Kutsi Şerif ve Filistin'in Manevi Mücadelesi kaydında Çok değişik şekilde izahına gireceğiz Kutsu Şerif hakkında ve bugünkü hadiseler de müminler bir vücut gibidir, vücudun azasından birisi rahatsız olduğu zaman diğerleri de ona iştirak eder. Bizim kalbimiz mesabesinde olan Kutsi Şerif'teki hadiseler Filistin'deki kardeşlerimizin çok canice bir şekilde katledilmesi, haklarının alınması…
Çok değişik şekilde izahına gireceğiz Kutsu Şerif hakkında ve bugünkü hadiseler de müminler bir vücut gibidir, vücudun azasından birisi rahatsız olduğu zaman diğerleri de ona iştirak eder. Bizim kalbimiz mesabesinde olan Kutsi Şerif'teki hadiseler Filistin'deki kardeşlerimizin çok canice bir şekilde katledilmesi, haklarının alınması elbette ki mümin olanın gönlünü yaralar. Şöyle bir tarihi sürece baktığımız zaman bin yedi yüz doksan dokuz Fransız General Napolyon Osmanlı yönetimindeki Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulmasını ister. Bin sekiz yüz yetmiş dokuzda Siyonizm Kongresi Basel şehrinde toplanır, Theodor Herz, bu Yahudi kendi devletini kurmasını savunur. Yine bin dokuz yüz on yedi, on yediye bakarız. Birinci Dünya Savaşı sırasında Filistin ve çevresi Osmanlı idaresindeyken İngilizlerin desteklediği Arap güçleri Osmanlı hakimiyetine son verene kadar devam edip gitmiştir.
Yine bakarız yirmi dokuzlar bin dokuz yüz otuz altı Arapların bu süredeki tavırları, tepkileri yine bakıyoruz bin dokuz yüz kırk yedide Birleşmiş Milletler devreye girer. Ne yaparlar? Siyonist Arap sorununu çözme sorumluluğunu kırk yedide Birleşmiş Milletlere devreder. Bin dokuz yüz yirmiden beri idare edilen İngiltere artık siyonist Arap sorununu çözme sorumluluğunu bin dokuz yüz kırk yedide Birleşmiş Milletlere devreder. Daha sonra bakıyoruz kırk sekizde İsrail Devleti öyle bir şekle girer ki İsrail'in ortaya çıkışına verilecek karşılığa önderlik etmek için Arap devletleri arasında rekabet var. Bu yüzden Filistinliler olaylara seyirci kalır. Bin dokuz yüz altmış dörtte Kudüs'te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü hemen ardından Arap devletleri tarafından tanındı.
Bu devletleri Filistin Kurtuluş Örgütü'nün esasen kendi kontrollerinde kalmasını istiyorlardı ama bakıyoruz altmış dokuzda örgütün başkanlığını ele geçiren Yaser Arafat gayesi buydu. Kendisine bağlı beş yıl önce gizli olarak kurulmuş El Fethi örgütü İsrail'e karşı operasyonlarıyla ün kazanıyordu. El Fethi savaşçıları altmış sekizde Ürdün'de İsrail'i birliklerine ağır kayıplar verdirdiler. Yine bin dokuz yüz altmış yediye bakıyoruz. İsrail Arap savaşı zaten bu döneme kadar hacca giderken hacca giderken hacılarımız Kutsi Şerife vuruyorlardı. Altmış yediden sonra kolon tepelerini elde etmek suretiyle İsrail'in artık giriş yasaklanmış olduğu. Mesela üstazı alimizin altmış yedide Allahu alem bir hac seferi var. Gittiklerinde gittiklerinde Kutsi Şerif'te peygamberlerimizin kabirlerinin bulunduğu mekanda öyle bir dua ederler. O günü hatırlayanlar çok müstesna bir andı diye ifade ederler.
Kendilerinden geçerler. Zaten vardıkları yerdeki o peygamberler olsun, veliler olsun onların halini yaşayan bir kimse. Bizim memleketimizden Salih amca diye birisi ben diyor Hacı Hasan Efendimizle beraber gidiyordum, Gittikleri firmanın başında bulunan bir kimse. Diyor hacılar rahat bir yerlere yerleştirebiliriz ama Hacı Hasan Efendimiz için çok müstesna bir yer olması lazım diyor. Bundan dolayı çok endişe duyuyordum. Kendisine geldim. Efendim size nasıl bir yer hazırlayalım? Salih endişe etme benim dostlarım var dedi. Kendi kendime düşündüm acaba ne dostları olacak? Daha otobüsten iner inmez hemen etrafını sardılar. Hadi Salih sen de gel dedi. Bir eve gittik. Öyle bir sofra hazırlamışlar ki sanki evvelden geleceğini biliyormuş gibi kendisine ikram ettiler. Artık manevi olan görüşmeleri müstesna.
