerle a'la-yı illiyyine yükseltmeye vesile oluyor, vasıta oluyorlar. Şimdi diyor ki Hasan Efendi geçimin nasıl kırklı yilları dedim ya. Nasıl durumun?
Efendim diyor, şu köşede benim birkaç ölçek buğdayım var. Bunu alırım. Ben götürürüm eğilmene. Un hazırlanır. Onunla yiyeceğimizi, içeceğimizi, neyse temin ederiz, geçimimizi sağlar. Bir de bakarım tekrar orada meydana gelmiş. Bu şahitli, ispatlı, söyleyen zamanın kutlu. Daha çok anlatmakta bitiremem. Bir tanesi gelmiş Mürşid-i Kamilimize. Efendim geçiminiz nasıldır? Ya bu sana düşmez. Bize düşmez. Nasıl geçiniyorsun? Ne yaparsın maaş alır mısın? Ondan sonra bağın, bahçen. Mürşidimizin pantolonu böyle aslıymış. Oradan nasıl olduysa paralar, o günkü paraları diyorum, ortası delik paralar vardı. Şöyle, on kuruş, işte elli kuruş vesair düşmeye başlamış. Adam demiş ki utanmış, bakmış ki para inmeye başlamış. Abdurrahman bin Avuk Hazretleri Ensar'la Muhaciriyim, Ensar'la kardeş oldular. Şimdi öyle bir Ensar onlara yardımda bulundu ki kardeşim dedi.
Kardeşim bak ben malımı mülkümü ikiye bölüyorum, yarısı senin. Abdurrahman Bin Avv Hazretleri de Sadi Bin Rebi kardeş oldular. Sadi Bin Rebi malını mülkünü böyle ikiye ayırmak isteyince Allah malını da mülkünü de sana mübarek kılsın. Sen bana çarşıyı göster. Böyle birkaç artık elinde ne varsa onunla yağ aldı. Ona keşf bilmem falan gördü kitaplarda. İşte yoğurttur, buna benzer. Buyuruyor ki Abdurrahman bin Avf Hazretleri, bir gün de Aleyhissalatü Vesselam efendimizin huzuruna gelince zaferan diyor evliliğe mahsus bir elbise gördü. Ey Abdurrahman evlendin mi? Evet ya Resulallah. Mihr olarak böyle birkaç dirhem söylemiş. Efendimiz bir velime düğün yemeği de verdin mi, evliyim bir şahit buyuruyor. Bir koyun olsun kes de kardeşlerine, arkadaşlarına bir ikramda bulun buyuruyor.
Abdurrahman Bin Avuk Hazretleri diyor ki kanaatim sebebiyle kumu avuçlasam, kumu avuçlasam o bana servet olarak yetiyordu diyor. Kumu avuçlayacak olsam altın ve gümüştü. Bunlar için hiçbir şey değil o. Biz bu yöne gittiğimiz zaman mevzuyu zaten hiçbir şey haber vermemiz zor bizim. Halbuki önüme kitapları da açtım. Her şeyi koydum. Böyle gidiyor. Dualarınızda Rabbimiz nereye götürür bakın. O zaman bereketi çok iyi bileceğiz. Rabbi Zülcelal'imize döndüğümüz zaman bizim her şeyimiz rahat. Yeter ki dönelim ona. Bakın cuma namazı geliyor. Yarın Allah'ımız nasip ederse bildiğiniz bir hususu tekrar edeceğim. Adamın üç mü dört mü işi var. Birisi şimdi eski usullere göre söylüyorum. Şimdiki gibi değil. Şimdi her şey nimet tepemizden dökülüyor. Tepemizden dökülüyor. Allah'ımız şükreden kullardan etsin. Adam değirmene gidecek. Onunu böyle neyse öğütecek. Bu çok önemli.
Çünkü bir yıllık geçimini temin edecek onunla. Gitmezse o artık çok bir zaman alacak, zorlanacak. Ondan sonra merkebe kaybolmuş, onu bulacak çünkü bütün işlerini onunla görüyorum. Üçüncüsü, bahçesini sulayacak, eğer sulamayacak olursa sırası gelmiş, Bir daha sıra gelmez, olduğu gibi korur güver. Bir işi daha var, en büyük iş cuma namazı. Bakın ne diyor? Evvela diyor Rabbimize olan vazifemi yapayım. Cuma namazını kılıyor. Sonra eve geliyor, bakıyor ki ahıra merkep başını kapısına böyle dayanmıştır diyor. Elhamdülillah bu halloldu diyor. Ondan sonra derhal bahçeye giriyor. Böyle bahçe de böyle döne döne sulanırmış. Nasılsa o şekilde yapılmış. Yukarıdaki bahçe sahibi uyuyakalmış. O uyuyunca, o artık artan su kendi bahçesine taşmak suretiyle o da sulanmış, o da bitmiş. Neredeyse, neredeyse esir alıp götürecek gibi tam geldiğinde, geldiğinde bakmış ki sekiler deriz biz, tamamen dolmuş.
