Kurban hususunda görüşüyorduk. Kelimenin yapısı üzerinde durduk. Alemin birbirine kurban olduğunu mesela suyun sevgi ve muhabbetle toprağa indiğini, toprağın da bağrına açıp yağmuru derinliklerine kadar indirdiğini güneşin hiçbir yer fark ettirmeden işte şuraya yeşildir şurada güzel sular var, manzarası bambaşkadır, buraya doğayım, yalnız bura kır görünüyor, kıraç görünüyor, bura kumsal görünüyor, çıplak bir dağ buraya doğmayayım demiyor, her yere doğuyor. Bunlardan ne anlıyoruz biz? Diyoruz ki bakın bir toprak yağmura bağrına açıyor, kara bağrına açıyor. Biz neden müminlere bağımızı açmıyoruz? Sevgi ve muhabbetle bakmıyoruz?
Güneş hiçbir yer fark ettirmeden, işte şuranın doğası güzel, şurası o şekilde değildir demeden, işte bura köydür, bu köye nasıl doğacağım, işte büyük şehirdir, hatta metropol bir şehirdir, dünyada takdir edilen bir yerdir, buraya doğarım ama şuraya doğmam demiyor, her yere doğuyor. Müslüman ülkelere de doğuyor, gayrimüslim ülkelere de doğuyor. Buradan bizim alacağımız ders biz gayrimüslimlere karşı da Allah'ın Resulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem Allahüm mehdi gavmi feinnehum la yalemun. Onlar bilmiyorlar da onun için bu şekilde hareket ediyorlar, hidayet ver dediği gibi onların hidayetini istemek ve her tarafa rahmet olarak doğmasıdır.
Nasıl manzarası güzel olan yere doğduğu gibi manzarası görünen yerlere de doğuyor demek ki o gibi yerlere şefkat ve merhamet de göstermiş oluyor müminin demek ki müminlere karşı halis kimselere karşı da şefkat ve merhameti onlara hakkı göstermesi, hakkı tavsiye etmesi hatta hatta hidayetinin artmasıdır diye devamlı tekrar edilmesinin anlamı da bu. Yani doğada gördüğümüz varlıklar birbirini seviyor. Mesela yine bakıyoruz hava, hava öyle bir dostluk gösteriyor ki bize Eğer havanın rüzgarın esintisi olmasa alem boğulur her şeyde biter zaten. Tahammülü mümkün değildir. Misalleri çoğaltmak mümkün İşte bunlar doğadaki cemadat, nebatat ve hayvanat birbirine böyle şefkat ve merhamet gösterirken müminlerin daha ziyade, çünkü onlar yerine göre şuursuz varlıklardır ama insanlar sorumlu olan bir varlıktır insan.
Sorumlu olduğu halde birbirini sevip saymaz, birbirine canını feda etmezse nasıl kardeşlik temin edilebilir diyoruz. Burada kurban saati de yaklaşıyor. Bu sebeple müminlerin din de kardeş olanların nasıl bir dost olacağına ait ifadedeki kurban kelimesinden alarak hareket ediyorum. Dinde kardeşlik nedir? Dinde kardeşlik. Kardeşine hem dış yönüyle hem de gönül olarak şefkat ve merhameti gözetmekle birlikte birbirine canlı feda etmektir. Biz diyoruz ya eskiden böyle bayram namazı kılınacağı zaman demek ki halk bu kelimelere de aşina öyle yabancı değil. Kurban bayramı namazına oyun hazır olan imama derlerdi. Kelimesi kurbanı, bir hayvanı boğazlamak demektir.
