Kutup ve Velayet Hakikati ve Manevi Mertebeler | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Kutup ve Velayet Hakikati ve Manevi Mertebeler
Kutup ve Velayet Hakikati ve Manevi Mertebeler kaydında Euzbillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. Kutup, devletin olma, kutbu cihan olmak en büyük devlettir. Sami Efendi Hazretleri üstadımızla Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimeti uzma diyor. Ona vekalet verince o nimeti uzma diyor, büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye.…
Euzbillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. Kutup, devletin olma, kutbu cihan olmak en büyük devlettir. Sami Efendi Hazretleri üstadımızla Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimeti uzma diyor. Ona vekalet verince o nimeti uzma diyor, büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye. Yalnız estağfurullah ne dinmez, böyle bir nimet bahşedilince estağfurullah ne dinmez, elhamdülillah, layık değildik ama Allah'ımız lütetti denir. Çünkü bir ikram o, ihsan. Rabbi Zülcelal'imizin nimetine gelince ona tahdisi nimet denir. Şükret, Allah'a hamd et. Ne diyoruz biz? Elhamdülillahi alel iman, Elhamdülillahi alel İslam, Elhamdülillahi alat tevfik diyoruz. Müslüman olduğumuza sonsuz hamdolsun İslam'a gelenler anlatılıyor, dinlediğimiz zaman öyle bir mesrurlar ki onlar hayatı şimdi bulduk diyorlar.
İçinde bulunduğumuz için hissedemiyoruz ama çok müstesna bir nimettir o. Şeriat ilminde ne vardır? Rivayetler vardır, haberler vardır, Aynı zamanda dirayet böyle Kuran ve sünneti Muhammedi'den esaslar çıkarılır. Bir de kıyas vardır. Bir de hakikatler vardır. Bu muamele ilmidir. Mücahededir ve ihlastır. Mutfağı aynı zamanda Gavs tabiri de kullanılmıştır. Gavs dalgıç manasınadır. Bunlar Habibi Ekrem'in sallallahu teala aleyhi vessellem muhabbetine daldığı için Cenabı hakk'ın aşkına, muhabbetini aşk tabiri pek kullanılmaz. Kuran-ı Azimüşşan'da, esselamü, ellezine amenu eşheddu hubbel lillah. Onları Cenabı Hak'ka sevgileri sonsuzdur buyuruyor. Bu muhabbetin ileri derecesidir. Muhabbet olarak kullanılır. Habib-i Kibriya'nın muhabbetine gark olmuşlar. Allah'ımızın muhabbetine daldıkları için gaves deniyor. Daha daldıkları olur mu? Melekut alemi olur, ceberut olur, lahut olur.
Bir de la mekan alemi olur. Orada mekan yok. Zaman mekan kayıtları diye bir şey olmaz. Bunu yaşayanlar bilirler. Biz eserlerden okuduklarımıza göre. Aslında kutup, vehuvel hakikatil Muhammedi ye. Muhammedi hakikattir. Bunu özümsemiş. Efendimiz onu sallallahu teala aleyhi ve sellem tabir caizse bağrına basmış ol. Kabul buyurmuş onu. Efendimizin seçkin bir evladı olur. Arap şairlerinden anlatılır. Bir gün uyanırken ya Rasulallah, ya Rasulallah diyor. Meğer aleyhissalatu Vesselam Efendimiz sen benim evladımsın buyurmuş. O da demiş ki ya Resulallah ben Mısır'ın falan memleketindenim. Biz bunu yine hadis-i şeriflerde gördüğümüz kadarıyla külli ta ki eyli Muhammed sallallahu teala için. Her müttaki Resulullah'ın ehlidir diye buyuruluyor. O yüzünden gözünden sözünden belli olur. Bunu pek açmazlar. Şöyle düşünelim. Bazen kan örneği alınıyor. Kan örneğinde onun bütün hastalıkları ortaya çıkıyor.
Kutup ve Velayet Hakikati ve Manevi Mertebeler ne anlatıyor?
Kutup ve Velayet Hakikati ve Manevi Mertebeler kaydında Euzbillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim. Kutup, devletin olma, kutbu cihan olmak en büyük devlettir. Sami Efendi Hazretleri üstadımızla Medine-i Münevvere'de görüştüğünde bu tabiri kullanıyor. Burada görünce hatırıma geldi. Nimeti uzma diyor. Ona vekalet verince o nimeti uzma diyor, büyük bir nimet, büyük bir devlettir diye.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 26 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu maddi aletlerle. Onlar Allah'ımızın nuruyla baktığı için bunu müşahede ediyorlar, görüyorlar zaten. O nur ile görüyorlar. Bütün haller ve makamların toplandığı yerdir kutup dindiği zaman. Her şey unda mevcuttur. Bütün veliler ona bağlı durumdadırlar ifade buyrulduğuna göre. Hakikat ilimlerine ermişlerdir. Aynı zamanda ilmi hakikat marifet ve sırlara da ermişlerdir. Her şeyin bir hakikati var. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz Zeyd ibni Harise'ye bunu ifade buyururlar. Her şeyin bir hakikati var. Ey Zeyd bin Harise, imanın hakikati nedir deyince, Ya Resulallah bana altınla toprak gözümde bir maddeye hiçbir değer vermedi. Geceler taatle, gündüz oruçla ben dedi aynen gündüz gördüğüm gibi açıktan gördüğüm gibi ahireti de görüyorum. Kevser Havzında müminlerin birbirleriyle bir araya geldiklerini, Kevser Irmağından, Kevser Havuzundan içtiklerini müşahede ediyorum demiştir.