Bir saniye geç kalacak olsa bağ bahçe girecek, o da hallolmuş. Değirmen o da götürmüş. Demiş ya Rabbi bir işini yaptın, bütün işlerim rast geldi. Hani biz Cenabı Hakk'ın emrine iyi sarılırsak, biz şunu dersek, Dünyadan da nasibini unutma. Çünkü aleyhissalatü vesselam Efendimiz hep ahiret işine dönerseniz dünyanızı siz zarara atarsınız. Hep dünya işine dönerseniz ahiret işiniz perişan olur. Ahirette perişan olursunuz. Ne olacak? Hepsini de şeri emirler doğrultusunda götüreceğiz, tamam mı? Her şeyi ilahi emre muvafık bir şekilde götüreceğiz. Hanımın yok mu? Var. Hanıma, esamu kavvamuna alennisa. Ilmi yönden de gelişmesini sağlamaktır. Enhamde bunun çalışmaları hazır. Şöyle bizim bu vakıf olarak da olsun, bu verilen derneğimiz olsun, her türlü çalışmamızda her şey hazırlanmış, ağzımıza lokma olarak önümüze konmuştur. Elhamdülillah. Rabbimize sonsuz şükürler olsun.
Hamd ediyorum, Rabbimize şükrediyorum. Ne yapacağız biz? Dünyamızı da şer'i şerife uygun bir şekilde ahiret tabii, o da öyle. Hanımımız diyelim, onları eğitmek. Dolu elhamdülillah bilen hanım kardeşlerimiz var, o gayretli de oluyorlar. Kuran-ı Kerim okuyorlar, toplanıyorlar. Malimatlar da iyi kadın ilmi halleri neleri. En çok öğreneceğimiz de bu zaten. Bakın yaz günleri geliyor. Açılıp saçılmalar, bilmem planlar. Biz Rabbi Zülcelal'mizin emri ne ise onu yaparız. Vücut hattı kadında bir kere belli olmaz. Vücudun hatları belli olmaz. Geniş giyilir. Erkek kardeşlerimiz de öyle. Pantolonlarından da geniş olur. Onlar örtüldürler ama açıktırlar buyuruyor. Böyle küçük bir yavru Sami Efendi Hazretlerine getirilmiş. Bir açıkmış.
Buyurmuş ki tesettürün yaşı yok, ne güzel söylemiş, biz sultanlarımıza bir baksak şimdi üzülerek efendimizin vasiyetine ait şiirleri aldım, şurada ve deklendim kendi kendime. Dedim ki bu kadar nimet üstadımız hazırlamış, yazmış, çizmiş, Allah'ımızı onun gönlüne nur olarak indirmiş, neden bakmıyoruz dedim. O sohbetlerle nelerdir? Vasiyet ederim size, abdest alın taze taze, bunu okuyun derdi bize. Rabbimize döndüğümüz zaman her şey rast gelecek. Nasıl rast gelecek? Mesela biz giriyoruz diyelim. Biz yürürken arkamızda nedir? Gölgemiz bizi takip eder. Ama biz dönüp de gölgeyi yakalamaya çalışsak yakalayamayız. Onun için Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, hadis-i kusi, ey dünya, sana talip olanı kendine köle, bana talip olup ibadet ve saatte bulunana da sen köle ol. İnanın canlarını atarlar onlara. Onlar bir talepte bulunmaz ama kabul buyururlar mı acaba?
