Kutbu'l Azamın Yolunda Marifetullah ve Ruhun Arınması
Kutbu'l Azamın Yolunda Marifetullah ve Ruhun Arınması kaydında Ken Zülfü'da Esali Erbili Hazretleri'nin bin bir Hadis-i Şerif'i içerisine almıştır. Hemen arz etmek isterim. Çok kısa Hadis-i Şerifler olduğu için kolayca ezberlenebilir. Bir de zamanın kutbu azamıdır. Esali El birliği Hazretleri bir kutbu azamdır. Bir hadisi şerif var. Buyuruyor ki hadis hususi, vennilerin beşeriyet örtüsü altındadır.…
Kutbu'l Azamın Yolunda Marifetullah ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Kutbu'l Azamın Yolunda Marifetullah ve Ruhun Arınması kaydında Ken Zülfü'da Esali Erbili Hazretleri'nin bin bir Hadis-i Şerif'i içerisine almıştır. Hemen arz etmek isterim. Çok kısa Hadis-i Şerifler olduğu için kolayca ezberlenebilir. Bir de zamanın kutbu azamıdır. Esali El birliği Hazretleri bir kutbu azamdır. Bir hadisi şerif var. Buyuruyor ki hadis hususi, vennilerin beşeriyet örtüsü altındadır.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ken Zülfü'da Esali Erbili Hazretleri'nin bin bir Hadis-i Şerif'i içerisine almıştır. Hemen arz etmek isterim. Çok kısa Hadis-i Şerifler olduğu için kolayca ezberlenebilir. Bir de zamanın kutbu azamıdır. Esali El birliği Hazretleri bir kutbu azamdır. Bir hadisi şerif var. Buyuruyor ki hadis hususi, vennilerin beşeriyet örtüsü altındadır. Sizin gibi yerler içerler, otururlar, kalkarlar. Onların da ev hayatları olur. Ticari işleri olur. Ama onları benden başkası tanımaz buyruluyor. Ama bak Esali El-Bini Hazretleri diyoruz Kutbu'l Azam. Sami Efendi Hazretleri Kutbul Aktab. Müstahzı Ali'miz bir Kutbu Cihan. Tanıyoruz bak. Hatta Kayseri de öyle der vermiş. Hatmerli veli. Hatmerli dedikleri şimdi velilerde bir sınıflama var. Velayeti suğra, Kübra ve ulya. Demek ki en üstün olanını ifade etmek isterken katmerli diyorlar. Bu katmer takvadan ileri gelir. Bu katmer ebrar sınıfından olmakla ilgili.
Bu hatmed mukarrebun zümreden olmakla, velhasıl avam has, ahasül has. Avam bizim gibi insanlar. Haz seçkin insanlar. Daha bir güzel kimselerdir. Her şeyin biz görürüz. Avamını da hasını da ehasül hassında görürüz. Taşlar umumi olarak, ne kadar taş varsa hepsinin özel ismi taştır. Yapıya koyduğumuza da taş deniyor. Bunun yanında bakıyorsunuz bir granit, bir mermer, vardır. Üstün olanları vardır. Bunun yanında yakut da bir taş, zümrüt de bir taş. Ama değeri ölçülemeyecek şekilde bir taş. Geçen bir tanesi ya çamura düştü ya da çukura düştü. Diyorlar ki o çamura düşmesi veya bir çukura kendisini zenginlerin zengini etti. Neden? Çok önemli değeri yüksek bir taşa sahip oldu. Bunun gibi. Taş da böyle, hava da böyle, suda böyle, toprakta öyle. Şu çorap toprak da görüyoruz. Bunun yanında kömür olanlar da var. Bir de bölgesel ifadelerle söylüyorum. Şam toprağı derler.
Mesela bizim bu kap bölgesinde şu mikserda bile senede iki ürün alırlar. Bir kısım yerlerde üç. Neden? Nemleniyor da onun için. Bunların değeri neden yüksek velilerin kendi aralarında? Aleyhüssalatü vesselam Efendimiz diliniz Allah'ın zikriyle ıslı olsun. Kalpleri Allah'ın nuruyla ıslı onların. Gözleri Allah'ımızın aşkından ve muhabbetinden dolayı ıslı gözlerinden yaşlar akıyor. Mesela o toprak neden verimli derseniz, gündüz hava çok sıcak. Gece de soğuyor. Çiğ düşer ya, çiğ. Böyle damla şeklinde. O çiğ onu nemlendiriyor, toprağa hayat veriyor. Onlar her zaman ibadet ve taatle nemli kurumuyor. Esadi Erbili Hazretleri nedir? Bir Uhudbu Azam'dır. Onların sözlerinden ifade edeceğiz. Onlar kitaplarına bin bir Hadis-i Şerif dedik ya kolayca ezberlenebilir. Biz de bu gibi kimselerin, kimselerin eserlerindeki ehahadisi Muhammediye çok kolayca ezberimize girebilir.