Kutsi Şerif ve Filistin'in Manevi Mücadelesi ne anlatıyor?
Kutsi Şerif ve Filistin'in Manevi Mücadelesi kaydında Çok değişik şekilde izahına gireceğiz Kutsu Şerif hakkında ve bugünkü hadiseler de müminler bir vücut gibidir, vücudun azasından birisi rahatsız olduğu zaman diğerleri de ona iştirak eder. Bizim kalbimiz mesabesinde olan Kutsi Şerif'teki hadiseler Filistin'deki kardeşlerimizin çok canice bir şekilde katledilmesi, haklarının alınması…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bin dokuz yüz yetmiş üçte kefaret günü Yahudilerin en önemli dini bayramı altmış yerindeki savaşta kaybettikleri toprakları diplomatik yollardan geri alamayan Mısır ve Suriye dokuz yüz yetmiş üçteki bayram sırasında İsrail'e karşı taarruza girişir, bu çarpışmalar Ramazan Savaşı diye de anılır. Daha sonra bin dokuz yüz yetmiş dörtte Arafat'ın Birleşmiş Milletlere ilk gidişidir. Bunun yanında dokuz yüz yetmiş yedi, sadece tarih olarak vermeye çalışıyorum. İsrail'de Saah cenah'ın ilerlemesi yetmiş dokuzda İsrail ve Mısır barışı bin dokuz yüz seksen ikide İsrail, Lübnan'ı işgal eder. Çünkü tarih o kadar uzun ki anlatmakla bitmez. Bin dokuz yüz seksen yedide, doksan üç iltifada öyle bir zulüm yapılır ki tarifi mümkün değil. Bin dokuz yüz doksan üçte yine aynı zulümler devam eder. Bin dokuz yüz doksan dörtte Filistin yönetiminin kurulması hadisesi vardır.
Bin dokuz yüz doksan beşte Filistin yönetimi Gazze şeridindeki ilk yılında zorluklarla karşı karşıya gelir. Yine baktığımız zaman anlaşmalar var tabii. Bin dokuz yüz doksan altı ve bin dokuz yüz doksan dokuz İsrailliler ile Araplar arasındaki yüz yıllık kavgayı sona erdirmeyi vaat ediyordu. Yeni başbakan Oslo anlaşmalarında öngörülen beş yıllık geçiş süreci dört Mayıs bin dokuz yüz doksan dokuzda sona erer. Ama Yasir Arafat tek yanlı Filistin Devleti ilanından vazgeçirilir. İki bin yılında ikinci intifada yine hadiseler malum Müslümanlara yapılan zulümler iki bin iki, iki bin üçte Batı Şeria işgal edilir. Yine bakıyoruz iki bin dörtte Yaser Arafat vefat etmiştir. İki bin beş, iki bin altı İsrail Gazze'den çekiliyor. Hamas, biliyorsunuz seçimi kazanıyor. Sonra yine İsrail'in Gazze şeridinde düzenlediği saldırılarda yirmi iki günde bin dört yüz on yedi kişi hayatını kaybeder.
Dört bin beş yüz, beş yüz seksen kişi de yaralanır. Bakıyoruz iki bin on. Mavi Marmara. Bu da bildiğiniz bir husustur. Yaptıkları zulümler. İki bin on dörtte İsrail'in Gazze'ye saldırması öyle ki beş yüz otuz çocuk üç yüz ikisi kadın iki bin yüzden fazla Filistinli hayatını kaybeder. Yani ambulanslara bindirilen o hastalar, yaralılar bizzat vurulur. Hastaneler vurulur. Okullar vurulur. Biz baktığımız zaman Kudüs, Lut Gölü'nün bulunduğu çukur alanının batısında yer alır. Biz etrafına kadar vardık, vardık. Bir türlü tabii girilemiyordu. İsrail'in idaresindeydi. Ciğerimiz yanıyordu. Oraya varamamanın ızdırabını duyuyorduk biz ve Suud vizesi de alınmamıştı. Biz yolculuğa devam ederiz, ileride alırız diyorlardı. Vardık beş gün kadar biz Lut Gölü ve Filistin etrafında bulunduk. Son bir ümitle bir türlü geçiremiyorlar. Dediler ki biz konsolosluğa gidelim müsaade alabilirsek alırız.