Sami Efendimiz Hazretleri'ne Adana'da demişler ki hiçbir şeyi kabul ettiremiyoruz. Çok zengin kimseler o. Kadir Hasne tanırsınız. O İstanbul'da o Balgat o Eminönü'nde de üniversitenin olduğunu biliyorsunuz. Bizim Kayseri'de de Kadir Has işte spor salonları bilmem planları var. Onların babaları Nuri Has, biz okuduğumuz devrede İstanbul'dan mevlit hanlar gelirdi. O hatırlayabilirsem İbrahim Çanakkaleli, Kani Karaca, Aziz Bahriyeli, inşallah yanlış duymadınız, Fevzi Mısırlı. Herhalde kalmadı. Hep bunlar gelirlerdi, öyle bir okurlardı mevlit, cami olduğu gibi dolardı babalarına. O zat üstadımızın evladı, evladı. Kadir Has demiyorum babaları, evladı böyle bir zarfa paraları koymuş. Demiş ki bunu takdim edin. İçini açıp bakmamış, Sami Efendimiz Hazretleri içini açıp bakmamış, hemen kağıdı, kalem almış. İhtiyacımız yoktur, teşekkür ederim. Sultanım. Demiş ki, bir demiş, bir yardım yapamıyoruz.
Ne edelim, ne yapalım biz, nasıl edelim? Demişler ki damadın mühendistir, biz de çok binalar yaptırıyoruz, bir binayı ona verelim, plan, onu artık mühendisliğini yapsın, bu vesileyle para verelim. Sami efendimize soruyor. Ömer, o binanın içerisinde bir bölüm faiz yuvası olarak kullanılacak, bırak. Sana Cenabı Hak cami planlarını nasip etsin diye. Ta Ravzai Mutahhara'nın bile mühendisi oldu, o duanın berekatıyla. İşte Kubbeyi Hadra'ya çıkmış, baktım ki diyor neredeyse o Atlasların üzerine yağan yağmurlar inecek, böyle bir helke diyor şeyi doldurdum. İşte çimento döktürdük, bilmem ne etti. Sami Efendimiz Hazretlerine geldim, anlatınca buyurmuş ki Ömer'in çorabını saklayın. Şu tazime bakın. Sami Sultanımızın aleyhissalatü vesselam efendimize tazimine Ömer'in çorabını saklayın çünkü kubbe-i Hadra'ya temas etti bugün. Bunlar böyle büyük oldular. Ne dediğimi bilmiyorum ki şimdi.
Efendim o kıtlık dönemleri onu anlatayım size. Bunu görme, bütün kitaplar var, hadis kitapları var, her şey var. Allah'ımız ne lütfederse olur. Harne ile ekmek alınıyor fırınlardan. Sami Efendi Hazretlerinin malum kendileri var. Valide Sultan var. Rabia annemiz var. Ondan sonra Bediha annemiz var. Üç tane ekmek alıyor. Fakat yolda çok böyle fakirler var. Efendim bize de ver diye. Birini vermiş, bir daha vermiş, elinde bir tane kalmış. Böyle ihvanından takip edenler varmış. Ne yapalım demişler, bir ekmeğle eve gitti. Biz burada çok nicelikli hanımlar var. Un alalım. Ondan sonra güzel bir ocak kuralım. Ondan sonra biz ekmeği hazırlayalım hem de fırın kuyruğuna girmesin efendimiz Hazretleri. Duyurunca bize de rabıta ile ihvanımızı da Cenabı Hak mahrum etmeyecek diyor. Bakın, bize de Allah'ımıza teslim olmuş rabıta yapan ihvanımıza. İnanın korku geliyor bazen bize.
Şöyle bir serbestlik olacak olsa hemen mangal alıp bir yere gireceğiz. Evet, gidelim ama fakiri düşünerek girelim. Yoksulu düşünerek girelim. Hiç duymadım. Sabah namazına da serbest olur da bir gelir kılarız, duymuyorum. Belki diyorlar içlerinde sessiz bir çığlık kupa olabilir ama kulağımızın da duymasını istiyoruz. Şöyle bir mescide gelelim ibadete, taate. Böyle Rabbimize dönüş olmazsa mümkün değil. Bak rahat yüzü görmeyiz. Rahat yüzünü görmemiz alnımız secdede olursa. Gözümüz ibretle bakarsa. Şehevi, hayvani duyguların hepsine bir set çekecek olursak, set bile demek istemiyorum, tamamen reddedersek, onu bile anmak istemeyiz biz. Ancak böyle olur. Bize de buyuruyor rabıta ve ihvanımızı da Cenabı Hak perişan etmeyecek diye. Bu Kayseri Ulemasından Hacı Hüseyin Aksakallı hocamız, bunlar hep sıkıntılı zamanlar yaşamışlar. Şimdi gençlerimiz bunu bilmiyor.