Efendimiz burada her şeyin bir hakikati var. İmanın hakikati nedir buyuruyor. Alemin, şimdi kutup tabirinde şunu kullanmışlar. Değirmenin mili deniyor. Değirmenin mili. Her şeyin aslı, esası gibi. Bir tabir kullanılıyor Kutbu cihan diye. Aleme hükmedecek şekilde. Yalnız Rabbimiz müsaade ederse yaparlar. Müsaade etse hiçbir şey yapamazlar. O onların alanı gönüllerine belli olur. Mesela bir dua deriz biz. Dua edin. Cenabı Hak müsaade etmesi yapamaz mı? Rabbimizin izniyledir. Bu halleri. Kendi ellerinde değil. Velilerin de üst tabakasıdır bu. Peygamberler de olur. Desemör. Resuller arasında risalet olarak, peygamberlik olarak fark olmaz. Yalnız dereceleri var kendi arasında. Ölü lazım peygamberler var, kitap verilenler var, sahife verilenler var. Kendi aralarında dereceleri var yalnızın. Bunun gibi velilerde de dereceler var. Surası var, küçük velayet derler. Kübra büyük derler.
Hulya en üstün derler. Biz böyle deriz de bu dediğimiz gibi de değil. Daha bir üstün, daha bir üstün. Sami Efendi hazretleri Gavs-ı sebaleyn'dir. Hem insanlar hem cinler. Eğer dinlemişsek, üstadımızın sözünü bir hatırlayabilirsek babama itaat eden cin taifesi bize itaat ediyor diyor. Onlar Resulullah'a velayet dürtüsü içerisinde valistirler. Gerçekten onda onun muhabbetinde yok olmuşlardır. Hatırladıklarımız var. Adana'daki elli beş yılında vaazlarında camiler boşalmış. Küçük de bir cami olmasına rağmen Şeyhoğlu Camii Tepebağ'da cami dolmuş. Küçük camiiyle duruyor. Fakat orada adliye diyor üstad lazım. Adliyeye kadar cemaat doluyor diye. O tarihte elli beş yılı olarak düşünelim. Nüfus olarak da bugünkü gibi olmaz. On bin kişi takip ediyor. Diğer hocalar müderristir. İlim ehilleridir. Fakat hep bu camide toplanıyorlar. Hocalar bir araya gelmişler, demişler ki bizim camilerimiz boşalıyor.
Fakat Hasan Efendi Hazretlerinin cemaati yeri kalmayacak gibi nedir sebebi deyince içlerinden bir tanesi diyor ki arkadaşlar ben şuna şahidim, iki cihan güneşinden Sallallahu Aleyhi ve Sellem hiç ayrılmıyordu. Bak ona garp olmuş. Bir liyey saadete'in çıkarılışıydı. Onda görmüştüm. Bir şekil yoktu. İnsanın bir boyu olur, bossu olur. Eli, ayağı, gözü, kulağı olur. Sanki tamamen bir nura kesti. Nur oldu, tamamen nur. Bütün makamlarda en öncüdür. Bu divan heyeti ifade edildiğine göre İbni Abidin hazretlerinin risalelerine diğer eserlerinde de bilhassa pazartesi ve perşembe. Yalnız şöyle düşünelim. Bazen hükumetler de su oluyor. Mesela önemli kararlar alvermiyorlar. Allah korusun bir deprem oldu ya. Bu depremden dolayı bütün ne kadar ayrı da olsa bir araya geliyorlar. Çünkü memleket bizim memleketimiz. Diyorlar ne yapalım, nasıl bir önlem alalım deyiveriyorlar. Bir afet oluyor.
Sel afet vesaire. Bir hastalıktır. Geçirdik işte. Covid umdu. Geçirdik. Onu da bir araya geri verirler. Kıbrıs çıkartmasıydı. Hemen o kadar birbirine muhalif olan insanlar toplanıverdiler. Kimisi üç maaşını verdi, kimisi bir maaşını verdi. Hep yardıma koştular. Bunun gibi önemli olan hadisede bir araya geliverirler. Bu zor değil, telefon ne değil öyle zannetmeyelim. Nasıl bir araya gelirler? Allah'ın izniyle. Diyelim ki Mekke'de toplanacaklar. Mekke'yi hatırladıkları zaman oradadırlar. Gidecek de pasaport çıkaracak. Da buna ait işlemleri yapacak değil. Onların bir davetiyesi var. Davetiyenin üzerindeki yazı şudur. Ölmeden evvel ölme sırrına ayırmış. Dünya ahiret diye park eden bir şey yok hayattadırlar. Eğer üzülüyorsak biz bazı oturuşlarda ne de hayattadır. Onu bilmesek dahi Cenabı Hak'ın zaten gözetimi altındayız. Esselam. Her an gözetliyor Cenabı Hak bizi.
Bu bir sohbet meclisinde veya önemli görüşmelerde değil ki. Her zaman Rabbamızın gözetimi altındadır insanlar. Ondan haya edeceğiz. Bunun gibi ani de toplanırlar, bir araya gelirler. Bir tane örnek isterseniz kitaplarda gördüğümüz kadarıyla ifade edin. Bir meclis toplandı, divan heyeti. Dediler ki bu heyet niye toplanıyor? Hallaci Mansur'un bir hatasından dolayı. Hallaci Mansur diyor ki Miraç hadisesinde Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem bütün insanlığın affını isteseydi bu bir hata oldu. Bütün toplanmışlar peygamberler de var yalnız. Musa peygamberimiz efendimize diyor ki Ya Rasulallah, ey Allah'ın Nebisi, siz bir söz söylüyorsunuz. O da ümmetimin alimleri nebilerin varisleridir. Alim dediğimiz, böyle gördüğümüz zahirdeki insanlar değil kolay kolay. Bir gün mürşidimiz ilmimi gizliyorum dediğine şahit. Onlar rahleyi Muhammedi'de yetişir Sallallahu Aleyhi ve Sellem.