Bakın, şimdi artistleri normal sayıyor. Türkiye'yi geç, dünyadaki artistleri sayıyor. Dünyadaki sporcuları sayıyor. Söylüyorum. Küçücük yavru sayıyor bunu. Biz bir Konya'da Ladik'te herhalde veli toprağı olacak ki bir efendi yavru geldi, geldi. Hadis-i Şerifler okudu bize. Küçük daha. Çokça Hadis-i Şerifler okudu. Sonra da karıştırdı. Allahu alem isabetü'l ayn oldu. Şimdi Yusuf diyecek Yusuf Aleyhisselam'ı başka isimler söylüyor. Demek ki biz yavrularımızı alıştırırsak o körpe dimağ, kolayca alabileceği zaman. Allah'ımız bizim fıtratımızı İslam olarak yaratmışken, tabiatımızda İslam var bizim. Din var bizim. O zaman bu fıtrata estaizbillah vennefaktu fihi mir vuhi ayeti celilesiyle neler işlenmez ki? İsmini layık olmayarak saydığımız üstatlarımız işliyorlar. Efendim bazı maddeler var. Diyelim ki çok kıymetli taşlar var. Onlar öyle işleniyor ki, Mevlana'mızın şimdi müze diyorlar.
Biz müze diyemeyiz oraya. Mevlana'mızın kabri saadetinin bulunduğu yerde. İşte bir ağaç yaprağına ne yapılmış? Çok küçük, gördüğüm kadarıyla pirinç tanesiydi. İnşallah hilaf olmaz, yanlış konuşturmasın. Cenabı Hak Ayetül Kürsi'yi işlemişler ona. Bunlar bize çok büyük bir ders. Allah'ımız kendi muhabbetinin içerisine dahil olduğu hiçbir yere sığmayan muhabbeti gönlümüze sığıyor. Hiç oraya aşkullah, şevkullah, muhabbetullah Muhabbeti Resulullah işlenmez mi? Hiç nefsimizin mutmainine Raziye ve Marzıyye, bu bulunmaz olan, artık tarifi yok bunun. Bizi ahirette huzura eriştirecek olan, insan olmanın, İslam olmanın ihsan mertebesinde derece ve makamlar kaydetmenin yoludur. Mesela biz elimizi niye işlemeyiz ki? El işlenir mi el gördüğümüz zahiren? Bir eşyayı tutuyoruz. Yahya kitabını kuvvetle tut. Buradaki elle tutma değil ama bir misal vermek istiyorum, arıyorum.
Bu el veren el alan elden üstündür. Verdikçe elimiz ne yapacaktır? Maddi olarak da böyle. Termal kameralarda, mesela bir markete giriyor. Alışveriş yapıyor. Bir onunla ölçülüyor. Bir de kapının ağzında gerçekten muhtaç ona ikramda bulunuyor. Ölçüldüğü zaman ona mahsus aletlerle elin genişlediği görülüyor. Mevla yolunda sarf ettikçe hadiserizler de var. Cömert olan bir kimsenin diyelim ki böyle demir mi deriz, nasıl deriz ona? Üzerine geçirilmiş bir gömlek demir gibi. Daha başka izahı da vardır onun. Şu anda öyle hatırlayabilirim. Eğer vermezse, Allah yolunda sarfı yoksa o vücudu sıkıyor. O vücudun sıkılması kalbinin dar olması demektir. Verdiği zaman ayaklarına kadar iniyor söylediğim hadis şeriftir Rabbimizin lütfu keremiyle. Vücutta bile kendisini gösteriyor. Sami Efendi Hazretlerinin torununun düğünüydü. Hep seçkin insanlar gelmişti.
Bunu mürşid-i kamilimiz zahiren görmüyordu ama biz gerisinde olduğumuz için görüyorduk. Hep birbirlerine işaret ederek gösteriyorlardı bu kim bu kim diye. Neden? Mesela biz burada kanaati, Rabbimizin nutfuyla işlemeye çalışacağız. Kanaatte, kanaatte ve diğer bütün güzel ahlakla işlendiği için onun velayette ulya olduğu açıkça görülüyor. Mesela bir görüyorsunuz hayatınızın sonuna kadar unutamıyorsunuz. Halbuki beşer olarak aynı karakter, aynı özellikteyiz. Ama ruhundaki o zenginlik, Vücuduna da sirayet ediyor. Bunu söylememizden gaye başta nefsimiz istav olalım, irşad olalım. Şu hayatımızı çarçur edip de boşa geçirmeyelim çünkü Rabbimiz ömrümüzü nerede tükettiğimizden soracak. Bizim aynı devre mezun olduğumuz arkadaşlarla bir araya geldik. Orada bir tanesi şiir okudu. O şiirin de mısrağının biri şuydu. Gitti ömrümüzün çoğu azı kaldı. Burada işlenmezse burada işlenmeyiz.