Yoksa Türkiye'de önemli Urfa gibi, Ashabı keyif gibi mekanlarda vakit geçiririz. Fakat gönlümüz buna hiç razı olmuyordu. Bu esnada bizim beraber gittiğimiz arkadaşlarımızdan biri dedi ki ben bu gece Hacı Hasan efendimizi gördüm. Büyük bir tepenin başındaydı. Böyle taşlar aşağıya doğru yuvarlanıyordu. Buyurdular ki içinizden bir tanesine söz verdik, geçeceksiniz. Son bir ümitle konsolosluğa vardılar. Orada Konyalı bir arkadaş varmış. O vesile ile müsaade alındı. Biz ziyaretimizi müteakiben memleketimize döndüğümüzde hane-i saadetlerine üstadımızın girerken istirahat odalarından mübarek sesleri geliyordu. Sizi geçirene kadar ne zahmet çektim, sizi geçirene kadar ne zahmet çektim diye Türkiye'nin muhtelif yerlerinden imam hatiplerden gelmişler. Hep ilahiler, Kuran-ı Kerim'ler ve zikirler yapılıyordu. Şimdi bu şehre bereket, mübarek olmak anlamına kut denmiştir.
Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de biliyorsunuz İsra Suresi birinci Ayet-i Celile'de Rabbi Zülcelal'imiz etrafının da Kutsi Şerif'in mübarek olduğu ifade buyrulur. Filistin topraklarının kastedildiğini belirtmişlerdir. Yine Kudüs'ün tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Mübarek bir şehir. Kudüs ismi Kuran'da doğrudan geçmez ama bu şehirden Mescid-i Aksa'nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiştir. Hadis-i Şeriflere baktığımız zaman biz Mescid-i Aksa'nın Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescitten biri ve yeryüzünde Mescid-i Haram'dan sonra yapılan ikinci mescid, mescit olduğu beyan buyrulur. Efendimiz Salli Allahu Aleyhi ve Sellem Beytü'l Makdis'te namaz kılmayı da tavsiye etmiştir.
Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Kabe'yi de önüne almak suretiyle Kudüs'e yönelerek namaz kıldığı ifade edilmektedir. Sonra Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gece götürülmesi leylen ifadesiyle de az bir kısmında öyle ifade edilir. Yatağı soğumadan tekrar döndüğü anlatılır ulema-i Kiram tarafından. Miras mucizelerinde Mescid-i Aksa'ya gitmiş olması, bu şehrin tabi önemini ifade eder. Daha Kudüs Hazreti İbrahim Aleyhisselam'dan itibaren birçok peygamberlerin yaşadığı mukaddes bir şehir olarak da ifade edilir. Hazreti Süleyman'ın inşa ettiği Beytül Makdis'i barındırması yine kutsiyetini ifade eder. Kudüs'ü kuşatan İslam orduları, başkumandanı Ebu Ubeyde Bin Cerrah. Çeşitli tarihler var.
Altı yüz otuz yedi yılında işte Ebu Ubeyde Radıyallahu Anh'ın şehri kuşatması sonra altı yüz otuz sekiz yılında şehre bizzat Hz Ömer Radıyallahu Anh'ın anlaşmayı imzalayarak şehri teslim aldığı ifadeleri yer alır. Kudüs'te bir cami inşa edilmesini emretmiştir. Sonra Kudüs'te idare merkezi yapılmasını da ifade buyurur. Hazreti Osman zamanında da radiyallahu anh, Kudüs'e önem verilmiştir. Mescidi Aksa Abdülmelik veya oğlu Velid tarafından da inşa edilmiştir. Çok uzun. Kudüs bakıyoruz yine bir ilim merkezidir. Bunun yanında büyük insanların Allah'ın dostlarının yaşadığı mesela Rabiatü'l Adeviyye annemiz bile bulunmuşlar. Bişr-i Hafi Hazretleri, Sırrı Sakati Hazretleri vesaire. Kimselerde buraya gelmiş. Şimdi Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da kutsal sayılmıştır.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Miraç için Mescid-i Haram'dan, Mescid-i Aksa'ya götürülmesi, Müslümanların ilk kıblesi olması, Kuran'da atıflarda bulunmuş olması gibi sebeplerle Kudüs tabii ki bizim açımızdan her zaman önemli bir yer olmuştur. Allah'ımızın razı olduğu bir mekan. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam Kutsu Şerif'e kadar Haremi Şerif'ten Burak'la gelmişlerdir. Ondan sonra bütün enbiyayı izama imamette bulunmuşlar. Ondan sonra Miraç, merdiven manasına sema katları geçirmiş. Daha sonra Refref ile Rabbi Zülcelal'imizin huzuruna varılmıştır. Altı yüz otuz sekiz yılında Müslümanlar Kudüs'ü fethederler.