Demek ki mümin olan kimsenin kardeşliği neymiş iltizamüş şefkat şefkat ve merhamet içerisinde olmak şefkat ve merhamet aman üşümesin üzerine bunun ceketini verelim, bir işte familyasını giydirelim, paltosunu tutalım, daha başka ihtiyaçlarını görelim, hemen arabayla alalım götürelim, işte diyelim ki ilacını alalım, sair ihtiyaçları varsa onları görelim. Bu değildir sır. Evet böyle olmakla birlikte buradaki şefkat dini meselelerde diyelim ki itikadında bazı yanlışlıklar var. La ilahe illallah diyor ama Muhammedur Resulullah demenin Allah korusun bir fazlalık olduğunu ifade edecek olursa katiyen doğru olmadığını deriz ki Allah'a iman Celle Celalühü Allah'a iman et. Meleklere iman ettin. Kitaplara ve resullere. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme iman etmedikçe onun risaletine nübüvvetine la ilahe illallah demenin bir manası yoktur der, derhal müdahale ederiz.
İşte asıl şefkat bu, asıl merhamet bu. Diyelim ki ibadet ve saatte şimdi kurban deniyor ama bir hindi de kesilebilir. Bunu yapan pek çok yanlış muameleler içerisinde olanlar var. Bir kuzuyu da diyor boğazlasam olur ama bir koyun görünümünde altı aylık bir kuzu şimdi de geliştiriliyor. Mesela bazen koyunla kuzu birbirinden mutlak ayrılırdı koyunlardan. Sütü elde edebilmek için ayırırlar. Ondan sonra süt sağma işlemleri bittikten sonra kuzular koyuna koyunlar kuzuya karışırdı. Şimdi bir kısmı öyle yapmıyor. Ne yapıyor? Hiç süt sağmıyorlar. Beraber koyun kuzuyla beraber oluyor ve çok gelişiyor. Şimdi altı aylık bir kuzu bir koyun görünümünde olacak olursa bir yaşındaki kesilebilir ama bunun dışında hindiymiş vesairiymiş tavukmuş bunları da keserim bu da olur. Bu yanlıştır tabii böyle şefkatimiz bunları ifade edebilmek anlatabilmek aman ha eğer imkanın varsa bir koç al.
Üstazımızın üstağzının babaları, Müsteba Efendi her bir oğlu için koç alıyor ve şartlarında haiz olacak. İşte gözleridir, kulaklarıdır, kuyruk kısmıdır hep bunlar sağlam olması gerekir. Demek ki bizim Mevla'ya kurban olmamız da nedir? Bizim altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyeye halimizin muhafık olması ana karnındaki çocuğun azası teşekkül etmezse ana karnında dünyada sakat kalır Bizim de Allah'ımızın kitabı Kerim'ine efendimiz aleyhissalatu vesselam için Aişe-i Sıddıka validemizin onun ahlakı kana hulukuhu'l Kuran Kuran'dı buyurduğu gibi Kuran'ı azimüşşan'a uygun düşmezse Allah korusun kör oluruz. Nasıl kör oluruz biz?
Bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur, hakkı duymaz, anlamaz, imanında kemali elde etmenin yolunu takip etmez, gönülden inanmayacak olursa dilden inandığını söyler de kalpten inancı Allah korusun zaafa uğrarsa, hakkı görmeyecek olursa, kabul etmeyecek olursa, Mevla korusun, kör olacaktır. Yerine göre çocuk sakatta doğuyor. Ahirete sakat doğmak nedir? Allah'ımız BAGARA suresinde eğer haksız bir kazanca girecek olurlarsa şeytan onları mesh eder, cinler onu mesh eder, o şekilde çarpılmış bir şekilde, felç olmuş bir şekilde kalkarlar bulunuyor. Bakıyorsunuz sağır doluyor çocuk. Anadan doğuş, doğuştan sağır diyor doğduğu günden itibaren bu sağır doğdu. Nedir? Hakkı görmüyor ve kör. Hakkı da işitmiyor, işitmek de istemiyor. Bunlar kulun Allah ile arasındaki işlerdir Celle Celalü Teeyip geçiştiriyor, hiç dinlemek istemiyor.