Burada işleneceğiz. İnşallah derslerimize güzel dikkat edelim. Rabıtaamıza bilhassa. Konya'nın Irgın'da üst arzımız orada İrşad, ıslah. Onun banyolara gittiğinde düşündüğümü oldu. Öyle bir hastalık ne değildi? Allahu alem. İşte günahtan geliyorlar. Beyşehir'den geliyorlar. Ladik'ten geliyorlar. Vesaire yerilerden Akşehir'den. Yerine göre Konya'dan geliyorlar. Ankara'dan, İstanbul'dan vesair yerlerden geliyorlardı. Orada bir söz söyledi bize. Eğer yetişmek istiyorsan rabıta döneminde rabıtanı, murakabe döneminde de murakebeni terk etme. Çok ibadet ediyoruz da bir değişme yok. Değişme olmaz. Şu sebeple olmaz. Bu misali çokça veriyoruz öneminden dolayı. Bir kap düşünelim kap. Kaba biz ne koyuyoruz? Su koyuyoruz diyelim su. Diyelim süt koyuyoruz. Eğer kapta bir delinme varsa o süt de suda içinde kalmıyor. Zamanla yok oluyor. Şimdi gönül kabımızı çok iyi muhafaza etmemiz gerekiyor.
Kalbimizi muhafaza etmemiz gerekiyor. Gelinmesi nedir? Ayak. Allah'ımızın razı olmadığı yerlere yürürse, mesela Kalem suresinde geçiyor. Eğer müminler arasında burudete soğukluğa fitneye sebebiyet verecek bir yolculuk olursa bir gidiş geliş delindi demek. Gözümüz Yahulu min ebüssarihim. Gözleri diğer Ayet-i celileler de var. Gözlerin hain bakışından Allah'a sığının diye. Şimdi gözümüz de haramlara bakmak suretiyle deliniyor, kulak köyde. O zaman azalarımızı iyi koruyacak olursak Allah'ın izniyle kara geçeriz biz. Bir ticaret ehli öyle değil mi? İlk anda belki kayıptadır. Birinci sene olur o. Genel ifade etmiyorum yerine göre, bir zorluk çeker. Yerine göre kayıp diler. Ama tecrübeyle ikinci sene o hataları terk etmeye başlar. Artık üçüncü senesinde bir tarafa artık biriktirmeye başlar. Bunun gibi kalbimizi kalbimizi biz, azalarımızı muhafaza etmek suretiyle iyice korursak ne olur?
Artık kara geçeriz. Nasıl kara geçeriz? Zaten kalbin hallerine göre huzur-u ilahiye varıyoruz. Kalbin durumuna göre. Kalp bizim, bizim yaşantımıza göre şekil alıyor ibadet ve taatte. Öyle bir kalp var ki dedemin de buyurduğu gibi, vasi olmuş kalbi anın. Vasfedemem ey yeren. Yerileri gökleri koysan katiyen doldu demem. Onlar sıratı da geçerler. Sidrei müntehaya da varırlar. On sekiz bin alemi de seyrederler. Olur mu bu? O bezle tarağı olanlar için hiçbir sıkıntı yok. Sıratı olsun demek istiyorum. Sırat nedir sırat? Hep gözümüze şu geliyor. Sanki bir köprü gibi sırat. Kalbimizdeki hale göredir sırat gönülde. Yaptığımız amellere göredir sırat. Biz zannediyoruz ki evet, mizan var, sırat var, şüphesiz var. Hep Ayetcelliler de geçer bu. Ayet celilelerde var, nizam da var, sıratı da var Araf suresinde. Şimdi tek tek uğraşmayalım diye şey yapmıyorum. Doğru. Evet efendim. Araf suresinde mevcut.
Kiminin de terazileri hafif gelirse bunlar da işte ayetlerimizi, ayetlerimize zulmetmeleri sebebiyle kendilerine yazı girenlerdir. Bak terazi de var, mizan da var, sırat da var, her şey. Ama asıl mizanın terazisinde, mizan terazide sevaplarımızın ağır gelmesi bu hayatla alakalıdır. Bu noktada söylüyorum. Sıratı da böyle, burada geçeceğiz. İnsanın hepimizin en çok yanıldığı ticari hususlardır. Eğer burada haksızlığa başlarsak Allah korusun. Allah korusun sırattan aşağı düşüyoruz demek. Onun için ameldir sırat. Bunun gibi. Biz Kanaat üzerinde duracağız. Kanaatsizlik nedir? Tamadır. Kenzül irfan dediğimiz bu mübarek eserde öyle sahih değil, edinmez. Bütün bunların kaynakları var zaten. Ravileri de var, kaynakları da. Hiç şüphesiz onları da beyan etmek gerekir. Kamil savir'den alınmış. İnsanların elinde bulunan şeye tamahdan hazer ediniz. Hani göz dikmeyiniz.
İşte onda şu var, bu var deyip say dökmeyiniz bunu. Zira tama aynı fakirdır. Bir fakirliktir. Kezalik neticesi ne? Mahcubiyetle mazereti müstezim, özür dilemeyi gerektiren fenalıktan da içtinab ediniz. Yarın huzur-u ilahide yüzümüzü karartacak işlerden de burada sakınacağız. İdrakle alakalı düşünmeyle. Bir hadisi şerif daha var. Mal-ı dünyaya tamah, marifetullah'ı ulub-u ulemadan izale eder. Alimlerin gönlündeki Allah'ımızı tanıma nurunu tamah mahveder, yok eder. Burada Ayet-i celilelere elbette bakarız ilk anda biz. Ondan Kuran-ı Kerim'e baktığımız zaman, Keyif suresinde kırk ikinci ayeti celile, Daha bu Keyif suresinde yukarıdaki ayeti celilelerden başlar. Ayın diyoruz ya ayın mevzu baş sayılır. Ayın dendiği zaman bir mevzuğun başıdır. Burada da aynen öyle bir mevzubaşı olarak devam ediyor. Devam ediyor.