Bakın bir gün mektebim yok diyor. Bunu boşuna söylemiyorum. Bir mektebe oldu ki müdavim Allah idi zatına muallim. Yine şiirlerinde geçiyor. Siz bunu bizden çok ala bilirsiniz. Oradan gelir söz bizdedir. Arada tercümandır bu. İlhamı söylüyor. Allah'tan aldığını söylüyor Celle Celaluhu. Toplanır. Musa aleyhisselam ya Muhammed diyor sallallahu aleyhi ve sellem böyle bir sözünüz var. İşte alimler, resul, Allah işte peygamberlerin varisidir. Bu nasıl oluyor deyince İmamı Gazali'yi ayağa kaldırmıyorlar. Ya İmam kalktı diyor. Hazreti İmam ayağa kalkıyor. Ya Musa sor. İmama sor. Bir soru soruyor. Soru sorunca Hazreti İmam bu soruya cevabı değişik şekillerde veriyor. Diyor ki ya İmam ben sana bir soru soruyorum, On türlü cevap veriyorsun. Bu nedendir deyince ya Musa ben senin yaptığın gibi yapıyorum diyor. Cenabı Hak sana esen. Elindeki nedir? Ya Musa deyince Ben o asaya dayanırım.
Asa deyince kırk yaşından sonra buyurdu, ele alınması gerektiği hakkında bilgiler de var. Ben bununla koynurlarıma yaprak da indiririm. Çırparız deriz ya yaprak da. Doğrusun diyor. Ümmetin alimleri, ümmetin Resulullah'a varistirler. Bu veraset sadece ilim olarak değildir. Resulullah'ın ilmine varis olmak demek on sekiz bin alemi gönlünün içinde taşımak demek. Zahir ve batın bütün ilimleri talim etmek demek. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın bir elif demesi zahir ve batın bütün ilimlere kifayet ediyor. Onun için diyoruz efendimizin rahle-i Muhammediyesinde zannediyorlar. Bu Abdullah Develioğlu diye iyi bir alim. Dedemle çok konuşuyor. Diyor ki Mustafa Efendi, Hasan Efendi'yi okutmuyor musunuz? O okutuluyor hocam diyor. Bizzat müşahede etmiyor. Aleyhisselatu Vesselam efendimizin mübarek dizinin dibinde talim görüyor. Halklerin talimini öğreniyor.
Bir imam Abdülkadir Geylani, Gaddisallahu Sırr Hazretleri'ne, ya imam buyuruyor, pek konuşmuyorsun. Neden deyince ya Resulallah, o şair dediğimiz İbnü'l-Farrıl, şimdi hatırıma geldi. Bu şair gibi çok daha değişik kimseler var. Bizzat kabri saadete ellerini koyarak konuşanlar var. İmam Şarani Hazretleri gibi. Rahmetullahi. Mübarek tükürüklerinden onu altı tane bırakıyorlar. O tükürük şu bildiğimiz tükürük değil. İlmelyakin, aynelyakin, hakkalyakin, marifeti ilahi, üns, muhabbet, Allah'ımıza kurbiyet, ilmi ledün, vesair. Bizzat müsaade buyurduğu kimseler var. İzin veriyor. Her icazetle öyle bildiğimiz yerlerden alınmıyor. Fakri kainatın da icazeti var sallallahu teala aleyhi ve sellem. İskenderun'un dört yolu diye bir yeri var. Burada Karınca Mehmet Efendi Hazretleri. Kendisi Arnovalılar. Oradan gelmiş. Hızır Aleyhisselam'la çokça görüşüyor. Daha Efendimiz asker. Yirmi yaşlarında.
Belki yirmi iki, yirmi üç olabilir. Fakat yirmili yaşları. Bu bir rüya görür. Rüyasında üstadımız hanelerine giriyor, elektrik düğmesine basıyor, beş tane lamba yanıyor. Bazen bakarım da elhamdülillah bizim bu avizelerde beş tane lamba var, hatırıma yeri. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki beş letaifiniz Hasan Efendi vasıtasıyla geçilecek. Daha çok genç. Yedilerin evrak ve ezkarıyla meşgul. Yedilerden bir bize. Böyle Hızır Aleyhisselam'la da çokça görüştüğü için diyor ki efendim Sami Efendi'nin halifeleri kim? Her konuşmamda bunu derim, diğerlerini küçük görünme maksadıyla söylemiyorum. Gerçek olan bu. İki kişi. Adana'da. Sen efendi. Yerinde tanın dönüşte. İkinci olarak da üstadimizi gösterelim. Birkaç defa sormuş bunu. Yok bir defa sormuş işte üstadımız çok zannedecek. İyice kalbimize, gönlümüze yerleşsin. Böyle bir gelişi var. Dokuz yüz yetmiş üçte, yetmiş dörde de sarkabilir.
Güçlerden bir zat. İsmini neyi biliyorum ama veremiyorum. Yüksek rütbede bir kimse. Ve yanında bu yedilerden dört yüz yıldaki Mehmet Efendi Hazretleri de var, diğerleri de var. Zaten onlar yalnız olmaz. Biz göremeyiz ama onların etrafı dolu olur biiznillahi teala. Biz sadece şahıs olarak onları görürüz. Kayseri'den çok eski dervişlerden birisi geliyor müsaadenizle. Biz dışarıda onun ayakkabısını çevirirken dedi ki, açıkçası efendimizin yanında oturanı gördünüz mü dedi. Ve sonra dedi ki Hızır aleyhisselam yanında oturuyor. Dedem de gerçekten çok Kemal'de bir zat. Çok Kemal'de. Diyorlar ki dergahta, Müsteh Efendi senin şiir söyleme kabiliyetin var. Ayrılıyorsun artık memleketine döneceksin. Böyle bir şiir yaz da hatıra olarak kalsın. O şiirin de şunu diyor. Hızır yanında görünür şeyhim. Muhammed yanında sallallahu teala aleyhi ve sellem görünür şeyhim. Bura mesturdu.