Şimdi Müslümanlar fethettiği zaman hiçbir kimsenin canına kanına, hadliyen girilmemiş, hiç incitilmemiş, ibadet mahalleri onların yıkılmamış, serbest bırakılmış ama Haçlılar tam aksine bir davranışla şehirde bulunan bütün Müslümanlara hatta Müslümanlara destek oluyor diye Musevileri bile öldürmüşlerdir. Yani hiç görülmemiş bir vahşette bulunmuşlardır. Haçlılar evlerde camilerde ne bileyim sokaklarda herkesi çocuk kadın hepsini öldürür. İşte seksen ikide biliyoruz bu sabra ve şatilla da kimsesiz yavrular yaşlılar mesela duvar dibinde oturan o yaşlı kimselerin üzerlerine arabalarla kamyonlarla yürümek suretiyle tekerlerinin altında can vermelerine sebep olmuştur. Hani anlatmakla bitmez yapmış oldukları zulümler biliyorsunuz. Dört yüz altmış bir yıl İslam hakimiyetinde kalmış olan Kudüs'te Müslümanlar Hristiyanların haklarını korumuştur, dinlerine saygı göstermiştir.
Bugünkü gibi yapmamıştır Haçlılar Kudüs'te bulunan Müslüman eserlerini de yağmalarlar. İşte Kubbetü's-Sahra Mescid-i Aksa'daki değerli eşyaları tahrip etmiş, çalmışlar, götürmüşler, camileri kilise haline getirmişlerdir. Şimdi biz yine bakıyoruz Salahattin-i Eyyubi biliyorsunuz yüzü pek gülmeyen bir kimse. Bunun sebebini soruyorlar. Yeryüzünde iki taş tutsaktır diyor. Hem de kardeştir bunlar. Biri Hacerül Esved, bir diğeri de Hacerül muallak. Efendimiz aleyhisselatu vesselam'ın Miraç hadisesinde, hadisesinde üzerine bastığı o taşın yükseldiği beyan edilir. İşte görenlerin bir kısım kimselerin değişik hallere girmemesi için etrafı yapılmıştır. Bu taş tutsaktır. Hacer-i muallak bu gayrimüslimlerin ellerinden kurtulmadıkça Salahattin'in yüzü gülmezler.
Bin yüz seksen yedide Hinddi'nin mevkiinde yapılan savaşta Kudüs krallık ordusunu yok eder ve öyle bir hadise ki, öyle bir hadise ki Cenabı hakk'ın lütuf ve ihsanı Miraç kandiline denk düşen yirmi yedi Recep, yüz seksen yedi cuma günü Salahattin Eyyubi Katdesallahü sırra Kudüs'e girmiştir. Musevilerin de şehre yerleşmesine izin verir. Hristiyanlara ait kutsal yerlerin idaresi Ortodoks Kilisesine teslim edilir. Haçlılar tarafından saray olarak kullanılan Mescid-i Aksa'yı camiye çevirir. Biliyorsunuz o kirli ayaklarıyla içeriye girdiklerini, o mübarek kubbeyi yaktıklarını, yani bunların zulümleri anlatmakla bitmez, burada bize düşen birlik ve beraberliktir. Katiyen birliğimizi ve beraberliğimizi bozmayacağız. Nasıl ki Cenabı Hak bizi ashable Allah'ın kitabına hep birden sımsıkı sarılın diye buyruluyor.
İsrail'in Kudüs ve Filistin'de Arapların haklarını kısıtlayıcı politikaları biliyorsunuz bin dokuz yüz seksen yedide Batı Şeriada, İntifada'ya yol açtı. Bin dokuz yüz doksanlı yıllarda Kudüs'ün Arap İslami yapısını değiştirmeye yönelik politikalarına devam edildi. Tarihi mekanlar yıkıldı. Size Müslümanların birliği ve beraberliği ve muvaffakıyetimizin sebeplerinden bir hususu anlatacağım. Rabbi Zülcelal'imiz Kuran-ı Kerim'de Kim Allah'tan korkarsa Cenabı Hak onlara çıkış yolu lütfeder buyuruyor. Kim Allah'tan korkarsa Cenabı Hak ona çıkış yolu lütfeder ve bir de devamlı okuduğumuz ama yaşayamadığımız ayet-i celiliyle siz kendi nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah sizi değiştirmez. O işte kolon tepelerinin nelerin işgal işgal edildiği devrede bir ara Mısır müftüsü dedi. Yani bu İsrail ne ki dedi? Müslümanlar bir araya gelse tükürüğünün selinde bunlar boğulur giderler.