Kehf Suresi'ndedir bahçe sahiplerinin hallerini Mevla-yı Zülcelal'imiz bize bahis buyuruyor. Mevzu başına bakıyorum. Evet. Allah Allah. Şimdi bir kimse var ki iki tane bahçesi. Bu ifade buyruluyor. İki tane bahçesi var. Evet. Otuz birinci ayet celliden başlıyor. Şimdi bunu tek tek ele aldığımız zaman bu bahçe sahiplerini elbette bitmeyecektir. Bitmeyecek. Otuz ikinci ayeti celiler. Ve onlara iki adamı örnek ver. Birine her türlü üzümden, bağdan verilmiş, Ortasından da böyle bir nehir veya çay diyelim, bir su akıyor. Çok güzel. Fakat bu dünya varlığı gönlüne girmiş. Sadece elinde kalmamış. Onun muhabbeti gönlüne girince kıyamet gününü de ilerisinde okuduğumuz zaman okuduğumuz zaman göreceğiz. Kıyameti de inkara başlıyor. Arkadaşı diyor, bak diyor sen övünüyorsun. Halbuki biz bir koklu sudan halkolunduk.
Olur ya Cenabı hak onu bir kasırgayla da, bir sel ile de helak eder, yerine göre Kuran-ı Kerim'e söylüyorum. Yerine göre suyunu Cenabı hak çeker, olduğu gibi de kurul kalır. Gel şımarma diyor. Yapma böyle. Allah'ımız güç ve kuvvet sahibidir diyor. Fakat benim diyor malıma mülkme bir şey olmaz. Hatta inkara doğru gidince, bakın Ayet-i Yelle'de esamiyet. Şimdi iki bahçe sahibi. Onun ürünleri kuşatılıp bitirildi. Ne çardakları üzerine yıkılmıştı. Yaptığı harcamalara yürerek ellerini ovuştururken keşke ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım diyordu ama hepsi helak oldu gitti. Bak bir kanaatsizlik ne hale getiriyor? Yine biz bu kanaatsizlikten birisini Kalem suresinde görürüz. Kısaca değineceğim. Çünkü zaman yetmez ona. Babaları çok ikram eden bir kimse. Bilhassa bu meyveler dönemindeyiz zaten. İlk olduğu zaman meyveler fakire yoksula veriyorlar. Belli bir gün de varmış tarih.
İşte o gün gelir Çatar babalarının iltihapinden sonra biz suladık, biz ilaçladık, biz gübresini verdik, her türlü masrafı yaptık. Onlar ortak mı bize, ne diyerek geceden gidiyorlar. Sabah olur da onlar da eldeler diye. Bu Kalem suresine bakacağız mevcut. Artık sure olarak söylüyoruz. Gece gittiler. Bildikleri bahçeyi ömürleri orada geçmiş. Bir türlü bilemediler. Küçük kardeşleri dedi ki, diyorlar biz şaşırdık mı acaba? Siz de daha yola çıkmadan önce şaşırdınız. Niyetiniz şaştı. Hayırlı bir niyet değil. Baktılar ki kül kömür olmuş bahçe. Bakın ne diyorlar? Kanaatsizlik bu hale getirir. Cenabı Hak muhafaza buyursun. Hasanük. Yazıklar olsun bize. Babamızın yolundan gitseydik de hayırlı insanların biz de infak etseydik tamah etmeseydik doğrusu azgınlık edenlerdendik dediler. Kalem suresi otuz birinci ayet celilere. Harun da aynı. Birkaç örnek vermek istiyorum ama hepsi ayrı bir konu içmez.
Harun aslında hamer yüzlüymüş, ay yüzlü. Çok böyle ibadetli, taatli şeytan onu yoldan çıkarmak için ne yapıyor? Şeytan onu yoldan çıkarmak için derviş kılığında onun ibadethanesine giriyor. Birkaç gün kalıyor. Diyor ki bak diyor biz burada ibadet davet ediyoruz. Başkaları bize yiyecek getiriyor. Gel diyor, gel. Biz bir gün çalışalım, başkalarındansa biz başkalarına infak edelim. Mantıken çok doğru. Fakat Harun çok zeki, mal ve mülk. Demek ki melun insanı dünyanın geçici süsleriyle aldatıyor. Kazanmaya başlayınca göreceksiniz Kasas suresinde. Ben diyor kendi gücümle kazandım diyor. Musa Aleyhisselam zekatı istiyor, yine kitabı kerimimizde hazinelerinin anahtarını böyle bir topluluk götürüyor. O kadar varlık sahibi. Sonunda zekatını da vermiyor malına. Tamağı sebebiyle ne olduğunu biz burada Kuran-ı Kerim'den görelim neticesini. Bir tamaharlığın, bir kanaatsizliğin.