Üstadımız buyuruyorlar ya gıybet söylesen güler yüzleri, kitap okusan uyur gözleri duymuyor. O zaman ne oluyor? Duymayan sağır. O alemde Allah korusun eğer burada hakkı görmezse kör, topal ve sağır oluyor. Allah korusun. Taha suresi yüz yirmi dördüncü ayeti celile'de de körlüğü ifade buyuruyor ya. Kim bizim zikrimizden kitabı kerimimizden ayrılırsa, onlarda sıkıntılı bir hayat hem geçiminde hem insanlarla münasebetinde, kendi içinde, dışında her şeyinde sıkıntını ve nahşur o yevmel kıyamete ama ama olarak haşrederiz diye buyrulur. Üstadımızın üstadının babaları Mustafa Efendi Hazretleri her bir evladına koç alıyor. Elli beş yılında üstaz-ı Ali'miz Adana'da, tepe bağda vavuzu nasihatte bulunurken Sami Efendi Hazretlerinin Kaddafi hazretleri, kardeşleri Ferit Bey'de geliyor. Onu gördüğüm zaman coşardım buyurdular, üstü ağzını hatırlayarak.
Bir gün soruyor, ağabey hakkında bazı manevi hallerden, hatıralardan bahsetseniz deyince diyor ki babam hepimiz için kurban bayramında koç alırdı, çukurlar kazılır, işte bizim koçlar kesildi fakat ağabeyimin koçu kendi eliyle çukura doğru yürüdü yürüdü yürüdü kendi eliyle yattı tam çukur kısmına boğazını getirdi hepimiz şaşakaldık Babam, Müşteba efendi oğlum zamanın büyük insanlarından olacak sakın ha halini kimseye açmayın, bu sırrını vermeyin, buyurmuştur. Şefkat deyince sadece bünyesini düşünmek değil ruh bünyesini, kalp bünyesini, sır bünyesini de düşünürüz. Ne oluyor kardeşim bak şeklin şemailin değişmeye başladı. Sen ne kadar güzel bir insandın, gözlerin ağlardı, gönüllerin Allah diye yanar, ne bileyim kötülükleri dağlardı. Ne oldu sana bak şeklin şemailin değişmiş.
Bak konuşmanda bile bir tatlılık olurdu o zevk yok ne kadar ehlullahtan da konuşsan onların halinden de ayetlerden hadislerden bir zevk gelmiyor bir sıkıntı geliyor kardeşim dikkat edelim diye birbirimize yardımcı olacağız. Şefkat budur, merhamet budur. Onların biiznillahi teala eğer o kalp bizde varsa bakmaları bile kifayet eder. Yürümeleri bile İslam'ımıza vesile olur ama bunu anlayan ve bilen için Allah'ın resulünü Ashabı Kiram tanıdı bildi ama bir başkası tanıdı mı? Biliyorsunuz Ebu Cehil'in en çirkin kimse dediğini haşa doğrusunu buyuruyorlar. Hazreti Sıddık radıyallahu anh desen ne güzelsin Ya Resulallah ne müstesnasın diye onu övmek için kelimeler bulamayız ki biz Efendimizin vasfında şair Abdullah bin Revaha diyor ki sözlere ne gerek var onun mübarek vechi saadeti mucize olarak yeter diyor. Demek ki onları tanımak için bir kalp ister, gönül ister.
Mesela biz diyelim ki çok büyük haz duyuyoruz Ehlullah'tan. Bunu bizzat müşahede ettiğim için söylüyorum. Hamdi Boyda hocamız da bunu ifade etti bir görüşmemizde. Hamdi Efendi dedi ki ifade edince işte dedim eğer fikrini gönlünü kalbini değiştirecek olursa Ehlullah'a karşı o kimsenin feyzi zehir olarak gönlüne dökülmeye başlar diyor. Zehir olur diyor. Ya ben haz duyuyordum, zevk duyuyordum, şimdi ise hiç haz almıyorum. Elhamdülillah, şimdi öyle bir rahatladım ki demeler neler? Gönle zehir akmasından olur. Böyle ifadeler, böyle anlatır. Şefkati ve merhameti uhrevi yolda olur. İçte ve dışta kurban olur. Hem içiyle hem de dışıyla canını feda eder. Bu kelimeden alarak ifade ediyorum. Mesela bu mübarek yoldaki kardeşliği anlatırken büyüklerimiz demişler. O ruhi bir alakadır. Çünkü bedene dayanmaz, toprağa dayanmaz, imana dayanır.