Yani öyle hallere geldi ki biz o gittiğimiz öğrencilerle beraber devrede de görüyorduk. Orada ashabı kiram birçok sahabeyi kiram mevcut orada. Vahiy katipleri mevcut. Öyle bir hazırlık yapıyor ki İsrail atmış oldukları bombalarda hedef alıyorlar o kutsal mekanları, o mübarek kabirleri. Orada haber verdiklerine göre o toplar havada patlıyor, kabri saadetlerin üzerine düşmüyor. Daha bunun yanında anlatamayacağımız çok hususlar var, çok bilgiler var. Yani mübarek bir yer, besbelli. Orada işte dokuz yüz altmış yedide kolun tepeleri işgal edildiğinde diyorlar ki Yahudilerden bir kısmı başımıza büyük bir bela açtık. Biz ne yapalım gidelim, ne yapalım gidelim, bu Müslümanların birliği karşısında onların Kutsi Şerife olan Mescid-i Aksa'ya olan sevgi ve saygılarına karşılık biz önlemler alalım. Başlarındaki bulunan Yahudi diyor ki siz sabah namazındaki cemaatin sayısına bakın.
Eğer cuma gününde toplandıkları gibi sabah namazında da cemaat camide bir araya geliyorsa o zaman korkun diyor. Nasıl bir araya gelmeyiz? Nasıl müminler birbirlerini kucaklamaz? Kıbrıs hadisesinde yetmiş dört biliyorsunuz mecliste olduğu gibi diğer bütün partiler hepsi bir araya geldi, bizim ortak değerimizdir, muhafazaya çalışacağız dediler ve maaşlarını o dönem bir kısmı olduğu gibi Kıbrıs harekatı için verdiler. Şimdi Kudüs hepimizin ortak malı, kim olursa olsun hepimizin ortak malı, onun için birlik ve beraberliğimizi temin etmek mecburiyetindeyiz. Günümüze getirecek olursak bitmez ve tükenmez. Bir kere İsrail'in artık sınırı da belirsiz bir hale gelmiştir. Aynen boncuk taneleri gibi. Yani orada onların katiyen bir hakkı ve hukuku diye bir şey yok. Kendi memleketleri de değil. Ama ne yapmışlar? İşgal etmişler. Siyonist lider Theodor Herz ilk hedef olarak Filistin'e uzanmayı dener.
Herz, aslı Almanca olan günlüklerinde bakın ne anlatır? Avrupalı zengin Yahudiler yirmi milyon sterlin olarak tahmin ettikleri Osmanlı'nın dış borcunu ödeyecekler. Karşılığında da göç etmelerine izin verilecek ve Filistin topraklarından kendilerine yurt kurabilecekleri bir yer verilecekti. Siyonist güçler tarafından Sultan Abdülhamid'e götürülen bu teklifin cevabı o kadar müthiş ki bakın ne buyuruyor, ben bir karış dahi toprak satamam. Zira o bana değil halkıma aittir. Onlar bu imparatorluğu kurup kanlarıyla mahsuldar kaldılar. Onu bizden koparılmadan önce üzerini kanımızla bir kere daha kaplamalıyız. Bunu bilin diye imanı galeyana gelir. Kudüs bu kadar önemli bir mekandır. Anlatmakla bitiremiyorum. Yani Kutsu şerifi başkent ilan etmek bilmem falan, Allah'ımız muhafaza buyursun. Bizim bu iş birliğimize bakar, beraberliğimize bakar, kalp ve gönül bir araya gelecek.
Sonra Rabbi Zülcelal'imize ibadetimiz, taatimiz, ona olan sevgimiz, aşkımız ve muhabbetimizle Allah'ın izniyle başarıya ulaşırız. Çok mahsun olduğum için son hadiselerden dolayı da fazla ileri gidemiyorum mazur görün Cenabı hak Hakk'ta muvaffakız Velhamdülillahi Rabbil alemin Rabbi zülcelal'miz Müslümanların gönlünü esalle Cenabı hak gönüllerini birbirlerine ısındırdı da galip olarak çıktılar Cenabı hak gönüllerimizi birbirine ısındırmak suretiyle şu kutsi değerimizi üç mescidden biri olan kutsi şerifin kurtarılması için gayret çaba gösterelim. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi Rabbil alemin.
Kaynak: Genel
Kutsi Şerif ve Filistin'in Manevi Mücadelesi | Mihmandar