Şimdi elhamdülillah kardeşlerimize çok seviniyoruz biz. Gittikçe de artıyor ve artması da lazım. Şimdi bizim bazen bölgelerde iki saat elektrik kesiliyor veya üç saat bilmem filan sular kesiliyor. İnsan perişan olmaya başlıyor. Onlar hayatlarında, ömürlerinde çok az yıkanıyorlar. Hem de sıcak bir mevsim. İçtikleri sular belli. Onlara bir kuyuların açılması, elhamdülillah verilen derneğimiz, bu hususta kardeşlerimizi tebrik etmemek mümkün değil. Elhamdülillah, Allah'ımız var etsin, su sadakası kadar önemli bir sadaka yok. Bu mahallemizde bir kardeşimiz, üstadımız o suyu da isterdi, çok güzel bir su. Ecdadımızın da orada ektikleri diktikleri yer. Kaya Pınar diye bir yer. Suyu çok güzel. Bunun bahçesinde de bir su var. Bir de sordu. Dedi ki, bu suyu dedi diğer suyu alıyorlar. Bir depo yapıldı. Oraya aksacaklar. Ben de suyu vereyim mi? Amca, su sadakası çok önemli.
Verirsen Cenabı hak da seni Kevser suyuyla sunar. İnşallah kevser sularıyla sulanırız. Kalbimize inen füyuzatiatı ilahiye de aşağı bir su değildir. Tecelliyat artık tarif edemeyiz. Bu ilahi sulardan içmek için o suya muhtaç yerlere inşallah verilen bir nevi vasıtasıyla açıldığına memnun oluyoruz. Yeterli olmadığını diliyoruz ama buna da şükür. İnşallah yardımlarımızı hiç esirgemeyelim. Çok dikkat ediliyor. Kardeşlerimiz bunu hep resmede alıyorlar. Kameralardan önerilerle çekiyorlar. O kurban organizesi de elhamdülillah çok güzel gittiğine bismillahi teala şahit oluyorum. Hiç esirgemeyelim. Yesek ne olacak? Onu düşünüyorum şimdi. Geldi bize kardeşimiz. Efendim diyorsun kurban, ben kurban etmişim zaten. Tamam. Elime geçerse düşündüğüm şu oldu. Yetim, öksüz, fakir varsa onlara elhamdülillah bak memleketimiz o kadar ülkeler görüyoruz. Biz onların çok medeni olduğunu zannederdik.
Bakın işte ne hale geldiler. Elhamdülillah Osmanlı'nın torunları onlara yardım ediyor. Bu ne büyük bir nimet Allah'a hamzetmek gerekmez mi? Şükretmek gerekmez mi? Hiç gözümüzde büyütmüşüz onları Allah'ımız müşriklere ashabına inne mel müşikune necesun buyuruyor. Yani izzet onlarda böyle bir acıma şefkat, merhamet, izzet şeref diye bir şey nasıl düşünürsünüz bilmiyorum. Söyleyeyim de siz karar verin. Mesela ülkemizde yaşlılar için bu rahatsızlıktan, rahatsızlıktan dolayı gözümüzün nuru dedi bizim yetkililerimizin ağzından duyuyoruz haberlerde. Gözümüzün nuru diyor. Bir kısım beldeler var ki medeni olarak tarih verilen üstün diyor. Gerçekten öyle. Bakmıyor. Bak burada parasız bir şekilde ücret alınmıyor. Yani Rabbimize hamzetmemiz lazım. Şükretmemiz lazım. Bu kurban organizesinde de yesek ne olacak diyorum. Bir vaiz dinledim. İstanbul'a gidiyordum.
Kayseri'de fakültede bizim kendisini Sena içinde söylüyorum kıymetli bir insan. Ahmet Coşkun, bizim hocamız o. İstazımızda da çok gelirdi, o öğrenciliğin zamanında da gelirdi. Bir vaaz etti o kadar kuş konuşur ki bu, elhamdülillah, çok güzel hitabı var. Böyle ağır ağır konuşur, Hunat Camii'nde bir Miraç gecesi Necm suresini işledi, daha hala unutamıyorum. O kadar güzel bir konuşma üslubu çok güzel. Allah'ımız lütfetmiş. Böyle derken öyle bir tat vardı ki, öyle bir lezzet vardı ki, tarif edemiyorum. Çok lezzetli, çok huzurlu. Bak şimdi biz bu kelimeleri çok kullanıyoruz. Mesela güzel bir sohbet oldu mu çok lezzetliydi diyor. Çok keyifliydi diyor. Gerçekten keyifliydi. Hudat Camii zaten veli etrafı oranı. Üstadımız Mevlana'mızdan duyduğum zevk ve neşeyi orada da duydum buyururlardı. Cami doluydu, çok güzel anlattı. Niye söylüyorum? Bir vaazından not sunacağım size onun için.