Sıddıyı Azam'a aleyhissalatü vesselam efendimizin benim sadrımda ne varsa sıddıka boşalttım buyurduğu nurdan Ali Keremallahu veche Efendimize öğrettiği zikrin mirasına konan kimseler vasıtasıyla olur. Bu ruhani bir alakadır. Alakatün ruhaniyetün derken imandadır. İmanın kemalini sağlayan ihsan mektebinin müdavimlerindedir Müdavimlerinde olur bu Ona devam eden kimselerde olur Bunun temelini oluşturan bunun mayası özü nedir? Üstazı alilerimizdir Meşayı kiramdır bu ruhi alakayı temin eden kimseler Bunun gayesi nedir Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme hem söz olarak hem hareket olarak içi ve dışıyla tamamen uyulması gereken olan gereken efendimiz aleyhisselatu vesselama tam bağlanıp fert ve cemiyet olarak bu güzelliği temin etmektir sağlamaktır. Demek ki tarik ehlinin kardeşliği ruhi bir alakadır manevi bir alakadır onun temeli üstazı alilerimizdir.
Onların vermiş olduğu evrad ve ezkardır. Mesela buna İmamı Gazali rahmetullahi el Bari hazretleri mişkatü nübüvvet buyuruyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın nübüvvetinden gelen bir kardeşliktir. Gelen bir nurdur bu. Gayesi nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme zahiren ve batınan söz olarak hareket olarak her şeyimizle uyup teslim olmaktır. Mesela Allah için dost olmayı öyle güzel anlatmışlar ki Orada cennet yaranı kardeşler birbirleriyle olan münasebetlerinde karşılıklı koltuklar üzerinde otururlar. Allah'ın sevgili kulları olarak söyleyin bunu. Kulları olarak onlar karşılıklı koltuklar üzerinde otururlar. Birbirlerine muhabbet içerisinde olurlar. Demek ki bunlar veçelerini yani yüzlerini birbirlerine sevgiyle dönerler. Muhabbetle dönerler. Kalp olarak kin diye hasetlik diye hiçbir şey kalmaz sevgi ve muhabbetle birbirlerine döner, muhabbet ederler.
Onların öyle bir dostluklar olur ki Onlar sadece zahiren öğrenmekle kalmazlar. Öğrendiklerinin esrarına erişerek kemal haline erişmişlerdir. Ruhani riyazatlara da çok dikkat ederler. Nedir? Mesela cennet talebinde bulunmazlar. Allah'ın rızasını talep ederler. Mesela ibadet ve saatte haz için lezzet için değil sadece Mevla rızası için yaparlar. Tarifi zor yaşanan bir husus bu. Ruhani riyazat demek bu ruhi zevklerden de uzak sadece Mevla diyorlar. Başka bir şey yok. Zaten o zevki unutmuş öyle bir riyazat yapıyor ki Ruhi mesela Allah derken Celle Celalühu o lafz-ı ilahiyi geçmiş o. 0 Allah'ımızla olmuş, Mevla ile olmuş o. Bunu biraz izah etmem lazım.
Muhammed Bahaüddin Hazretleri için üstazı diyor ki, hatta bir dedikodu çıkıyor diyorlar ki efendim biz sohbet halkasında zikre oturuyoruz hepimiz Allah Allah Allah derken Muhammed Bahaittin hiç ses çıkarmıyor hiç seslenmiyor Buyuruyorlar ki onun haline karışmayın. Onun Mevla ile olan hususi bir durumu vardır. Onlar Mevla ile olmuşlar. Yani yine nasıl tarif edeyim biz ne diyoruz? Ah Beytullah, ah Ravza-i Mutahhar'a. Adam Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mescid-i Saadetine girmişse onu der mi? Gönlünü açar, istifade etmek için azami gayret gösterir. Beytullah diye yanan kimseler mesela dedem Rahmetullah Ali Hazretleri Şeyh Mustafa Kulusi Gaddisallahu Sırra bir kömür pazarlama bahanesiyle olsun gitsek diye dostlarıyla konuşurlarmış. İşte İskenderun'a geçsek, oradan öteye geçsek, yetişsek diye o günkü imkanlar dahilinde nasip olmamış.