Bu kısımları bize açmazlar. Diyoruz ya Sarraf'tır ama çok ünlü bir Sarraf. Çok değerli mallar pazarlayan. Zümrüt gibi yakut gibi buna benzer çok taşlar var. İfade ediyoruz ya madenler var. O madenlerden sodyum, mesai gibi madenler var. Bir gramı bir trilyon dolar ediyor. Bunu öyle herkesin göreceği yere koymaz. Belki dükkana da sokmaz onu. Özel sandıklardan ya da muhafaza ederler onu. Korurlarını, şifreli. Bunu kime verir? Bilir. Sarraf bilir. Kimin vargut olduğunu bilir. Ona gir diyeceğim. Sen şu saat gel de. Bende çok güzel mallar ver. E bir bak çünkü başkası buna talip olamaz. Efendimiz diyor ya muhabbet harçlığı assan, o zatın dairesine varsan, gerçekten çok müstesna okuyabilsek, dışını okuyoruz. İçinde okuyabilsek ne güzel o sözler. İlahi muhabbet harçlığını almış. O kimselerin gözünde kötü olmaz. Hep Rabbimizin kulu gözüyle bakarlar. Ancak isyan olan durumumuzdan dolayı üzülürler.
Ona ne yaparlar? Gösterirler. Gösterirler, o da alır. Efendimiz herkese ilmini açmıyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Sıddîk Azam'ı açıyor. Ali Efendimiz'i açıyor radiyallahu anh'a. Bunun yanında Hazreti Selman ile radiyallahu anh gece görüşüyor. Huzeyfe radiyallahu anh ile çok ayrı görüşüyor. Herkese aynı vermiyor. O tarihte görüşen Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu tarihte görüşmez olur mu iki cihan güneş? Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bütün üzüntümüz bu. Büyük bir nimet peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, büyük bir devlet. Alaka kuramadığına üzülüyor insan. Mevcut. Zannediyoruz ki biz işte bir tarih Asen Efendi vardı. Bir tarih Sami Efendi vardı. Esad değil, aynen mevcut. Onlar hayattadırlar ama biz buna akli demiyoruz. Bizim şifreler uymuyor. Oysa hayatta mevcut. Bu konulara pek girmeyelim isterseniz. Dokuz yetmiş üç, yetmiş dörde de sarkar, üçler de o zaman.
Kırklar Meclisi gibi toplanmışlar. Konya'dan Sıvacı Ahmet Efendi diye birisi ona diyorlar ki Hasan Efendi'nden bir müsaade iste. Görüşelim diyorlar. Geliyorlar. Diyor ki Sıvacı Amir Efendi, efendim bu kimseler sizinle görüşmek istiyorlar deyince Ahmet onları ayağıma getirirsen seni mesul tutarım diyor. Varmış anlamış efendim böyle diyor deyince demişler ki Hasan Efendi ne nezaketli veli, ne nezaketli veli diyorlar. Üçler ayağına gelir. Biz şunu kafamızdan çıkaralım. Bakıyoruz kitaplarda üçlü, yedileri, kırkları, evet güzel. Bunun dışında ne üçleri, ne yedileri, ne kırkları var. Allah'ımızın öyle kulları var ki benden başkası bilmez buyruluyor. Hızır Aleyhisselam'ın elindeki liste zahiri liste. Batıni liste ayrı. Onun için evlatlarını çok iyi tanıyor. Bazen insan diyor adamın hatası yok, kusuru yok, çok güzel. Buna niye böyle muamele ediyorlar, kızıyorlar bilmem filan.
Ona belli olanı bir görebilsek biz, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz Kevser havzının başında bir kısım insanları ümmetim değil buyuruyor. Ya Rasulallah neden deyince onların ne yaptıklarını biliyor musunuz buyuruyor. Benden sonra onların ne yaptıklarını. Bu yolda her şeyi apaçık bellidir. Buranın bir devlet düşünecek olursak bir hükümet Reis-i Cumhur'u da başbakanı da bakanları da her şeyi mevcut bir yoldur bu. Ondan ne yapacağız? Düzgün olacağız. Bir eserde gördüm, iki şeye çok dikkat ediyorlar. Birisi Huzurlu bir kalp istiyorlar. Böyle eğri, büyülü bizim gibi değil. Tertemiz bir kalp istiyorlar. Kalbi selim. Böyle kibir, benlik, kendimizi bir başkasından üstün görmek, beğenmemeler bunlar çok büyük yaralar açıyor. Selim kalp, huzurlu kalp. Rabıtasında bayılacak gibi oluyor. Aynileşiyor tarikatlarda iki esas var, Bumbarek Nur'da. Minnikas ve insibal. Hiç duyduk mu bunları?
Sen nereden duydun? Neden duyacağım? Kitaplarını. Büyüklerimizin sohbetinden ne işittiyse? İn'ikas aks ediyor. Yazılımlarda kullanılıyor. Böyle tuşlara basmadan aksederek. Geç kenara geçelim. Böyle aksederek dinleyelim. Böyle aksederek iniyor tuşlara basmadan yazılara, bu madde olarak mana olarak onlara öyle iniyor ki aleyhissalatu vesselam ve Miraç hadisesinde okuruz, bin bir kelamı kıldı. Halbuki ırgat semaya geçiyor, Kutsi Şerife geliyor, enbiyaya imam oluyor. Ne büyük şeref efendimiz insandan olmak için. Ne büyük şeref. Allah bak ona ümmet olmayı bize nasip etmiyor. Hiç gaflet edilir mi? Hiç namazlar geçer mi? Hiç cemaatten ayrılınır mı? Yani yaptığımız çok yanlış. Bize peygamberimiz başvurulmuş, ihsan edilmiş. Onun sünnet seniyyesine camdan sarılırız. Onun halkasına girmeye gayret edeceğiz. Üç tane halkası var Resulullah'ın sanarısı. Bir umumi halka var.