Mesela Menderes Rahmetullah Ali, Hasan Polatkan, işte diğerleri böyle abdest alıp iki rekat namaz kılarak o idam sehpasına çıkaran kimsenin elinin bile değmesini istemeden altındaki sandalyeyi eliyle iten, o Allah'ın mazlum kulları. Üstadımız ciğerlerim yandı buyurdu. Ciğerlerim yandı. Böyle soğuk sular içermiş. Sami Efendimiz Hazretleri zulme uğradılar, Kerbela göçüne katıldılar diye söylüyor. Ne kadar büyük bir zulüm. Uçaklara bindiriliyor, uçakta böyle soğuk havayı açıyorlar, üzsünler diye. Şu boyunlarında sığıraları söndürüyorlar. Allah'ımız zalimlere fırsat bilmez. Rabbimiz korusun, muhafaza etsin. Vicdan diye bir şey olmaz. Rabbimize iyi dönelim. Halik'ımıza candan dönelim. Öyle yarım yamalak olmuyor. Bir yalvaralım, Allah'ım neden dönemiyoruz diyelim. Bak, önümde Ayet celleler burada hemen baktığımda rast gelmişti. Esselamü ve tebia uy demek. Takip et. Emrine uy.
Sebilemen, şov bir kimsenin yoluna ki, enhebe iley, bana tamamen teslim olanları. Rabbımıza tamamen. Şeyi bilirsiniz, İbrahim bin Ethem'e anlatırlar, Haddesallahu sırra. Ne oldu İbrahim bin Ethem? İşte Şeyhi, Şaki iki belki on sekiz yıl dağdan odun edip getiriyor. O Yunus Emre'ler şimdi ismini rahmetle yad ettiğimiz o Allah'ın velileri kolayına Yunus Emre olmadı. Üstatının kapısına eğri bile odun getirmiyor. Gözü görmeyen, gönül gözü gören taptık Emre, Yunus, hiç eğri odun yok mu? Efendim dağın odunları hemen hemen çoğu eğri ama bu kapıya odunun bile eğrisi girmez. Yani biz Allah'ımızın kapısında şer'i Şerife muhalif halde eğilmeyelim, eğri olmayalım, Habibullah'ın ümmeti olarak sallallahu aleyhi ve sellem sünnet-i seniyyesine riayetle doğru olalım, eğri olmayalım.
Sadat-ı Kiram efendilerimizin kapısında biz yanlışlık yapmayalım, bak bize başkaları bakıyor, bunlar böyle olduktan sonra ben girsem ne olacak ki diyor. Bunu söyletmeyelim. Doğru olalım. Şakhiki Belfi Hazretleri'nden işte bir himmet istemesi aslında suçmuş değil de onun kemale erdirilmesi gerekiyor. İbadet ve tatile erecek gibi değil, İşte ipi baltayı alın bu hizmete katlanmaz diyor ya. Katlanmaz diyor. Ayağına geriden basıyorlar. Bu deri sıyrılmış, kemik görülecek şekilde kan neredeyse arkadakinin gözüne isabet edecek tarzı. Şöyle bir bakıyor, o berih'te kaldı diyor. Yani şimdi ben öfkelenip kızacak değilim. Zaten Ebende Hazretleri ne derse bana söyleyin diyor. Gelip söylediklerine demek Belik'ın padişahlığının kokusu var, çıkarın. Sonra zamanın kutbu oluyor. Her şey bir hikmet tahtında.
Essadi Erbili Hazretleri'ne, Essadi Erbili Hazretleri'ne üstazı böyle atın, onunla nasıl tarif edelim ya? Zinciri, zinciri onu şöyle bir çarpıyor. Esad Erbil Hazretleri şu burun kısmında böyle yeşil bir hat nasıl yaralamışsa o zaman vasiyet makamı veriliyor. Hani kolayına gelmiyorlar. Bakın, yine söyleyeyim size. Velhasıl bize Yemen'den Rahmani koku geliyor buyuruyor ya, Hadis-i Şerif ve selam efendimizin, bizden Rahmani kokuların gelmesi lazım. Böyle nefsin kokusu, şehvetin kokusu, dünyanın kokusu, hevanın kokusu bunlarla olmuyor efendim. O Kutsu Şerif'i biliyorsunuz Mescid-i Aksa'ya, işte bir beşer kokusu geliyor deyince İbrahim bin Ethem gösteriyorlar. Yani Rahmani bir koku. Ne demek bu Rahmani koku ne diyorsunuz? Belki gönlünüzden bunu sorabilirsiniz. Kulum bana nafileler de yaklaşır. Gören gözü, işten kulağı kavralayan el olurum, yürüyen ayağı olurum buyruluyor ya. Bu işte.