Mesela o yıldıza kasem ederim indiği zamanki, mavalle, sahip okun ve mava. Vay müşrikler sizi müşrikler. Efendimize neler söylüyorlar? Allah'a olan celle celalühu sevgimiz kadar ehli küfre de buğzumuz olmadıkça biz yol alamayız. Kuş tek kanadıyla uçamaz, çift kanatlıyla uçar. Allah için sevgi ve Allah için buz. Şaşmadı sahibiniz, nasıl söyleyeyim? Ben içim tahammül etmeyin diyemeyeceğim. Muhammed Utahaşa, haşa Azman'da diyor haşa. Ben içim tahammül etmiyor. Herhalde Hazreti Ömer damarı kabarıyor, sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimizin ikinci halifesi Hazreti Ömer'in, radiyallahu anh, damarı ayağa kalkıyor. Böyle imam okuyormuş, İşte Firavun Nemrud. Ene rabbukumul ala. Ben sizin en büyük Rabbinizim deyince Hazreti Ömer'in iman damarı halbuki namazda konuşulmaz. Bugün bir tanesi geldi. Efendim dedi. Olabilir. Genç bir kardeşimiz. Kuran-ı Kerim'deki ayetleri Türkçe okuyabilir miyim dedi.
Olmaz. O olduğu gibi Kuran-ı Kerim'de Arapça olarak devam edilir. Ben sizin en büyük Rabbiniz değil miyim deyince yani namazda öyle dünya kelam edilmez, hühle bir hiddete geldi. Ben olsaydım onun boynunu uçururdum dedi namazın içinde. Şimdi kurban geliyor da Allah'ımız nasip ederse koyunu keserken koyun ilk anda seslenmiyor ama bir can damarı var onun Hetehne diye can damarı. Oraya geldi mi çırpınmaya başlar. Biz de peygamberimize geldi mi bizim damarımız da sizin gibi kabarıyor. Daha tam yok, mümkün değil. Hem üstatlarımıza öyle ne denildi, öyle mi? Bizde bu yok. Bizim teslimiyet kitabımızda böyle şu şunu dedi, bu bunu dedi, bu bizde yok. Olan zaten biz bir şahin isteriz herkesin, o teslimiyet nüvesini yaralamıştır, ondan bir hayır gelmez. Ne demek? Bizim silsilemizde Allah'a hamd sadedinde söylüyorum, hiçbir bozulma yoktur Sıddıyı Azam'dan beri.
İşte şu memuru atlarım, ikinci memurdan vazife yaparım. Bu olacak bir şey değil mi? Olmaz. Size bir şey anlatacağım. Bu Ahmet Coşkun hocamıza anlatacağım inşallah. Şimdi Türk meşayinden rengi Ata olacak Allahu alem. Hasan Ata var, Bedir Ata var. Bunlardan bir tanesinin dudağı çok kalın. Bir tanesi diyor ki dudağı da çok kalın değil mi? Sıddıkı Azam'a varıncaya kadar bütün meşayı, meşayı kırılıyor, o kimse de felah bulamıyor zaten. Bizim nasıl halkamızda olan kimseye bunu yapabilirsiniz diye? Bu ne demekmiş? Var mı böyle bir hal? Üstadımız bizi nereye teslim etti? Tamam, Burada gelemin bir çok güzel ihvanı vardı. Kürdoğlu Hacı Mehmet Efendi diye. Üstadım derdi, bir çöpü de dikse itaat ederiz diye. İşte teslimiyet bu. Elhamdülillah bağlandı bendim gidemem Gayri'ye. Ahmet Coşkun'u dinlemiştim o zaman hocamızı. Bir şey anlattı. Adamın biri böyle meyve alacak. Sanki yedimdirmiş.
O meyvenin parasını bir tarafa bırakır. Canı diyelim kiraz istiyor mevsim itibariyle. Onun parasını bir yere koy. Çilek biraz devre geçti. O işte kayısılar olmaya başladı şekerpareler, onun parasını. Bir cami yaptırmış İstanbul'da. Onun adı zaten sanki Yedim Camisi. Bir husus daha anlattı. Veren el olmamız gerekir. Bir şoför iş adamını fabrikaya götürüp getiriyor. Fakat götürürken o iş adamı bir cami görüyor ama yarım kalmış. Diyor ki, bir zengin çıkmıyor ki şu camiyi tamamlasa. Aylardan beri böyle duruyor. Yalnız şoför bunu dinleye dinleye dolmuş artık. Tabii, patlayacağız. Yine demiş ki oradan geçiyor, caminin eksik olduğunu görüyor. Bir diyor zengin çıksa da şu camiyi yapsa o sanki yedim dememizin anlamı şu. İnşallah verene dineğimiz hizmet ediyor. Kurbanlarımızı feda edelim diyor. Hiç gerek yok böyle. Ne olacak ki?