Tevhidi okudukları bütün insanlığı davet ediyor. Kafetellin nas. Bir de müminlerle olan halkası var. Bir de işte kutup diyoruz. Onlarla olan özel halkası var Resulullah. Bundan dolayı hiç böyle layık olmadığım halde söylediğim bir sözü size anlatabilirim. Üstadımızın hayatında şunu derdim. Allah'ım derdim. Efendimiz bu dünyaya nasıl sığıyor derdim kendi kendime. Efendimizin boyu belli, bosu belli. Evi belli, yurdu belli. Ama onun bir manevi heybeti var. Manevi görüntüsü var. O zahiri görüntü. Askerde kendisi öyle demiş. Beni bu asker elbisesinin içerisinde görüyorsunuz demiş. Biz bu değiliz demek istemiş. Burada kırk birinci Alayda Hasan Erten. General gibi bir kimse. Bizzat Peygamberimizi görüyor Salli Allahu Aleyhi Vessellem. Develi'nin Yahyalı Bucağı'ndan Mustafaoğlu Hasan benim evladımdır dikkat et diyor. Bunlar bu.
Biz zahirde gördüğümüze bile görüyoruz derginin üzerindeki o resim bile nur. Bir de iç alemine girenler var. Orayı görebildik mi bu Franktır herhalde. Şahmelik de olabilir. Oradan bir kimse geldi. Şamila diye. Sohbette oturuyor yalnız otururken aşılı bir adam. Önündeki rahle Efendimiz'in böyle hareket ettirdiği. Buyurdu ki Şamil şu anda neyle meşgul olduğumu biliyor musun? Bak bir zahiri var işin bir de batın yönü var. Zahiri nedir? Böyle cemaat toplanmışız biz. Bize konuşuyor. Bu zahiridir. Onların batın görüşmesi alındandır. Şamil dedi şu anda ne ile görüştüğümü yaptığımı biliyor musun? Yapma dedi. Aşkımdan o rahdeyi hareket ettiriyor. Sonra layık olmadığımız halde ıslah olsun diye bize şunu anlattı. Buyurdu ki ihvanın bütün halleriyle meşguldüm. Bir tanesinin nefsi yılan gibi ayağa kalktı. O anda dedi ona vurdun. Halbuki öyle vurma niyet mi yok? Bak işin bir de iç yönü var.
Mühim olan oraya girebilmek. Bu namazda da var, imanda da var, İslam'da da var, Kuran'da da var. Her şeyde var. İmanda nedir? İman-ı hakiki deniyor ya. Bir taklidi iman, bir de tahkiki. İbadette ne var? İbadette ihsan var. Allah'ımızı gözü gibi taat var. Tesbihatımız da var. Rabıdumuz da var. Zikrimiz de var. Murakabemiz de var. Alanları çok müstesna. Biz bu dünyada yaşıyor zannediyoruz ama yaşarken yapmış oldukları demek ki ilahi görevleri de var. O sarraf ne yapıyor? O sarraf varlıklı gördüğü kimseye diyor ki gel şöyle çok kıymeti haiz. Bir değer var, onu vereyim diyor. Aleyhissalatü Vesselam benim de o değerleri işte kutuplara veriyor. Havsiyet makamında olanlara veriyor. Bir maman dediğimiz nedir? Birisi mülk alemiyle, bir diğeri melekut alemiyle alakalı. Mülk bu dünya. Bu dünyadaki Rabbimiz müsaade ederse hadiselere müdahil olabiliyor, müsaade ederse.
Melekut aleminde o bizim göremediğimiz iç gözleriyle müşahede edilen alemlerle alakalı ev tat diyoruz. Bu depremlerde ne de deprem riskinin en az olduğu yer Mekke'de iniyor. Çünkü çok dağ oluyor. Dağları Cenabı hak kazıklar gibi kılıyor. Bu dağın yüksekliğinin on dokuz katı Allahu alem çivi şeklinde tabana iniyor. Rabbimiz manevi erleri, evtadı buna benzetiyorlar. Dünyada dört kişi. Buraya geldi mi? Geldi. Ve biz göremedik onu. Biz göremedik. Üzülerek gittiklerine çok mahzun oluyoruz. Bizim hallerimize üzülüyorlar. Tavrımıza üzülüyorlar. Böyle bir mescitten mahrumiyete üzülüyorlar. Kalben azıcık bir itiraz çok büyük yaralar açıyor, onlara üzülüyorlar. Belli bir yer biz değil efendilerimizi diyorum. Sağlam tutmamızı istiyorlar. Böyle hafif tutmalarla olmaz. Bu sağlam tutma, onlar gerçekten Allah'tan korkan kimselerdir. Yani tam tutacağız. O zaman Cenabı hak ihsan ediyor. Her hususta.
Diyeceğim o yetmiş üç yetmiş dörtteki onlarla konuşuyorlar, görüşüyorlar. Sonra bizi gönderdi. Bizi gönderdi. Soracağım size üçlerden diyebilir misiniz? Ayağı ayağının üstüne akıl vaziyette. Bıyığı burnunun ucunda her tarafa alınmış bir parmak kadar. Yerine göre paha açtırmayın bize. Zahirde belli olmaz. Onun da hikmetleri var. Eğer insan onların manevi halini görür de itiraz ederse Allah'ımıza harp ilan eder. İki yakası bir araya gelmez onun. Hani bir şey olmuyor, ebu cehle bir şey oldu mu? Ebu cehle, onun gibileri en sonunda gördü ama. Allah'ımız imhal eder de ihmal etmez. Allah'ımız mühlet tanır ama ihmal etmez. Bu Konya'dan Ömer amca gelirdi. Şunu derdi, evliyayı sevemedik. Bizim durumumuz bu işte. İnşallah böyle olurdu. Fakat düşman da olmadık dedi. Evliyayı sevemedik. Muhalifi de olmadık dedi. Ne yapalım? O alana girmek gerekiyor. O alana girmenin işareti söyleyeyim size.