Tamamen Allah'ımızın pota kelimesine bize çok basit geliyor ben, çok düzgün kullanmamız gerekiyor. Cenabı hakk'ın muhabbetinde erimemiz, aynileşmemiz gerekiyor, aynileşme. Rabıta aynileşmedir. Murakabe, ne demek aynileşme? Üstazının edebiyle, ahlakıyla ahlaklanma. Murakabe de fahri kainatın edep ve ahlakıyla aynileşme, sallallahu aleyhi ve sellem ve Cenabı Hakkın muhabbetinde olmak. Bak bu güzellikleri, dua edin de kaybetmeyelim, yani ölmeden bunu yakalayalım. Bu burada olacak. Candan, Candan talep kıl yarın dedik ya biz Es'adi Erbili Hazretleri'nin şiirinde, çok güzeldi o. Şimdi bulmak zaman alır onu. Candan talep kıl yarini diyor. Sular gibi çağlar isen Şam'ı seher ağlar isen tez bulunur umman sana. Bak Şam'ı seher ağlar isen sular gibi çağlar isen Tez bulunur umman sana. Öyle bir yallarız ki candan.
Bu açmış olduğum yer, tavsiyeler hususunda Cenabı Hak işte, vela tüşikve bihi şiyanve bil'l-ü valideni yehsane, tavsiyeler var ya, Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın da Ashab-ı Güzyine, mesela Hazreti Muaz'a, Ya Muaz, İ't-Tegila. Bu vasiyetlerde en çok gördüğümüz bu bizim. Vasiyetlerde en çok bunu görüyoruz. Rabbimiz Allah'tan korkunuz. Bunun üç şekli var biliyorsunuz. İyi iman edenler Allah'tan korkun. Bir de gücünüz yettiği kadar. Bir de Hakk'a tugati. Gerçekten Allah'tan korkun. Öyle yalama yapmasın. Mesela attığımız zaman böyle hedefe ulaştıracak şekilde. Duamızı kabul hedefine ulaştıracağız. O belli olur zaten. Gönül de belli olur. Bak dua müsaadesi olmadan edemez Allah'ın dostları. Mesela biz deriz, efendim bir dua buyurun, dua edin, seslenmez de Allah'ımız dua ittirirse eder o. 0 gönlüne bel, belilir zaten. O elini açtığı zaman Rabbimiz göndermiyor onları zaten.
Şuna özetleyeyim, Lokman Aleyhisselam'ın oğluna nasihatinde Allah'a ortak koşmamasını, anne ve babaya ikram etmesini, onun artık onu taşımasından dolayı birçok zahmetlerine katlanması, Rabbi Zülcelal'imize tam manasıyla dönüş. Daha sonra zerre kadar bir amel de olsa bir buğday tanesi buyuruyor. O semada arzda bir taşın altında da olsa Cenabı Hak huzur-u ilahiye getirecek. Ey evladım namazını dosdoğru kıl. Buna dikkat edelim eklimüs salah demek, dosdoğru kıl demek. Adap ve erkanına riayet ederek kıl demek. İyilik de emret, kötülüklerden kaçın. Bu hususta da sabırlı ol. Çünkü başına çok sıkıntılar gelir. Daha dünkü çocuktum. Bana mı bu tavsiyeleri yapıyorsun, diyebilirler. Gayretli, çabalı olmak. Yeryüzünde şımarık bir şekilde yürümemek. İnsanları hakir görmemek. Bu şekilde devam ediyor. Sesimizin sonuna kadar Cenabı Hak haber veriyor. Onu bunu incitmeyin. Eshable.
Seslerin en çirkini merkebin sesidir, buyruluyor. Vakit ne kadar oldu da cümle? Bir de üst tarzımızın tavsiyelerinden birkaç tane olsun okuyayım. Vasiyet ederim size. Abdest alın taze taze. Bu, şunu söylüyorlar. Nurun ala nur olsun. Bir abdest aldığınız zaman bir daha alırsınız nur olur. İçi fena güzel yüze, yapma işte riyadır bu. İlim edep takva olsun gönlünüze feyiz dolsun Kov istemem ihvan bilsin söz getirmek fenadır bu. İnşallah buna dikkat ederiz, riayet veririz. Elinizde zaten kitaplar inşallah çaba gösteririz. Her şey var yani. Kitapta doğduğu tavsiyelerde her şey yapılmış. Bize tutmak icap ediyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygamberanıza, mebpiraninizden bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.