Allah'ın Resulü Ayşe Sıddıy Kab havalidemiz radiyallahu anh'a arpa ekmeğiyle karnı doymadan bu alemden çıkıp gitti diyor. Ne zaman karnım duysa ağlarım. Hiç gelmiyor. Feda olsun. Şimdi şoför tahammül edemiyor. Bir zengin çıksa da yaptırsa diyor, çok zenginmiş adam. Patlıyor, diyor ki senden daha zengin bir kimse mi var böyle diyorsun deyince hiç kendini bozmuyorum. Ben zengin demiyorum evladım. Ben zengin ama cömert birisini söylüyorum. Gönlüne yerleşmiş. Biz kanaat üzerinde duruyoruz. Gönlünde kanaat var. Zaten hadisi şerifler gelecek. Ne oldu o Karun? Ne oldu Karun? Ne olacak? Koskoca bir Musa peygambere karşı çıkmanın neticesi ne oldu? Bir hocamız da iptal etti. Velilerden bir zata sözler olunca dedi ki çaldırış etmeyin. Erciyes'e kafasını vursa Erciyes'e ne zarar verecek? Havazı parçalanacak. Kafamız gözümüzü parçalamayacağımıza inanıyorum.
Muhabbetle Allah'ın sevgililerine saygımız var. Bak hiçbir şey olmasak bile günah şahsı söylüyorum. Biz zaten kendimizi koymuş bir kimse değiliz. Diyoruz ki matlub bulunmaz, talip olunur. Yani istenmez. Allah'ımız lütfeder. İstenmeye kalk da bir gör. İnanın ne tadı kalır ne lezzeti kalır. Eğer kişi kendisini böyle bir yere üstatlarımızın konduğu hale koymaya çalışırsa çok değişir iş ve tatsızlaşır. Onu tercih ederler. Allah'ımız. O Levh-i Mahfuz'da seçilir o. Allah'ımız ezelde seçmiştir onları. Bizim irşad ve ıslahımız için yaralamayalım. Yolumuza tam bir gayretle yürüdüğümüzden dolayı da Allah'ımıza hamdediyoruz zaten. Şükrediyoruz, aman ağam. Çünkü onlar öyle bir güzel kimseler ki edebin tarifinde var onların bu güzelliği. Madununu tahkir etmez. Kendisinden aşağı olanı kötü görmez. Maafalgının kendisinden üstün olanın da makamına göz dikmez. Onlar hidayet isteyen kimselerdir.
Ne oldu Karun? Olmaz olsun diyeceğimiz estehübillah. Sonunda onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Şimdi ya arz Huzeyim diyor Musa Aleyhisselam. Yer onu alıyor. İşte değişik zihniyette insanlar demek. Her devirde var bu. Diyecekler ki işte kendisini batırdı, akrabası da olur, malına okunacak. Böyle derler diye Rabbi Zülcelal'imiz de onu da sarayın ve yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edebilecek kimsesi de yoktu. Kendini kurtarabilecek kimseden de kimselerden de değildi buyuruyor. Hasat Suresi otuz seksen birinci ayeti celilede. Diğer Ayet celileler var. Biz Hadis-i Şerif'ten geçemedik. Üzüldü mü? Ve galen Nebi'yi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hadis-i Şerif okudum herhalde. Okuyunca söyleyen bir Hadis-i Şerif. El kanaatı kenzü'llayefla. Kanaat bitmez bir hazinedir. Ayetilleydi. Desamin. Menamile salih han min zekeri nevunse vehu ve mümin.
Öyle bir konu almışız ki Rabbimizin izniyle nereye dokunsak bu çok uzun Hayaten Tayyibe Aysel'deki Cemil Baba'nın Sami Efendimiz'le yapmış olduğu dua. Böyle Erenköy'de sohbet buyuracaklar. Geldi. Kafasında şapkası vardı ama muazzam bir veli hem de meczubinin önde olanlarından birisi. Neyse o hallerine girmeyelim de dua etti Sami Fenümüz Hazretleri hakkında. Hayaten Tayyibe. Onu demek istiyordu. Hızır Aleyhisselam'ın ömrü gibi bir ömür. Ali efendimizin sıhhati gibi bir sıhhat. Bunu deliremez mübarek başı zaten önüne eğildi. Göz pınarlarında da yaşlar meydana geldi. Sami ismini duyar duymaz razı olmazlar efendim. İnşallah birliğimiz çok iyi devam eder. Biz öyle ümit ediyoruz. Tatile çıkmışlardır diyoruz eğer öyle bir durum yok elhamdülillah. Efendimizin evlatları çok sadıktır. Esselam.
Gerek erkekten gerek kadından kim o mümin olarak iyi amel ve harekette bulunursa hiç şüphesiz onu dünyada çok güzel bir hayat ile yaşatırız ve o gibilere herhalde yapageldiklerinin daha güzeliyle ecir veririz. Böyle Kuran-ı Kerim'de kanaat olarak diye geçmiyor da onu ifade eden Ayet celleler var. O sebeple okuyoruz. Bu hayaten tayyibe demek ibadet ve taatinin zevkini duyuyor ve gavun yani yani bir kısım kimseler diyorlar galuhun nehu el ganaa. Yani bunlar öyle bir zümre ki diyelim biz. El kanaa kanaat sahibi, hayatın tayibe tacı hayat. Yine galu innehu erruda Allah'ımızdan gelene razı olmak ve nesimul guht denmiş. Çok uzun bura. Allah'ımıza yakınlık nurunun esintileridir. Çok uzun değişik kısımlar varsa bir görebiliyorum. Uzun. Uzun. Hadisi şeriflerde gerek kanaat kökünden kelimelerle gerekse başka ifadelerle kanaatkarlığa vurgu yapıldığı görülmektedir.