Bir layık olun bu yere. Ey iman edenler Cenabı Hak'tan korkunuz. Daha birileri safhaya varabilmek için, gücünüz yettikçe, daha bir ilerisi İslami, hakkaten guati, gerçekten. Çünkü sizin en mükerreminiz Cenabı Hak'tan en çok korkanınızdır, en kıymetli değer olan kimsiniz. Hepsi Kuran-ı Kerim'de şu anlattığımız kutup dedik ya biz hep ayeti celilelerle, okumadım da ondan, esenler. İnsani Cenabı hak yeryüzünde kendi namına hükümlerinin gerçekleşmesi için halife tayin diyor. Bunun iki şekli var. O zaman hepimiz kutup mu oluyor? Mu? Allah bizi ıslah etsin. Sizi tenzih ediyorum tabii. Kendime söylüyorum bunları. Allah bizi ıslahtır. Birisi umumidir. İkincisi hususi özel. Yetiştiriliyor. Hacı Hasan Efendi yedi kutlu cihanın gözetiminde gelişmiştir. Duyduğuma güne. Fatiha diyeyim mi artık? Elgut bir manau zahiri indessufiye. Bizim gibi ders almışız, evrad ezkarimiz var.
Bizim yanımızda zahiri şöyle dış görünüşü. Ova da şükür elhamdülillah. Yine saygı duyuyoruz onlara. Böyle klişe bazı sözler var, bununla yetinmeyelim. Allah gölgelerini üzerimizden eksik etmesin. Bu söz klişe bir söz. Öyle değil, o gölgenin altına girelim, o gölgenin altına. Öyle geriden öyle saygı sevgiyle olmaz o. Esad Erbili Hazretleri iddianı ispat etmediği hal ü etvarın senin diyor. Senin o sevgi duyarız, muhabbet ederiz demen ey hakikati göstermez diyor. Sebebi ise onların dediği arzu ve istekte olacaksın. Efendimiz hazretlerinin bize olan bir cübbesi var. Emanetleri var. Nasıl olduysa bunu evin tamirinde mi oldu? Niye oldu? Olmuş götürmüş kim götürdüyse bu bir haktır bu oldu. Sonra efendimiz hazretlerinin çok güzel bir seccadesi memleketimizde güzel insanlar yok değil. Bak. Benden sonra buyurdu bunu serip camimize. Mübarek kabri saadet vuruyor.
Ama üzülerek şuradan çıkıyorum dışarı. Dedim ki efendimizin alınırım o cübbesi. Şöyle bazen belki giyerdik bakardım. Kokusunu alırdım. Yakup Aleyhisselam'ın Yusuf'un kokusunu aldığı gibi gömleğinden insan istiyor bir bıkbacağın. O cübbenin altında eriştiği tecelliler var onun. Mahzun oldum, üzüldüm ona. Hakkını helal ettin mi onu diyemem. O yarın huzur-u ilahide ortaya çizmişsin. Çünkü dünyaları verseler bizim için önemli değil ama bir zamanın hutbunun hediyesi. Belki kefen yapardık kendimizi. Bu camiden çıkıyor. Demek ki bizi teselli mi etmek istediler ne yaptılarsa. Hazreti Bayezidin birisi, Haddise Allah'ın izine basıyormuş. Dönmüş geriye, buyurmuş ki değil izimiz, derimi de giysen fayda etmez buyurmuş. Yolumu izlemedim ki. Dedim Allah'ım bunu aldılar ama manevi cübbesinden mahrum etmedin. Manevi emanetinden mahrum etmesin. Çünkü peygamberler mal bırakmaz.
Onlar ilim bırakır, irfan bırakır. Onlar gerçek hakikati bırakır. Mühim olan una varis olmaktır. Zahiri olan Sufiye indinde bir görüntüleri vardır. Bir de manevi görüntüsü vardır ki bu da insanı kamildir. Kemalata vermiş, insandır. Ve İmamuz zaman, zamanın da imamıdır. O zamanın imamı Beytullah'a anlatıldığı yere diyorum. Muhammed abimiz anlatırdı, oradan duydu. Şöyle. Saat ikiye doğru Beytullah'a geldi. Fakat şu ağız kısmında örtülü bir vaziyette. Şu dünyanın tozu toprağı da bizim içimize girmesin diye hassas. Kabe-i Muazzama'nın üstüne bir örtü. Kıldıkları namaz buralarda listesini zamanın imamı. Allah'ımızın zati tecellilerine mazhardırlar. O tecelli insanı bu dünyadan çıkar. Bedenden çıkmaz ama gönül olarak çıkar. O nimeti tattığı zaman onun doymuyor. Nuri ilahi. Allahu Teala Allah'ımıza muhataptırlar. Sırf Cafer I Sadık GatteSallahü Sırrı Hazretleri ile haber verilebilir.
Bazı Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken içinden çıkamadığı durumlar oluyor. Değerli rahat yöneliyor Rabbimize. Rabbimiz ihsan Uzaklık yok. Allah'ımızla muhabbetiyle iç içe. Allah'ımızın bir isimleri var, bir de hüsnası var. Bunlar olmasa biz bunu katiyen bilemeyiz. Biz Esmaül Hüsna dindi mi sıralarız doksan dokuz tane ismini Rabbimizin. Hat hüsnası burada değildir. Hüsnası onunla onların kalbindedir. Bir de çok itirazlar gelir ya Allah'tan hayırlıcısına. Ne yapar? Ayın şimdi dolunay olduğu zaman var. Böyle tecellilerle neler kemalatıyla ayın tamamlandığı gibi Rabbimiz onu nurlarıyla tamamlamıştır. Böyle denizaltılarda ya da yön tayin ederken yıldızlarla tayin ediyorlar, tıp yıldızı inanıyorlar. Bunlar da bizim gibi insanların hidayete erişmesi için hidayet yıldızlarıdır. Ashab-ı Kerim gücü. Hep Ayet cellelerle. O yıldızın o inişi yerine göre manayı öyle verdi ki bu içimizde mi kalsa acaba?