Öyle olurmuş ki bir hacca giden kimse bir yıl ziyaret edilirmiş, bir yıl ziyaret edilirmiş. Yanıyor, yakılıyor. Beytullah deyip yanıp yakılıyor ama kavuştuktan sonra Beytullah diyor mu? Artık tavafa başlıyor. Adam mesela açım diyor. Yahu diyor bir susadın, bir su verin, açın bana bir ekmek getirin ama suyunu getirmişin yemeğini önüne koymuşsun O kimse artık su su su der mi yemek yemek yemek der mi artık yemekle meşgul olacaktır. Aynen bunun gibi hikmet ehli insan demek budur. Ruhani zevklerin ve ruhani riyazatlerin ifadesini biz bu sayılı dakikalar içerisinde bitirmemiz mümkün değildir. Bir de basiret ehli insanların dostluğu vardır basiret ehli insanların bunlarda tespih ve takdis vardır. Sübhanallah derler. Sübhanallah derler ve tesbihatta Rabbımızı zikirle meşgul olurlar. Onlar tamamen masivadan uzaklaşmışlar.
Allah'ımızın azamet-i ilahiyesi ile ondan korkmak suretiyle azamet-i ilahiyesinden bu da yaşanan bir husus, nasıl söyleyeyim? Korku ayrı, haşyet ayrı. Azameti ilahiyeden titremek diyoruz başka bir şey diyemiyoruz ki erir onlar, yani vücutları ortadan kalkar ve o kimseler nedir? İbadet ve saatte daimdirler Ve zikirleri de bütün alemle beraberdir onlar. Zulümat olarak ifade edilen dünya çocuklarından diyor, yani dünyanın ceplerinden tamamen kaçınmışlardır onlar. Yakınlık içerisindedirler, Allah'ımıza yakınlığın içerisinde olan kimselerdir. Nuri ilahiyeye kavuşmuş kişiler olarak haber verilir onlar. Halleri, hayatları budur efendim. Bunların bizden farkı nedir? Mesela ana ve baba olarak kardeşlik var. Bir de ilahi kardeşlik var. Onlar ana ile ve babanın, ana ile babanın bir araya gelmesinden hasıl olan toprağa dayanan bir kardeşlikleri bir birliktelikleri vardır. Ama din kardeşliği nedir?
Ve hakikatin nutfihe nurullah. Onların nutfesi nedir? Haya ettiğim için diyemiyorum. Yerlik suyu diyeceğim yine haya ettim. Mecbur kaldığım için diyorum. Onlar nübüvvete dayanan bir sevgi ve muhabbet içerisindedir. Böyle bir yakınlıkları vardır. Bu da nedir? Bu nutfe nedir? Allah'ın nurudur. Toprağa dayanmaz. Neye dayanır? O imana dayanır, şüphesiz. Sonra Kardeşlik birbirine benzeyen iki nesne arasında olur. Bu benzeme nedir? Huyda birbirine benzer ve hareket olarak birbirine benzeyen kimselerdir. Hatta İbrahim bin Ethem Hazretleri diyor ki dostluk hususunda, işte bana bir şeyler ver, malik olduğun kıymetlerden bana ihsanda bulun, işte ihtiyacım var dediğinde Fegal kemturi'dir. Sen ne kadar istiyorsun? Eğer diyor ne kadar istiyorsun diyecek olursa o kardeş değildir. Hepsi senin diyecek. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin.
Demek ki kurban günlerine yaklaşıyoruz bayramına birbirimize Allah için kurban olup hakkı ve sabrı tavsiye edeceğiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.