Efendimizin hadisi şeriflerinde çok kısa ifade etmeye çalışacağız. Mesela, kanaatkarlığı bir hisset, tok gözlülük ve gönül zenginliği olarak ele almıştır. İslam'la hidayete kavuşup yeterli miktarda rızka sahip olan ve buna kanaat eden kişi olarak övgüyle anılır. Daha sonra var. Mesela kanaatkarlığı şükrün en ileri derecesi olarak da sayılmaktadır. Yine İslam'a İslam'la hidayete kavuşup yeterli miktarda sahip olana ve buna kanaat eden kişi övgüyle de anmaktadır. Ve diğer hadis-i şeriflere geçmeden önce burada bir Ayet-i Celile kanaat hususunda Esselamle. Yeryüzünde yaşayan ne kadar canlı varsa hepsini hepsinin doğumdan ölüme kadar bütün rızkını veren Allah'tır. Şimdi semadaki kuşların da veriyor. Ta denizdeki balıkların da veriyor. Yerin altındaki böceklere, bilmem planlara, sürüngelenlere vesaire. Allah'ımız herkese rızkını bak ayrı ayrı o hayvanatın nasıl lütfediyor, izah ediyor.
Bir karıncanın mesela. Çok. Yine Ayet celilede, esaller. Ma efalullahu bir azabikum in şekartum ve amentum ve kanallahi şakiran alima. Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size neden azap etsin? Allah şükre karşılık veren her şeyi bilendir. Şükredelim. Yani şükrettiğimiz zaman verdiğine Cenabı hakk'ın leh in şekartum le eziden leküm nimetini de artırıyor. O Allah'ımız canlının yerleşip kaldığı ve emanet durduğu yeri bilir. Onların nerede barındığını, nereden gelip nereye gittiğini, nerede hareket edip nerede durduğunu bilir. Sizin hayat yolculuğunuzu anne rahminden dünyaya dünyadan kabre oradan mahşere sonra cennete diyelim biz. Geçirdiğiniz ve geçileceğiniz aşamaları bilir. İşte bütün bunlar varlık, hayatın belirlendiği apaçık bir kitaptır. Ahirecelerin devamı olarak geçmektedir. Yanlış olmasın diye Ayetcelil olduğu için. Hadis-i Şerifler yine Ayet celleler devam ediyor.
Biraz hemen söyleyeyim. Innallahü ver rezzaku zül kuvvetil metin. Bunu okumamızın sebebi Cenabı hak daha kişi yaratılmadan önce rızkını tespit buyurmuştur. Bizde çalışma gerekir, çalışmamız gerekir. Sebeplerini yapacağız. Netice Cenabıhakk'a bırakacağız. Allah'ımız bizim rızkımızı tespit duyurmuş. Tamah edecek bir şey yok demek istiyoruz. Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp ana kulu etsinler diye yarattım. Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Muhakkak ki Allah, evet o bütün rızıkları veren sonsuz kudret ve sarsılmaz kudret sahibidir. Cin ve insan cinsinin yaratılmasının hikmeti Cenabı hak'ı tanıyıp ona kulluk etmektir. Onlar kendilerini yarattığı için Allah'a kulluk, onlar kendilerini yarattığı için Allah'a kulluk etmelidirler. Çünkü tek yaratıcı olması sebebiyle ibadet edilme hakkında yalnızca Allah'a aittir celle celalühü.
Bunun dışında başka şeylere tüketilen ömürler ve yapılan ameller zayi olmuştur. Bunun bir vebali ve azabı olacaktır. Bana ibadet etsinler ifadesi beni tanısınlar şeklinde de tefsir edilmiştir. Bunun manası ise beni mabud bir isimler, beni kalpte tanıyarak marifetullaha eğilsinler demektir. Gerçek şu ki Allah'ı tanıyıp bilmeden, ona gerçek bir kulluk yapılamaz. Nitekim Ashab-ı Kiram Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ya Resulallah, amellerin hangisi daha faziletlidir diye sordular. O da Allah'ı bilmektir buyurdu. Hangi amel mertebeyi artırır? Yine Allah'ı bilmek. Dediler ya Resulallah biz amellerden soruyoruz. Efendimizin cevabı Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ı bilerek yapılan az amel bile fayda verir, fakat cehaletle yapılan çok amel bile fayda sağlamaz buyurdular. Neseb imamımızdan Ahmet bin Hanbel, Ahmet bin Hanbel Bişr-i Hafi'yi çokça ziyaret eder.
Diyorlar bu kadar ilminizde neden? Ben ilmi çok iyi bilirim ama o da Rabbimizi tanır. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Kutbu'l Azamın Yolunda Marifetullah ve Ruhun… | Mihmandar