Kutbu tarif ederken bu misali verdi. Bu makamın diyor dışında bir makam nasıl düşünülebilirdi? İsterseniz üstadınızdan duydu mu diyeyim. Bu hutbiyete haber verirken şunu buyurmuşlerdi. Bir ayağı yerde bir ayağı aşkla diye söylüyordu. Güzel kimseler orada şu Ayet celleye ile İbrahim Hakkı, yok İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri alıyor. Yaktasu bir rahmet-i hiymenyeşe özel seçilmiş yaktasu bir rahmeti yiymen yaşa. Onu dilediklerine Cenabı Hak, rahmeti ilahiyeye nail olan özel kimseler. Cenabı hak kötülüklerden muhafaza buyuruyor bunları. Velhilafe, özel vekalet. Artık onlar müşahede aleminde seçilen kimseler tahammül edecek gibi değil. Arş taşıyan meleklerle alakalı. Bir Sami Efendi, bir Hacazen Efendi derken öyle kafamızda şekillendirdiğimiz gibi değil. Zati hakikat onlara keşfolmuştur. İlahi sıfatların tecellilerine mazhardır. Biz böyle bir fonu işleyemedik.
Zaman da buna müsait olmuyor yerine günün. Onlar sadece bu kitaplardan ve hocalardan talim ile yetinmezler. İlahi alemde zalimleri vardır. İlahi nur onlara bahşedilmiştir. El Alim sıfatından damlayan ilim zatından damlamıştır. Yeryüzü sanki onların ayaklarının altında dürülmüş gibidir. Cenabı hak lütfederse nasıl ki Belkıs'in tahtını bir peygamber olsa getiren diyeceğiz ki veliler için olmaz. Kendisine kitap verilen Asaf bin Belhi'ye o tahtı bir anda getiriyor. Allah'ımız onlara bir anda bir yerden diğer bir yerde bulunma gücünü şu şekilde haber veriyorlar, hatırladığı zaman da olur. Bela ve musibetlerin ilk indiği kimselerdir. Uhud hadisesinde on iki kişi Aleyhisselatu Vesselam menimizi bırakmadılar. Buradan alarak şöyle de bir gerçeğe işaret ediyorlar. On ikiler diye haber verilen mübarek kimseler var. Buraya da işaretler haber veriyorlar. Müceba ve nukaba. Nukabadır.
Bütün alem onlara bey'at ediyor. Burada herkesin kabul etmediği bir kimse vardı. Davet olsun çağırmazlar. Onu pek güzel almazlardı. O günlerde efendimiz hazretlerine bu nimetin baş olunduğu günde bakmış insanlar hep oraya yürüyor. Müstazımıza doğru yürüyor. Hatta hayvanat da yürüyormuş. Bakmış ki kabirden insanlar kalkmış, onlar da yürüyorlar. Diyorlarmış ki Hacı Hasan Efendi kutup oldu diyorlarmış. El kutup. Bütün alem bey'at. Onu tasdik ediyorlar. Evvela meleği alada kabul ediliyor. En yüksek makamlarda. Bu efradı tarif ederken daha ziyade aşkı ilahi ile yanan kimse derler. Yalnız bu kutuplara da yol gösterebilir. Bunlar tek hayırlı kimseler. Kimsenin söyleyebilirler. Bu kendi aralarında işte zamanın kutbuna bazı tavsiyelerde bulunurlar. Bu olur kendi aralarında. Mesela oluyor ya bir Reis-i Cumhurdur, başbakantır. Danışmanları olur. Bir Reis-i Cumhurun çok danışmanı olur. Çok.
Onlar derler mesela eğitimde şöyle olsun. Diyelim dışişleri diyelim, içişleri diyelim, maliye diyelim, hazineden sorumlu diyelim. Bunu örnek olarak vermek için söylüyorum. Tavsiyeleri olur. Zaten yetişmiş insanlardır. Yerine göre dini ilimlerde de olur. Bütün devletler arası hukukta da olur. Bunlar yol gösterirler derler. Bunun gibi efrad denen zümre zamanın hukbuna da efendim tabirinde kullandıklarını zanneder Allahu alem. Efendim şöyle yapsak nasıl olur diye çok nezaketle ifade ederler, konuşurlar. Zamanın kutbu Ekmelü'l bilet el beledü'l haram. Memleketlerin en üstünü nedir? Mekke-i Pirkerremedir. Ve Ekmelül Büyüt evlerin en üstünü nedir? El Beyt'ül Haram. Kabe-i Muazzama'dır. Ve ekmelül halk, her asırda halkın en seçkini kimdir? El kutu. Kutuptur. Mekke-i Mükerreme sanki onların cesedidir. Ve ekmelül büyük. Melbeyt Nazi ruhu kalp. Kabe-i Muazzama onların gönülleridir.
Efendimiz bir vaaz ediyor da efendim çok bağırıyorsun diyorlar. Bağırttırmasalar diyor. Hem bunlara girince belki de onları gözümüz görmüyor ya iştirak edebilirler sizin hürmetinize biz de hissederiz inşallah. Onlardan dolayı. Bunların bir de hal olarak gelen kutuplar vardır. Bayezid I Bistami onlardan biridir. Cüneydi Bağdadi hazretleri de ilimde kutuptur ilme. Bazı padişahelerini nakletmek anlamamızı kolaylaştıracaktır. Sami Efendi Hazretlerini Erenköy'deki Zihni Paşa Camii'nden veya bir evden hanei saadetlerine doğru giderken üstadımızın kendi kendine konuştuğunu duyuyorum. Diyor herkes kendiyle meşgul olsun. Bu bir çay getir. Anlatılan önemli bir husus. Efendim Bayezid makamındadır. Efendim Cüneydi Bağdadi makamında dedi. Saat dört sularında seherde iftihar buyuruyorlar. Doğu'day. Hangi güç getirdi bizi bilmem. Buraya geldik. Gece yatıyorum.
Tam o saatte şu kalbim yandı ama iyi yandı. Şöyle elimle tutuyorum kalbimi. Yandı. Tam o saat ahirete göçmüş. Sabah oldu, üst lazım görüşüyorum. Konya'dan gelen bir grup da var. Efendim Bayezid makamında diyor ama çok iyi canlanıyor böyle. Zaten onlar görüşmüşlerdir diye biz taskavur ediyoruz. Bir de hal olarak gelen kutup var. Bilimde kutup var, bir de makam olarak gelen var. Layık olmayarak dedim ya, nasıl ki peygamberlerin kendi arasında dereceleri varsa kutupların da dereceleri var. Onlardan birisi de şu, makam olarak, kutup olarak geliyor. Her zamanda o bir tanedir. Gezegenler nerede dolaşır? Gezegenler dünyanın etrafında döner. Ve hadisi şeriflerden alıyor bu kutup hakkında. Onlar gerçekten ileride müstesna kimselerdir. Vefi rivayeti. Vefi rivayeti tuballil müferridil. Onlara ne mutlu buyuruyor. Bu Harrani Hazretleri var.
Medine-i Münevvere'de böyle uçuk bir duvarın dibinde kalıyor. Devamlı bir yere, nazar ediyor. Ricalullah'tan bir zat diyor ki Efendim, çamaşırin yıkanması gerekir yiyeceğin, içeceğim, Biz bunu temin edelim deyince pek razı olmuyor. Ona diyor ki ben burada birkaç gün kaybolacağım. Göremezsen endişe etme bir görevim var diyor. Memleketimizde bir sıkıntıyı müşahede etmişler. Onu esrardı. Ve biiznillahi Teala çözmeye muvaffak uğruyorlar. Ayeti celilelerde, onlar nedir? Allah'ımızın zikriyle kendinden geçme şudur. Biz Allah diyoruz mesela, la ilahe illallah diyoruz. Onlar Allah derken mezkur ile oluyor. Yalnız dilleriyle Allah demekle kalmıyor. Allah dediği, Halık-ı Zülcelal ile oluyorlar. O dillerinde Onda yok oluyorlar Allah derken. Efendim, elimize tespih aldık mı öyle bir uyku basıyor ki tespih elimizden düşüyor. Rabıta zorlanıyoruz. Uyku basıyor, hep bundan işte.
Tecelli ilahi onlarla devam ediyor. Bunu ifade etmek lazım. Üç şekli var bunun. Birincisi ashabı yemin. Günümüzdeki sağcı ve solcu olarak düşünülmesin, bu caiz de değil zaten. Bunlar cennet ehli kimselerdir. Ve şimel dendiği zaman onlar da cehennem yarandır. Bir de var. Rabbimiz. Ileride olanlar ileridedir. Onlar Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırdığı kimselerdir. Ki cennetin naim nimet dolu cennetlerin içerisindedirler onlar. Nimet dolu cennetlerdedirler. Bu nimete mazhar olmuş kimselerdir. Diğeri, birincisi zalim, ikincisi muktesit, muktesit. Üçüncüsü sabık. Bu şudur. Zalim nefsine zulmeden kimselerdir. Tefsirlerde çokça ifade edilir. Çok geniş ele alır. Ne biter ne tükenir. Muktesid hayır ve şerri bir olan kimsedir. Sebikun ise onlar ileride olanlardır, ileride olanlar. Burada şu ayeti celileyi zikrederler onlar hakkında. O ayetin ne de essane.
Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müferrüdun dediğimiz zaman o hayırlı zümre budur. Niye uzatıyorsun derseniz soru böyle soruldu. Sorunun cevabı tutmaz bu. Ne biter ne tükenir. Uzun. Bunların mertebesine biz giremeyiz. Bizim anlayamayacağımız hallerdedirler. Bir de gördüğümüz gibi olmaz. Diyelim ki bir nefes aldı. İkinci nefes ona benzemez. Devamlı gelişmededir onlar. Devamlı gelişiyor. Allah'ımız onlara öyle bir sermaye lütfetmiş ki o sermaye ile her nefes gelişmektedirler. Nasıl? Altın, gümüş, platin, paladyum, rodyum, diridyum, rutinyum, postmiyum. Bunun gramı yüz trilyon dolar. Onun bir nefesi, bir nefesi insanların ve cinlerin ameline denk gelecek şekilde. Hesap edemeyiz. Keşke ayakta dursa da bir nefes alsaydınızlar. Varlıkları aleme rahmet. Asıl unları tanıyan ricalü'l Gayb'dır. Gözlerimizin görmediği güzide insanlardır. Onların özelliği de kimseyi kötü görmezler.
Herkese nasihat ederler. Pek insanlar içerisine de karışmazlar. Bunlar hazanetü ervahil enbiya nebilerin ruhlarının hazinesidir onlar. O öyle gördüğümüz koluna girilip bir hoca gibi müşahede ettiğimiz Hacı Hasan Efendi o değildi işte. İnsanın anası gider, babası gider, üzülür ama asıl üzülecek onlardır. Bütün aytilleler de geliyor. İclallarını yapmışlar. Biz bu işi sulh edelim, bu uzun sürecek. Bir tanesi efendimize geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem dedi ya Resulallah bir kimse var ki bir kavmi seviyor. Onlar gibi amel edemiyor ama seviyor. O zaman, Bizim durumumuz bu. Kişi sevdiğiyle beraberdir. Cenabı hak sevenlerden kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.